Yükleniyor...

Gerilimden herkes zararli çikar

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye ile Rusya arasındaki enerji işbirliği, kazan-kazan üzerinedir. Biz doğalgaz alıyoruz ama bunun da parasını veriyoruz. Önemli de bir pazarız. Şu anda Türkiye, enerji pazarı olma mahiyetinde, en hızla büyüyen enerji pazarlarından biri. Dolayısıyla Rusya’nın da bunu göz ardı edeceğini düşünmüyorum. Nihayet Rusya’nın tek kalemi neredeyse ekonomisinin en önemli kalemi enerjidir. Dolayısıyla burada Türkiye ile Rusya arasında geçmişte de bazı sorunlar oldu ama konuşarak hallettik. Bunu da konuşarak halledeceğimizi ümit ediyorum. Ama bir gerilimden herkes zararlı çıkar. Putin’in de bunu hesap edeceğini düşünüyorum." dedi.

Davutoğlu, NTV’de katıldığı programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Şu anki hükümetin bir geçiş hükümeti olduğunu belirten Davutoğlu, AK Parti’den bulunanların sadece AK Parti kontenjanından gelen milletvekilleri olduğunu söyledi. Davutoğlu, AK Parti kontenjanından olmayanların ise CHP, MHP ve HDP tarafından doldurulacağını bildirdi.

Davutoğlu, "Gelmediler, sorumluluk paylaşmadılar, varsa herhangi bir şekilde itirazları, eğer hükümetin içinde olsalardı ya bu itirazları yapamayacaklardı ya da beraber tespit ettiğimiz hususlarda beraber tedbir alacaktık" diyerek, bu arada ülkenin tehdit altında olduğunu, terör riskinin bulunduğunu ve seçime gidildiğini ifade etti. 

Kendilerinin, muhalefet partilerine "Gelin, beraber hükümet kuralım" şeklinde çağrıda bulunduklarını vurgulayan Davutoğlu, "Hükümetten kastım koalisyon hükümeti değil. Anayasa, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ’5 bakan vereceksin’, MHP’ye de ’3 bakan vereceksin’ diyor. Biz de devlet tecrübesine inandığımız kişilere bu teklifleri yapıyoruz. Ama genel başkanları da ’giremezsiniz’ dedi. Peki, bu sorumluluktan kaçtıktan sonra bugün terör olayı dolayısıyla bu Hükümet’e dönük getirdikleri eleştirilerin ne kadar samimiyeti kalır?" diye konuştu.

Davutoğlu, dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede kendisine, "Eğer siz katılma teklifini kabul etseydiniz, burada bir de CHP’den gelen Başbakan Yardımcısı olacaktı" dediğini aktardı. 

Halkın, 7 Haziran seçimlerinde kendilerine "anlaşın" mesajı verdiğini belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Anlaşamadık, anlaşılamadı bunun da sorumlusu tek başına biz değiliz. Anayasa ’bir hükümet kur’ dedi. Burada bir samimiyetsizlik var, üzülerek söylüyorum. Bugünlerde bunları da konuşmak istemem ama samimiyetsizlik şu: Gel, elini taşın altına koy, terörle mücadele ediyoruz, hep beraber hükümet kuralım diyoruz. ’Hayır, biz gelmeyiz’ diyorlar. Olay oluyor, sonra dışarıdan bir gözlemci gibi ağır ithamlarla, ’efendim, zafiyet göstermiş hükümet.’ Sayın Bahçeli’ye ithafen söylüyorum, ’Gelseydi de zafiyeti göstermeseydi hükümet. Katılsaydın hükümete zafiyet göstermeseydin madem senin katkınla gösterilmeyecekti.’

Kaç meydan okumayla kaç riskle gece gündüz uğraştığımızı biz biliyoruz. Kolay bir dönemden geçmiyoruz, kolay bir coğrafyada yaşamıyoruz, açık söyleyeyim kolay bir toplum da değiliz. Birçok farklı talebin aynı anda meydana geldiği bir toplumuz. Oturacaksınız köşenizde ve sadece eleştireceksiniz. Çelişki burada."

"Kritik dönemlerde, doğru kararlarla katkıda bulundukları için bakan yaptık"

Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun, İçişleri Bakanı Selami Altınok ve Adalet Bakanı Kenan İpek’i eleştirebileceğine işaret ederek, Altınok’un terörle mücadelede en tecrübeli bürokratlardan birisi olduğunu belirtti. Bu iki bakanın, siyasi kimlikli olmadığına dikkati çeken Davutoğlu, her ikisinin de bürokrasideki görevlerinde, AK Parti ve daha önceki dönemlerde başarılı görevlerde bulundukları için herkesin kabul ettiği isimler olduğunu anlattı.

Söz konusu iki bakanın hangi partiye oy verdiklerini bilmediğini vurgulayan Davutoğlu, "1 Kasım’da kime oy verecekler onların takdiridir, sormamda. Yani AK Parti kimlikli bakanlarımız değil ama her ikisini de kritik ve zor dönemlerde, doğru kararlarla bunların aşılmasında katkıda bulundukları için bakan yaptık" dedi.

Başbakan Davutoğlu, burada soruşturma neticesinde bir şey çıktığında bakanlara "Bu nereden çıktı, niye oldu" diye konuşabileceklerini belirterek, "Ama sadece böyle bir günde ’şu bakanlar sorumludur’ diyerek, sorumluluğu daha soruşturma ve netice olmadan belli kişilerin üstüne yıkmak da doğru bir üslup değil" değerlendirmesinde bulundu. 

