Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Yesilay Zümrüdüanka Ödül Töreni’nde yaptigi konusmanin metni

 

Yeşilay’ımızın değerli Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, çok kıymetli Yeşilay gönüllüleri, saygıdeğer misafirler, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla selamlıyorum.Bu anlamlı ödül töreni münasebetiyle tekrar Yeşilay gönüllerimizle beraber olmaktan, sizlerle hasbihal etmekten, hasret gidermekten gerçekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Bugün bizleri biraraya getiren, şu güzel atmosferi teneffüs etmemize aracılık eden Yeşilay Başkanımıza ve Yönetim Kuruluna teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hemen başında 1920 yılından bu yana sağlıklı nesiller yetiştirmek için Yeşilay çatısı altında emek veren, mücadele yürüten tüm Yeşilay mensuplarına ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Yine bu çatı altında görev yapmış, ancak daha sonra beka alemine irtihal etmiş Yeşilay emektarlarına da Yüce Mevla’dan rahmet niyaz ediyorum.

Eşref Edip’ten Süheyl Ünver’e, Ordinaryüs Profesör Doktor Mazhar Osman’dan Profesör Doktor Ayhan Songar’a, Şeyhülislam İbrahim Haydari Efendiden Said Nursi Hazretlerine kadar, Enver Baytar Hocamıza kadar Yeşilay’ımızın gelişmesi, güçlenmesi, dertlere deva olması için ter dökmüş herkesi şükranla yad ediyorum.

Bu yıl 98. kuruluş yıldönümünü kutlayan Yeşilay’ımızı yürekten tebrik ediyor, çalışmalarınızda Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum.

Yeşilay’ımızın alkol, tütün, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklar yanında, giderek yaygınlaşan teknoloji bağımlılığıyla da mücadeleye öncülük etmesini takdirle karşıladığımızı belirtmek istiyorum.

Yeşilay’ımız hamdolsun başarılarıyla sadece ülkemizde isminden söz ettirmekle kalmıyor, engin birikim ve tecrübesiyle de dünyanın 41 ülkesindeki muadil kuruluşlara öncülük yapıyor.

Türkiye’nin bağımlılık ve kötü alışkanlıklarla mücadele alanındaki bir asırlık kurumsal hafızasını dost ve kardeşlerimizle de paylaşıyor. Yeşilay’ın yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da hizmetleri, birbirinden kıymetli projeleri, birbirinden değerli faaliyetleri bulunuyor. Sizlere uluslararası işbirliklerinizde de özellikle başarılar diliyor, dünyanın dört bir tarafında ülkemizi iftiharla temsil edeceğinize inanıyorum.

Bugün tevcih ettiğimiz 5’inci Zümrüdüanka Ödüllerinin ülkemiz, milletimiz ve bağımlıkla mücadele eden tüm vatandaşlarımız için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Titiz bir çalışma sonucunda ödüle layık görülen sanatçılarımıza, medya mensuplarımıza, akademisyen, sporcu ve siyasetçilerimize tebriklerimi, takdirlerimi iletiyorum.

Yeşilay’ın Zümrüdüanka Ödülleri takdim edilenler için şüphesiz çok önemli, çok kıymetli bir payedir. Bu paye aynı zamanda sorumluluk ve mesuliyet demektir. Bu ödül son nefesine kadar sürecek bir gönül görevine adeta nefer yazmaktır. Ben buradaki her bir kardeşimin bu payeyi iş ve özel hayatında onurla, gururla, ama aynı zamanda bir vazife şuuruyla taşıyacağına inanıyorum.

Kıymetli dostlar; insan faktörünü nazarı dikkate almayan, insana gerekli özeni göstermeyen her teşebbüs, her politika akim kalmaya mahkumdur. İnsanı dışlayan veya insanı sadece maddi yönden değerlendiren bir anlayışın başarı şansı da yoktur. Bir ülkenin asıl zenginliği, yeraltı ve yerüstü kaynakları değildir, güçlü ülke sanayisi, ekonomisi, ticareti, ordusu güçlü devlet manasına gelmez. Elbette bunların tamamı gereklidir, önemlidir, her biri kendi başına bir değerdir. Ancak bize göre, bir milletin en büyük hazinesi, en büyük güç kaynağı ruhen, zihnen ve bedenen sağlıklı nesillere sahip olmasıdır.

