DAES‘e karsi en etkin müdahaleler
Davutoğlu, A Haber’de katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları cevapladı.
"DAEŞ’e karşı ABD kuvvetleri ile etkin şekilde operasyonlara katılıyor muyuz, katılmıyor muyuz? DAEŞ hedeflerini vuruyor muyuz, vurmuyor muyuz?" sorusu üzerine Davutoğlu, Türkiye’nin, koalisyonla birlikte, 20 Temmuz saldırısından sonra Amerikalılarla yapılan görüşmelerde olumlu sonuca ulaştığını söyledi.
Türkiye’nin, DAEŞ’e karşı olan bütün operasyonlara Suriye’de katıldığını belirten Davutoğlu, bunun koalisyon uçaklarının birlikte yürüttüğü görevler olduğunu aktardı.
Başbakan Davutoğlu, "Suruç saldırısından sonra biz kendi milli olarak bir operasyon yaptık birkaç gün süren. Ondan sonra koalisyon içerisinde operasyonlar devam etti. Ankara saldırısından sonra da devam ediyor. Bu askeri gereklilikleri içinde koalisyonun verdiği kararlar sonucunda ortaya çıkan operasyonlar. An itibarıyla şu anda anlamına gelmez. Ne zaman gerekli olursa ve askeri planlamalar neyi gerektiriyorsa bu konuda DAEŞ’e karşı en etkin müdahaleler içinde yer alıyoruz" şeklinde konuştu.
Türkiye-İzlanda maçı öncesinde saygı duruşu sırasında yaşananlara ilişkin düşünceleri sorulan Davutoğlu, burada Konya ve Konyalı hemşehrilerine haksızlık yapıldığını dile getirdi.
Bunu, olayın arka planını bilmeden muhalefet liderlerinin kullanmaya kalktığını anlatan Davutoğlu, Konyaspor taraftarları adına açıklamaların yapıldığını anlattı.
"Acıyı paylaşmak anlamında herkesten daha çok Konyalılar hassastır"
Siyasi aidiyeti AK Parti ile ilgili olmayan 50-100 kişilik çok küçük bir grubun, saygı duruşu esnasında slogan atmaya başladığını ifade eden Davutoğlu, "Bunun üzerine o sloganları bastırmak ve saygı duruşu; stadyumlarda usulde böyle bir şey. Bir sloganı veya istenmeyen bir şeyi durdurmak için o sloganlara dönük olarak bir ıslıklama oluyor, sonra da sükunet sağlanıyor" dedi.
Konyaspor taraftarları ve Konyalılar adına da bu konuda yeterli açıklamaların yapıldığını anımsatan Davutoğlu, "Saygı duruşunda acıyı paylaşmak anlamında herkesten daha çok Konyalılar hassastır ve burada kesinlikle saygı duruşunu protesto anlamında bir ıslıklama yoktur. Slogan atmaya kalkışan bir gruba dönük olarak, o sloganı bastırıp, saygı duruşuna süratle geçilmesini temin etmek için stadyumlarda yaygın şekilde, bu şekilde yapıldığını arkadaşlar söylediler, yapılan bir uygulama. Yoksa Konya’da bu konuda vefat edenlere saygı anlamında Konya’nın, Konyalıların ne kadar hassas olduğunu herkes bilir" değerlendirmesinde bulundu.
Kılıçdaroğlu ile görüşme
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, "Söylediklerini açıklarsam çok zor durumda kalır" şeklindeki sözleri hatırlatılarak, "Polemik konusu olan gizli şeyler Ankara saldırısıyla mı alakalıydı ve siz bu konuşulanları kendiniz açıklamayı düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Davutoğlu, bunun Kılıçdaroğlu’na sorulmasını istedi.
