Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Valiler Toplantisi’nda yaptigi konusmasinin tam metni

 

Sizlerin şahsında 81 vilayetimizdeki tüm vatandaşlarıma sevgilerimi, saygılarımı yolluyorum.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne, bu gazi mekana hoş geldiniz.

Bir yıllık aranın ardından siz kıymetli mülki idare amirlerimizi milletin evini ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek isterim.

Artık geleneksel hale gelen valiler toplantımızın gerek gündemdeki konular, gerekse vizyon ve hedeflerimiz bağlantısında önemli bir istişari platform oluşturduğuna inanıyorum. Her zaman ifade ettiğimiz gibi, barika-i hakikat müsademe-i efkardan doğar, yani hakikat kıvılcımı fikirlerin çarpışmasıyla ortaya çıkar. Valiler toplantısı da fikirlerin tartışıldığı, müzakere edildiği ve farklı düşüncelerin dile getirildiği bir ortak aklın oluşmasına vesile olan, böylece hem sahada, hem merkezde vatandaşlarımıza daha etkin, daha kaliteli, daha hızlı hizmet sunma yollarının arandığı bir zemindir. İyi ve verimli değerlendirildiği taktirde bu çalışmaların meyvelerini muhakkak alacağımızı düşünüyorum. Bu açıdan bizleri tekrar bir araya getiren İçişleri Bakanlığımıza, Sayın Bakan ve ekibine gönülden teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, istişare gereklidir. Bildiğiniz gibi, Rabbim bizlere verdiği emirde, her işinizde istişare ediniz buyuruyor. Bu, devleti yönetenlere yönelik bir emri ilahidir. Bunu hiçbir zaman ihmal etmeyeceğiz. Devletin en üst makamından aşağıya doğru indikçe, yönetim mevkiinde olan herkesin yapması gereken bir işlev.

Bir süredir ülkemiz bu coğrafyadaki bin yıllık varlığı ve bekası açısından tarihinin en kritik süreçlerinden birini yaşamaktadır. İstikbalimiz için ikinci bir kurtuluş savaşı verdiğimiz bir zaman diliminin tam ortasındayız.

Şu gerçeği artık inkar edilemez bir şekilde hep birlikte görüyoruz: Türkiye, içeriden ve dışarıdan kuşatılmaya çalışılıyor. Ülkemiz tıpkı pençeleri sökülmüş bir aslan gibi ehlileştirilmek, boyunduruk altına alınmak isteniyor. Eski o pısırık Türkiye’ye alışmış olanlar, iddialı, vizyoner ve güçlü bir ülkeyi, güçlü bir Türkiye’yi hazmedemiyorlar. Uzun yıllardır birileri tarafından sadece ileri garnizon olarak görülen bir ülkenin, milli menfaatleri doğrultusunda kararlar almasını, hepsinden öte aldığı kararları hayata geçirme iradesi göstermesini kabul edemiyorlar. El kapılarında 3 kuruşa boyun eğen, ekonomisi IMF komiserleri tarafından yönetilen bir Türkiye’ye alışkın olanlar, ülkemizin bugünkü konumunu içlerine sindiremiyorlar. Bizim alan el değil de veren el durumuna gelmemiz, emin olun birilerinin kabusudur. Fakat uluslararası toplantılarda dahi şu anda Amerika’dan sonra dünyada en az gelişmiş ülkelere destek noktasında donörler toplantısında birinci sırada Amerika gözüküyor, fakat milli gelire oranla baktığımızda birinci sırada Türkiye. Asla bunu toplantılarda dile getirmezler, bunu konuşmazlar, en fazla desteği veren ülke Türkiye’dir demezler, Arakan’da, Suriye’de böyledir demezler. Sadece kendi aramızda birebir görüşmeye başladığımızda, ya gerçekten çok büyük yük çekiyorsunuz, orada derler. Avrupa Birliği’nde de bu böyledir. Sözü verirler, ondan sonra sözün de arkasında durmazlar, çünkü bunlar dürüst değildir, bunların hayatları yalandır. Hiçbir zaman bunlardan biz dürüstlük görmedik. Öyle veya böyle biz inandığımız yolda kararlı bir şekilde yürüyeceğiz, çünkü bu milletin şahsı manevisinde bu vardır.

Türkiye’nin bağımsızlığına leke sürdürmeme kararlılığı, evet, birilerini ciddi olarak rahatsız ediyor. İşte bu hafta Ukrayna, arkasından Sırbistan ve Sırbistan’da da Novi Pazar’a gittik, hemen bazı feedback’ler aldım. Aldığım feedback’ler şöyleydi: Bu bizi rahatsız ediyor. Çünkü bunlar Sırbistan’ı falan Avrupa Birliği arka kapısı olarak gördüğü için, ha Türkiye buralara uzandı ha, olmaz böyle şey. Öyleyse buna karşı da bazı tedbirler geliştirmemiz gerekir, bu anlayışın içerisindeler. Ne geliştirirseniz geliştirin, biz yolumuza devam edeceğiz.

