Yükleniyor...

Dinleme kararlari tamamen kanunsuz

 

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, "Paralel yapı"nının telefon dinleme iddialarına ilişkin, "Konu soruşturma kapsamı içerisindedir" dedi. 

Arınç, Bakanlar Kurulu sonrasında gerçekleşen basın toplantısında yaptığı konuşmada, toplantının biraz geç başladığını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti Genel Merkezi’nde bazı çalışmaları yürütmek zorunda kaldığını ifade eden Arınç, bugün Sayın Bakanların kanun tasarı taslaklarıyla ilgili herhangi bir sunumları olmadığını ancak Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Meclis gündemiyle ilgili Bakanlar Kuruluna bilgi sundu" dedi.

Yaklaşan mahalli seçimler sebebiyle TBMM’nin belli bir süre sonra çalışmalarına ara vereceğini anımsatan Arınç, "O güne kadar Meclis gündeminde bulunan tasarı ve taslaklar konsunda Sayın Başbakan Yardımıcımız bilgi verdiler. O konu üzerinde arkadaşlarımız düşüncelerini ifade etti. Mümkün olursa gündemdeki görüşmlerini tamamlanmasına müteakip önümüzdeki hafta Meclise ara verme içerisinde bulunması gerekir" diye konuştu.

Arınç, AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Bürüksel ziyareti ve AB gündemiyle ilgili Bakanlar Kurulu’na bilgi verdiğini belirterek, "Bunların dışında sadece iç ve dış gelişmeler konusunda Bakanlar Kurulumuzda Sayın Başbakanımızın, ilgili bakan arkadaşlarımızın takdimleri oldu. Konu üzerindeki görüşmelerimiz bunlarla sınırlı" açıklamasında bulundu.

Paralel yapınının telefon dinleme iddiaları

Açıklamanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Arınç, bir gazetecinin "Paralel yapılanmanın, yaklaşık 7 bin kişinin dinlendiğine ilişkin haberler yer aldı. Bunların arasında gazeteci ve siyasetçilerin yanısıra bazı kurumların telefon operatörleri de var. Anadolu Ajansı’nın da aynı şekilde listede yer aldığını gördük. Bu konu gündeme geldi mi ve bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine, "Bu konu üzerinde görüşme yapıldı. Özellikle Adalet Bakanımızın konuyla ilgili bilgilerini dinledik. Üzücü bir olay" dedi.

Bu olayla ilgili olarak Türkiye kamuoyunun fevkalede duyarlı olduğunu belirten Arınç, şunları kaydetti:

"Bugün iki gazetede bir haber olarak yayınlandı birinci sayfadan. Dinlenen kişilerin isim listelerinin konuşulduğu bir gün geçirdik. Takip edebildiğimiz kadarıyla isimleri geçen kişilerden, hem de konuyla ilgili uzmanlardan televizyonlar bilgi aldılar. Sayın Adalet Bakanımızın bir konuşma yaptığını bilmiyorum ancak isimleri geçen bazı siyasetçilerin, yazarların ve sanatçıların hatta hiç ismi bile duyulmamış herhangi bir yerde geçmemiş bazı kişilerin isimleri, bu dinleme sırasında bazen soyadları olmadan bazı işaretler ve rumuzlar verilmek suretiyle veya tanınmasın bilinmesin diye farklı isimler kullanılmak suretiyle de dinlenilmiş. Bu konu üzerinde kısaca bir not sunmak istiyorum. Tabii konu soruşturma kapsamı içerisindedir. 

Şu anda ortaya çıkabilecek kadarıyla maalesef çok üzücü bir gelişme. Şu bakımdan, bildiğiniz gibi 17 Aralık sürecinden sonra bazı savcıların ve bazı hakimlerin görev yerleri değiştirildi. İstanbul’da ise başka yerlere görevlendirildiler. Bunların isimleri de HSYK tarafından zaman zaman açıklandı. İlgili daire, özel yetkili mahkemelerde görevli olanların da bunların dışında kalan kapsam dışı kişilerin de bazı dosyaların el çektirildiği, bazılarının görev mahallerinin değiştirildiğine karar verildiğini açıkladı. Tabii dosyaları ellerinden almak belki başsavcıların görevi dahilindedir ama görev yerlerinin değiştirilmesi HSYK’nın kendi takdirinde ve görevindedir."

