Yükleniyor...

Devletin resmi ideolojisi olmayacak

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "İskilipli Atıf Hoca ile Seyit Rıza’nın idama yürüyüşlerindeki temel ortaklık, devletin resmi ideolojisinden farklı düşünmekti. Biz şunu diyoruz, bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak. Devletin bir tek, milletle bağı ve aidiyeti olacak" dedi.

Tunceli Üniversitesi’ni ziyaretinde konuşan Başbakan Davutoğlu, devletle milleti yeniden buluşturma gayreti içinde olduklarını söyledi. 

Davutoğlu, milletin, toplumun değişik kesimlerinin empati yapmadan buluşamayacağını, kendi yanlışlarını ikrar etmeden, o yanlışları bir daha yapmayacağı konusunda net ve ilkesel bir tutum beyan etmeden Yeni Türkiye’nin inşasının zor olacağını kaydetti. 

Yeni hükümeti kurarken ilk el attıkları konular arasında çözüm sürecini başarıya ulaştırmanın geldiğini söyleyen Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde başlatılan Alevi çalıştaylarında gelinen noktayla ilgili de kapsamlı brifingler aldığını, almaya da devam edeceğini anlattı. 

Onlarca yıl süren bu meselelerin, gerilimlerin kısa sürede telafi edilemeyeceğine işaret eden Davutoğlu, "Yeni Türkiye" diye kastettikleri yeni siyaset felsefesinin temelinde, Şeyh Edebali’nin "insani yaşat ki devlet yaşasın" düşüncesinin yattığını belirtti. Başbakan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı: 

"Acılar tek taraflı olmadığı gibi, hapishaneler bile tek taraflı değil o dönemlerde. Yassıada, Metris, Mamak, Ulucanlar, Diyarbakır... Buralarda yatanların her biri farklı ideolojilerdendi. Kimi sağcı, kimi solcu, kimi Sünni , kimi Alevi, kimi Türk, kimi Kürt, kimi Zaza... Her ideolojiden vardı. 12 Eylül, 27 Mayıs sonrasını düşünün. Kendi vatandaşından korkan bir devlet, iç tehdit tanımlamasıyla vatandaşlarının şu veya bu kesimine doğru bir tavır aldığında, aslında kendi temelini sarsmaya başlar. Bizim için etnik ve mezhep temelli hiç bir iç tehdit tanımlaması yoktur, olmayacaktır. Vatandaşlarımızı hiç bir zaman tehdit olarak görmeyeceğiz."

"Bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak"

İskilipli Atıf Hoca, Bediüzzaman Said-i Nursi ve Seyit Rıza’nın, farklı yaklaşımlar içinde olduklarını, farklı akımlardan geldiklerini belirten Davutoğlu, ama hepsinin aynı şekilde baskı gördüklerini söyledi. Davutoğlu, şöyle devam etti: 

"İskilipli Atıf Hoca ile Seyit Rıza’nın idama yürüyüşlerindeki temel ortaklık, devletin resmi ideolojisinden farklı düşünmekti. Biz şunu diyoruz; bundan sonra devletin resmi ideolojisi olmayacak. Devletin bir tek şeyi olacak, milletle bağı ve aidiyeti olacak. Milletin, toplumun her kesimiyle bağı olmayan bir devlet resmi ideolojiyle yaşayamaz. Resmi ideolojinin dayattığı tarih anlayışıyla da gelecek inşa edilemez. Hep beraber konuşacağız, kızmadan, öfkelenmeden. Hepimizin yaşadığı acıları paylaşarak konuşacağız." 

"Yanlışı savunmak kimseye çözüm değil"

Başbakan Davutoğlu, bürokraside temsil başta olmak üzere her dönemde birilerinin dışlandığını ifade ederek, şunları söyledi:

"Şu anda huzurunuzda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, 28 Şubat döneminde farklı görüşlere sahip olduğu için davet edildiği üniversiteler tarafından bile kabul edilme cesareti gösterilemedi, burada, bu ülkede. Yazdığım bir yazı dolayısıyla ertesi gün, ’aman biraz dikkatli yazsanız’ dendiğinde, ’tam da bu günler yazma ve konuşma vaktidir’ dedim ve rektörüme istifa mektubumu sundum, ’istediğiniz anda bizi görevden alabilirsiniz ama bizi susturamazsınız’ dedim. Çok arif bir insandı, hayırla yad ediyorum, kendisinden kaynaklanan bir sorun değildi, ama nihayet hepimiz yaşadık bu acıları. Şimdi bunların ötesine geçme vakti. Yanlışı savunmak kimseye çözüm değil." 

