Cumhurbaskanligi Seçimleri ve Gençlik
On yılların bitmeyen ideolojik kutuplaşmaları neticesinde türlü yönlere savrulan ülkemiz gençliği, gençlik en büyük zenginliğimizdir deyişine oldukça manidar bir cevap verme fırsatına bu seçimdeki tavrıyla sahip olacaktır.
Gençliği son yüz elli yıllık tarihimizde farklı fikirler etrafında kümelendirerek sahip olduğu zenginliğini icra etmesine fırsat vermeden ideolojik kalıplara büründüren akıllar, onu zenginlik olarak ifade ederken aslında kendi pozisyonlarına dair onları meşrulaştırıcı figürlere çevirme gayretinde oldular. Tanzimat’la, Islahat Fermanıyla, Meşrutiyet’le, tek partili dönemin yurttaşlık vazifesiyle, darbelerin gölgesinde yetiştirilen yeni nesillerle ülkemiz gençliğine en büyük zenginliğimiz sizsiniz şeklinde hitap edilirken bu zenginliğe saygı duyulmayan bir baskı uygulandı. Gençliğin sahip olduğu iradesini kontrol etme hevesi bu saydığımız dönemlerde ayyuka çıktı. Böylece bizim gençlik algısı etrafında gençliğimiz kardeşiyle, sınıf ve sıra arkadaşıyla, sokak ve mahalle arkadaşıyla bir araya gelemez oldu ve onu tehdit unsuru gören bir kimliğe büründürüldü.
Gençlik, iradesi elinden alınarak, siyasal akımların gençlik teşkilatlarına üye yapılıp memleketi diğerlerinden kurtarma çatışmasına sürüklendi. Daha kim olduğunu bilmediği, ortak yönlerinin ne olduğunu sorgulamadığı ortak hal (bugün) ve geleceğin mimarı olacağı akranlarına, karşı konulmaz bir öfkeyle mücadeleye girmesi istendi ondan. Bizim gençlikaferinleriyle pohpohlanan gençliğimiz fiziki, zihni ve kalbi yönleriyle sahip olduğu tüm enerjisini sırtını sıvazlayan kesimlere bıraktı.
Gençliğimiz ne zaman ki sokağın insanın aklını başından alan kitlesel eylemlerinden uzak durmayı tercih etti işte o zaman apolitik tanımlamasıyla hor görüldü. Seksenli ve doksanlı yılların liberalleşen Türkiye’sinde gençliğimiz de kendini keşfetmeye, marjinallikten uzak durmaya ve çevresindeki diğer gençlerle bir nebze de olsa iletişim kurmaya meyilli olunca apolitik gençlik dışlamasıyla yeniden siyasete, yani, sokak siyasetine davet edildi. Kendisine öğretilen siyaset, katı bir ideolojik tarafgirlikle üretilecek türden bir siyasetti. İdeolojik maskelere bürünerek kendi genç insan kimliğinden soyutlanarak, kaldırım taşlarının soğukluğunu avuçlarında hissederek yeniden siyasete geri dönme yoluna başvuran gençliğimiz, Haziran 2013’te Gezi olaylarıyla yeniden aynı tuzağa düşmüş oldu.
AK Parti hükümetlerince gençliğe siyasal, sosyal, kültürel ve eğitim alanları başta olmak üzere sunulan hizmetlerle gençliğin dünyasında yeni bir pencere açılmış oldu. Bu pencerenin sadece manzarası gence verilen vaatlerden oluşmamaktaydı. Dahası gencin iradesini sosyal hayatın ve siyasal yapıların merkezine nakşetmeye yönelikti ve bu doğrultuda önemli gelişmeler de elde edildi. Böylece gençliğimiz yirmi beş yaşında seçilme hakkını elde ederek, siyasal partilerde sadece kas gücü olmaktan çıkıyor ve zihinsel güç haline de gelerek partilerin vicdanlarına da hitap etmeye başladı.
AK Parti çatısı altında ilk meyvelerini veren bu gelişme neticesinde yerel yönetimlerden parlamentoya kadar gençliğimiz sorumluluk sahibi oluyor ve en büyük zenginliğimiz gençliğimizdir sloganının etkisiz ve çaresiz kalan yönlerini tamire girişiyordu.
Bu gelişmelerden sonra sadece AK Parti’ye gönül vermiş gençliğin değil topyekûn ülke gençliğinin iradesine sahip çıkması ve kendi hal ve geleceğine sahip çıkma konusunda bu gelişmeleri taçlandırması önem taşımaktadır. Bu bakımdan gençlik adına elde edilen kazanımları kurumsal hale getirecek ve kalıcılığını temin edecek bir karara imza atarak cumhurbaşkanlığı seçiminde halkın gönlüne taht kurmuş ve AK Parti’nin ortak istişarelerle netleştireceği aday yönünde tercihte bulunması önemini artırmaktadır.
Gençliğin fikri akımların etkisinde olması ve buralardan beslenmesi genel olarak sorun değildir. Fakat bu yapılarda yer alırken kendi tercihlerini oluşturabilmeleri, savunabilmeleri,bunları ifade ederek bizzat yine kendileri tarafından temsil etmeleri tarihi bir dönüm noktası olacaktır.