Ve hamdolsun, gerek Sırbistan Cumhurbaşkanının Sırbistan’a indiğim anda kabinesiyle havalimanında bizi karşılaması, dün gece de uğurlarken yine kabinesiyle bizi gelip orada uğurlaması, bu da ezberleri bozan bir girişimdir. Beraberce Novi Pazar’a gidişimiz, o da tabi birilerinin şu andaki yaklaşım tarzlarını alt-üst etmiştir. Orada halkın arasında halkla kaynaşmamız rahatsız etmiştir. Fakat biz dünya barışının nasıl sağlanacağını gösterme bakımından da bunları yapmaya mecburuz, birileri bozmaya, biz yapmaya çalışacağız.

Türkiye’nin mazlum ve mağdurlar için umut olması, haksızlıklar, hukuksuzlar karşısında sesini yükseltmesi, belli çevrelerin tabi ki konforunu bozuyor. Türkiye kendine geldikçe, gücünün fakına vardıkça, baskılara eyvallah etmedikçe, emin olun ki birileri ne yapacaklarını şaşırıyor. Çünkü güçlü Türkiye demek, mazlumlara sahip çıkan Türkiye demektir. Bağımsız Türkiye demek, kendine biçilen rolü sorgusuz, sualsiz kabul etmeyen ülke demektir. Hepsinden önemlisi, böyle bir Türkiye diğer ülkelere emsal olan, onlara umut olan bir ülke demektir.

Ülkemizin bu yükselişini engellemek, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını durdurmak için çok yönlü, çok aktörlü kirli bir plan uyguluyorlar. Bu planın içinde ekonomik tetikçilik var, bu planın içinde millet iradesini tank ve topla esir alma var. Bu planın içinde mezhep ve etnik temelli kışkırtmalar var. Bu planın içinde terör örgütlerine sahip çıkma, teröristleri baş tacı etme var. Bu kanlı oyunun içinde figüran olarak FETÖ, PKK, DEAŞ, DHKP-C, eli kanlı çeteler de var. Bu senaryonun içinde medya manipülasyonları şahsıma, Hükümetimize ve devletimize karşı düzenlenen itibar suikastları da var. Elbette bu oyunun içinde uluslararası hukukun hiçe sayılması, diplomatik teamüllerin ayaklar altına alınması da var. İşte son dönemdeki Amerika ile Türkiye arasındaki vize gerginliği bunun en güzel ifadesidir. Çok açık, net konuşuyorum; bu olayı ortaya çıkaran buradaki bir büyükelçidir. Amerika’nın Türkiye gibi bir stratejik ortağını bir kendini bilmez büyükelçiye feda etmesi kabul edilemez, buna bizim evet dememiz mümkün değil. Dışişleri Bakanıma onu söyledim, onların aldığı karar metni neyse, gönderdikleri yazı metni neyse kelimesi kelimesine aynını onlara iade edeceksiniz ve aynı şekilde uygulamayı biz de başlatacağız ve 2 saat içerisinde biz de onu başlattık. Niye? Biz asırlara baliğ olan bir devletiz, biz bir kabile devleti değiliz, biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yiz, bunu kabul edeceksiniz. Ha bunu kabul etmediğiniz takdirde kusura bakmayın, biz size muhtaç değiliz ya. Biz sizden paramızla silah istediğimiz zaman kongre diyorsun, ama terör örgütüne 3-5 kuruş para dahi almadan gelip silahı ücretsiz olarak veriyorsun. Niye? Türkiye’yi güneyden kuşatalım diye. Geri planını söylemiyorum, bunun arka planı da var tabii, ayrı bir konu. Ve 3 bin 500’e ulaşan tır Kuzey Suriye’ye girmiş vaziyette. Bunda ağır zırhlıdan tut tüm en modern silahlara varıncaya kadar bu tırlarla bunlar oraya getirildi. Sayın Başkana sordum, dedim; bunlardan haberiniz var mı? O zaman bin 250 idi tırlar, sonra 3 bin 500’e ulaştı. Olur mu böyle şey dedi, biz bir taraftan para temin etmeye çalışacağız, onlar buralara bunları gönderecekler. Hamburg’da oluyor bu G-20 toplantısında, çağırdı generallerini. Güvenlikten sorumlu olanı çağırdı, Pence’i çağırdı, hepsiyle beraber orada özel bir görüşme yaptık, yine orada aynı şeyi onlara sordu. Efendim dediler, biz seri numaralarını falan kaydediyoruz, bunları daha sonra geri alacağız. Sayın Başkan dedim, arkadaşın dediğini Bush zamanında Irak’ta da yapıldığında bize söylediler, ben o zamanı da yaşadım. Bana o zaman da yine Sayın Bush aynı şeyi söyledi; seri numaralarını alıyoruz, bittikten sonra biz bu silahları geri alacağız. Her şey bitti, Kuzey Irak’taki PKK’ya yaptığımız operasyonlarda ele geçirdiğimiz silahların bir kısmının Amerika, bir kısmının Rusya olduğunu gördük dedim. Bu gerçekleri lütfen bilelim. Yani bunlar bizi herhalde görmez, sağır, böyle zannediyorlar, öyle alışmışlar çünkü. Ama böyle bir Türkiye yok artık. A’dan Z’ye her şeyini inceleyecek, bakacak ve bu uluslararası rekabette de yerimizi alacak olan bir Türkiye’yiz. Ama bunun arkadaşlar, kusura bakmayın köşe taşları sizlersiniz. Eğer sizler dik durursanız, sağlam durursanız, o zaman bunlar evvel Allah buralarda en ufak bir cirit atamazlar. Tüm araçlarıyla, tüm piyonlarıyla yıllardır farklı kimlikler altında gizli gizli besledikleri lejyonerleriyle bunlar üzerimize geliyorlar, gelecekler. Ama biz sağlam duralım.