"Devlet, milleti adam etmek için yoktur"

Naşit Hakkı Uluğ’un "Dersim elbette kendiliğinden adam olmaz, ne yapılacaksa devlet yapacak, onu adam edecek" dediğini aktaran Davutoğlu, "İşte bizim karşı olduğumuz zihniyet bu zihniyet. Devlet, milleti adam etmek için yoktur, devlet millete hizmet etmek için vardır" dedi. 

Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey’in "Dersim Cumhuriyet için bir çıbandır", 28 Şubat döneminde de Yargıtay Cumuriyet Başsavcısı Vural Savaş’ın da Refah Partisi için "kanserli ur" dediğini söyleyen Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Kendisi beyin, her şeyi o düşünüyor. Vücudu o idare ediyor. Dersim çıban ya da o dönemde Refah Partisi kanserli ur. Kim sana bu hakkı verdi. Kim sana bu topraklar üzerinde hükmetme hakkını sana verdi ve bu toplumun bir kesimin kanserli ur, bir kesimini çıban olarak deklare etme hakkını verdi. Zihniyet paralelliği hep sürdü. ’Tek tip olacaksınız’ dendi. Birine ’Alevi kimliğini unut’ dendi, öbürüne ’başörtüsünü çıkar’ dedi. Döndü, Diyarbakır hapishanesinde şu veya bu baskılarla aslında daha sonraki birtakım problemlerin kaynağının tohumları ekildi. Herkese bir şeyler söylendi. ’Sen Kürtçe konuşma, sen şu kaseti yayınlama’. Ferhat Tunç’un, Ahmet Kaya’yı hepsini, Yavuz Bingöl’ü dinlediğimizde hissettiğimiz o güzel derin duyguların, başka dillerde bile olsa hissedilmesine imkan tanınmadı. Feqiye Teyran’ın, Ahmedi Hani’nin güzel Kürtçesi ve Zazacası ile o güzel deyişlerin olduğu diyarlar, Türkçe’den nasıl ayrılabilir, bu diller nasıl birbirine düşman kılınabilir."

Bakanlar Kurulu’nun Zaza bir bakan bulunduğunu hatırlatan Davutoğlu, "Gurur duyuyoruz. Bütün Bakanlar Kurulu kardeşiz, birlikte çalışırız. Ama Cevdet Bey’i yaklaşık 30 yıldır tanırım. Bir gün dahi ne onun zihninden benim etnik kimliğim geçmiştir, ne benim zihnimden onun etnik kimliği. Çünkü biz birbirimize baktığımızda kardeş, insan görüyoruz, eşrefi mahlukat görüyoruz" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, bu birikim üzerinde herkesin ciddiyetle düşünmesi gerektiğini vurgulayarak, geçmişin yanlışlarını sahiplenmenin bu topluma fayda getirmeyeceğini söyledi.

"Kimi terbiye ediyorsunuz"

Geçmişin yanlışları üzerinden nefret, kin üretmenin de fayda getirmeyeceğine işaret eden Davutoğlu, şunları söyledi:

"Birileri ’bütün bunların üstünü örtelim, hiç konuşulmasın’ diyor. Dolayısıyla çözüm olamıyor. Birileri de ’Aman bunları deşerek, asırlarca bir arada yaşamış olanları birbirine uzaklaştıralım’ diyor. Öyle şeyler yaşandı ki daha eskilerde değil, daha yakında 1996’da CHP’nin bazı milletvekilleri bir rapor hazırladı. Onun hemen öncesinde 1994’te Tunceli’ye uygulanan gıda ambargosu var. Bakın kökeni nereye gidiyor, nasıl bir zihniyet var. İbrahim Tali Bey, Dersim olayları öncesinde hazırladığı raporda şöyle diyor, ’Bütün Dersim’in dışarı ile ilişkileri kesilerek, saldırılara ve ticarete engel olunması gerekmektedir. Bu yolla aç kalacak halk, zamanla kendisini sığınmaya mecbur etme ihtiyacı duyacak.’ Kimi terbiye ediyorsunuz. Yanlış yapan varsa hukuk içinde yapılır. Bir halka gıda ambargosu uygulamak ne demektir. Bunu geçmiş dönemde tek parti zihniyeti yaptı diye bugün, demokratik bir Cumhuriyetin Başbakanı olarak ben bunu dile getirdim diye beni nasıl eleştirirsiniz. 1994’te çıkardım Başbakanlık genelgesini, 94’te de hemen hemen aynı şey var. 50 kilo undan fazla kimse un bulunduramaz deniyor Tunceli’de, sene 94. Yolda durdurulup şekerin var mı, şunun var mı diye gıda kontrolleri yapılıyor ve bu 94’te DYP-SHP iktidarı, ondan kısa bir süre sonra da CHP bu raporu yayınlıyor. Kendi uygulamalarını eleştiren raporu yayınlıyor."