İstifa mekanizmasına nasıl baktığı yönündeki soru üzerine Davutoğlu, kendi dönemlerinde aynı bakanların 12 yıl devam etmediğini, bir müddet sonra bakan değişikliklerine gidildiğini hatırlattı. Davutoğlu, "Ama daha olayın olduğu gün, olayın sebepleri üzerine çalışılırken ve acıları, yaraları sarma süreci yaşanırken dikkatleri sadece buna yöneltmek doğru değil" dedi.

"Kusura bakmasınlar, bu hükümete katılmaları gerekirdi"

"Hata var mı yok mu’ diye bir soru üzerinde niye bu tartışılır’ demiyorum. Tartışılabilir, biz de soruşturma açtık neticeyi bekliyoruz" görüşünü dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ama bunun bir siyasi malzeme olarak kullanılması doğru değil. Bu iki arkadaşımız da partili değil. Zaten teknik görevler yürüten arkadaşlar. Benim samimi görmediğim yapılan algı şu: Bu bir AK Parti hükümetidir, bu bakanların hepsi AK Partilidir dolayısıyla AK Parti hatası ve buna yöneltilen bir şey var.  

Halbuki bu aslında içinde CHP’nin, MHP’nin, HDP’nin de olması gereken bir hükmet. Onların burada olmaları gerekirken olmamalarının sorumluluğunu tartışmıyorlar. İçeride olsalar da bugün Bakanlar Kurulu yaparken sağ tarafımda Cumhuriyet Halk Partili başbakan yardımcısı, sol tarafımda MHP’li başbakan yardımcısı, HDP’li bakan da bir yerde oturur. O zaman bunu paylaşabilirdik. Bu sorumluluktan kaçtıktan sonra bu soruyu gündeme getirmelerini bir nakisa olarak görüyorum. Bunları da bizim sorma hakkımız var. Onlar her hesabı bulundukları yerlerden soracaklar, bizim sadece savunma yapmamızı bekleyecekler. Kusura bakmasınlar, bu Hükümet’e katılmaları gerekirdi. Biz sorumluluktan kaçmadığımız için bugün bir taraftan seçim kampanyası yürütüyoruz, bir taraftan terörle mücadele yürütüyoruz."

Davutoğlu, dünkü görüşmede Kılıçdaroğlu’na "Keşke siz de verseydiniz bakan ve bu sorumluluğu birlikte üstlenseydik. Eğer hata gördüğünüz bir şey varsa olmayabilirdi o zaman" dediğini aktardı. 

Kılıçdaroğlu’nun da bunun üzerine kendisine "Biz, size 4 yıllık bir hükümet demiştik" dediğini ifade eden Davutoğlu, "Ama onla bu aynı şey değil. Koalisyon hükümetinden bahsetmiyorum, koalisyon hükümeti olur olmaz, o siyasi bir karar. Ama anayasal bir zorunluluktan kaçtılar, onu ayırt etmek gerekir" görüşüne yer verdi. 

"Eleştiri söz konusu oldu, olmamış olsaydı biz gerekli soruşturmayı açacaktık"

Davutoğlu, Şırnak’ta yaşanan terörist cenazesinin yerde sürüklenmesi olayıyla ilgili yürütülen soruşturmayla alakalı polislerin görevden alınması üzerine, görüntülerin ilk fotoğraf daha sonra da video olarak düştüğünde gerekli tahkikatın hemen yapılması yönünde talimat verdiğini anımsattı.

 Sorumlusu kimse gereken işlemin yapılacağını söylediğini aktaran Davutoğlu, "Dün itibarıyla bize İçişleri Bakanımız tarafından aktarılmıştı. Gereğinin hemen yapılması talimatını verdik. Bugün de 2 görevli bu videoyu çektiği, bu davranışı sergilediği için ve bunların da bizim şu ana kadar yürüttüğümüz terör operasyonlarının meşruiyetine ve demokratik niteliğine zarar verdikleri için 2 polis görevinden alındı. Tahkikat devam edecek. Herhangi bir şekilde bunların bilinçli şekilde yapıldığı yönünde bazı bilgiler var" diye konuştu.

Davutoğlu, hukuk kurallarında, halkın huzuru için yürütülen operasyonlara gölge düşürmenin, güvenlik birimlerinin öfke ve intikam hissiyle faaliyet yaptıkları gibi bir algı oluşturmayı hedeflemenin şu anda yapılabilecek en büyük zarar olduğunu vurguladı. 

Soruşturma tamamlandığı için gereğinin yapıldığını bildiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Ankara veya başka olaylarda da soruşturma yürüyorsa tamamlandığı zaman gereği yapılır. Burada hem kendi içimizde bir denetim mekanizması olması lazım, hem dışarıdan gelebilecek eleştiriler konusunda da bütün bu operasyonların, faaliyetlerin demokratik hukuk devleti kuralları içinde olduğunu göstermesi lazım. Büyük gücümüz de orada dezavantajımız da açık söylemek gerekirse. Büyük gücümüz, orada hukuk devletinin yürüteceği mücadeleyle teröristle sıradan vatandaş ayrılır. Ama bazen o hukuk devleti kuralları sizin teröriste hemen müdahale etmenizi geciktirebilir. Çünkü belli veriler elinizde olması lazım. Bazen de hukuk devleti kuralları burada sizi korur, çünkü bir suçlu varsa suçluya gereken cezayı yargı verir. Çatışma esnasında öldürülmüşse zaten bu teröristle mücadelenin bir parçasıdır. Ama öldürüldükten sonra onun cesedi, uygulanacak işlemler, Adli Tıp da dahil olmak üzere bellidir.