Evlatlarımız ne kadar zinde, ne derece sağlıklı olursa, ülkemizin geleceği o kadar parlak, o kadar aydınlık olur. Gençlerini alkol, içki, uyuşturucu, sigara, kumar, terör gibi dehlizlerde kaybeden ülkelerin istikbali karanlıktır. İşte evladını uyuşturucuya kaptırmış bir annenin, bir babanın durumunu düşünün. Evladını bir bağımlılık içerisinde kaybetmiş annenin-babanın durumunu düşünün. Adeta evladını Kandil’e kaçıranlar karşısında Diyarbakır Belediyesinin önünde günlerce hüngür hüngür ağlayan annelerin akıbetini düşünün. O neyse, o da aynısıdır. Ne ekonomileri, ne sanayileri, ne paraları bu ülkeleri hızla yaklaştıkları karanlık akıbetten kurtarmaya yetmez. Bu açıdan, Yeşilay’ın kuruluşuna vesile olan hadisenin bizim için çok büyük bir ibret vesikası olduğuna inanıyorum.

Bakınız, bizim sorumluluk sahipleri olarak bu hadiseyi tekrar tekrar gündeme getirmemiz, unutulmasına asla fırsat vermememiz gerekiyor. Sizlerin de bildiği, İstanbul 1920 yılında işgal kuvvetlerinin eline düşüyor, az önce de dinledik. İngilizler Osmanlı gençliğini ifsat etmek, gençlerin direniş azimlerini kırarak zihnen köleleştirmek için gemilerle getirdikleri binlerce kasa içkiyi bedava dağıtıyorlar. Bunu gören millet sevdalısı, sorumluluk ve şuur sahibi bir avuç insan Şeyhülislam İbrahim Haydarizade’nin himayesinde Hilal-i Ahdar Cemiyetini, yani bugünkü adıyla Yeşilay’ı kuruyorlar. Yeşilay çalışmalarıyla gençlere milli mücadele bilinci aşılırken, işgal güçlerinin önünde de adeta bir set kuruyor.

Bundan bir asır önce işgal ve istiklal mücadelesinin gençler üzerinden verilmesi gerçekten çok anlamlıdır. Kurtuluş Savaşımızın cephelerinden biri de gençlerimizi ifsat girişimlerine karşı muhafaza ve müdafaa etmek olmuştur. Merhum Eşref Edip gibi Yeşilay’ı kuran kadrodan bir ismin Kuvayı Milliye ruhunun Anadolu’da öncülük etmesinin bir sebebi de budur, çünkü onların nazarında nesilleri korumakla ülkeyi kurtarmak arasında hiçbir fark yoktur. Milletin gerçek bağımsızlığına giden yol aynı zamanda sağlıklı, şuurlu, milli-manevi değerlerle mücehhez gençlere sahip olmaktan geçer. İşgal kuvvetlerinin de aynı saiklerle genç kuşakların zihin, ruh ve beden sağlığını hedef almaları bu yüzdendir. Uyuşturucu ve içki müptelası olmuş, ahlaksızlık batağındaki bir gencin ne kendisine, ne ailesine, ne de ülkesine bir faydası yoktur.

Burada şu noktanın da altını çizmekte fayda görüyorum: Aslında 1920’de İstanbul limanında yaşanan hadise tarihte bir ilk değildir. Güney Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın birçok bölgesinde sömürgeciler benzer politikaları devreye almışlardır. Alkol ve afyon bağımlılığı tarih boyunca emperyalistlerin en büyük silahı olmuştur. Afrika ülkelerinde yerel kabileler alkole alıştırılmış, hatta maden ocaklarında çalışan işçilerin ücretleri içkiyle ödenmiştir, çok manidardır. Soğuk savaş döneminde uyuşturucu ticareti doğu ve batı bloku arasındaki savaşın en önemli araçlarından biridir. Büyük güçlerin himayesinde gerçekleşen bu kirli ticaretten elde edilen kazançlarla kimi ülkelerde darbeler yapılmış, iç çatışmalar körüklenmiş, demokratik rejimler tasfiye edilmiştir. Bizim gibi iddia sahibi ülkelerin başına musallat edilen PKK gibi terör örgütlerinin en büyük gelir kapısı nedir biliyor musunuz? Halen uyuşturucu ticaretidir, ortada böyle bir gerçek var. Ve tek taraflı çalışmıyor; bir, uyuşturucuyu satarak toplumlar uyuşturuluyor, diğer taraftan elde edilen gelirlerle de silah mafyası güçlendiriliyor.