Değerli arkadaşlar; Türkiye asırlık bir hesaplaşmayla karşı karşıyadır. Gezi olaylarında duvarlara ne yazdılar hatırlayın; “zulüm 1453’te başladı” diye yazılması, İstanbul’un Anadolu Yakasında Kadıköy’de asla tesadüfi değildir, bunları çok iyi bileceğiz. 1453’ü zulüm olarak görenler olsa olsa ancak Bizans’ın çocukları olur, bu milletin evladı olmaz. Bölücü terör örgütünün çukur eylemleri üzerinden özerklik hevesine girmesi boşuna değildir. FETÖ’cü katillerin 17-25 Aralık teşebbüsüyle başlattıkları ihanetlerini en son 15 Temmuz’da 250 vatandaşımızın kanını dökerek devam ettirmeleri de bu kurgunun bir parçasıdır. Kimi Avrupa ülkelerinin önceden gizli-saklı şekilde himaye ettikleri teröristlere artık alenen sahip çıkmaları da aynı hedefe yöneliktir. Güney sınırımız boyunca oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun amacının DEAŞ’la mücadele olduğunu kim iddia edebilir, var mı böyle bir şey? Yalan. Terör koridoru sadece Türkiye’yi kuşatmaya yöneliktir, kimse bizi aldatmasın. Ve rejim PKK’ya oradan yanınızdayız diyor, Barzani’ye yanınızdayız diyor. Bakın dün Barzani’yle çatışan rejim şimdi yanınızdayız diyor. PYD’yle çatışanlar veya Barzani’yle çatışan PYD şimdi beraberiz diyor. Bunlar birbirinin dostudur, bunlar bizim dostumuz olamaz; biz bu gerçeği bileceğiz, ona göre adımlarımızı atacağız. Suriye’yi dünyanın en büyük silah pazarına çevirenler, eli kanlı katilleri en modern silahlarla donatanlar tüm bunları herhalde demokrasi aşkına yapmıyorlar, bunların demokrasiyle falan alakası yok, kesinlikle yok. Az önce söyledim, paramızla satın alamadığımız silahların terör örgütlerine bilabedel verilmesinin makul, mantıklı, tutarlı bir izahı olabilir mi? Bundan sonra artık, Sayın Bakan da burada, söylüyorum; Sig Sauer diye bir silah bizim Polis Teşkilatımız kullanmayacaktır, kullanmamalı. Artık biz kendi ülkemizin silahlarını kullanmak suretiyle bu adımları atacağız. Biz artık bu tabancaları veya bunun daha uzun mesafelisini ülkemizde yapıyoruz ve bundan dolayı da kendi silahlarımızı kullanmak suretiyle Polis Teşkilatımızı daha diri, daha sağlam ayakta tutacağız. Gerek yok, çünkü onlardan almaya devam ettiğimiz sürece bize tembellik geliyor, gerek yok. Biz kendi ürettiklerimizle, kendi ülkemizde üretilenlerle bunu yapalım. Adam  bin 500 tane kalkacak silah verecek, verdiği cevap ne? Kongreden geçmedi. Şuna bak ya. Onlar sizlerin olsun, bizim ona ihtiyacımız yok ve bu noktada kararlı adımlarımızı atacağız. Çünkü bu yaşananların hiçbiri tesadüfi değildir, planlı, programlı bir şekilde aşama aşama hayata geçirilen bu kirli planın hedefi, Türk milletine diz çöktürme planlarıdır. Burada mesele şahıslar veya partiler değildir, burada hedef ülkemizdir, tüm Türkiye’dir. Bu saldırıların muhatabı, güçlü, müreffeh ve bağımsız bir Türkiye idealine inanan herkestir.