O görüşmede, Kılıçdaroğlu’nun, böyle bir şeyi söylemesini gerektirecek bir konu geçmediğini ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Beni zor durumda bırakacak boyutta gizli bir konu geçmedi. Ancak İstihbarat Daire Başkanı’nın ve bizim verdiğimiz istihbarat bilgileriyle ilgili olarak ’Bunlar burada kalsın şu anda soruşturma sürüyor’ denildi. Burada iki ihtimal var. Ya Sayın Kılıçdaroğlu, bu tür soruşturma unsuru olan bilgilerle ilgili bunu söyledi. O zaman bir daha ki toplantı ya da görüşmede, yürüyen soruşturma veya operasyonlarla ilgili bir daha bilgi paylaşmamak gerekiyor bunu kastediyorsa. Yok eğer başka bir şey kastediyorsa, beni zorda bırakacak bir şey varsa, çıksın açıklasın. Bundan hiç gocunmam. Hiç bir şekilde gocunmam. Kapalı kapılar ardında veya önünde ne söylediğimi ölçerek, tartarak söylerim. 78 milyonun önünde konuşurmuş gibi söylerim. Eğer birisi bir şey açıklıyorsa ben mahcup olmam, onlar mahcup olur. İki sebeple mahcup olurlar. O tür konuşmaların beni zora sokacak konuşmalar olmadığını halkımız da görür. İkincisi de bir daha hiçbir devlet adamı, hiçbir siyasi onlara güvenip de herhangi bir şey paylaşmaz. Burada kaybeden ben olmam. Bu Sayın Bahçeli için de Sayın Kılıçdaroğlu için de. Bu nasıl bir devlet ahlakı. Hadi diyelim ki ben onlara çok mahrem, beni zora sokacak bir şey paylaştım. Yok ya böyle bir şey kesinlikle yok. Hadi güvenerek bir husus paylaştım. Bunu örtülü bir şekilde kamuoyuna söylemek hangi ahlaka sığar. Sır diye bir şeyi barındırmayan bir siyasi ahlak, bir devlet adamı kültürü olabilir mi?"
"13 yıl içinde bir çok devlet sırrına vakıf oldum"
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 13 yıl içinde bir çok devlet sırrına vakıf olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Teorik analiz yazmayı severim ama düzenli tutamıyorum. Bazen ’yazayım şunları’ sonra duruyorum. ’Bunlar devlet arşivlerinde yer alması gereken, sonraki nesle oradan intikal etmesi gereken şeyler. Benim bakışımla doğru olmaz’ diye ondan bile imtina ediyorum. Devlet belli ölçülerle de bu anlamda mahremiyete özen göstermekle bir siyasi temele oturabilir. Ama varsa ellerinde bir şey söylüyorum. Utanacak hayatta hiç bir şey yapmadım veya çekineceğim hiç bir söz söylemedim. Ben bundan eminsem kim ne söylerse söylesin çıksınlar açıklasınlar ’Şunları söyledi Davutoğlu.’ Şimdi zor durumda kalacak diye açıklasınlar ama bilsinler ki onlar kaybeder. Şimdiye kadar şantaj üzerinden kısa dönemde belki bir puslu hava oluşturanlar olmuştur ama şantaj üzerinden siyaset alanında hiç kimse bir şey kazanmamıştır."
"Size yönelik sıkça tekrarlanan bir eleştiri var. Bir şüpheliler listesinden bahsetmiştiniz ve bu iki saldırganın o listede olduğu söylendi. ’Kalanlar niçin gözaltına alınmıyor, tutuklanmıyor. Saldırı yapmaları mı bekleniyor’ deniyor" sorusu üzerine Davutoğlu, şu yanıtı verdi:
"Ben şüpheliler listesi diye bir liste tam anlamıyla söylemedim. Sadece şunu söyledim. İstihbari olarak potansiyel tehdit teşkil eden isimler her zaman zaten takip altındadır. Ama o listede olanların önemli bir kısmı zaten Suriye’ye gitmiş veya Suriye ya da yurt dışında bulunan isimlerden oluşuyor. Suriye’de her an Türk emniyet birimleri ve güvenlik birimleri yok ki onun bir şehirden başka bir şehre, bir köyden başka bir köye, bir sınırdan başka bir sınıra geçtiğini tespit etmiş olsun."
"Kimse sözlerimizden başka anlamlar çıkarmaya kalkmamalı"
"Bu isimlerin hepsi Türkiye sınırları içinde değil öyle mi?" sorusuna karşılık Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Tabii canım, söz konusu da değil. Yine burada bir istismar söz konusu. Benim söylediğim çok açık, demokratik hukuk devletinde her şey demokratik hukuk kuralları içinde yapılır. Bütün zanlılar, şüpheliler takip edilir ve sonrasında onların herhangi bir eylem yapmasını engelleyecek şekilde de her türlü tedbir alınır. Bundan hiç şüphe yok.
DAEŞ’e karşı operasyon başlattığımız 23 Temmuz gecesi 250 kişi, üç gün içinde de 768 kişi gözaltına alındı. Devlet takip etmemiş olsa bu gözaltılar olur mu? Sadece DAEŞ değil, DHKP/C ve PKK da dahil olmak üzere bu isimler gözaltına alındı. Bunların önemli bir kısmı da DAEŞ ile irtibatlı isimlerdi. Burada gerekli takibat yapılır, gerekli tedbirler alınır ama bu başka ülkeler için de geçerli olan bir durumdur. Fransa’daki saldırıda hatırlarsanız, şüphelilerden birini İstanbul’da yakaladık. Yani Fransa değildi. Fransa istihbaratı ile işbirliği halinde Türk polisi yakaladı. Terör faaliyetleri uluslararası anlamda o kadar geçişken ki ve insan mobilizasyonu o kadar yüksek, teknoloji üzerinden iletişim de o kadar karmaşık ki bunların hepsinin takibi için yoğun bir çaba sarf ediliyor. Kimse buradan hareketle sözlerimizden başka anlamlar çıkarmaya kalkmamalı."