Bu, güvenlik toplantısında dile getirildi. Bu konu görüldü, eleştiri söz konusu oldu, olmamış olsaydı biz gerekli soruşturmayı açacaktık. Ama yerini söylemeyim, başka bir yerde kırsal alanda yapılan bir operasyonda beş altı teröristin cenazesi, silahlı kuvvetlerimiz tarafından helikopterlerle morga getirildi, Adli Tıp tespitleri ailelerine teslim edildi. Bu mesela görülmüyor halbuki bunun da bilinmesi lazım. Kırsal alanda yapılan operasyon neticesi ’oraya bir yere gömülsün’ denilebilirdi. Silahlı kuvvetlerin görevi mi helikopterlere bunu alıp...Belki o helikopter yolda bir saldırıya muhatap olacaktı. Silahlı kuvvetlerimiz onu aldı getirdi. Söyleyeyim Tunceli’de bir operasyon Malatya’ya getirildi ve yine polislerimizin en zor şartlarda Cizre’de, Lice’de, Silopi’de, Silvan’da, Varto’da yapılan şeylerde hiç bir sivilin zarar görmemesi için neredeyse adım adım yürütüldüğü için uzun süren çalışmalar oldu. Bu konularda dikkatli davranılıyor. Hukuk devleti kuralları dışına çıkanlar da bu örnekte olduğu gibi cezalandırılıyor."

Türkiye’de siyasetin iki parti üzerinden devam ettiği yönünde bir manzara oluştuğunun belirtilmesi ve "Bu denkleme HDP hiçbir zaman giremeyecek mi, siz Sayın Demirtaş ile hiçbir zaman bir araya gelmeyecek misiniz" diye sorulması üzerine Davutoğlu, siyasi liderleri veya siyasi partileri hiçbir zaman dışlamadığını, dışlamaya taraftar olmadığını vurguladı. 

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile iki kez bir araya geldiğini, birincisinin 1 Ekim 2014’te, Başbakanlık’ta gerçekleştiğini anımsatan Davutoğlu, "İlk defa da Başbakanlık’ta böyle bir görüşme cereyan etti. Bu benim için siyasi bir riskti. Nihayetinde kendi kitle tabanım açısından onların üsluplarının çok karşılığı olmadığı aşikar. Bunu yaptım çünkü Çözüm Süreci’nin bir ivme kazanması gerekiyordu" ifadesini kullandı. 

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda hükümete verilen yetkiyi uzatan tezkerenin 2 Ekim 2014’te Meclis’ten geçtiğini hatırlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"6 Ekim’de Kobani olayları sebebiyle halkı isyana teşvik etti. Çok ciddi bir güven kaybına yol açtı bu bizim tarafımızda. Halkı açıkça isyana teşvik etti. ’Silahlanın, ayaklanın’ diye tweetleri var. Tezkereye ’hayır’ oyu verdi, tamam, olabilir, siyasi tercih. 6 Ekim’de Türkiye, Kobani’ye müdahale etsin ya da Kobani’ye dış müdahale olsun diye şey yaptı. Sonra da bütün bunların sorumlusu olarak bizi suçladı, Kobani’deki her türlü gayretimize, oradaki kardeşlerimizi Türkiye’ye kabul etmemize rağmen, üç gün içinde 197 bin kişiyi."

"Böyle günlerde bir araya gelmeyeceksek, ne zaman geleceğiz?"

7 Haziran seçimlerinin ardından HDP’li tüm yetkililerin "Hiçbir şekilde AK Parti ile koalisyon kurmayız, AK Parti ile asla, AK Parti dışındaki partilerin kurması lazım" açıklamalar yaptığını ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ondan sonra da AK Parti’ye yönelik saldırılar üzerinden yine ayaklanma çağrıları yaptılar. ’Sırtımızı terör örgütüne verdik’ten başlayan ayaklanma çağrıları yaptılar. Aşırı bir özgüvene ve kibre geldi. 15 Temmuz’da ben görüşürken, yine bizim için siyasi bir riskti, olmayacağı belliydi. HDP ile herhangi bir hükümet kurmayacağımız belliydi. Çünkü onlar kendileri deklare ettiler kurmayacaklarını. Biz de bunu uygun görmüyorduk, sürdürdükleri terörle ilişki dolayısıyla.

Biz daha görüşme yaparken Kandil’den silahlanma, ayaklanma, ’serhildan’ çağrısı yapan açıklama geldi. Biz daha görüşürken. Orada da kendilerine söyledik, ’Bakın bu görüşme neticesi sizinle bir koalisyon kurmayabiliriz ama 2013 Mayıs’ında verdiğiniz sözlere dönmeniz lazım. Şu kibirli ve terörle işbirliği yapan tavrınızı değiştirmeniz lazım’ diye konuştuk. Orada da yine hemen arkasından sanki biz bunları konuşmamışız gibi 15 Temmuz’dan 20 Temmuz’a kadar onlarca açıklama eş başkanlardan. ’Türkiye’de iç savaş şartları var, Cizre’de özerklik ilanı var, orada şu var, burada bu var’. Bütün o görüşmenin dokusunu, doğasını değiştiren aykırı bir tutum.

