Yükleniyor...

Dershanelere yaklasimimiz degismez

 

Davutoğlu, NTV’nin canlı yayınında, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Ekonomik ve sosyal haklarla ilgili yapılacak yeniliklere yönelik soru üzerine Davutoğlu, emekliye 100 lira seyyanen zam verildiğini belirtti.

Verilen bu zammın yılda bir 200 lira yaptığını ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:

"800 lira emekli maaşı olan birisi için 1,5 maaş demek zaten. Yani 2 maaşa çok yaklaşıyor. Bin 200 lira ise bir maaş demek. Yani şu anda bu verilmeye başlandı. AK Parti iktidarı bunu vermeye başladı. Bir söz daha var onu da mutlaka gerçekleştireceğiz. Biz bunu bin 100 liraya kadar vermiştik ilk aşamada. Seçimden sonra bunu bütün emeklilere bütçe dengeleri içinde yayacağımızı da söyledik. Böyle bir intibakla da bin 200 lira, bin 100 liranın üzerindeki emekli maaşlarına da seyyanen zam yapılacak. Dolayısıyla o zaman zaten en az bir maaş herkese verilmiş olacak, şimdi veriliyor zaten. Biz bunu yaptığımız için ek bir şey yapılmasına gerek görmüyorduk, bu yanlış anlaşıldı."

Davutoğlu, taşeronlar meselesiyle ilgili kanununu da geçen sene çıkardıklarını anımsatarak, bu kanunun karayollarında ve diğer bazı alanlarda uygulanmaya başlandığını kaydetti.

Vatandaşların menfaatine olan hiçbir konuya "hayır" demeyeceklerinin altını çizen Davutoğlu, "Yunanistan olayında gördüğünüz gibi eğer... 91 koalisyon hükümetini özellikle okudum. Çünkü o zamanki DYP-SHP koalisyonunda başladı birçok yanlışlık ve hastalık. 91’de başlayan o şey öylesine dengeleri bozdu ki AK Parti iktidara gelene kadar emekli maaşı, daha almadan eriyen hale dönüştü. Ama şimdi emekli maaşlarını biz hangi ölçülerde alırsanız alın, mesela en düşüğü olan tarım Bağ-Kur emeklisi biz gelmeden önde 66 lira maaş alıyordu, şimdi 816 lira alıyor. Yani buradan başlayarak birçok şey söylenebilir ama kimseyi mağdur etmeden vatandaşlarımıza imkanlarımızın en iyisini vermeye çalışan bir tutum içinde olduk, olmaya da devam edeceğiz" ifadesini kullandı.

Ekonominin bütün halinde görünmesi gerektiğini belirten Başbakan Davutoğlu, bu bütüncül bakışın, Türkiye’nin 10 yıl sonrasında Yunanistan’ın içinde bulunduğu duruma gelinmemesi için önemli olduğunu kaydetti.  

"Dönüşümü gerçekleştirmiş dershanenin mağdur edilmemesi lazım"

Bir gazetecinin Anayasa Mahkemesi’nin dershanelerle ilgili verdiği karara ilişkin sorusu üzerine Davutoğlu, çıkan karara saygı duyulması gerektiğini vurguladı.

Davutoğlu, kararın gerekçesi oluşmadığı için bir şey söylemenin doğru olmayacağına dikkati çekerek, "Kararın nereye ulaştığını yürütme erki olarak ifade etmek ve çözüm bulmak zorundayız. Çünkü dönüşümü gerçekleştirmiş birçok dershanenin mağdur edilmemesi lazım. Buradaki ikinci başka bir şey var. Ben bunun hukuk, yürütme, yargı ilişkisinde yanlış anlaşıldığı kanaatindeyim. Yargı bir uygulamayla ilgili herhangi bir mağduriyeti gidermek için karar alabilir ama yargı politika belirlemez. Yani yargı ’eğitim politikamız şöyle olmalı’ yaklaşımıyla karar alamaz" diye konuştu.

"Eğitim politikasının ne olacağına biz karar veririz"

Dershanelerin zamanla vatandaşların üzerinde gereksiz bir yük oluşturduğu ve örgün eğitimin, esas ana damar eğitimi zayıflattığı kanaatiyle bu kararı aldıklarını belirten Davutoğlu, Türkiye’deki günlük tartışmalar dışında, son yıl kimsenin çocuğunu okula göndermediğini dile getirdi.