Kıymetli dostlar; dün olduğu gibi, bugün de benzer politikalara, benzer projelere şahitlik ediyoruz. Uyuşturucu ve zararlı alışkanlıklar halen milletlerin geleceğini karartmanın en önemli silahı olarak kullanılıyor. Genç kuşakları ifsat etmek için özellikle medya, sinema ve müzik sektörü üzerinden bilinçli ve çok yönlü bir kampanya yürütülüyor. Bazı uyuşturucu maddelerin kullanımı bireysel tercih ve özgürlük kavramı altında cafcaflı reklamların da desteğiyle özellikle teşvik ediliyor. Tabi sadece bununla kalınmıyor, eşzamanlı olarak bir milleti var kılan, onu ayakta tutan prensip ve gelenekler de dinamitlenmeye çalışılıyor.

Örneğin, ahlak ve edep tahkir edilirken, eyyamcılık teşvik ediliyor. Vakarlı olmak hor, hakir görülürken, hedonizm göklere çıkartılıyor. Vatan sevgisi aşağılanırken, çapulculuk, vandallık, teröristlik övülüyor. Şuur ve özgüven sahibi olmak dünyadaki var oluş gayemizin bilincinde olmak utanç duyulması gereken hasletler gibi sunuluyor. Ülkemizde sayıca az, ama sesi çok çıkan bazı çevreler de genç kuşakları ifsat kampanyasına taşeronluk yapıyor. Bu kesimler bir taraftan sınırsız özgürlük kisvesi altında her türlü marjinalliği, ahlaksızlığı,  kötü alışkanlığı överlerken, diğer taraftan da milli ve manevi değerleri tahrip ediyorlar. Bitmez, tükenmez bir kinle bu ülkeyi ve milletimizi asırlarca ayakta tutan taşıyıcı sütunlarına hücum ediyorlar.

Hükümet olarak son 15 yılda gençlerimizin ruh ve beden bütünlüğünü korumak için aldığımız tedbirlerde bu güruhun eleştiri oklarına çok muhatap olduk. Alkol düzenlemesinden uyuşturucuyla mücadeleye, eğitim reformlarından sosyal medya önlemlerine kadar her adımımızda bunları karşımızda bulduk. Ne adına? Özgürlük adına. Sevsinler böyle özgürlüğü.

Kimi zaman sokak gösterileriyle, kimi zaman Anayasa Mahkemesinin kapısında nöbet tutarak, kimi zaman da köşelerinden bize saldırarak projelerimizi engellemeye, sabote etmeye çalıştılar. Öykündükleri Batılı ülkelerdeki uygulamaları hayata geçirmeye çalıştığımızda, burada bile bizi yasakçı ilan ettiler. Gençlerin hukukunu korumak yerine, alkol lobisinin, sigara lobisinin, uyuşturucu baronlarının avukatlığını yaptılar. İdeolojik takıntıları sebebiyle Türkiye’nin bağımlılıkla mücadelesine ket vurdular. Açıkçası biz son haftalarda gençlerimizin inanç anlayışı üzerinden gündeme sokulmaya çalışılan tartışmaları da bu minvalde değerlendiriyoruz. Bu tip tartışmalar kesinlikle objektif ve iyi niyetli değildir.

Sıhhati şüpheli haberler ve örnekler, formülasyonu sinsi sorular üzerinden gençlerimizin imanını, ahlakını ve akaidini, yani itikadını tartışma konusu yapmak kesinlikle art niyetlidir. Yapılan tam anlamıyla aslında bir sosyal mühendislik işidir. Bu projenin amacı da sorunu tespit etmek, ve çözüm bulmaktan ziyade, yapay bir gündem oluşturarak gençlere tuzak kurmaktır. Ancak, daha önceki benzer teşebbüsler gibi inşallah bu sinsi plan da işe yaramayacak, başarısız olacaktır. Gençlerimizin kendilerine kurulan bu tuzağı boşa çıkartacak basirete ve ferasete sahip olduğuna inanıyorum. Gençlerimize güveniyorum, inanıyorum ve bunu başaracaklar.

