Desteklerimizi gelistirerek sürdürecegiz
Başbakan Davutoğlu, Four Point By Sheraton Hotel’de İstanbul’daki Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yöneticileriyle kahvaltıda bir araya geldi.
Daha sonra burada yaptığı konuşmada, İstanbul Madeni Eşya Sanatkarlarının (İMES) Türkiye’de sanayileşme tarihinin en önemli aynalarından biri olduğunu ifade eden Davutoğlu, İMES’in tarihini hep beraber yazmanın, Türkiye’de sanayi tarihinin resmini çıkarmak anlamına geldiğini belirtti.
Türkiye’nin, geride kalan 13 yıl içinde büyük adımlar attığını, dev projelerin hayata geçirildiğini, büyük başarılar elde edildiğini, rekorlar kırıldığını dile getiren Davutoğlu, "Sanayi üretiminin olmadığı durumlarda, ülkelerin nasıl ekonomik krizler içine girdiklerini en yakınımızdaki Yunanistan başta olmak üzere bir çok ülkede görüyoruz. Hizmet sektörü önemlidir ama ülkenin ekonomisini, üretimini, istihdamını sağlayan motor alan, sanayileşme ve reel sektör alanıdır" diye konuştu.
Gelecek dönemde sanayicilerin de desteğiyle, Türkiye’nin gücüne güç katmak için gece gündüz çalışacaklarını ifade eden Davutoğlu, "Milletimizin eliyle siyasi istikrarı sağlarsak, ekonomik istikrar bizim işimiz. Hiçbir yerde ekonomi ile siyasetin ayrı düştüğü durumlar söz konusu olmaz. Siyasi istikrar varsa siyasi öngörülebilirlik varsa ekonomik istikrar ve planlama da mümkün hale gelir. Ama siyasi bir kaosa hele hele bir güvenlik kaosuna, etrafımızdaki ateş çemberi içindeki ülkelerde gördüğümüz gibi, düşerseniz ekonomik hayatın sürmesi mümkün değil" şeklinde konuştu.
Siyasi istikrarın ekonomiye etkisinde, Suriye örneğine değinen ve daha önceleri Halep’teki reel sektörün ne kadar canlı olduğunu her gittiğinde gözlemlediğini anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Siyasi istikrarsızlığın Halep’i ne hale getirdiğini hepimiz gördük. O açıdan en öncelikli mesele ülkede demokrasi ve özgürlükler ile istikrarı aynı anda sağlayabilecek bir siyasi ortamın tesis edilmesidir. Milletimizin iradesiyle, siyasi güven iklimini tesis edersek ki inşallah tesis edeceğiz. Milli ram olmak bizim işimiz. Biz, Türkiye’nin büyüme heyecanını, kalkınma aşkını, üretim iradesini temsil ediyoruz."
Türkiye’nin nereden nereye geldiğiyle ilgili onlarca rakam paylaştıklarını ancak bu rakamlardan daha önemli olanın siyasi irade olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Siyasi iradenin, siyasi ve stratejik planlamanın olmadığı durumlarda rakamlar anlamını kaybederler. Yönetimde istikrar sağlayamayanlar, üretimde istikrar sağlayamazlar. Düşünce üretemeyenler, emek ve değer üretemezler. Yönetme iradesi olmayanlar, emeğin, alın terinin kıymetini bilemezler. Yani temelde yönetmek işi, ülke yönetimi, şirket yönetimi gibi irade işidir. İrade kaybolduğunda, planlama imkanı da söz konusu olmaz" değerlendirmesinde bulundu.