Altını çizerek ifade etmek isterim ki, şayet biri ülkemizin son birkaç yıldır yaşadığı açık ve örtülü operasyonları önemsizleştirmeye çalışıyorsa, o kişi bilinçli bir manipülatördür. Ülkemize diz çöktürmek için alınan kararlardan kendi hükümetini sorumlu tutan kişi, aklını hırslarına vermiş bir zavallıdır. Şayet bu tarz hezeyanlar bir ülkenin Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanından çıkıyorsa, artık bu zatı, kusura bakmayın, ben yerli ve milli göremeyeceğim gibi, bu ülkenin hassasiyetlerine kulak veren birisi olarak da görmem mümkün değildir.

Kuşkusuz zor günler, aynı zamanda eleme, elenme, ayrışma günleridir. Bu günler milletimizin hakiki dostlarıyla sahtelerini, vatanperverlerle uşakları ayırma zamanlarıdır. Daha önce olduğu gibi, bu süreçte de milletimiz kendini gerçekten sevenleri, ülkesine gerçekten değer verenleri görme fırsatı buluyor. Ülkesinin yanında yer almak varken, birilerinin emir eri gibi hazır ola geçenlere hak ettikleri ders milletimiz tarafından sandıkta verilecektir.

Şimdi hesaplar yapıyorlar, şu vize olaylarıyla ilgili işte ülkemizin kaybı 50 milyar filan diye. Neye göre bu hesabı yaptılar anlamak da mümkün değil. Ya bizim zaten Amerika’yla ticaret hacmimiz son dönemlerde 15-16 milyar dolara düştü. Onu da bir kenara koy, bu da onlardan savunma sanayine yönelik aldıklarımız ağırlığını ifade eder, bizim verdiklerimiz zaten çok çok cüzi bir şey. Böyle bir yerde, hep söylüyorum, kavgaya girdiğiniz zaman atılan yumruğun sayısı sayılmaz, böyle bir şey olduğu zaman da bu sayı sayılmaz. Kalkacak bize karşı böyle bir tavrı takınacaklar, ondan sonra da, ee? Burada şu kadar kayıp varmış, bu kadar kayıp varmış. Birisi de çıkmış konuşuyor, işte öğrenciler Amerika’ya gidemiyor, şu olmuyor. Aynı şey onun için de geçerli canım, gidemeyebilir. Mesele burada millidir, mesele burada yerlidir, mesele burada vatandır, gerisi teferruattır.

Değerli arkadaşlar, şunu unutmayın: Yolu doğru olanın yükü de ağır olur. Allah hiç kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez, bunu da böyle bilelim. Türkiye 2 bin 200 yılı aşan devlet geleneğiyle bu sıkıntıların üstesinden gelecek birikime sahiptir. Bin yıldır vatanımız olan bu coğrafyada birilerini ihsanıyla ya da lütfuyla bulunmuyoruz. Ana Muhalefetin başındaki adamın geçmişine baktığın zaman, zaten bunlar Amerika’daki liderlerin, affedersin, lider poposunu tırabzana dayıyor, o da karşısında el pençe divan duruyor. Tabi bu dönemler geride kaldı, böyle bir Türkiye yok artık. Her yerde karşımızdaki neyse, biz de oyuz, el öyle el pençe divan duran bir Türkiye yok. Bunu herkes görecek, bilecek ya, buna göre konuşacağız. Eğer siz şahsiyetinizden taviz verir hale geldiğiniz zaman, sizin sırtınızda daha çok boza pişirirler; dik duruş bizim için önemli.

Her bir karışı şehitlerimizin mübarek kanlarıyla sulanan bu topraklar, bedeli canla, kanla ödenerek vatan kılınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti nevzuhur bir devlet değildir, biz kuralları da bilir, hukuku da bilir, teamülleri de gayet iyi biliriz. Uluslararası hukukun temelinde egemen devletlerin eşitliği ilkesi vardır. Biz birilerinin kendilerini değerlerinin üstünde konumlandırdıkları mevcut çarpık sistemi kabul etmedik, etmiyoruz. Bu itirazımızı her platformda ve her fırsatta da dile getiriyoruz. Egemenlik haklarına saygı ve ortak menfaatler temelinde tüm ülkelerle iş birliğimizi geliştirmenin mücadelesini veriyoruz.

Bugüne kadar hiçbir ülkeyle dostluğumuza ve müttefikliğimize halel getirecek bir tutumun içine girmedik, girmiyoruz. Güvenlikten mülteci krizine, terörle mücadeleden ticarete kadar kime ne söz verdiysek hepsini yerine getirdik. Çoğu zaman yalnız bırakılsak da taahhütlerimize bağlı kaldık. Allah aşkına, yarım asırdan fazladır söz verildiği halde üye yapılmayan, ama buna rağmen üyelikten vazgeçmeyen bir başka Avrupa ülkesi var mı? DEAŞ’a en büyük darbeyi indiren, ama buna rağmen DEAŞ’a destek veriyor iftirası atılan başka ülke var mı? 250 şehit pahasına, 2 bin 193 gazi pahasına demokrasisine sahip çıkan, fakat demokrasinin beşiği olmakla övünen ülkelerden hiçbir destek bulamayan başka ülke var mı? Demokrasi demokrasi deyip teröristleri ülkelerinde saklayan, bu ülkelerden başka ülke var mı?