Bugünkü haberlerle ilgili olarak, iki savcının isminin geçtiğini dile getiren Arınç, "Cumhuriyet Savcısı Adem Özcan ve Adnan Şener. Bunların her ikisi de yetkili savcılardır" diye konuştu. Arınç, şöyle devam etti:

"Bir hayali ihbar üzerine 4 sayfalık selam ve tevhid terör örgütüyle ilgili bir soruşturma başlatarak, aldıkları hakim kararlarıyla bazı dinlemeler yapmışlar. Burada kapsamın içeriği, şüphelilerin kimlikleri, çok sayıda kişi hakkında teknik ve fiziki takip kararı alınmış. Dosya ellerinden alındıktan sonra, yerlerine gelen savcılar tarafından ortaya çıkarılmış. Böyle bir terör örgütünün olmadığı, dosyanın incelemesinde bir terör eylemi ya da terör planlaması olmadığı görülmesine rağmen, 3 yıldan yani 2011’den bu yana teknik ve fiziki takiple birçok kişinin takip edilmesi sonunda dosyaya dahil edilen bir kısım kamuoyunda tanınan kişiler olması sebebiyle de her yönüyle dikkat çekmiştir. Esas numarası 2011/762 bu sadece bir soruşturma dosyasıyla ilgili olan, diğerleri üzerinde incelemeler devam etmektedir. Teslim alınan hard disklerin incelenmesinde, aynı zamanda mahkeme kararı alınarak, terörle mücadele şube müdürlüğünün yaptığı tape dökümleriyle de bugün gazetelerde bir olay ortaya çıkmış bulunuyor. 

Şu anda inceleme konusu yapılan 107 klasör var. 107 klasörde 2 bin 280 kişinin telefon numaraları da dahil olmak üzere dinlendiği anlaşılıyor. Üç yıldan beri devam eden bu soruşturma konusunun, sadece ilgili savcıların takibinde olduğu ve bunların bir ihbar mektubuna dayalı olarak herkesi dinledikleri; bunların içerisinde bilim adamları, sanatçılar, siyasetçiler ve siyasetçi yakınlarının bulunduğu ortaya çıkmış. Bu klasörlerin 125 klasöre de ulaşabileceği ve bu klasörlerde de ismi bulunanların sayısının daha da artabileceği soruşturmayı, incelemeyi yapan savcılar tarafından hakim kararıyla tapeleri yapılan incelemeler sonunda anlaşılabilecek."

"Her şahıstan ayrıca özür dilenmesi gerekiyor"

Arınç, Anadolu Ajansı’nın santral telefonlarının dinlendiğine ilişkin soru üzerine "Maalesef, o da bir gerçek" dedi. Arınç, şöyle devam etti:

"Bu konuda bugün gazetelerde yazılı olan belki inceleme bittiğinde Adalet Bakanımızın da yapacağı geniş bir açıklamayla kimin, niçin, ne maksatla bunu yaptığını belki daha geniş bir şekilde kamuoyuna açıklayabileceğiz. 

Şu anda sadece iki savcının uhdesinde bulunan bir dosyadan alabildiğimiz bilgileri size sunuyorum. Bunlar, tamamen kanunsuz dinleme talepleri ve kararlarıdır. Demek ki, savcı ve hakim birlikteliğiyle hayali bir örgütün ilgisi veya ilintisi bulunabileceği, şu anda 2 bin 280 dediğim kişi ve telefon numarası üzerinde 3 yıldan beri dinlemelerin yapıldığı ve bu dinlemelerin bazılarının bugüne kadar geldiği; bir kısmı hakkında da geçmişte dinleme bitmesine rağmen bir kanun gereğince herhangi bir bilgi verilmediği de ortaya çıkmış bulunuyor. 

Kendisi bana bağlı olarak çalışan Anadolu Ajansı’nın, bunu özellikle söylüyorum siz sorduğunuz için, her kişiden, o kişilerin yakınlarından ve bu konuya dahil edilen hemen hemen isimleri belli, her şahıstan ayrıca özür dilenmesi gerekiyor."

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamarına yanıt

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuya ilişkin bugün yaptı açıklamalara da değinen Arınç, "Sayın Kılıçdaroğlu, onun açısından  söylüyorum, çok mükemmel bir açıklama yapmış. ’Peki, bunlar dinlenirken, hükümet neredeydi?’ diye. Biz buradayız, ama bu dinlemeyi talep eden savcı, dinleme kararına veren hakime, bizim herhangi bir etki yapmamız mümkün değildir. Her yerde savunuyorsunuz ki, yasama-yürütme-yargı birbirlerinden bağımsız hareket eder. Yürütmenin herhangi bir sözünün bile, yargıya müdahale olduğunu söyleyerek hükümeti eleştiriyorsunuz. Buradan ortaya çıkan bir tek mühim gerçek de odur" diye konuştu. 