Kayınvalidesi vefat eden Kemal ​Kılıçdaroğlu’na bir kez daha taziye dileyen Davutoğlu, kendisiyle de konuştuğunu, Selvi Kılıçdaroğlu’nun da acılarını paylaştığını dile getirdi. 

Davutoğlu, "Bugün siyasi bir eleştiri olarak bunu almayın. Bir zihniyetin sürekliliğini göstermek için bunları zikrettim. Bir kere yanlış bir uygulama bir yerde başladı mı, bu bir devlet refleksi haline geldi mi, tekrar bunlar çıkabiliyor. Bizim bu konuları açmış olmamızın, aslında bir çözüm arayışının parçası olarak telakki edilmesi lazım, soğukkanlıkla. Biz, siyaset yapmak için ya da siyasi rant için bunların peşinde değiliz" dedi.

Davutoğlu, Tunceli Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, akademisyen olarak hayatını sürdürmüş olsa bile Alevi İslam ile Kürt vatandaşların temsillerde buluşması ve bu ülkenin geleceği için sivil toplum faaliyetleri planlayabileceğini söyledi.

Akademisyen olduğu zaman hiçbir öğrencisini diğerinden ayırmadığına işaret eden Davutoğlu, Başbakan olarak da hiçbir vatandaşı diğerinden ayırt edemeyeceğini kaydetti.

Bunun için yeni bir çığır açılması gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, 3 başlıktaki çığırın birincisi ve en önemlisinin Alevi-Bektaşi çalıştayları olduğunu anımsattı. 

Bu çalıştayların sonuçsuz kalmadığını ve bunlar üzerine pek çok çalışma yapıldığını vurgulayan Davutoğlu,  "O çalıştayların varlığı bile aslında bir sorunun açık bir şekilde konuşulmasına zemin hazırladı. Saklanan, örtülen, ifade edilmekten bile çekinilen Alevi kimliğinin konuşulması ve taleplerin gündeme gelmesi için başlı başına bir çığırdı. Bir kez daha sayın Cumhurbaşkanımıza o çığırı, bu çalıştaylarla açtığı için teşekkür ediyorum. Ondan önce kimse, hiçbir başbakan böyle bir başlangıç için talimat vermemişti" diye konuştu.  

"Mahallelerimizin dışına çıkılsın"

Davutoğlu, artık milletin her ferdiyle diz dize oturup konuşma kültürünü geliştirmeye çalıştıklarını belirterek, bunun için öncelikle psikolojik eşiklerin aşılması gerektiğini kaydetti.

Psikolojik eşiğin empati yapmak, acıların paylaşılması, dar kalıpların çıkılması anlamına geldiğini ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Mahallelerimizin dışına çıkılsın. Mahalle bizim için güçlü bir kavramdır, doğrudur da. Mahalleden kastettiğim, ideolojik mezhep ya da etnik temelli, dar kalıplara sıkışmış, kendi arasında konuşan topluluklar. Hepimiz çıkalım mahallemizden. Mahalle baskısından çıkmış olarak düşünelim bunu. Herkes birbiriyle selamlaşsın, konuşsun ve kendi mahallesinin dışında bir dil ile konuşmaya alışsın. İstanbul’da dahi Kadıköy’deki dil ile Fatih’teki dil farklılaşıyorsa işte o zaman siyaset de yapamazsınız, ortak bir İstanbul kültürü de oluşturamazsınız. 

Türkiye’de eğer Tunceli’deki, Dersim’deki dille Konya’daki dil farklılaşıyorsa siz bu toplumun bütününü yüreğine el uzatamazsınız, onu tutamazsınız. O zaman yapmamız gereken şey yeni bir üslup. Devlet yeni bir üslup deneyecek, benimseyecektir. Bu bizim size taahhüdümüzdür. Eski üslup terk edilecek. Dayatmacı, baskıcı üsluba artık siyasetimizde yer olmayacak yeni Türkiye’de. Bu bizim size taahhüdümüzdür. Ama sizden de ricamız şu. Dersimliler olarak bütün kabul edilen acılar üzerine, her kesime açılmak. Bütün vatandaşlarımızdan beklentimiz de o. Herkes birbiriyle tekrar selamlaşsın, konuşsun."

"Kimse kendi dünyasına kapanıp konuşmasın"

Başbakan Davutoğlu, cemevini ziyaret ettiğini ve orada Hak-Muhammed-Ali sofrasına davet edildiğini söyledi.

O sofradan bereketlendiklerini ifade eden Davutoğlu, "Gönül sofrasına, tebessüm, muhabbet sofrasına davet edelim" çağrısında bulundu. Davutoğlu, "Ortada hiçbir yemek olmasa bile gözlerimizle birbirimizin gözlerinin taa içine, derununa bakalım ve birbirimize en güzel ikram olan muhabbeti ikram edelim. Nefreti, şiddeti, baskıyı, vesayeti reddeden bir muhabbet ikramında bulunalım. Hak-Muhammed-Ali lokmasını, Hak- Muhammed-Ali muhabbetiyle besleyelim ve her yerde bunu yapalım. Kimse kendi dünyasına kapanıp konuşmasın, kimse monologla konuşmasın" görüşünü bildirdi.