Yeni bir seçim sürecinin yaşandığını anımsatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Herkesin ne söylediğini, diğer partilerin sergiledikleri tutumu, 7 Haziran’dan bu yana ülkenin yönetim boşluğuna düşmemesi için bizlerin de neler yaptığını görüyorsunuz. Bu dört ay bizim için bir zaman laboratuvarı gibi oldu. Herkesin ülkenin güvenliği söz konusu olduğunda, terörle mücadele başta olmak üzere, elini taşın altına koyup koymadığını da gördünüz. Dünya ekonomik kriz içindeyken, Avrupa’da ekonomik kriz tırmanırken kenardan seyretmeyi tercih edenlerin takındıkları tutumu da gördünüz. Hiçbir gerçekliği olmayan vaatlerle toplum karşısına çıkanları da sizler yakından müşahede ettiniz. Seçim sürecinde ne dediklerini galiba kendi kulakları dahi duymuyor ki bu planlamaların, bu vaatlerin nasıl hayata geçirileceği konusunda ellerinde herhangi bir ikna edici planlama yok. Karamsar bir tablo çiziyorlar. Bu tabloyu çizerek Türkiye’de üretim şartları ve bütün ticari, ekonomik faaliyetler durmuş gibi felaket tellallığı yapanlar var. Halbuki ağustos ayında sanayi üretiminde artış söz konusu oldu.
Bazı çevreler ister ki Türkiye yönetim boşluğuna düşsün, bir kaos yaşansın, üretim düşsün ve onlara siyasi alanda yeni bir manevra alanı açılsın. Bizim içinse böyle bir hesap söz konusu değil. Siyasetin üslubu felaket tellallığı olmamalı. Siyasetin üslubu milletin moralini bozmak değil, milletin moralini yükselterek, sanayicilerimizin üretim ve istihdam şevkini arttırmak olmalı. Siyaset çözüm üretmeye, hedef koymaya, proje geliştirmeye odaklanmalı."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, bu anlamda Türkiye’nin son 13 yılının muhteşem bir yönetim tecrübesi sağladığını belirterek, "Siyasi istikrar ve güven iklimi tesis edildikten sonra her alanda Türkiye ayağa kalktı. Felaket tellalları ki tabir olarak zikretmekten çok hoşlanmam ama neredeyse felaket baykuşları çıktı. Karanlık havaları, karanlık psikolojileri ülkeye yaymak isteyenler. Bu felaket tellallığı ülkeyi külliyen, pesimist, karamsar bir psikolojiye sokma çabası inşallah başarıya ulaşamayacak. Değer üreten, dünya rekabet eden bir Türkiye inşa etme yolunda bizim hızımızı da kesemeyecek" diye konuştu.
İstanbul’daki organize sanayi bölgeleri (OSB) yöneticileriyle yaptığı toplantıda konuşan Davutoğlu, emek yoğun sektörde yatırımcıların talebi halinde sembolik kira karşılığında anahtar teslimi fabrika vereceklerini söyledi.
Sunulan projenin uygun görülmesi halinde fabrika yapacak sermaye ve imkan yoksa devletin anahtar teslimi fabrikayı yapıp, teslim edeceğini anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Sembolik bir kira karşılığında bunu yapacağız. Aslında bunlar bazıları için devlete yük gibi gelebilir aksine bizim beyannamede ifade ettiğimiz taahhütlere baktığınızda hepsi üretken taahhütlerdir. Bir sonraki aşamada bütçeye, devlete katkı sağlayacak vaatlerdir. KOBİ’leşmeyi ve gençleri girişimciliğe teşvik için gençlere yeni bir iş yeri kurmaları halinde, ilk can suyu olarak 50 bin lira karşılıksız sermaye vereceğiz. Sonra ’Bu da yetmez’ derse 100 bin lira da faizsiz kredi vereceğiz, yüzde 85’inin de kefili biz olacağız. ’Bu da yetmez’ derse 3 yıl gelir vergisi almayacağız. Görünüşte bu gençlere dönük bir teşvik ama bir sonraki aşamada, 3 yıl sonra, bu girişimcilerin yüzde 50’sinin girişimi tutsa dahi önemli bir vergi ve gelir imkanı, geri dönüş sağlanacak ve her bir yeni girişimci 3-5 kişiyi istihdam ettiğinde kar topu gibi büyüyen bir istihdam imkanı oluşturacağız."
Davutoğlu, seçim beyannamelerinde ifade ettikleri hiçbir hususun kısa ve uzun dönemli olarak bütçeye yük getirmediğini, aksine, ekonominin çarkını hızlandıran, ekonomiye ve üretime katılımı artırdığını anlattı.