Bir taraftan demokrasinin ana vatanıyız diyeceksin, teröristi saklayacaksın, PKK’lısını da saklayacaksın, FETÖ’cüsünü de saklayacaksın, dosyalar gelecek dosyalara itibar etmeyeceksin, ondan sonra FETÖ’yle irtibatlı olan ülkemizdeki diplomat vasfı olmayan Konsolosluğunda saklanan bir kişinin kendine göre hakkını arayacaksın. Öbür tarafta İzmir’de yine bir papazın şu anda tutuklu, bunu kurtarmaya çalışacaksın. FETÖ’yle açık, net her şeyiyle ilişkili bağı var, irtibatı var, bütün bunlar ortada. Ee?.. Bunları koruyacaksınız, böyle bir şey olamaz.  

Benim kendi bankamın Genel Müdür muavinini kalkacaksın hiçbir suçu olmadan alıp tutuklayacaksın. Öbür tarafta vatandaşımı, 2 yıl oldu neredeyse, kalkacaksın, hiçbir şey ortaya koymadan yargılayıp, itirafçı olarak da kullanmak isteyeceksin.

Bir diğer taraftan benim korumalarımı, 13 tane korumamı, ki bunların içinde birkaç tanesi Amerika’yı daha hiç görmemiş, orada da değil ve bunlarla ilgili orada anında gözaltı kararı çıkartacaksın, tutuklama kararı çıkartacaksın. Sonra görüşeceğiz, diyeceksin ki, bunlar Federal Devletin polisleri değil, eyaletin polisleridir. Ya ne olursa olsun, lafa geldi mi koskoca Amerika’sın. Orada sizin davetinize icabette bulunan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını adeta terör örgütü mensupları rahatsız ediyorsa, ona saldırmak için orada her türlü gösteriyi yapıyorsa ve bu ülkenin vatansever evlatları da orada onları engellemek isterken kalkıp bizim evlatlarımızı tutukluyorsun, PKK teröristlerini aradan birkaç gün geçince serbest bırakıyorsun, o evlatlarımız hala içeride. Demokrasi bu mu ya, adalet bu mu? Bunları kendilerine söylediğimiz zaman, talimatlar verildi deniyor. İşte biz de talimatları verdik. Neyin talimatını verdik? Biz talimatımızı şu anda yargı süreci içerisinde olana değil, onun dışında olanlara verdik.

Eğer koskoca Amerika Birleşik Devletleri’ni Ankara’daki Büyükelçi yönetiyorsa yazıklar olsun, çünkü bu takınılan tavır aslında budur. Sen benim stratejik müttefikime böyle davranamazsın, böyle hareket edemezsin demeleri lazımdı, ama bunu diyemediler. Şu anda da bu yanlış bu Büyükelçiden gelmiştir ve Büyükelçi Hükümetim adına ben bu adımı attım diyorsa, eğer bunu da Dışişleri Bakanı da, Sayın Başkan da savunuyor, arkasında duruyor, kusura bakmasınlar, biz de şu anda aldığımız kararın sonuna kadar arkasındayız.

Emin olun, çiftçe standartlar karşısında bizim gösterdiğimiz sabrı dünyanın hiçbir ülkesi gösteremez. Ve yine sırtına yediği onca hançere rağmen herkesle dostluk hukukunu korumaya çalışan bir başka ülke yoktur. Ama öyle bir Ana Muhalefet, öyle bir muhalefet var ki, istisnası MHP’yi tenzih ederim, bakıyorsun ne diyorlar? Söyledikleri şey bu: Dünyada şu anda görüşecekleri ülke kalmadı. Bakıyorsun bir tanesi kalkıp diyor ki, işte Batıdan tamamen kopmuş, Ortadoğu’ya sığınmış bir Türkiye var. Kim? Önünde de bir profesör yazıyor. Ha bunlar haddini bilmiyor ya. Senin her yerine profesör olsa ne yazar ya? Sen bir defa neyi müdafaa ettiğini, neyi konuştuğunu, şu anda Türkiye’nin bulunduğu yeri, konumu bilmeyecek kadar acizsin. Ve televizyonda bunlar izlenildiği zaman, ben nefret ediyorum, bunlardan çıkan öğrenciden hiçbir şey olmaz ve o öğrenciler zaten bu tür hocaların öğrencisi olmaktan da inanıyorum ki nefret ediyorlar.

Türkiye şurada 15 senede nereden nereye geldi, bütün bunlar ortada. Türkiye’nin bu büyüme trendini görmeyecek kadar cahil olan bu insanlarla nereye gidilir?