On yıllardır gençliğin enerjisi farklı kesimler arasında ülke içinde sorunlar haline çevrildi. Birbirini tanımayan, birbirini anlamayan ve dinlemeyen genç nesiller yetiştirildi. Gündelik hayatın duygu yüklü kavramları, yaşam tarzları ve insani değerleri siyasal söylemin diğerlerini dışlayıcı söylemi haline getirildi. Ne zaman ülkemizde gözyaşının önüne geçecek adımlar atılmak istense üretilen dışlayıcı siyasal söylemler aracılığıyla gençlik huzursuz edildi. Gözyaşları gözyaşlarıyla dindirilmek istendi. Acılara yeni acılar eklendi. İç ve dış tahrikler yoluyla apolitik diye eleştirilen gençlik yeniden sahaya çekilerek arka planda tutulan karanlık çıkarlara yönelik sokaklara çekildi.
Bu tahriklere karşı ülke gençliğini bir bütün olarak gören AK Parti, ortaya koyduğu gerek icraat ve gerekse söylemleri ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın vakur duruşu ve gençliğe olan saygı ve inancıyla gençliğimizin arasında kapanmayacak yaralara vesile olacak sokak çatışmalarına engel oldu. Gençlik en büyük zenginliğimizdir söylemine hayat verecek nitelikte gencin aklına, kalbine ve hissiyatına saygı duyuldu. Seçilme yaşının on sekize inmesi yönünde gösterilen çaba siyasal bir hamle olarak değil, aksine, gençliğin kendini hayatın tam ortasında hissetmesine yönelik sosyo-psikolojik bir açılım olarak savunuldu. Böylece bir gencin kendini önemli hissetmesi için kendini yetiştirmesi halinde başka bir etkene gerek olmadığı vurgulandı. Gencin referansının yine kendisi olduğu; ailesiyle, çevresiyle, sokak ve mahallesiyle, ülkesiyle ve dünyayla iletişim kurarak kendi değerine haiz önemli bir fert olduğu ona gösterildi. Diğer alanlarda gence sunulan imkânlar ile gencin sadece siyasal bir nesne olarak görülmediği, sosyal hayatın her kademesinde ve köşesinde önemli bir özne olduğuna inanıldı ve bu yönde adımlar atıldı.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri genel olarak gençliğimizin bu kazanımlara sahip çıkması anlamına gelmektedir. Kendi haline (bugün) ve yarınına sahip çıkarak, ülkemizin geleceğine dair söz sahibi olurken aynı zamanda yetişecek yeni nesillere de yeni imkânları oluşturma bilincine vakıf olmasını doğurdu. Böylece gençliğimiz halkın oyu ile seçilecek cumhurbaşkanının ülkemiz açısından ne denli önemli olduğunu öncelikli olarak kavramalıdır. Toplumsal birlikteliğimizin ve gelişmiş ülkelere karşı dünya üzerinde daha etkin bir rol sahibi olmamız için mevcut siyasal sistemin güçlü bir Türkiye’yi şekillendirmeye yetersiz kaldığını fark etmelidir.
Gençliğimizin enerjisini üretip bu enerjiyi bilimde, sanatta, siyasette, ticarette, sosyolojik olgularda, kadim medeniyetimizin insani değerlerinde ve düşünce geleneğinde işleyip, akabinde yeniden dünya genelinde insanlığın ortak malı halinde hizmete sunacak bir Türkiye’ye ihtiyaç bulunmaktadır. Yüzyıllardır muhacir her kavme ve millete ensar görevini layıkıyla yerine getiren Anadolu topraklarının sahibi olan gençliğimiz bu bilinçle yeniden dünyaya insani değerleri ve adaleti sağlayan, tarihin etkin öznesi olmayla yüz yüze gelmiştir. Bu bakımdan önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi hem ülkemizin iç huzuru hem de dünyaya yeniden sunacağımız değerler bakımından tarihi hüviyettedir.
Gençliğimiz bu tarihi sorumluluğuna en iyi şekilde sahip çıkacak ve en büyük zenginliğimizolduğunu her kesime gösterecektir. Zira biz AK Parti çatısından baktığımızda ülkemiz gençliğini farklı kutuplara
bölerek bizden olanlar ve olmayanlar şeklinde görmemekteyiz. Biz AK Parti çatısından baktığımızda ülkemizin her ikliminde yer alan gençliğimizi Türkiye’nin vefa yüklü gençleri olarak görmekteyiz. Anadolu’nun bin yıldır ürettiği medeniyetin meyvesi olan günümüz gençliği, farklı kutuplardan esen rüzgarların önünde eğilip bükülmeyecek güçlü bir gövdeye, aklını kemiren ve onu şüphecilin dipsiz kuyusuna mahkum etmeyecek sağlam bir imana ve kalbinde insanlığın yaratılmış güzelliklerinin sevgisini yaşatacak sevgiye sahiptir.
Emre Çalışkan