"Saldırı yapmayı planlayan iki kişinin yakalandığını özellikle zikrettim"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "768 oldukça yüksek bir rakam. Bunun neticesinde Ankara saldırısından sonra engellenen, önüne geçilen başka bir saldırı oldu mu?" sorusuna Davutoğlu, şu karşılığı verdi:
"Bunu zikrettiğimizde bu sefer her an bir saldırı olacakmış intibağını besleyecek şeyler var ama birçok terör saldırısı engellendi. Bunların duyurusu yapılmıyor. Sadece İstanbul ve Ankara’da saldırı yapmayı planlayan iki kişinin yakalandığını ben özellikle zikrettim ki, toplumumuzda bu takibin doğru ve yoğun olarak yapıldığı konusunda bir güven hasıl olsun. Bu çalışmalar hep yapılır ama nihayetinde burada kastettiğim bu işte. Demokratik hukuk devletinde gözaltına alırsınız tedbir olarak ama savcıya sevk ettiğinizde artık ondan sonra hükümetin veya yürütme erkinin yapacağı bir şey yok. Savcı, görevli hakim onları eldeki bilgi ve belgelere göre hukuki bir süreçle tutuklar. İsimleri bilmeniz dışında elinizde bu anlamda hukuki süreçlerde kullanılacak kanıtların olması lazım ki, tutuklama işlemi gerçekleşebilsin. Bu anlamda hem takip ederiz hem gerekli tedbirleri alırız. Şüpheli tavırlarıyla ortaya çıkan veya bir hazırlık olduğunu hissettiğimizde de gözaltına alır, adalete teslim ederiz. Türkiye’de bu anlamda yerleşik hukuk düzeni içinde yapılması gereken her şey yapılır."
"Kimse de Türkiye’yi örtülü, açık şekilde tehdit etmeye kalkmasın"
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın "Biz olmasak iç savaş çıkardı" açıklamasının hatırlatılması üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"Ülkede iç savaş var diyen kendi belediye başkanları. Polisimizi, askerimizi şehit ederek Türkiye’ye savaş açanlar onlar. Kendileri PKK ile arasına bir mesafe koyarlarsa bundan sadece memnun oluruz. Ama kendi belediye başkanına önce dönüp bakması lazım. ’Senin ne haddine Türkiye’de iç savaştan bahsediyorsun’ demesi lazım. En tahrikkar, en aşırı dili kullanacaklar, sonra da kenara çekilip iç savaşı engelleme pozuna takınacaklar. Kim Türkiye’de iç savaş çıkaracak kudrete sahip? Önce bunun barış diline uygun olmadığını görmesi lazım. Şöyle bir intiba vermekte ’aslında iç savaş çıkartabiliriz ama çıkarmıyoruz.’ Bu kadar saldırgan bir tutumdan sonra bu cümle o anlama geliyor.
Bu devleti, bu ülkeyi, bu milleti bu şekilde tehdit edemezler. ’Çıkartmak istiyoruz ama gördüğünüz gibi biz çıkarmıyoruz’ demek, suçu kabullenmek anlamına gelir. ’Biz engelliyoruz’ gibi bir tabir ise karşılığı olan bir şey değil. Zaten senin iç savaştan değil, demokrasiden, barıştan bahsetmen gerekiyor. Meclis’te konuşman gerekiyor. ’İç savaş için veya kardeşi kardeşe kırdırmak için terör faaliyeti yapanları, teröristlerin cenazelerine gitmeyen milletvekillerini soruşturacağım’ diyorsun, sonra da ’iç savaşı engelledim’ diyorsun. Bunun tutarlı hiç bir yönü yok. Demirtaş bütün bu süreçte aslında kedisiyle sürekli çelişkiler içinde. Bir yerden bir yere savrulmanın psikolojisini yansıtıyor bu açıklamalar. Yoksa hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Türkiye kendisine meydan okuyan her terör örgütüyle, her devletle icap ederse tek tek veya topluca hesaplaşmaya hazırdır. Bundan da çekinmez. Kimse de Türkiye’yi örtülü, açık şekilde tehdit etmeye kalkmasın."