Samimiyetle söylüyorum, ben dörtlü bir konuşmayı çok arzu ederdim, dördümüz oturup konuşmayı. Böyle günlerde bir araya gelmeyeceksek, ne zaman geleceğiz? Benim anlayışım bu. Kin gütme yeri değildir devlet görevi. Şeyh Edebali’nin sözü hep dillerdedir de gereğini yapmak zordur, ’Öfke bize, sabır size yakışır’ diye. Bütün bu sürece rağmen bu niyetteydik ama TBMM’de grubu bulunan bir partinin eş başkanı çıkıp, ’Bu insanları devlet katletmiştir’. Bu devlet kim? Devlet hepimiziz. Böyle bir anonim suçlu üzerinden bir devlet fobisi oluşturmak siyasetçiye yakışır mı? O eskidendi, devletin ayrı milletin ayrı olduğu. Eğer HDP koalisyona girmiş olsaydı, devletin parçası olacaktı. Bir ay kadar da, iki bakan vermek suretiyle devletin Bakanlar Kurulu’nda görev aldılar."

"Ben de ’Kılıçdaroğlu bu metni reddetti’ diye yayınlayabilirim"

HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın dün yaptığı konuşmaya işaret eden Davutoğlu, "Sıhhiye’ye gidene kadar tebessümle, şakalaşarak gidiyorlar, o acıyı paylaştığı iddiasında olan kişiler. Sıhhiye’ye geldikten sonra oy istiyor, 1 Kasım hesabı yapıyor" diye konuştu. 

Üç gündür bu krizi yönetmeye ve tansiyonu düşürmeye çalıştıklarını söyleyen Davutoğlu, bir kere "Terörün durmasını istiyorsanız 1 Kasım’da AK Parti’ye oy verin" demediğini kaydetti. "Bunu söylemeyi ben olabilecek en çirkin davranış olarak görürüm" diyen Başbakan Davutoğlu, Demirtaş’ın dünkü konuşmasında "AK Parti’yi hükümet dışında tutmak için şöyle yapacağız, böyle yapacağız" dediğini ifade etti. 

Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Hepimizin bir ilkede buluşması lazım. Birisini ’Gel görüşelim’ dersin, ’Hayır’ der. Birisi daha görüşmeye gelmeden veya görüştükten sonra yaptığı açıklamayla bütün görüşme ortamını, diyalog ortamını yok eder. Sayın Kılıçdaroğlu ile en azından görüştük ama onun da toplantı içindeki alakasız şeyleri dışarıda sırf tabanına ses vermek için veya bir gündem oluşturabilmek için kullanmasını da yadırgadım. Keşke ortak bir deklarasyona Kılıçdaroğlu ’evet’ demiş olsaydı. Madem bu kadar her şey ortaya konuyor, ben de o deklarasyon metnini ’Kılıçdaroğlu bu metni reddetti’ diye yayınlayabilirim ama onun siyasi tercihi. Bizim siyasi tercihlerimize de aynı saygı bekleriz."

"Devletin suçlandığı, iç savaş retoriğinin yükseltildiği oturumlar haline dönüşüyor"

Ankara’daki terör saldırısının Meclis’te bir kapalı oturumda görüşülüp görüşülemeyeceğine ilişkin soru üzerine de Davutoğlu, daha önce bu tür oturumlar yapıldığını, 1 Kasım’dan sonra da bunun yapılabileceğini söyledi. 

Terör gündemli olarak toplanıldığında tavrın değişmediğini aktaran Davutoğlu, "Orada da terörün ortak acı olma özelliğinden çıkılıyor, devletin suçlandığı, iç savaş retoriğinin yükseltildiği oturumlar haline dönüşüyor. Hepimiz aynı gemideyiz, hepimiz aynı istikamette yol alıyoruz. Ben Başbakan olduğum bir yıl içinde kaç kere ortak tavır, ortak deklarasyon çağrısında bulundum. Bütün bu iyi niyetimize ne cevaplar verildiği ortada. Şimdi de bunları konuşmayı zul addediyorum, bu acılar üzerine ama öylesine küçük hesaplar yapılıyor, öylesine küçük ayak oyunları içinde 1 Kasım’a veya daha sonrasına veya şu günkü ortama dönük şeyler yapılıyor ki insan üzülüyor. Hepimizin bunun gereğini yapmamız lazım" diye konuştu.

"Eleştirilerden çekindiğim için değil, onurla bu görevi yapıyorum"

AK Parti Genel Başkanı olarak seçim çalışmalarını nasıl sürdüreceğine yönelik soruyu da yanıtlayan Davutoğlu, konunun bugün toplanacak AK Parti Merkez Yürütme Kurulu’nda ele alınacağını söyledi. Davutoğlu, mitinglerin formatında bazı düzenlemeler yapılabileceğini kaydetti. 

Diğer parti başkanlarıyla bir araya gelinseydi "Miting meydanlarında tahriklere dikkat edelim, gerekiyorsa hiçbirimiz miting yapmayalım" teklifinde bulunmayı düşündüğünü ifade eden Davutoğlu, bunların hepsinin konuşulabilmesini arzu ettiğini söyledi. 