Davutoğlu, velilerin, "Aman mekanik bir şekilde, en kısa yoldan cevapları versin de üniversitede iyi bir yere girsin. Ne olacak lisede okumasa da olur" noktasına geldiğini dile getirerek, şunları söyledi:

"Ben oldum olası test yapmadım. Doğal olarak şimdi yapmak zorundayız. Milyonlarca öğrenciyi başka türlü objektif bir şekilde karşılaştıramıyorsunuz. Ama testi sevmezdim bir akademisyen olarak, bir hoca olarak çünkü test beraberinde tesadüfiliği getiren ve insanın muhakeme kabiliyetini de yok eden bir yöntem. Şimdi eğitim konusunda da bir eğitimci olarak şimdiye kadar dışişleri bakanı vesaire olarak istediğim ölçüde ilgilenemedim ama bundan sonra kendimi daha fazla ilgilenmek durumunda hissediyorum. Çünkü buradaki zaaflarında ki Nabi Bey de çok değerli bir öğretim üyesidir. Birçok sorunun olduğunun farkındayız ama bu sorunlara baktığımızda bazılarının dershane meselesinde olduğu gibi sistemin dışında bir unsurun fazla büyümesi, devasa büyümesi sonucunda sistemi istismar etmeye başlaması... Burada dolayısıyla biz karar veririz eğitim politikasının ne olacağına Anayasa Mahkemesi değil. Burada birileri mağdur olmuşsa mahkeme buna karar verir, ona bakarız. Dershanelerle ilgili yaklaşımımızın değişeceğini kimse beklemesin."

"Yozlaşmayı yok etmeden eğitimde adaleti sağlayamayız"

Paralel yapının bu konuyu sürekli gündemde tuttuğunu anlatan Davutoğlu, bundan doğan bir sürü etik sorun bulunduğunu ifade etti.

Başbakan Davutoğlu, bir öğrencinin iyi bir yere girebilmesi için "bir dershaneye gitmesi gerektiği" gibi bir algı yaratıldığını kaydederek, şöyle devam etti:

"Bunun yanında dershane üzerinden sınava girenlerin sorulara erişimi, KPSS sınavında olduğu gibi daha kolay oluyor. Veya tesadüfi olarak o dershanede sorulan sorular sınavlarda çıkıyor. Bir etik yozlaşma alanı varsa, biz o yozlaşmayı yok etmeden eğitimde adaleti sağlayamayız. KPSS sınavlarıyla ilgili benim en fazla üzüntü duyduğum hususlardan biridir. Çünkü adalet duygusunu yok eden bir şey. Ben yola çıktığımda insanlar, iş için talepte bulunanlar ortak bir sınava sokuyorsunuz ama birileri o sınav sorularını önceden almışsa bu telafi edilemez bir şey ve adaletsizlik. Şimdi dolayısıyla burada da şunu da açıkça ifade etmek isterim, 7 Haziran seçimleri oldu ve yüzde 41’i yanlış okuyanlar bir anda karşı bir hamlenin olabileceği noktasında şeylere başladılar. Sadece bu olay değil başka bazı olaylar. Herkes bilsin ki biz buradayız."

"Siyasetçileri herkes eleştirebilir ama belli kurumları eleştirmek mümkün değil"

Devletin vatandaşına olan etik borcunu ve eşitlik borcunu yok edecek uygulamaların hiçbirine izin vermeyeceklerini kaydeden Davutoğlu, şunları ifade etti:

"’(Türkiye’de puslu hava oluştu. Biz de burada acaba nasıl bir psikoloji değişimine yol açarız) diye birileri bu Anayasa Mahkemesi kararını istismar etmeye kalkarsa, onlara da hiçbir şekilde fırsat vermemeye çalışacağız. Anayasa Mahkemesi Başkanı bizim tanıdığımız, hukukumuz olan birisidir ama yanlışa ’yanlış’ demek durumundayız. Siyasetçileri herkes eleştirebilir ama belli kurumları eleştirmek mümkün değil. Bu durum toplumsal ahenk ve karşılıklı saygı açısından doğru değil. Ha saygı duyarız, kararı uygularız da eleştirebilmeliyiz de" değerlendirmesinde bulundu.

Paralel yapıyla mücadeleye ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, buna en çok siyasi parti gözetmeksizin tavır koyulması gerektiğini, bunun sadece AK Parti’nin davası olmadığını belirtti.