Bunları tek tek hesap ettiklerini aktaran Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Muhalefetin taahhütleriyle arasındaki fark bu. Şimdi de anahtar teslim fabrika ile görünüşte devlet bir masraf yapıyor ama bu fabrika bir müddet sonra ürettiği istihdam ve reel sektöre yaptığı katkıyla ülke ekonomisini bir başka evreye taşır. Biz 13 yıl içinde atıl kapasitemizi üst düzeyde kullanarak kalkındık ama bunun limitlerine geldik. Şimdi niteliksel bir dönüşüm sağlamak zorundayız, Ar-Ge dönüşümü. Sizlerden en büyük talebimiz; bütün bu destekler karşılığında, Ar-Ge’ye ve yerli katma değere ağırlık vermeniz. İktidara geldiğimizde Ar-Ge’nin milli gelir içindeki payı yüzde 0,50 civarındaydı, şimdi yüzde 0,95, inşallah 2023’te yüzde 3’e kadar çıkartacağız ve bu anlamda dünya standartlarının üzerine çıkmaya kararlıyız."
"Desteklerimizi geliştirerek sürdüreceğiz"
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni teknoloji kullanımı bağlamında verilen bilgilerden çok memnun olduğunu ifade ederek, organize sanayi bölgelerinde teknoloji üretimlerinin artmasını ve yoğun teknolojik projelere ağırlık verilmesini talep ettiklerini söyledi.
Davutoğlu, "Vergi kolaylaştırmalarını sağlarız, arsa temin ederiz, ne isterseniz yaparız ama Türkiye’nin niteliksel anlamda bir sıçrama yapabilmesi için sizden talebimiz; Ar-Ge’ye, yüksek teknolojili yatırımlara ağırlık vermeniz ve istihdamı teşvik edecek şekilde genç istihdamına çözüm noktasında bizimle çalışmanız. Gençlerin istihdam edilmediği yerlerde büyük sosyal huzursuzluklar yaşandığını hep beraber görüyoruz. Onun için bu dönemde en fazla bu konularda yakın ilişki içinde olmaya önem vereceğiz" diye konuştu.
Basit usulde vergilendirilen esnafın yıllık 8 bin liraya kadar olan kazançlarından vergi almayacaklarını bildiren Davutoğlu, "Gümrük işlemlerini hızlandırarak işlemlerin yüzde 70’inin sadece 1 dakika içinde yapılmasını sağlayacağız. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin Türk Standartları Enstitüsü ve patent belgelerini de maliyetlerini de devlet olarak karşılayacağız. Özellikle Ar-Ge, kurumsallaşma, markalaşma gibi alanlara yönelik desteklerimizi daha da geliştirerek sürdüreceğiz" dedi.
Davutoğlu, hangi göstergeye bakılırsa bakılsın son 13 yılın bir başarı hikayesi olduğunu söyledi.
Bu dönemde büyük Türkiye idealinin hayata geçtiğinin her tabloda görülebileceğini ifade eden Davutoğlu, "İster sağlık sektörünü alın ister ulaşım sektörünü ister otomotiv sektörünü, hangi alanı alırsanız alın milli gelirimiz, yatırımlarımız, üretimimiz arttı ihracatımız, istihdamımız dünya ekonomik krizine rağmen ciddi bir yükselme trendi içine girdi" diye konuştu.
Davutoğlu, en değerli unsurun reel büyüme alanında gerçekleştirilen başarılar olduğunu vurguladı. Bütün diğer alanlarda rakamların bir müddet sonra gerçekliğini kaybedebildiğini ancak reel sektörde sağlanan iyileşmenin kalıcı ve gelecek ekonomik büyüme için en önemli istikrar unsuru olduğunu anlatan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"2002-2014 döneminde özel sektörün yatırımları 43,4 milyar liradan 277 milyar liraya ulaştı. Bu sizin katkılarınızla sizin doğrudan sermaye artışınızla sağlanan bir husus. 2002’de sadece 31 bin şirket kurulan ülkemizde geçen yıl 59 bin şirket kuruldu. Bu yılın ilk 8 ayında kurulan şirket sayımız geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17 arttı. Bu rakamlar reel sektörün nasıl geliştiğini ve şirketlerin sadece kurulma rakamları dahi ülke dinamizminin ne ölçüde arttığını gösteren hususlar."