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Onlar hükümetten kaçtı ama şu anda ülkeyi yönetmekle sorumlu olan başbakan benim. Bakın, bütün saldırılar bana yöneliyor, bana derken hükümetimize ve AK Parti’ye. Onun için söylüyorum, niye bunun parçası olmadılar? Çok rahat bir şekilde oturup, eleştirmeyi tercih ediyorlar şimdi. Eğer birlikte bazı kararlar alabilmiş olsaydık, bugün farklı olurdu. Eleştirilerden çekindiğim için değil, onurla bu görevi yapıyorum. Gereğini de yaptığımı milletimiz de takdir ediyor."

Ülkeyi hükümetsiz bırakmama iradesiyle hareket ettiklerine, "tek parti hükümeti kurma yetkisi vermedi" diye millete küsmediklerine dikkati çeken Davutoğlu, "Bu sorumluluğun gereğini biz yaptık. Ülkeyi ancak ve ancak siyasi iradeye sahip ve zor zamanlarda cesaretle sorumluluk üstlenmeye sahip insanlar, partiler, kadrolar yönetir. Biz zor dönemlerde bu cesareti, bu kararlılığı, bu iradeyi gösterdik. Milletimiz de bunu görüyor. Biz rahatımızı, sadece seçim neticesini düşünmedik. Bir araya gelmiş olsaydık. Bunları hep beraber paylaşırdık" değerlendirmesini yaptı. 

"İktidarı, böyle zor günlerde irade göstermek için kullanacağız"

"Seçim neticesini hiç mi düşünmüyorsunuz" sorusunu yanıtlarken de Davutoğlu, seçimlerin millete hizmet etmek için olduğuna işaret etti. "Ben üç hafta sonrasını düşünmüyorum, şu anda ben sadece ve sadece hayatını kaybetmiş 97 vatandaşımızı, kardeşimizi, onların ailelerini düşünüyorum" diyen Davutoğlu, bugünlerde sorumluluktan kaçanların yeniden nasıl oy isteyeceğini sordu.

Başbakan Davutoğlu, Ankara’daki terör saldırısının hemen ardından üç günlük programını iptal kararı aldığını anımsatarak, durumun vahametini gördüğü için bu kararla üç günlük yasın ilk işaretini verdiğini, toplumu durumun önemli olduğu gerçeğine hazırlamaya çalıştığını belirtti.

"1 Kasım’da ne kadar oy alırız" sorusunun gündeminde olmadığına dikkati çeken Davutoğlu, "Seçimin neticesinde inşallah tek başına iktidar oluruz ama olduğumuzda o iktidarı niye kullanacağız? Allah muhafaza, bir daha Allah böyle bir acı göstermesin ama böyle zor günlerde irade göstermek ve ülkeyi selametle iyi, aydınlık ufuklara taşımak için" ifadelerini kullandı. 

Mitinglerin ve kampanyaların güvenliği ile seçim güvenliğine ilişkin açıklama yapan Davutoğlu, bu konuda alınması gereken ek tedbirlerin bugün Bakanlar Kurulu’nda görüşüleceğini, en önemli gündem maddesinin bu olacağını belirtti.

Türkiye’nin terör olaylarının gölgesinde ilk defa seçime gitmediğine dikkati çeken Davutoğlu, 2011 seçimleri sonrasında Silvan baskınının yapıldığını, 2007 yılı ve öncesinde de terör saldırılarının olduğunu anımsattı. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Türkiye zor şartlarda, seçimi sükunetle ve objektif bir şekilde yapma olgunluğunu göstermiş bir ülke. En fazla güvendiğim halkımızın basireti ve bütün bu terör tuzakları karşısında iradesini ortaya koyacak olması. Her ne suretle olursa olsun kimsenin seçim güvenliği bağlamındaki kaygılar sebebiyle sandığa gitmekten imtina etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Gerekli her türlü tedbir alınacak" ifadesini kullandı. 

"Suriye’ye müdahale eden Rusya’nın tavrını meşru görerek de revizyon olmaz"

Rusya’nın Suriye’ye fiili olarak müdahalesine ilişkin soru üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Suriye politikasının bir ilkesel yönü var, bir de konjonktürel yönü var. İlkesel olarak Suriye’de her zaman ister rejim tarafından isterse terör tarafından saldırılar olsun sivil halka karşı olan saldırılarda açık bir tutum takındık. Sivil halkı ve saldırılardan kaçanları, mülteci olarak kabul ettik. Bu saldırılar karşısında da en etkin şekilde uluslararası toplumun mücadele etmesi için tavır geliştirmek gerektiğini vurguladık ve bunun mücadelesini yürüttük. Bunların hiçbirini Türkiye halkı için istemedik, Suriye halkı için istedik. Bu ilkesel tutumda bir değişiklik yapmayız, yapılmasını da gerekli görmeyiz. 

Yani Suriye rejimi bu saldırılarını devam ettirirken, Suriye rejimini meşru kılacak bir tavır geliştirmeyiz. DEAŞ böylesine alçakça, haince, insanlık dışı, barbarca saldırılarını sürdürürken, DEAŞ’ı denklemin içine alacak bir revizyon da söz konusu değil. Ya da ’Suriye’ye yabancı müdahale olmaması gerekir’ diyerek, 5 yıl Suriye’de herhangi uluslararası bir güç kullanımını engelledikten sonra kendisi Suriye’ye müdahale eden Rusya’nın tavrını meşru görerek de revizyon olmaz."

"Suriye sınırları içinde tek bir Türk askeri yok"

Suriye sınırları içinde bir tek Türk askerinin olmadığını vurgulayan Davutoğlu, "Ama İran generali var, Rus uçağı var ama İran’la da Rusya’yla da siyasal çözüm için her şeyi konuşuruz" dedi.