Başbakan Davutoğlu, "Hepimiz bu tür faaliyet gösteren sivil toplumlara olumlu baktık, destek verdik. ’Ben bunlara destek vermedim’ diyen siyasi yoktur Türkiye’de. Çünkü neydi, Türkçe Olimpiyatları yapılıyor, eğitim faaliyetleri vesaire.. Bunda kimsenin tereddüdü olmadı. Ama ister bu şekilde olsun ister başka yollarla olsun bir şekilde devletin içinde başka bir hiyerarşi oluşturulmaya başlandı mı ona karşı net bir tutum almazsak, bu devletin çivisi kalmaz. Şudur net tutum; demokrasi önemlidir ama bürokrasi katardır. Lokomotif siyasidir çünkü trenin ne yönde gideceğine o karar verecek, siyasettir. Bir kaza olacaksa da odur sorumlu olan" diye konuştu.

Katar siyasetin önüne koyulduğunda, bürokraside örgütlenip siyaset belirlenmeye başlandığında demokrasinin kalkacağını dile getiren Davutoğlu, onun için bürokrasi üzerine devletin yeniden yapılanması ilkesini zikrettiğini söyledi.

Davutoğlu, bunu sadece paralel yapıyla ilgili değil bütün paralel yapılar için zikrettiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Mesela Milli Birlik Komitesi vardı 27 Mayıs’ta. Milli Birlik Komitesi’nin olduğu yerde hükümet olur mu? Milli Birlik Komitesi karar verecek. Kimse o zaman ’hükümet, şu bakan nerede’ diye bakmıyordu ona gitmeye çalışıyordu değil mi? 28 Şubat’ta Milli Güvenlik Kurulu vardı, kimse hükümeti merak ediyor muydu? Çünkü hükümet toplanamıyordu bile. Üç lider ayda yılda bir gelirse.. Ama Milli Güvenlik Kurulu toplanıp karar alıyordu. Paralel bir yapı bu da. Milli Güvenlik Kurulu’nun kendisi değil ama böyle uygulanması paralel. Darbe kültürü vesayet kültürü burada var. Aynı şekilde HDP-PKK ilişkisinin çözülmesi de önemli. Çünkü kim karar veriyor? Onun bilinmesi lazım. Seçilmiş belediye başkanı var da bir de ona ayrıca hükmeden biri varsa bu da bir paralel yapıdır. Bizim bu hastalıklardan arınmamız lazım.

Şu anda paralel yapı diye özel isme dönüşmüş yapıyı kastetmiyorum. Bütün bu paralel yapı o da dahil eğer bürokrasi üzerinden devletin kaderine hükmetme alışkanlıkları yok edilemezse hiçbir siyasetçi kendini rahat hissetmez."

"Öz eleştiri yapmamış olsak bu mücadeleyi yapmazdık"

Davutoğlu, mücadelenin kişilere ya da sivil toplum kuruluşu olduğunu iddia eden çevreye karşı olmadığını dile getirerek, "Onlar vaktinde kendi alanlarına çekilmiş olsalardı bunların hiçbiri şimdi yaşanmazdı. Ben talimat verdiğim müsteşarın sadece benim talimatımı dinlemesini isterim. Eğer onların talimatını dinleyecekse gidecekler halktan en az yüzde 41 oy alacaklar, ondan sonra konuşacaklar" dedi.

"Siz kendinize bir öz eleştiri payı veriyor musunuz" sorusunu Davutoğlu, "Öz eleştiri yapmamış olsak bu mücadeleyi yapmazdık. Öz eleştiri yaptığımız için bu paralel yapıya karşı mücadeleye karar verildi. Ama ben bu sefer başka bir öz eleştiri görüşmelerde zikrettim, HDP ile görüşme esnasında geçti. O yapının dinlemelerinden, eylemlerinden en fazla muzdarip olanların 7 Haziran seçimlerine giderken o yapıyla birlikte ortak bir siyasi tavır belirlemeleri konusunda bir öz eleştiri gerekmez mi" diye yanıtladı.

Çözüm sürecini baltalamak için her türlü işi yapan bir yapının bir anda HDP’ye "özgürlük meleği" gibi davrandığını anlatan Davutoğlu, "Televizyonlarındaki dizilere bakın, onu yaparken bir anda baktınız 7 Haziran öncesinde HDP ile aynı çizgide, HDP’nin bu anlamda öz eleştiri yapması gerekmiyor mu? Ya da kasetler üzerinden yıpratılan liderlerin, siyasi hareketlerin bu yapı karşısında sessiz kalmaları bir öz eleştiri gerektirmiyor mu? Medya alanında bu yapının, mağdur edilen kesimlerin bir anda 7 Haziran’dan önce sadece AK Parti’ye zarar vermek için aynı çizgide yayın yapmaları öz eleştiri gerektirmez mi? Öz eleştiri yapacaksak herkes kendisine iğne batıracak ki çuvaldız da arkadan gelsin" değerlendirmesinde bulundu.