"Gelişmeler, HSYK Kanunu’ndaki değişikliğin haklı olduğunu ortaya çıkardı"

HSYK Kanunu’ndaki değişikliğin, bugün özellikle ortaya çıkan bu gelişmeler karşısında ne kadar acil, ne kadar önemli ve ne kadar haklı olduğunu bir kere daha ortaya çıkmıştır" diyen arınç, şunları kaydetti:

"Bir taraftan MİT Kanunu ile ilgili tartışmaların, bir taraftan internet tartışmaları, bir taraftan HSYK ile ilgili tartışmaları kimlerin daha çok  yaptığını ve bundan kimlerin daha çok zarar görebileceklerini düşünerek, yurt içinden ve yurt dışından ihbarlarda bulunduklarına dikkat ederseniz, bugün ortaya çıkan gerçekler bu konuda birilerinin büyük bir telaş içerisinde olduğunu gösteriyor. 

HSYK, Anayasa’daki maddesiyle olduğu gibi duruyor ama kanunda bir değişiklik yapılarak Adalet Bakanlığına bazı konularda biraz daha fazla yetki verilmesinin, ortaya çıkan gelişme konusunda ne kadar haklı olduğunu anlayabiliyoruz. Şimdi düşünün, şimdi bir savcı hakkında karar veren hakim hakkında böyle bir şey yapıldığını biz bugün öğrenmiş bulunuyoruz. Peki bu savcı hakkında bir inceleme, bir soruşturma başlatılmasını biz isteyebiliyor muyuz? Hayır. HSYK, kendi içerisinde buna karar vermek durumunda. Meslek dayanışması veya bir başka dayanışma sebebiyle HSYK bugüne kadar böyle bir karar vermedi. O zaman, bu Kurulun Başkanı olan Adalet Bakanı böyle bir inceleme veya soruşturmayı bizzat kendisinin başlatması kararı, demek ki bugün yaşadığımız olaylar karşısında fevkalede önemlidir. Gerçi, HSYK bugün bir açıklama yaparak, bu olayla ilgili bir inceleme başlatacağını ifade etmiştir. Bunu hayırlı bir gelişme olarak görelim, ama bugüne kadar bunların yapıldığından eğer haberleri var ve kılları kıpırdamamışsa elbette bu işin sorumluluğunun dalga dalga kimler üzerinde kalacağını da hepimiz göreceğiz."

Arınç, Bakanlar Kurulu Toplantısı’nın ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, geçen hafta, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı telefon görüşmesi hatırlatılarak, "Gün içinde kamuoyuna Başbakan Erdoğan’ın Obama ile yaptığı görüşmede HSYK, MİT ve internet düzenlemelerine ilişkin bilgi verdiği haberleri yansıdı. Bakanlar Kurulu’nda o görüşmenin detayları ele alındı mı?" sorusu üzerine, Arınç, Bakanlar Kurulu’nda konunun gündeme geldiğini, Başbakan Erdoğan’ın bu konuda konuştuğunu söyledi.

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin geçmişten bu yana düzeyli, seviyeli, dürüstlüğe ve iyi ilişkilere dayanan bir gelişme gösterdiğini dile getiren Arınç, "Ancak son zamanlarda Başkan Obama ile Sayın Başbakanımız arasındaki ilişkilerin soğuduğu, birbirlerini aramadıkları veya birbirlerine herhangi bir şekilde ulaşmadıkları ifade edilmişti. Şimdi 20 Şubat’ta böyle bir görüşme oldu. Çok kapsamlı bir görüşmeydi ama aynı çevrelere bakarsanız sanki Obama, başka şeylerden bahsetmiş veya başka gelişmeler sebebiyle Başbakan’a endişelerini dile getirmiş gibi. Hayır öyle değil" dedi.