"Dış politika tam bir felaket. Bütün komşularımızla kavgalıyız. Bu politikanın 180 derece değişmesi lazım" diyen Kılıçdaroğlu’nun sözlerini anımsatan Davutoğlu, "Mesela ne yapmamızı arzu edersiniz" diye sorduğunu söyledi. Gidip Esad’la konuşmayı teklif ediyorsanız, bu çözüme katkı sağlayacak bir şey mi? Esad ülkenin yüzde 14’ünü kontrol edebiliyor şu anda. Herkes, Ruslar’ın da kabul ettiği bu, onun için Ruslar orada Eğer Suriye rejimi kendisini koruyabilseydi, o meşruiyeti ve gücü olsaydı zaten Rusya’ya veya İran’a ihtiyaç olmazdı" diye konuştu.

"Halkıyla savaşmaya çalışan bir rejimi ayakta tutmaya çalışmanın çözüm olduğu görülmemiştir" değerlendirmesinde bulunan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

"Rusya gelmiş olsaydı ve şunu deseydi; ’Biz Türkiye’nin de içinde olduğu bir koalisyonla birlikte DEAŞ’a karşı operasyon yapıyoruz.’ Biz bunu, diğer ülkeler, NATO ve bölge ülkeler olmakla birlikte, NATO da bunu desteklerdi. Açık söyleyeyim, ’Rusya da katılsın bu koalisyona’ derdik. Çünkü nihayetinde hepimiz teröre karşı mücadele ediyoruz ama Rusya rejim yanında ve ılımlı muhalefete karşı bir mücadele içindeyse sizin revizyondan kastınız böyle bir tavır içinde yer almaksa 2 milyon mülteci var, 2 milyon mülteci bu sınırlar içinde Esad’dan kaçarak geldi. Bizim Esad’la, ilkesel olarak düşünmeyiz ama tekrar Esad’lı bir formüle gittiğimizde bu 2 milyon insanın Türkiye’de ne hissedeceğini de herkesin düşünmesi lazım."

Suriye’de güvenli bölgenin oluşturulması

"Güvenli bölge ya da uçuşa yasak bölgenin oluşturulabilmesini mevcut şartlarda gerçekçi, mümkün görüyor musunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, "Mümkün görüyorum. Siyasi irade ve kararlı bir tutum olursa mümkün görüyoruz tabii. Zaten Birleşmiş Milletler görüşmelerinde New York’ta bunları İngiltere Başbakanı Cameron’la, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande ve Amerika Başkanı Obama ile bütün bunlar görüşüldü, şu anda Dışişleri Bakanımız da görüşüyor" şeklinde konuştu.

Başbakan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Rusya operasyon yapmadan önce en azından İdlip ve Halep’ten bize dönük yeni bir göç dalgası gelmeyeceğinin farkındaydık, öyle düşünüyorduk. Neden çünkü İdlip’te ılımlı muhalefet hakim, o günden beri İdlip’ten bize göç gelmiyor yani İdlip ne zaman ılımlı muhalefetin eline geçtiyse oradan gelen mülteci durdu. Halep’te de şehrin önemli bir kısmı ılımlı muhalefetin elinde olduğu için durmuştu ama şimdi Rusya İdlip’e ve Halep’e yönelik yapıyor operasyonlarını, İdlip ve Halep’e dönük ılımlı muhalefete operasyon yaptığında arkasında da rejim gelecek korkusuyla tekrar yeni bir mülteci dalgası bize yönelebilir. O zaman da bu güvenli bölge daha da önem taşır"

ABD ve Rusya’nın PYD konusundaki tutumu

ABD ve Rusya’nın PYD konusundaki tutumuna ilişkin soru üzerine Davutoğlu, PYD konusunun Çözüm Süreci devam ederken farklı bir formatta olduğunu belirtti.

Türkiye’nin bir taraftan PYD’nin kendilerine sadık olmayan Kürt nüfusa yaptığı baskılar nedeniyle Kürt göçüne, diğer yandan da Tel Abyad gibi PYD’nin baskısı olan yerlerden gelen Arap göçüne muhatap olduğunu anlatan Davutoğlu, "Türkiye’de bir terör ile mücadele ve Türkiye’ye dönük bir saldırı boyutu olmadığı için o dönem itibarıyla söylüyorum, bu Suriye içinde bir çatışma halindeydi ama 23 Temmuz’dan itibaren yani Ceylanpınar’da açık bir şekilde askerimiz ki hemen karşısı PYD kontrolünde bir yerdir, şehit edilmesi, Cizre’de bir takım kanton vesaire gibi kendilerince Suriye modeline, özerlik gibi şeylere girmesi, Suriye’den Türkiye’ye bazı olumsuz etkilerin olacağıyla ilgili kanaatin yaygınlaşması sebebiyle biz PKK’ya dönük Kuzey Irak’ta operasyon başlattık çünkü nihayetinde bu bu faaliyetlerin merkezi orası" dedi.