Değerli kardeşlerim; suni gündemlerle ülkemizi meşgul eden çevrelerin amaçlarını çok iyi biliyoruz. Biz elbette bunlara boğun eğmeyecek, tuzaklarına düşmeyecek, doğru bildiğimiz yolda yürümekten bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Ne kadim değerlerimizden, ne ahlak ve edebimizden, ne demokrasimizden, ne de hak ve hürriyetlerden asla taviz vermeyeceğiz. Gençlerimizin özgürlük alanlarını genişletirken, onları en güzel, en donanımlı şekilde yetiştirmeye çalışırken, aynı zamana evlatlarımızı sürekli form değiştiren zararlı alışkanlıklardan da uzak tutacağız.

Biliyorsunuz benim bir huyum var, kimin cebinde, elinde bir sigara paketi görüyorsam ne yapıp yapıp onu alıyorum. Hemen arkadaşlarıma diyorum ki, yazın bakalım, adını, soyadını, tarihi, telefon numarasını alıp paketi kendi müzeme koyuyorum. Bu mücadeleyi hep beraber vereceğiz; niye? Eğer ben bir insanı seviyorsam onu zararlı olandan kurtarmam lazım.

Bir başka örnek, Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam ne buyuruyor; sevdiklerinize sevdiklerinizden ikram ediniz diyor. İşte iyi ayrı örnek, bir tarafta kurtarmak, diğer tarafta ikram.

Gençleri korumanın geleceği kurtarmak olduğu bilinciyle mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz. Belediye Başkanlığından bu yana bulunduğum her yerde alkolü ben kaldırdım. Çok başlıklar attılar, çok köşe yazıları yazdılar. Ya bunları yazıyorsun da, anayasaya niye bakmıyorsun? Anayasada devletin gençlikle ilgili görevi sayılırken, orada gençlerini kumardan, uyuşturucudan korur diyor. Ama bizden önce gelen yönetimlerin hiçbirisi bunu uygulamadı, ama biz uyguluyoruz. Şu anda bizim yönetimimizde olan yerlerde asla bu tür bir şey olamaz, ne yerel, ne devlet. Geldiğimden bu yana hiçbir zaman ben misafirlerime alkollü içki ikram etmedim. Tasarruf benimse, ben de sevdiğimden ikram edeceğim, bunu yaptım.

Burada şu hususa hepimizin dikkat etmesi gerekiyor: Hiçbir insanın kendisine ve başkalarına zarar verme özgürlüğü yoktur. Her türlü bağımlılık bana göre kişinin harakiri yapması, intihar etmesi demektir. Bizim inancımızda, değerlerimizde de böyle bir özgürlük anlayışı asal vaki değildir.

Bir insan olarak yaşatmakla, buna dikkat edeceğiz, biz insan olarak yaşatmakla, ihya ve inşayla, nefsi korumakla, birbirimize sahip çıkmakla mükellefiz. Bu bakımdan bağımlılıkla mücadeleyi sadece devletin ve Yeşilay gibi kurumlarımızın vazifesi olarak göremeyiz. Akademiden medyaya, öğretmenlerden aileye, mahalleye kadar herkes tam bir seferberlik ruhu içinde bu süreçte elini taşın altına koymalıdır. Şayet devletin yaptığını medya yıkarsa hiçbir yere varamayız. Sporcu, sanatçı örnek olurken, siyasetçi yanlışa düşerse yine hedefe ulaşamayız.

İşte dün akşam ülkemizin en güzide iki kulübünün maçında yaşadığımız hadise. Hep fair play, fair play diye konuşuyoruz ve bakıyorsunuz korner atışına geliyor bir futbolcu, arkadan çakmaklar, taşlar, bilmem neler atılmaya başlanıyor. Ya ne oluyor? İçeride herhangi bir sıkıntı yok, gayet güzel seyrettiğimiz bir maç var, ne oluyor sana? Başına geldi, vücuduna geliyor. Ve daha sonra ülkemizin en güzide teknik direktörlerinden bir tanesi, o da orada kendi yedek kulübesine giderken aldığı isabetle başına 5 dikiş atılıyor. Buna hakkınız var mı? Yok. Niye? Bakıyorsunuz bir kısmı inanın, kişi kimdir bilmiyorum, Allahu alem alkoliktir, inanın öyledir. Çünkü sağlıklı birisinin bunu yapması mümkün değil, olmaz ya olmaz. Var burada bir şey, burada bir su kaçağı var, bizim bunu bir defa kontrol altına almamız lazım. Birçok tedbirler alıyoruz, ama bunun da alınması lazım. Tüm paydaşların bir bütün olarak ahenkle çalışması ve bu mücadeleyi işbirliği içinde yürütmemiz gerekiyor hep beraber, hep beraber bunu yapmamız lazım.