Erdoğan ile Obama’nın Kıbrıs’ta toplumlar arası görüşmelerin yeniden başlamasını, Suriye ile Mısır’daki gelişmeleri ve Türkiye-ABD ilişkilerini ele aldıklarını bildiren Arınç, şöyle devam etti:

"Görüşmede Türkiye’nin ne kadar önemli bir dost ve müttefik haline geldiğini her iki taraf da teyit etmiştir çünkü çevremizde bu kadar ülkede olağan dışı gelişmeler yaşanıyor. Ukrayna’nın haline bakın, Bosna-Hersek’te yaşananlara bakın, Güneyimizde epey bir süreden beri gelişmeler yaşanıyor. Sayın Obama, bu konuda Türkiye’ye güvendiklerini, iyi ilişkilerin devam edeceğini, her zaman görüş birliği içinde olmayı ve fikirleri bir birine rahatlıkla anlatmayı ifade etmişlerdir. Olumlu bir görüşmedir. Bugün bildiğiniz gibi Dışişleri Bakan Yardımcısı (William) Burns de Ankara’ya geldi. Müsteşar düzeyinde görüşmeler yaptı. Şüphesiz onun muhatabı ne Sayın Bakanımız ne de Başbakanımızdır. Buradan da Bosna Hersek tarafına gideceklerini ifade ettiler. Üst düzey ziyaretler de ilgili bakan ziyaretleri de bundan böyle devam edecektir."

"Suç vasfını mahkemeler tayin eder"

Bülent Arınç, "Selam Örgütü davası için ’sahte örgüt’ dediniz. Sahte örgüt davasının hükümete karşı bir darbe girişimi olduğunu düşünüyor musunuz? Karşımızdaki tablo bir darbe girişimi olarak yargılanmalı mıdır? Hükümet olarak bu konuya nasıl dahil olacaksınız?" sorusu üzerine, 17 Aralık öncesi ve sonrasında yaşananların sivil hükümetlere, seçilmiş hükümetlere, AK Parti Hükümeti’ne karşı bir darbe olduğunu Başbakan Erdoğan’ın ifade etiğini, kendisinin bunu teyit etmesine ihtiyaç bulunmadığını kaydetti.

Burada yapılan işin bir darbe girişimi olup olmadığını elbette yargının bileceğini aktaran Arınç, "Ancak şu haliyle bile bu izinsiz dinlemelerin, ilgili ilgisiz herkes hakkında özel hayatıyla ilgili konuşmaların bile takibe alınması, bunların mutlaka birilerine karşı kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Suç vasfını mahkemeler tayin eder. Eğer bir tahkikat açılıp da iddianame tanzim edilecekse savcıların bu konuda nasıl bir soruşturma yaptıklarını hep beraber göreceğiz" diye konuştu.

"Türkiye’de çok şükür eski terör eylemlerinin hiçbiri kalmadı"

"Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinde bulunan 4,5 milyon doların iade edildiği ifade ediliyor. Böyle bir şey var mı? Bu para iade edildi mi? İade edildiyse kime iade edildi?" sorusun üzerine Arınç, bu konu hakkında bilgisi olmadığını söyledi.

Arınç, "BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın çözüm süreciyle alakalı bir gazeteye verdiği röportajda, ’özerklik inşasıyla ilgili kitaplar basacağız, anadilde kitaplar basacağız, anadilde sınıflar kuracağız’ yönünde açıklaması oldu. Bunun hükümetin özel okullarda anadilde eğitim çalışmasından farklı olduğu anlaşılıyor. BDP’nin anadilde eğitim hedefi mevcut yasalarla mümkün müdür?" sorusuna, eylül sonunda Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı ve kendilerinin de çalışma sürecine dahil oldukları demokratikleşme paketinin Anayasa Komisyonu’ndan geçtiğini, yarından itibaren son haftanın çalışma programında bunun da yasalaştırılacağını belirtti.

Başbakan Yardımcısı Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Tabii Meclis’in görevine müdahale etmemiz mümkün değil ama bizim planlamamız böyle. Orada düşündüğümüz konu özel öğretim kurumlarında anadilde eğitimin serbest olacağı şeklinde. Yoksa devletin kendisine bağlı eğitim kurumlarında esasen belli sınıflarda seçmeli dersler var ama bütünüyle anadilde bir eğitim öngörülmedi.

Sayın Demirtaş’ın şurada veya burada konuştuklarını elbette takip ediyoruz. Çözüm süreci bir yılı aşkın bir zamandan beri devam ediyor. Türkiye’de çok şükür eski terör eylemlerinin hiçbiri kalmadı. Yaşanan bazı olumsuzluklar var ama bunlar da tolere edilebilecek düzeyde. Bizim çözüm süreci için öngördüğümüz şartlar bellidir. Onların söyledikleri de kendi kitlelerine veya bir başka yerlere mesaj verme noktasında belki onların bir çabası olarak görülebilir. Ancak Demirtaş veya bir başkası, bu sözleriyle bu hareketleriyle bu fiilleriyle şu anda mevcut yasalarda herhangi bir suçu önümüze getiriyorsa Türkiye’nin yargıçları bu konuda harekete geçebilirler.