"Türkiye’ye dönük tek bir tehlike hissedersek gerekli her türlü tedbiri alırız"

PYD ile PKK’nın arasındaki irtibatın çok açık bilindiğini aktaran Davutoğlu, "Bunu Amerikalılara da Ruslara da ilgili bütün taraflara da söyledik. Türkiye’ye dönük tek bir tehlike hissedersek gerekli her türlü tedbiri alırız. Kim Türkiye’ye karşı bir faaliyet içine girerse operasyon yaparız. Suriye, Rusya’nın ya da Amerika’nın ya da Fransa’nın ya da her hangi bir ülkenin değil, Türkiye’nin sınırı. Bizim kendimizi savunma hakkımız vardır ve bunu kullanmakta da tereddüt etmeyiz. Bu konuda da birçok batı ülkesiyle ortak bir tutum içinde olduğumuz aşikar. Daha önce Kobani olayları esnasında PYD’ye tanınan krediyi PYD kötü kullanmıştır" ifadesini kullandı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "DEAŞ gibi bir faktörün Suriye’de ortaya çıkış en çok ikili kesime yaradı, bir rejime birde PYD’ye. Bu anlamda da bir başka oyunun kendi içinde sürdüğünü görmek durumundayız. Rusya’nın PYD’ye olan desteği yeni değil, eskiden beri destek veriyor, daha önceki dönemlerde de Suriye içinde bu yapıları biliyoruz hatta Öcalan orada olduğu dönemlerde de bazı şeyleri biliyoruz. Amerika’nın ise DEAŞ’a karşı tutumu konjonktüre. Bütün komşu müttefik ülkelerin hepsine de bu konuda tutumumuz hem askeri düzeyde hem de istihbari düzeyde hem de diplomatik düzeyde iletilmiştir. PYD’nin DEAŞ karşısında meşruiyet kazanan bir aktör haline gelmesi kesinlikle kabul edilmez" değerlendirmesinde bulundu.

Rusya’nın, Türkiye hava sahasını ihlalinin ardından gelişme olup olmadığı sorusu üzerine Davutoğlu, olay sonrasında Rusya’dan, Türkiye’nin kaygılarını gidermeye, Türkiye’ye ve iki ülke ilişkilerine verdikleri öneme, Türkiye’nin sınırlarına duydukları saygıya dönük çok sayıda açıklama geldiğini belirtti. 

Bu açıklamaların alanda da yansımasının olmasını beklediklerini vurgulayan Davutoğlu, "Ümit ederiz ki bir daha böyle bir ihlal olmaz. Ama yaptığımız güvenlik değerlendirmelerinde, böyle bir ihlal kim tarafından yapılırsa yapılsın Türkiye’nin hava sahası ve sınırlarının korunması noktasında her türlü hakkımızı da gücümüzü de mahfuz tuttuğumuzu taraflar biliyorlar. Suriye krizinin bir bölgesel krize ki dönüştü, daha ileri aşamada Türkiye-Rusya krizine ya da NATO-Rusya krizine dönüşmesini arzu etmeyiz. Bunun için de son derece dikkatli bir politika takip ediyoruz. Ama bu dikkat sınırlarımızın ve hava sahamızın ihlal edilmesine müsamaha göstereceğimiz anlamına gelmez. Bu konuda da alınabilecek tedbirler alınmıştır" diye konuştu.

"Gerilimden herkes zararlı çıkar"

Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin, Rusya’dan doğalgaz sağladığı hatırlatılarak, "Olur da Rusya ile gerilim yükselirse, B planımız var mı?" sorusunu yanıtlarken, ilişkilerin tek taraflı değil, çift taraflı olduğuna dikkati çekti. Türkiye’nin menfaatine olan şeyin, aynı zamanda Rusya’nın da menfaatine olduğunu söyleyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye ile Rusya arasındaki enerji işbirliği, kazan-kazan üzerinedir. Biz doğalgaz alıyoruz ama bunun da parasını veriyoruz. Önemli de bir pazarız. Şu anda Türkiye, enerji pazarı olma mahiyetinde, en hızla büyüyen enerji pazarlarından biri. Dolayısıyla Rusya’nın da bunu göz ardı edeceğini düşünmüyorum. Nihayet Rusya’nın tek kalemi neredeyse ekonomisinin en önemli kalemi enerjidir. Dolayısıyla burada Türkiye ile Rusya arasında geçmişte de bazı sorunlar oldu ama konuşarak hallettik. Bunu da konuşarak halledeceğimizi ümit ediyorum. Ama bir gerilimden herkes zararlı çıkar. Putin’in de bunu hesap edeceğini düşünüyorum." 

Türkiye’nin enerji konusunda alternatif çalışmaları olduğunu anlatan Davutoğlu, "Bu acılı günde beyannameye girmek istememiştim ama sorunuza cevaben, orada yenilenebilir enerji konusunda Türkiye içinden, önemli, yüzde 40’a varan bir oran noktasında çalışmalarımız olduğunu göreceksiniz" ifadesini kullandı.

"Enerjide bağımlılığı minimuma indirmek"

Davutoğlu, Konya’nın Karapınar ilçesinde büyük bir enerji ihtisas bölgesi kurulacağını belirten Davutoğlu, Erzurum’da da ciddi bir güneş enerjisi potansiyeli olduğunu vurguladı. Davutoğlu, "Bütün bunları değerlendirerek, bundan sonra enerjide bağımlılığı minimuma indirme konusundaki çalışmalar da sürüyor" dedi.

Başbakan Davutoğlu, DAEŞ lideri Bağdadi’nin konvoyunun vurulduğuna ilişkin haberler anımsatılarak, Türkiye’ye bu konuda bilgi gelip gelmediği sorusuna, "Şu anda çok teyit edilmiş bir durum yok. İntikal eden bilgiler var ama. Daha önce de çünkü öldürüldüğüne dair biliyorsunuz haberler çıkmıştı. Bu tür haberler çok yaygın çıkar. Teyit edilmedikçe de ’olmuştur, olmamıştır’ dememiz doğru değil" yanıtını verdi.