Atalarımız, ağır kazan geç kaynar demişlerdir. Türkiye olarak biz de yaşadığımız onca ihanete, şahit olduğumuz onca yalan-dolana rağmen vakarımızı asla bozmadık, bugüne kadar daima diyalogdan, uzlaşmadan, nezaketen ve diplomasiden yana olduk.

PKK ve FETÖ başta olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadelemizde ikili anlaşmalarımız çerçevesinde adımlar atılmasını hep talep etti. Ancak, dost ve müttefikimiz olarak görünen birçok ülke bu konuda gereken hassasiyeti göstermedi. Vatandaşlarımızın kanına girmiş, demokrasimizi hedef almış eli kanlı katilleri iade etmek yerine, taleplerimizi bürokrasilerinin dehlizlerine ittiler. Anlaşmalarımıza riayet etmek yerine, olmadık bahanelerle hukukun arkasından dolanmaya çalıştılar; bugün geldiğimiz noktada her şey açık ve nettir. Hiç kimsenin Türkiye’ye hukuk devleti dersi verme hakkı yoktur. Demokrasimize kastetmiş darbecilerin, sokaklarında elini, kolunu sallayarak gezdiği hiçbir ülkeden Türkiye’nin demokrasi dersi almaya ihtiyacı yoktur. Başkentlerinin en merkezi meydanlarını terör örgütlerine tahsis edenler, Kandil’deki terör baronlarıyla doğrudan hat kuranlar, bize hukuk dersi veremez. Bakanlarımızı kendi konsolosluklarımıza almayanla, kusura bakmasınlar, bize diplomasiden bahsedemezler. Bu konularda ülkemize had bildirmeye kalkanlar, öncelikle kendi hatalarını, kendi kusurlarını görmeli, aynanın karşısına geçip kendileriyle yüzleşmelidir.

Son yıllarda şahit olduğu ikiyüzlülük karşısında milletimizin, evet, sabır taşı çatlamak üzeredir. Şayet Türkiye’de Batılı ülkelere, kurum ve kuruluşlara güven tarihin en dip seviyelerine inmişse, elbette birilerinin kendilerini sorgulaması gerekir.

Değerli arkadaşlar, hukuk devleti ve bağımsız yargı, Atlantik’in iki yakasındaki bir avuç ülkenin tekelinde değildir. Birileri yok saysa da Türkiye bir hukuk devletidir, yargısı da bağımsızdır. Gerek kendi vatandaşlarımız, gerekse diğer ülkelerin vatandaşlarıyla ilgili adli süreçleri tamamen anayasa ve yasalara uygun şekilde yürütüyoruz. Gözaltı işlemi olunca da, şayet vatandaşımız değilse yerleşik teamüller çerçevesinde ilgili ülkenin diplomatik temsilciliğini haberdar ediyor, gerekli bilgilendirmeleri yapıyoruz. Kim aksini iddia ediyorsa, bu iddiasını ispat etmekle mükelleftir.

Amerika Birleşik Devletleri’nin İstanbul’daki misyonunda yerel personel olarak çalışan, diplomatik dokunulmazlığı olmayan ülkemizin vatandaşı bir kişiyle ilgili hukuki süreçte, yine teamüllere, anlaşmalara ve Viyana Sözleşmesini uygun şekilde yürütülmüştür. Bir defa, içeri alındığı, tutuklandığı ayın 4’ünden itibaren ne kendi yakınları, ne avukatının herhangi bir görüşme talebi olmamıştır, söylenenler yalandır, sadece dün itibarıyla kendisinin bir görüşme talebinin olduğu savcılığa ulaşmıştır, olayın aslı bana ulaştığı kadarıyla bu.

Gerek Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyükelçiliği tarafından alınan karar, gerekse akabinde yapılan açıklamalar, ne hakikatle, ne de hakkaniyetle bağdaşıyor. Maalesef Amerikan bürokrasisi, içindeki eski yönetim bakiyesi bir … yeni yönetimle Türkiye arasındaki ilişkileri baltalamaya çalışıyor. Türkiye vize başvurularını askıya alma kararıyla vatandaşlarına karşı atılan haksız ve orantısız adımlar karşısında mütekabiliyet esasına göre hareket etmiştir. Sorunu büyüten, bu hale getiren taraf asla biz değiliz. Temennimiz, muhataplarımızın bir an önce aklıselime, soğukkanlılığa geri dönmeleri, dostluğumuzu ve müttefikliğimizi zedeleyecek adımlardan vazgeçmeleridir.