Ama biliyorsunuz Terörle Mücadele Kanunu’nun propaganda maddesinde bir iyileştirme yaptık. Şiddete yönelecek herhangi bir çağrı yoksa propaganda konusunda bir özgürlük esastır. Yani Türkiye süreç içinde hem demokratikleşiyor hem de özgürleşiyor. Bu kapsamda bazı konuşmaları fikir ve düşüncelerini ifade etme, anlatım özgürlüğü kapsamında düşünülüyorsa şüphesiz bu özgürlüğe hepimizin saygı duyması gerekir. Anayasa normları tek başına yürürlükte olmaz ama kanunlar mutlaka yürürlüktedir. Bugüne kadar ondan ifade edildiği söylenen bazı sözlerin yanlış anlaşıldığı veya bir başka maksatla konuşulduğu, aslında böyle bir konuşmanın yapılmadığını da Sayın Demirtaş veya bir başkası zaman zaman tevil etmek veya açıklamak ihtiyacını duyuyor. Bu sürece zarar verecek bir eylem değildir. Dolayısıyla onlar ne konuşursa konuşurlar. Özgürlük ve serbesti içinde biz de onlara karşı kendi bildiklerimizi, mevcut mevzuatı ve hukuk düzenimizi her zaman ortaya koyabiliriz."

Bir gazetecinin, "Özellikle dinlemeler de gündemdeyken, MİT Kanunu’na ilişkin düzenleme tezat oluşturmaz mı? Çünkü, dinlemelerin önünün açılması konusunda yorumlar yapılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine Arınç, MİT ile ilgili teklifin Komisyon’dan gece geç vakitte geçtiğini anımsatarak, bu hafta yasalaştırılacağını söyledi.

Arınç, bugüne kadar her itiraz edilen konunun Genel Kurul’dan nasıl geçtiğinin bilindiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

"Gerekiyorsa eğer eleştiriler haklıysa muhalefetin de yol göstermesiyle zamanı geldiğinde eğer kategorik olarak karşı değillerse bazen madde yürürlükten kaldırılabiliyor. Mesela HSYK Kanunu’nda öyle oldu. Bazı maddeler çekildi ve bazı maddeler değiştirildi. Dolayısıyla ilk geldiği şekliyle değil Komisyon’dan geçtiği haliyle... Onu da bir sonuç olarak kabul etmeyelim. Genel Kurul’dan nasıl geçeceğine bakarak hareket edelim ama muhalefetin şöyle bir eksikliği var: Zaman içerisinde her şeye bağıra çağıra karşı çıkıyorlar ama bağırıp çağıranların sayısı 28’i geçmiyor. En çok karşı çıktıkları kanunda HSYK’da 228 toplam üyesi bulanan muhalefetten sadece 28 kişi aleyhte oy kullanmıştır. Bütün gensorularda da böyle olmuyor mu? O zaman samimiyetsizliktir bu. Kendi güçlerini bile ortaya koymuyorlar. 228 kişi orada olsaydı, teklifin reddedilmesi bile mümkün olacaktı. Kamuoyuna karşı, bağırıp çağırıp, fırsat bulup hakaret etmek yolunu seçiyorlar."

"Kavga yolunu tercih ediyorlar"

Dershaneler konusunda Türkiye’nin "hareketli" günler geçirdiğini ifade eden Arınç, "Belki, olayların başlangıcının da buna bağlı olduğu söylenebilir ama dün komisyondan esprilerle, herkesin birbirini kutlayarak çıktı dershanelerle ilgili komisyondan" diye konuştu. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu tasarıya, hükümetten gelen tasarıya muhalefet de büyük bir destek verdi. Hatta, maarif müfettişliği ihdas edilirken oy birliğiyle oy kullandılar. Peki nerede kaldı o kavgalar? ’Olmaz bu kaleyi vermeyiz. Onu yaparız, bunu yaparız’ tehditleri nereye gitti? Aynen bu da diğer tasarı ve teklifler için geçerlidir. Sadece tribünlere oynamak bağırıp çağırmak, hükümeti çalışamaz hale getirmek, Meclis’te kavga çıkartmak yolunu tercih ediyorlar. MİT’in 30-40 yıllık yasasını bugünün şartlarına uygun hale getirmek, daha güçlü ve teşkilatı kendi içinde daha barışık bir hale getirmek için yasal düzenleme yapılırken bir istihbarat örgütünün güçlü olmasını içe ve dışa karşı kim istemez? ’Biz de istiyoruz ama şunlar olmasın’... Peki, niçin, ne sebeple bunu istemediğinizi elbette ortaya koyabilirsiniz. Eğer uygun görülüyorsa da önergelerle bu konular değiştirilebilir. Sayın Beşir Atalay’ın da ifade ettiği gibi MİT Kanunu teklif olarak gelmişti. 3-4 maddesinde de Komisyonda değişiklik yapıldı. Genel Kurul’u bekleyelim. Oradan ümit ediyorum ki olumlu bir yasa çıkacaktır."