Terör saldırısı haberini aldığında hissettikleri

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Ankara’daki terör saldırısını haber aldığında ne hissettiğine ilişkin soru üzerine, o anki hissiyatı ancak yaşayanların bileceğini söyledi.

İnsanın kendi canını riske edebileceğini, risklerinin belirtilmesine karşın birçok yere gittiğini, hatta suikast ihbarına rağmen Libya’ya ziyarette bulunduğuna işaret eden Davutoğlu, "Kendi canını riske ederken insanlar daha kolay karar veriyor. Ama başka canlar söz konusu olduğunda çok büyük acı hissediyorsunuz, elinizden geleni yapıp yapmadığınız konusunda. Zaten sürekli her şeyi gece gündüz yapsak dahi, ’Acaba daha fazla şey yapılabilir miydik’ diye soruyorsunuz. O anda acıyı derinden hissetmezseniz zaten, bırakın Başbakan olmayı, bakan olmayı, bürokrat olmayı, bu ülkenin vatandaşı olamazsınız" ifadesini kullandı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, lise yıllarında, Sultan 1’inci Abdülhamid, Özü Kalesi’nin düşmesinin ardından, Müslüman tebaanın öldürülmesi nedeniyle duyduğu sorumluluk ve sonrasında vefat etmesini okuduğunu anlatarak, "Bazı olaylar olduğunda, zor kararlar alırken bir taraftan da bu ağır sorumluluğu hissedersiniz. Bunu ancak yaşayanlar hisseder ya da o ağır sorumluluğu hissedenler. Yani bir mevkiyi işgal etme dışında başka insanların kaderiyle ilgili karar alma sorumluluğu omzunuzdayken, onu ancak yaşarken hissedebilirsiniz. Dışarıdan birisi için çok kolay zannedilen veya o anda herhangi bir olay gibi karşılaşılan şeyin bizim ruhumuzda nasıl büyük bir dalga oluşturduğunu, fırtına oluşturduğunu ancak yaşayan kişi hisseder" diye konuştu.

Bu saldırı karşısında da aynı şeyi hissettiğini belirten Davutoğlu, "Bütün bir ülkenin sorumluluğunu omuzunda hissetmenizin ağırlığı kadar hiçbir şey olamaz. Bir başka ağırlık olmaz. O insanlar belki sizin o sırada daha rahat olduğunuzu düşünebilir, başkası başka şey düşünebilir. Hatta onlara karşı olduğunu... İşte, Demirtaş’ın şeyi beni ciddi şekilde, öfke demeyim ama nasıl olur da bunu hissetmez? Yani bizim hissettiğimizi nasıl olur da hissetmez? Evet birbirimizi tanıyoruz. Benim insan canı, kanı üzerinde ne kadar hassas olduğumu, bu anlamda ne kadar duyarlı olduğumu herkes biliyor. Siz bunu yaşarken birisi çıkıp diyor ki ’Katil odur’ veya ’Devlettir.’ Yani benim başımda bulunduğum devlet katil, öyle mi? O anda diyorsunuz bu nasıl bir zihniyettir?" dedi.

"Bazen derim ki bir saatliğine..."

Davutoğlu, olayın ardından İçişleri Bakanı Selami Altınok’un kendisini aradığını ve bilgilendirdiğini anımsatarak, "O andan sonra zihniniz başka bir şey görmüyor. Başka bir şey duymuyor. Sonra sayı arttıkça üzülüyorsunuz" ifadesini kullandı.

Başbakan Davutoğlu, bunun ancak sorumluluk hissederek yaşan kişilerce anlaşılabileceğini dikkati çekerek, "Bazen derim ki bir saatliğine, bu muhalefet partilerimizin, bu rahat konuşan partilerin birinin liderine şu anı yaşamasını bir saatliğine hissettirsek" diye konuştu.

Saldırıdan sonra eşi Sera Davutoğlu ile hastanede tedavi gören yaralıları ziyaret ettiğini anlatan Davutoğlu, dün de Türk Tabipler Birliği Başkanı ile görüştüğünü bildirdi. 

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Gayet medeni, karşılıklı taziyeden sonra söyledim. Başbakan olarak ülke sorumluluğum var. Ama sizin de bütün organizasyon komitesiyle bu ülkenin eşit vatandaşları olarak konuşmak istiyorum. Bizim ne hissettiğimizi siz de hissedin, sizin ne hissettiğinizi biz de hissedelim. Biz düşman değiliz, biz hasım değiliz. Biz bu ülkenin eşit vatandaşlarıyız. Bugün ben bu koltukta oturuyorum, yarın başka birisi oturur. Ama, özellikle muhalefet liderlerinin, bana ’Hayır’ diyen Sayın Bahçeli’nin de dünkü açıklamalarıyla açıkçası beni sonrasında üzen Sayın Kılıçdaroğlu’nun da hele hele katillikle devleti suçlayan Demirtaş’ın da bir saat, böyle bir şeyin üzerine sorumluluğu alıp, karar almak durumunda olmasını arzu ederdim. Nasıl ağır bir yük olduğunu... Özü Kalesi olayına onun için atıfta bulunuyorum. Bu ağır bir sorumluluktur, hepimiz için. Allah hakkını verecek gücü kudreti ve milletimizin yanımızdaki desteğini eksik etmesin."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.