"Birilerinin ayağına bastık"

"Yaygın bir yorum vardı, Türkiye’nin özellikle IŞİD’e karşı koalisyona daha aktif katılma yolunda bir politika belirlediği, böyle bir durum var mı? Eğer varsa neler olabilir? İncirlik üssüyle ilgili herhangi bir gelişme var mı" sorusu üzerine Davutoğlu, "2013’te IŞİD ortaya çıktığında IŞİD’i terör listesine koyan Bakanlar Kurulu kararı çıkartan ilk ülke biziz. Türkiye’nin IŞİD’le yan yana adının anılması hiçbir şekilde mazur da gösterilemez. Bunun da arkasında kesinlikle ben genellikle komplo ifadesini kullanmam, Türkiye’ye karşı bir algı komplosunun bir etkisi var" yorumunu yaptı.

 Bir tarihçinin "Birilerinin ayağına çok fena bastınız herhalde ki uluslararası alanda size karşı çok tavır aldılar" dediğini, "siz" derken Cumhurbaşkanı, Başbakan ve AK Parti hareketini kastettiğini belirten Davutoğlu, "Doğru, birilerinin ayağına bastık. Ben de öyle dedim, Filistin’de birileri susarken biz konuştuk. Mısır’da herkes darbe sonrasında çok demokratik ülkeler, darbeci lideri ağırlarken biz tavır gösterdik. Suriye’de herkes Esed rejiminin zulmüne şey yaparken, biz tavır aldık. Balkanlar’da herkes otururken biz Bosna’nın arkasında... Doğru biz rahatsız ettik. Somali’de kimse gitmezken insanlık vicdanını biz ayağa kaldırdık" değerlendirmesinde bulundu.

"Vicdan diplomasisi yaptık. Oradan vurulduk"

Davutoğlu, Büyükelçiler Konferansı’nda "insani diplomasi" ve "vicdani diplomasi" kavramlarını kullandığını anımsatarak, "Vicdan diplomasisi yaptık. Oradan vurulduk. Vicdan diplomasisi yapan bir ülke, Arakan’a sahip çıkan bir ülke, bir anda terörle özdeşleştirilerek, şeytanlaştırılmak istendi. Bu AK Parti’ye, Erdoğan’a, Davutoğlu’na yönelik bir algı operasyonu değil, Türkiye’ye yönelik bir algı operasyonu ve bunu da içeriden besleyen kaynaklar oldu. En fazla da bu paralel yapının iç ve dış irtibatlarla bu yapıldı" ifadesini kullandı.

HDP’lilere, "Bunu çok kullanıyorsunuz" dediğini anımsatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Yok böyle bir şey, IŞİD’den bizim herhangi bir şekilde desteğimiz... Dolayısıyla her zaman aktif mücadele yaptık terörün her türlüsüyle ama şimdi yaptığımız şey şu; biz sınır boylarımızda başka bir ülkeye müdahil olmamak için çok sabrettik, hala ediyoruz. Dikkat edin bir sürü olay yaşadık, Türkiye, Suriye’den öte bir tarafa adım atmadı. Bizim müdahaleci olduğumuzu, şucu olduğumuzu söyleyenlere diyorum. Peki ne şu andaki geldiğimiz yer? Fakat sınırlarımızda öyle bir güvensiz alan oluşuyor ki bizi etkilemeye başlıyor. O zaman bu güvensiz alanın aktörleri kimse onlara karşı sınır boylarımızda bize müzahir alanları oluşturmak zorundayız. Bizzat girerek olmayabilir bu. Bize müzahir, bizimle sıkıntılı olmayan aktörler."

Artık Suriye rejiminin Türkiye sınırında 5-6 kilometrelik bir yeri kontrol eder hale geldiğini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"O zaman diğerleri PYD mi, DAEŞ mi, Özgür Suriye Ordusu mu? Şunu yapmak bizim artık hakkımız, bize müzahir olanlara sınır kontrolünü vermek. Bunu yapmak için de DAEŞ bir terör olarak Türkiye’nin çıkarlarını ve sınırını tehdit eder bir konumdaysa ona karşı gerektiğinde aktif bir tutum sergilemek, PYD çizgisi bize karşı bir tehdit haline dönüşürse ya da rejim haline dönüşürse hatta Özgür Suriye Ordusu içinde birileri tavır değiştirip bize tehdit haline gelirse onlara karşı bize müzahir bir sınır, güvenlik şeyi oluşturmak bizim kendi güvenliğimiz için zaruri."