Unutmayalım ki, sosyal dayanıklılık, sosyal sağlamlık ne kadar güçlü olursa, kişinin zararlı alışkanlıkların ağına düşmesi de o kadar zor olur. Özellikle toplumsal hayatımızın kalbi olan aileye bu noktaya çok önemli görevler düşüyor. Aman anneler, babalar, ne olur yavrularınıza sahip çıkın, en olur. Oğlum benim sigara içeriyor mu, oğlum benim alkol alıyor mu, lütfen bunlara dikkat edelim, sonra yandım Allah dersiniz iş işten geçer, buna çok dikkat edelim.

Bu bağımlılık öyle aldı başını gidiyor ki, ya 2 yaşında, 2,5 yaşında, 3 yaşında çocuk elinde telefon bakıyorsunuz, ben onlar kadar oynayamıyorum ya, onlar oynuyor, nasıl bağımlılık aldı başını gidiyor. Ne hallere geldik görüyorsunuz. Artık teknolojinin adeta esareti altına giriyoruz, onun için Yeşilay çok büyük bir başarıya gerçekten el atmış vaziyette.

Bağlanacak bir dost, bir arkadaş veya bir aile ferdi bulamayan gençlerimiz, genellikle uyuşturucuya ve teknolojiye bağımlı hale geliyor. Yalnızlaşan gençler çareyi sanal ortamlardaki sahte karakterlerde arıyor, burası çok önemli. Hemen yanı başında derdini paylaşacak anne, baba, kardeş, arkadaş bulamayan çocuklar, internet zorbalarının tuzağına düşebiliyor, bunu da böylece görmemiz lazım. Manevi olarak yeterli eğitimi almamış, ruhundaki açlığı giderememiş evlatlarımız maalesef FETÖ gibi, DEAŞ, PKK gibi ihanet çetelerinin ağına takılabiliyor. Bizim bunların hiçbirine rıza gösterebilmemiz, göz yumabilmemiz, sessiz ve tepkisiz kalabilmemiz mümkün değildir. Bunun için milletimizi tüm zararlı alışkanlıklara karşı seferberlik ruhuyla mücadeleye davet ediyorum.

Ve kıymetli dostlar; bağımlılıkla mücadele bir vatan görevidir. Ülkesine bağlı, milletini seven, geleceğini düşünen herkes ideolojik ve siyasi farklılıklarını bir yana koyarak bu mücadeleye destek vermelidir. Devlet, sivil toplum, akademi, medya ve sanat dünyası olarak hepimizin Yeşilay’ımıza sahip çıkması gerekiyor. Ve bugün Yeşilay ülke genelindeki 114 şubesiyle bağımlılıkla mücadele alanında en yetkin, en birikimli, en köklü kuruluşumuzdur. Okulda bağımlılığa müdahale eğitim programı, Yeşilay yaşam becerileri eğitim programı, Yeşilay danışmanlık merkezi gibi projelerle de tüm Türkiye sathında etkinliği artırıyor. Hükümetimizin 2018-2023 uyuşturucuyla mücadele eylem planında da Yeşilay’ımıza çok önemli görevler düşüyor. Yeşilay cemiyetinin sizlerin de katkısıyla inşallah çok daha başarılı işlere imza atacağına ben inanıyorum. Yeşilay tarafından hayata geçirilmekte olan projelerin her birini şahsen önemsiyor, son derece kıymetli buluyorum. İlgili tüm kurumu ve kuruluşlarımızın da bu kritik çalışmalara gereken desteği vermelerini temenni ediyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, Zümrüdüanka Ödüllerine layık görülenleri tekrar tebrik ediyorum. Yeşilay’a çalışmalarında başarılar diliyorum.

77’yi tanıyamadım… Hoş geldiniz.

Sizleri sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.