Arınç, bir gazetecinin, "7 bin kişinin paralel yapı tarafından dinlendiğine dair haberlerin, Cumhurbaşkanının önünde bulunan HSYK yasasını veto etmesini önleme amaçlı olarak yorumlandığını" belirterek, bu konudaki görüşünün sorulması üzerine, "Herkes her şeyi düşünebilir. Bizim ilk incelememizde sadece esasa kayıtlı soruşturmada 107 klasör ve 2 bin 280 kişinin telefonlarının dinlendiği ortaya çıktı. Bu bir tek dosyayla ilgilidir" diye konuştu.

"Eğer ellerinde dosya alınan diğer savcıların, onları peşinen itham etmek istemiyorum ama buna benzer soruşturma dosyalarını bulundurmuş" diyen Arınç, şunları kaydetti:

"Daha önce 17 Aralık’ta farkına vardığımız gibi onların içerisinde başka tabii savcı ve hakim olunca bizim yasadışı dinlemeden bahsetmememiz lazım, yani talebe bağlı, karara bağlı bir dinlemeden bahsediyoruz. Yoksa özel aygıtlarla yasa dışı dinlemeleri şu anda elde edebilmiş değiliz. Bunların tapeleri zaman zaman karşıt yerlerden birbirlerine nazire yaparcasına yayınlanıyor. Bunların internet siteleri belli, gazeteleri belli. Bunlar da yapılıyor. Burada ortaya çıkan bir olay var. Bu konu üzerinde inceleme yapılıyor. Ama diğer dosyalar üzerinde de bu incelemeler yapılacaktır. Yasa dışılıklar tespit edilirse o kişilerle ilgili olarak yasal işlem yapılacaktır."

Söz konusu dinlemelerle ilgili soruşturma yürüten savcıların, söz konusu iddiaları reddetmesini de değerlendiren Arınç, "İki savcının bunu reddetmesini olumlu görmek lazım. Ama onların reddetmesinin böyle ifşa edilen bir suçlama karşısında savunmaya yönelik olduğunu da düşünebiliriz. Siz daha naif düşünüyorsunuz. HSYK kanunu, Cumhurbaşkanını önünde, onu etkilemek için acaba günü ve zamanı ayrıca düşünerek bunlar yayınlamış olabilir mi, herkes her şey düşünebilir. Bunların çoğuna saygı gösteririz ama ortada bir gerçek var."

"Bu olaylar, Sayın Başbakanımızın bu konuda ne kadar haklı olduğunu gösteriyor"

"Sizinle, Sayın Başbakanın hizmet hareketine yönelik zaman zaman üslup farkı göze çarpıyor. Sayın Başbakan, abi, ablaları da dahil ederek camiayı, vatana ihanetle suçluyor. Hatta haşhaşiler, kan emici vampirler gibi çok ağır ifadeler kullanıyor. Siz, İngiltere’de camianın her bir oyuna talip olduğunuzu söylediniz. Bu tezatı nasıl yorumlamak lazım" şeklideki soruyu da yanıtlayan Arınç, şöyle konuştu:

"Doğrudur ben İngiltere’de iki gün boyunca güzel, faydalı temaslar yaptım. Bazen düşünce, kuruluşlarında konuyu finans çevrelerinde konuşmalar yaptım. İki önemli siyasetçiyle görüştüm. Çok faydalı oldu. Orada zaten zannediyorum, canlı yayınlanıyordu. O canlı yayın sırasında bir kişinin sorduğu soruya cevap verdim. Ben bir siyasetçiyim ve bu AK Parti’nin de hükümetin de bir üyesiyim. Şüphesiz Sayın Başbakanımızın yanında olmak, hükümetimizin yanında olmak, bu kelimeler kafi değil, her yönüyle bu hükümeti savunmak noktasındayım. Bunda bir ahlaki borç olarak görüyorum. Bu benim aynı zamanda görevim. Evet bazı konularda üslup farklılığımız olabilir. Bu üslup farklılıkları her konuda, her soruya karşı da kendini gösterebilir. Ben bir başkasının üslubunu kendime benimseyerek konuşmak durumda değilim. Başkaları beni örnek alır, benimserse ondan da mutluluk duyarım. Esasta ve özde ayrılmayız ama bazen kelimeleri seçerek kullanırız, bazen de bir siyasetçi olduğumuza göre mutlaka iyi netice almak peşinde oluruz.

Şimdi seçimlere gidiyoruz. Seçimlerde benim amacım bir oy daha fazla almaktır ve seçim kazanmaktır. Siyasetçi ütmekle meşgul olur kaybetmekle değil. Dolayısıyla o camianın binlerce, on binlerce samimi insanına benim gönül açmam lazım. Onlar bizim arkadaşlarımız. Bugüne kadar hizmetlerin içerisinde de birlikte olduk ama bugün öğrendiğimiz, arkasının da geleceğini duyduğumuz, bizzat müşahede ettiğim bu olaylar Sayın Başbakanımızın bu konuda ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Onu da itiraf etmeliyim ama bunu bilmeme rağmen ben aynı kelimeleri konuşuyor muyum, aynı şekilde bu kitleye herhangi bir söz söyler miyim onu bir kenara koymanız lazım."

Başbakanlıktaki böcek soruşturması

Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, çalışma ofisine ortam dinleme amaçlı böcek konulması olayıyla ilgili soruşturmaya ilişkin basında yer alan haberleri de değerlendirirken, şunları söyledi:

"Bugün polislikten zaten atılmış, zamanında Amerika’ya gönderilmiş, birisinin ’işte arandığı iddia edilen kişiydi, biz bir araya geldik. O kaçmadı, o Ankara’da bulunuyor’ şeklinde bir mesajı var. Peki bu adam kim? Suç örgütüyle irtibatlı olduğu, dedektör temin ettiği, kredi kartı borçlarını suç örgütü üyelerine ödettiği, hakkındaki ithamlar. Suç örgütü üyesi tarafından kendisinde Kıbrıs’ta otel rezervasyonu yaptırdığı ve dolayısıyla suç örgütü mensuplarından menfaat sağladığı, yani Başbakanımızın konutuna böcek koyduğu iddiasıyla hakkında soruşturma yapılan bir kişiden bahsediyorum. Emre Uslu’nun çok sevdiği, birlikte olduğunu bahsettiği kişiyle ilgili. Bu suçlar kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca görevi kötüye kullanmak ve suç örgütüne yardım etmek iddiasıyla başlatılan soruşturma sonucunda, disiplin yönünden yetkisini ya da nüfusunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin ve dostluk nedeniyle kullanmak suçundan dolayı Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunca meslekten çıkarma cezası verilmiş ve 6 Ocak 2014 tarihinde polis mesleğinden çıkarılmış."

"508 gün rapor kullanmış"

Arınç, söz konusu polis hakkında, 14 Mayıs 2013’te, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde, "adli yönden silahlı çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan" dava açıldığını ve bu davanın devam ettiğini belirterek, şöyle devam etti:

"Demek ki meslekten çıkarılmış, ama bir yıl öncesinde de hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davası devam ediyor. Enteresan, son 2 yıl içerisinde 233 gün yurt içinde, 275 gün yurt dışı olmak üzere toplam 508 gün rapor kullanmış. Son 3 yıl içerisinde de 23 kez yurt dışına çıkmış. Bu ve arkadaşlarının geçmişte özel olarak mesleki bilgi ve görgüsünü artırmak amacıyla kurslar, eğitim içi seminer görmek amacıyla Amerika’ya gönderilenlerden ve birbirlerine bağlılık içerisinde bazı görevleri ifa ettiklerinden dolayı bu işleri yaptıkları da biliniyor. Ancak şunu söylememiz lazım: Böyle bir insan şu kadar yurt dışına gidiyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor da o adam diyelim ki, 4. sınıf emniyet müdürü, üçüncü sınıf emniyet müdürü, bunun başındakiler ne yapıyorlar, görmüyorlar mı, gördükleri halde ses mi çıkarmıyorlar, bilmiyorlar mı, bildikleri halde kullanıyorlar mı? Şimdi onu araştırmak zorundayız. Her kurumun başında olan insanların, elbette bir sorumlulukları olmalıdır. Bir emniyet mensubuysa Emniyet Genel Müdürüne kadar, bakana kadar elbette bir mesuliyetin olması da gerekir ama son dinlemelerden öğreniyoruz ki bunların varlıklarına belli zamanlarda iyi niyetle ve görevlerini yapıyor zannetmekle bazen göz yumulmuş veya yaptıkları çalışmalardan bihaber olunmuş. 17 Aralık’ın belki onlarca şer görünen tarafı var ama hayır görünen bir tarafı çok büyük. Her şeyin farkına varılmış durumda."