Değerli valilerimiz, maruz kaldığımız saldırıları, unutmayın, daha güçlenerek, daha büyüyerek, daha zenginleşerek aşabiliriz. Bunun için hepimiz gibi sizlere düşen görev de, işinize dört elle sarılmaktır. Türkiye tümüyle mahallinden yönetilebilecek kadar büyük, tümüyle merkezden yönetilebilecek kadar da küçük bir ülke değildir. Mevcut il yönetimi sistemimiz, dolayısıyla valilik kurumu birtakım eksiklikleri, aksaklıkları olmakla beraber ülkemizin büyüklüğüne en uygun yönetim modelidir. Nüfusumuzun büyük şehirlerde toplanması, hizmet bütünlüğünü ve kalitesini artırmak için belediyelerin tüm ili kapsayacak şekilde yeniden organize edilmesini gerektirmiştir. Bununla birlikte merkezi devlet hizmetlerinin illerimizdeki temsilcisi olan valiliklerimize olan ihtiyaç asla ortadan kalkmamıştır. Tam tersine bu önemli yönetim kademesini geliştirerek, güçlendirerek günün ihtiyaçlarına göre tahkim ederek devam ettirmekte kararlıyız. Bunun için siz valilerimizden beklentim; karşılaştığımız zorluklardan yılmadan, kendinize güveninizi asla kaybetmeden, inisiyatif kullanmaktan asla çekinmeden vazifesini yürütmenizdir.

Merkez valiliği, benim gözümde valilik değildir, çünkü valilik makamı hizmet makamıdır. Bunun yolu da, görev yaptığınız ilde şartların zorluğuna, imkanların kıtlığına bakmadan bir yandan günlük sorunları çözecek, diğer yandan da ileriye doğru en az çeyrek asırlık, yarım asırlık bir vizyon ortaya koyacak işler yapmaktan geçiyor. Siz devleti, Cumhurbaşkanını, Başbakanı, tüm bakanlıkları temsil ediyorsunuz. Dolayısıyla hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm vatandaşlarımıza, 80 milyonun tamamına hizmet etmekle mükellefsiniz. Siyasetçiler de kendilerine oy veren insanları temsil ediyor, dolayısıyla siyasetçilerle görev alanınızın kesiştiği yerler elbette olacaktır. Siyasetçilerin vatandaşlarımızın temsilcisi, sözcüsü, sıkıntılarının, taleplerinin aracısı olarak yapmış olduğu göreve saygı duymak ve imkanlar dahilinde gereğini yapmak sizlerin de vazifesidir. Ama aynı zamanda sizin oradaki siyasetçilerin değil devletin valisi olduğunuzu asla aklınızdan çıkarmamanız gerekiyor. Vali ile siyasetçi aynı olamaz, birbirinin hasmı da olamaz. Çünkü görev alanları ve görev alış biçimleri farklıdır. Biz millete, vatandaşa, iline hizmet ortak paydasında buluşarak geleceğe yürüyen siyasetçiler ve valiler görmek istiyoruz. Siz işinizi iyi yaparsanız size yönelik dışarıdan müdahale zeminini ortadan kaldırmış olursunuz. Devlet kapısı, unutmayın hacet kapısıdır, umut kapısıdır. Dolayısıyla valilik demek, sadece evrak işlerinin görüldüğü, devletin soğuk yüzünü temsil eden yer demek değildir. Hep söyledim yine söylüyorum, bir vali ki ilinde bir kamyonetin şoför mahalline oturur, eğer ısınmak için kömürü yoksa vatandaşın onu o araca yükler ve götürülmesi gereken yere götürüyorsa, benim nazarımda o vali gerçekten bu milletin efendisidir. Bir vali ki işte şoför mahalline oturur, arkaya da erzakları yığar ve erzakı olmayan o aç, fakir, garip gurebanın evine ulaşıyorsa, işte benim nezdimde o vali milletin efendisidir, hizmetkarıdır. Ama yok bunları yapmıyor da, makamında oturuyor ve herkesi makama çağırıyorsa, arkadaşlar o zaman kendinizi bir test edeceksiniz, ben buraya niye geldim? Bak yine söylüyorum; adil Ömer evleri dolaşıp çöldeki –Akif merhumun Safahat’ında da ifade ettiği gibi- o kocakarıyı çadırda bulup torunuyla beraber onu içinde çakıl taşı ve su olan çanakta o sesle aldatan o nineyi, kocakarıyı gördüğünde ne yapıyorsun? İşte çocuğu aldatıyorum deyişi karşısında, bunu Halifeye niye haber vermedin dediğinde ne yapıyor? Hazreti Ömer’e her türlü bedduayı yapıyor. Ve Ömer gidiyor Hazine’den bir çuval un, bir çömlek yağ alıyor, Abbas Radıyallahü Anh Efendimizle birlikte onu tekrar oraya getiriyor. Abbas Radıyallahü Anh diyor ki; unu bana ver. O da diyor ki; Görmedin mi ya Abbas, kocakarı ne diyordu? Bu yük bana az bile diyor. Sırtına unu atıyor, bu yağ da sana kafi diyor. Beraber tekrar oraya geliyor ve kendi elleriyle çorbayı bizzat kendisi yapıyor. Sizler arkadaşlar bu makamdasınız. Aynı şekilde buraları dolaşmanız, dolaşmamız lazım. Nerede kim var, sadece aydan-aya onlara belli bir ücret vermek bizim için yeterli değil, ulaşamadığımız, göremediğimiz yerler olabilir. Siz bizim uzanan elimiz, gören gözümüz, duyan kulağımız durumundasınız. Onun için sizden bunu özellikle istiyorum, bunu yapmanız lazım. Yapmıyorsanız arkadaşlar, kusura bakmayın ben hakkımı helal etmem. Sizi biz buralara bu inançla tayin ettik, bu inançla atadık, dedik ki; bu arkadaşlarımız bu görevi evvel Allah yerine getireceklerdir.