Davutoğlu, ekonomik hayatın temel motorunun reel sektör, reel sektörün bel kemiğinin de KOBİ’ler olduğunu dile getirdi.
Bu yıl Türkiye’nin G-20 dönem başkanlığını yaptığını ve burada ana temalardan birinin de KOBİ’ler olmasını sağladıklarını hatırlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Her ülkede belirli sayıda büyük ve başarılı firmalar bulabilirsiniz. Ancak başarılı ekonomilerde asıl fark oluşturan alan KOBİ’lerin varlığıdır. KOBİ’ler ne kadar dinamik ve rekabetçiyse ekonomi de o kadar dinamik, rekabetçi olabilir. Şu hususu bir kez daha dikkatinize getirmek istiyorum. 2002’de 230 milyar dolar olan milli gelirimiz, geçtiğimiz yıl 800 milyar dolara ulaştı. Ancak bu büyümenin niteliği de niceliği kadar önemlidir. Bu büyüme nasıl gerçekleşti, kim bu büyümeye katkı verdi, kimler bu büyümeden istifade ettiler? Bakın biz, doğalgaz veya petrol bulduğumuz için değil, dışarıdan bize aktarılan paralar dolayısıyla büyüyor değiliz."
"Öyle bir kaynağımız var ki hiç tükenmiyor"
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu, bir hatırasından bahsederek, Avrupa’da bir toplantıda konuşma yaptığında önemli bir finans kuruluşunun yöneticisinin kendisine, "Dünya ekonomisi daralırken Türkiye ekonomisi büyüyor. Siz bunu nasıl sağlıyorsunuz, hangi kaynakları kullanıyorsunuz?" sorusunu yönelttiğini belirterek, şunları anlattı:
"Dedim ki, ’Bizim çok büyük doğalgaz ve petrol kaynaklarımız yok başka ülkelere olduğu gibi bize milyarlarca bazen yüz milyarlarca avro veya dolar dışarıdan kaynak aktaran da yok. Fakat bizim öyle bir kaynağımız var ki hiç tükenmiyor, o insan kaynağı.’ Türkiye’nin gerçek büyüme motoru insan kaynağıdır ve demokrasidir. Demokrasimizi koruyup insan kaynağını harekete geçirdiğimiz zaman Türkiye’nin büyümesini engelleyecek hiçbir güç olamaz. Biz emeğimizle alın terimizle çalışarak üreterek ihracat yaparak büyüdük."
Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin dıştan gelen kaynaklarla büyüme yolunu tercih etmediğini, kendi insanının birikimini, o insanın tecrübesini, niteliğini değiştirerek, dönüştürerek büyümeye gayret ettiğini ve bu yolla tamamıyla Türkiye’ye has bir büyüme modelinin gerçekleştirilebildiğini vurguladı.
Türkiye’nin sadece birkaç şehrin değil, bütün şehirlerin katkısıyla büyüdüğünü dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Geçtiğimiz seçim kampanyası döneminde 81 vilayetimize gittim. Her vilayette rakamları paylaştım. Son 13 yılda bütün vilayetlerimizde olağanüstü bir büyüme performansı sergilendi. Bu Türkiye’nin bütününde gerçekleştirilen büyük ekonomik dönüşümün hikayesidir. Sadece belli şehirlerde değil, sadece belli bölgelerde değil her yerde rakamlar ve büyümenin niteliksel boyutu olağanüstü değişim yaşadı. Anadolu’yu, şehirlerimizi Trakya’yı karış karış dolaşıyoruz. Bütün şehirlerimizin ihracatının en az 4’e, 5’e bazı yerlerde 10’a katlandığını görüyoruz. Ekonomide büyümenin birkaç merkezde temerküz etmediğini, tabana yayıldığını, toplumun bütün kesimleri tarafından paylaşıldığını görmek bize büyük mutluluk veriyor."