Başbakan Yardımcısı Arınç, Başbakan Erdoğan’ın Deniz Baykal ve bazı MHP’li isimlerle ilgili düzenlenen kaset komplolarının arkasında paralel yapı olduğuna ilişkin sözleri hatırlatılarak, bu konuda somut delil olup olmadığının sorulması üzerine, "Bilmiyorum. Bu konu görüşülmedi. Merak da etmedim. Sayın Başbakan hangi amaçla söyledi onu da doğrusu bilmiyorum" dedi.

"Müzakereler askıya alınacak diye kim kimin gözünü korkutacak"

Cumhurbaşkanı Gül’ün internetle ilgili yasayı onaylamasının ardından Avrupa Parlamentosu üyesi bir milletvekilinin, Türkiye ile müzakerelerin daha önce hiç olmadığı kadar askıya alınmaya yakın olduğunu söylediğini öne sürerek, AB Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun konuyla ilgili bilgilendirme yapıp yapmadığının sorulması üzerine Arınç, şunları söyledi:

"Yani Türkiye’de yasama meclisinin yaptığı bir düzenlemeye Avrupa Parlamentosu’ndan bir milletvekili böyöle tehditte bulunacak, öyle mi. Böyle bir şeyi ne duyduk... duyarsak da bunun cevabını veririz. Yasama meclisinin yaptığı bir işlem hakkında, evet eleştirilerinizi söyleyebilirsiniz ama müzakereler askıya alınacak diye kim kimin gözünü korkutacak. Bugüne kadar internet yasasında değişiklik yoktu da fasılları mı açtınız üst üste? Sadece son 6 ay içerisinde iki tane fasılın açılması gündeme gelebildi. Dört senedir biz neyi bekliyoruz? O zaman internet yasasında bir değişiklik de yoktu."

Yaptıkları işlerin, Avrupa Birliği müktesebatına uygun olarak yapıldığını vurgulayan Arınç, 2011 yılında RTÜK Kanunu’nu değiştirirken Avrupa Birliği Medya Yönergesi’ndeki hükümleri aynen aldıklarını hatırlattı. Arınç, şöyle devam etti:

"Avrupa Birliği’nden de teşekkür aldık. Şimdi en son internet haber portallarıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz, yine Avrupa Birliği ölçütlerine uygun olarak. İnternette yaptığımız işler de bunlardır. Biz internete düşman olsaydık kategorik olarak, 34 milyon aboneye ulaşmazdı. Şu önemlidir; bir gerçek hayatta bir suç varsa o suçun failine ulaşırsınız ve onun hakkında bir yargılama yaparsınız ama internette de gerçek hayatta suç olan internette de suçtur. Peki onun failini nasıl bulacağız. Onun failini bulmak ve eğer suç işlemişse onun da hesabını görmektir, amacımız. Özel hayatın gizliliği gibi ve insanların özel hayatlarına saygı duyulması gibi kişilik haklarına saygı duyulması gibi konuları yine hakim kararına götüreceğiz ama öncelikle tedbir amaçlı bir iş yapacağız ve bunun içinde erişim sağlayıcılar birliğini kuruyoruz. O sayın üyenin bunlardan herhalde haberi yoktur."

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Brüksel’e bir ziyaret gerçekleştireceğini dile getiren Arınç, "O kişi de o gün orada hazır bulunursa sayın Bakana sorar, internetle ilgili ne yaptığımızı kendisine gayet güzel anlatır. Korkmasınlar, biz ev ödevimizi her gün yapıyoruz, Avrupa Birliği konusunda da istekliyiz, ortak üyeliği hedefliyoruz. Kendileri bize koydukları bu delegasyonlardan, bu engellemelerden bir an önce vazgeçerler, ümit ediyoruz."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.