Hele hele bize gurur, kibir, bu hiç yakışmaz. Mütevazı olacağız, alçakgönüllü olacağız ve bu tevazu ile de hizmeti sürdüreceğiz. Valiliğin kapısı açık olduğu, umut ışığı yandığı sürece vatandaşımız sizinle arasına başkalarını sokma ihtiyacını duymaz. Özellikle güvenlik güçleriyle vatandaşlarımız arasındaki ilişkiyi demokrasi-güvenlik dengesini en ideal şekilde kurarak tesis etmez ve yürümesini sağlamaz iseniz, görevinizi iyi yapmıyorsunuz demektir. Vatandaşa eziyet eden güvenlik teşkilatı görmek istemediğimiz gibi, terörle mücadelede, asayişte, uyuşturucuyla mücadelede en küçük bir zafiyet gösteren güvenlik teşkilatı da istemiyoruz. Uyuşturucuyla mücadele arkadaşlar, öncelikli görevimizdir. Okullarımızın çevresindeki tedbirler öncelikli görevimizdir. Son zamanlarda asayişteki buna gevşeme mi diyeyim, biraz işin ucunu kaçırmak mı diyeyim, bu namussuz-ahlaksız katillerin çoğalması katlanılır bir şey değil. Bekçilik sistemini getirdik, bu sistemin çok daha iyi çalışması lazım. Bunların caddelerde yürüyen bir kadına omuz atıp ondan sonra tekmelemek, yumruklamak, bu tür ahlaksız, adi kişilerin bu toplumun içerisinde yer almasını ben hazmedemiyorum. Çünkü bu milletin şanından değildir bu. Öyleyse, bizim çok iyi çalışmamız lazım, demek ki eksiklerimiz var. Emniyet Teşkilatını yöneten sizsiniz. Emniyet Teşkilatımızı bu noktada çok daha iyi sevki idare etmeniz lazım. Emniyet müdürlerimizle aranızda en ufak bir sıkıntının olmaması gerekir. Ama bazı yerlerde, açık konuşuyorum, maalesef emniyet müdürlerimizle valilerimiz arasında bazı sıkıntıların olduğunu da müşahede ediyorum, bunların da olmaması lazım. Bu dengeyi kuracak olanlar birinci derecede sizlersiniz.

Aynı şekilde görev yaptığınız illerdeki bu gariplerin, kimsesizlerin, engellilerin, gençlerin, çocukların, kadınların, yaşlıların, velhasıl ihtiyaç sahibi herkesin hamisi de siz olacaksınız. Buna rağmen görevinizi yaparken birtakım sorunlarla karşılaşıyorsanız, önce dönüp kendinizin nerede durduğuna da bir bakacaksınız. Durduğunuz yer doğruysa hiç endişe etmeyin, vicdanınız en iyi hakimdir. Eğer bir yerde siyasetçiyle bürokrat arasında çok ciddi sorun varsa, ikisinden birisi işini iyi yapmıyor, doğru yapmıyor, adil davranmıyor demektir. Kimin doğru, kimin eğri olduğunu en iyi vatandaşımız görür. Vatandaşımızın bu tefriki eninde sonunda bize kadar da ulaşır.

Kıymetli valilerimiz; her imtihan aynı zaman da –hep söylüyorum- bir imkandır, önümüze açılmış bir fırsat penceresidir. Allah’ın izni, milletimizin desteği, sizlerin ve bizlerin gayretleriyle Türkiye bu süreci de atlatacaktır. Sabırla hareket edecek, gerektiğinde bin düşünecek, ama bir yapacağız. 2019 yaklaştıkça bu tür sorunların, sıkıntıların artması muhtemeldir. Zira 2019 milletimiz için sadece bir seçim yılı değil aynı zamanda büyük bir dönüm noktası olacak. Terör örgütlerinin ya da şer şebekelerinin bu süreci sabote etmesine asla müsaade edemeyiz. Valilerimizle, kaymakamlarımızla, belediye başkanlarımızla, muhtarlarımızla, esnaflarımızla, sanatkarlarımızla, işçilerimizle, gençlerimizle, kadınlarımızla, velhasıl tüm milletimizle el-ele vererek inşallah bu imtihandan da alnımızın akıyla çıkacağız.

Ben sizlere güveniyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Görev yerlerinize döndüğünüzde oralardaki tüm vatandaşlarıma selamlarımı, muhabbetlerimi iletmenizi özellikle rica ediyorum.

Kalın sağlıcakla. Afiyet olsun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.