"Eğit-donatın başarıya ulaşmadığı" değerlendirmesini yapan gazeteciye Davutoğlu, "İstenilen şey de yürümüyor. Çünkü tek boyutlu olmuyor bu işler. Sadece bir kesime dönük mücadele, Suriye’yi yeniden inşa etmek için bir eğit-donat yapmak ayrı bir şey, sadece terörle mücadele diye düşünüldüğünde insanlar, ’Ben bir şey için kullanılıyor muyum’ kanaatine de yönelebiliyorlar ama düşünüldüğü kadar kötü değil, bütün bu faaliyetlerin toplamı itibarıyla" yorumunda bulundu.

Sırbistan Başbakanı Vuçiç’e Srebrenitsa’da yapılan protesto

Başbakan Davutoğlu, "Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vuçiç’in Srebrenitsa törenlerinde taşlanmasına" ilişkin soru üzerine, öncelikle Srebrenitsa’da vefat edenlere rahmet diledi.

Srebrenitsa’dan kısa süre önce Bosna’da olduğunu hatırlatan Davutoğlu, "O günlerdeki o ağır kan kokusunu ve insanlıktan çıkmış halini o toprakları hisseden biri olarak acıyla hatırlıyorum" dedi.

Srebrenitsa anma törenlerine 4 kez katıldığını aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bir kere onların acılarına saygı duymayan birinin insani vicdandan bahsetmesi mümkün değil. Bahsetmiştim 79 yaşındaki bir teyze "Ahmet Bey" diye bağırdı, döndüm sarıldım. 3 oğlunu orada kaybetmiş, DNA’larıyla sonra tespit edilip, defnedilmiş. Her ailede bir acı hikaye var. Şimdi bu acı hikayeler üzerinden orada yaptığımız konuşmada da Boşnakça seslendim. "Srebrenitsa’yı unutmadık, unutmayacağız" diye Boşnakça seslendim. Unutmamak lazım çünkü unutursak benzer acılar devam eder ama geleceği bunun üzerine de sadece inşa edemeyiz. Onun için Türkiye, Bosna Hersek, Sırbistan üçlü mekanizmasını kurarken, buradan hareketle kurduk. Tekrar Balkanları inşa edeceksek Sırbistan-Bosna Hersek ilişkisi önemlidir. Bunun için çok çaba sarf ettik. Sırbistan Başbakanının oraya gelmesini teşvik de ettim ben. Telefonla da görüştüm bunun olumlu bir mesaj olacağını söyledim."

Toplantıya ilişkin iki hususun altını çizen Davutoğlu, Sırbistan Başbakanı Vuçiç ile yan yana oturduklarını ancak Bakir İzzetbegoviç’in yanına, arzu etmesi üzerine yer değişikliği yaptığını belirterek, bunun kesinlikle Vuçiç’e karşı alınmış bir tutum olmadığını söyledi.

Vuçiç’in kullandığı tabirin savaş esnasında kabul edilemez olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları dile getirdi:

"Ama şimdi birçok görüşmede kendi öz eleştirisini yapmış, orada bulunması bile öz eleştirisinin sonucu olmuş birisi. Ben de 15 gün önce aradım kendisini, önce Davos’ta görüşmemizde ’Geleceğim’ diyordu, sonra vazgeçmişti. Sonra aradım ’Bulunmanız Türkiye, Bosna Hersek, Sırbistan üçlü mekanizması itibarıyla da oradaki psikolojiyi rehabilite edebilmek itibarıyla da faydalı olur’ diye de tavsiye ettim. Dolayısıyla orada bulunmasından rahatsızlık duymadığım gibi doğru olduğu kanaatindeyim çünkü bunun yaşanması lazım bir şekilde. O tür bir saldırıya maruz kaldığını da görmemiştim. Bakir İzzetbegoviç ile sonradan çelengi koyduk, geldik. Bu tür durumlarda bir hissi tepkinin olması normal karşılanabilir ama bir fiili tepki haline dönüşmesi de doğru değil. Bunun yeniden bir şey inşa etmek bakımından da faydası yok. Zaten Vuçiç’in oraya kendi iç öz eleştirisini yapmak ve yeni bir şey inşa etmek için geliyor. Bence onun orada bulunması doğru bir diplomatik tavır ve Balkanlar’ın inşasında olumlu bir adımdır. Bunu da biz teşvik etmeye devam ederiz. Böyle bir sert tepkiye uğraması da bunun anlamını zedeledi. Boşnakların partisi de bunu kınayan bir bildiri yayınladı. Acılı aileler tepki verebilirler ama bunun böyle bir fiziki saldırıya dönüşmesi oradaki ortam açısından doğru bir tavır olarak kabul edilemez."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.