"Artık zihnimizdeki duvarları yıkalım"

Bazı kesimlerden Hacı Bektaş-ı Veli’de yaptığı konuşmasında "Destur almaya ikrar vermeye geldim" dediği için eleştiriler aldığını aktaran Davutoğlu, şunları dile getirdi:

"Tekrar söylüyorum. Evet buraya, Sarı Saltuk’un, Baba Mansur’un, Horasan Erenlerinin huzuruna destur almaya, ikrar vermeye geldim. Eğer ikrar Hak-Muhammed-Ali ise biz o ikrarın yolcusuyuz. Bu ikrar, eğer yeni bir toplumsal sözleşme, birbirimize söz verme ise karşılıklı olarak ortak inancımız temelinde bir sözleşme ise evet bunu yapmamız lazım. Artık zihnimizdeki duvarları yıkalım. Öylesine yıkalım ki bir daha kimse bizim aramızda bu toprakların evlatları arasında duvar örme cesareti göstermesin. İşte bu sebeple tek taraflı bir takım açıklamalar yerine, Hacı Bektaş-ı Veli ziyaretimden bu yana, mümkün olduğu kadar geniş istişarelerle her bir kanaat önderi, yaklaşım sahibiyle konuşarak, hep beraber acaba ne yapılabiliriz diye düşünmekteyiz.  Ve bu yola da devam edeceğiz. Kimse ne çözüm sürecinin, çözüm süreci sadece Türkiye’deki Kürt sorunuyla ilgili değildir, ne de yürütmekte olduğumuz bu çalışmaların yarım kalacağını, akamete uğrayacağını düşünmesin."

Davutoğlu, bütün acıları birlikte paylaşılmasını isteyerek, Madımak dendiğinde Başbağlar’ın da hatırlanmasını, Berkin Elvan düşünüldüğünde Yasin Börü ve Burak Can’ın da düşünülmesi gerektiğini belirtti.

Yeni kültürel etkileşim dili

Bütün gençlere, annelerin bir daha evlat acısı yaşamaması için sahip çıkılmasını isteyen Davutoğlu, her etnik, mezhebi ve dini temelden aydınlara, sanatkarlara ve akademisyenlere, "Gelin hep beraber yeni bir kültürel etkileşim dili geliştirelim" çağrısında bulundu.

Davutoğlu, "Tek taraflı bir kültürel etki değil tek taraflı bir kültürel empoze değil. Benim dünyamın, benim acılarımın, benim düşüncelerimin, benim iddialarımın farkındaysan sana saygı duyarım diyen bir anlayış değil. Karşılıklı etkileşim içinde yeni bir kültürel alan inşa edelim" ifadesini kulandı.

Bu kapsamda ayrıştırıcı ya da içselleştirici bir dil kullanılabileceğine işaret eden Davutoğlu, birleştirici bir dil geliştirilmesini önerdi.

Horasan erenleri

Davutoğlu, Tunceli’den, Dersim’in erenlerinden seyit geleneğini öğrendiğini ve hangi Dersimli ile konuşulsa mutlaka bir seyyide atıf da yapacağını söyledi.

Dersim’de Horasan geleneği, Mezopotamya ve Anadolu geleneklerinin harmanlandığını ve her şeye nüfuz ettiğini belirten Davutoğlu, "Seyyid Mahmut Hayrani ile Kureyş Baba’nın ilişkisi ayrılabilir mi, ayrılamaz. O zaman Konya ile Dersim de Akşehir ile Dersim de ayrılamaz" şeklinde konuştu.

Davutoğlu, Baba Mansur’un babası Aslan Baba’nın Ahmet Yesevi’nin hocası olduğunu bildirerek, Kazakistan’da Aslan Baba’yı ziyaretinde Dersim’i hatırladığını anlattı.

Başbakan olduktan sonra Şeyh Edebali’yi, Eba Eyyüb el Ensari’yi, Ahi Evran’ı, Seyyid Burhaneddin’i ziyaretlerinin tesadüf olmadığını belirten Davutoğlu, hepsinin Hoca Ahmet Yesevi’nin, Sarı Saltuk ile Baba Mansur’un buraya gönderdikleri erenler olduğunu dile getirdi.

Davutoğlu, bazılarının da Dersim’in bütün bu Horasan erenlerine dayanan kültürünü unutup Aleviliği İslam’ın dışında, İslam’a karşı hatta din dışı bir hareket gibi yansıtmaya çalıştığını ifade etti.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.