Hedefimiz en güçlü iktidari olusturmak
Davutoğlu, A Haber ile ATV ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Muhalefet partilerinin ve bazı yapıların hedefinin AK Parti’yi iktidardan indirmek olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Mümkün mü, yapabilirler mi, mümkün değil. Ama hedef bu olunca, yıl 2002. AK Parti’nin iktidara gideceğine dair bütün belirtiler ortaya çıkınca kurucu genel başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı siyasetten yasakladılar" diye konuştu.
Davutoğlu, 2002’den sonraki yıllarda da AK Parti’nin hep engellenmeye, yıpratılmaya çalışıldığını dile getirerek, şunları kaydetti:
"Her seçimden önce biz bir şeyler yaşadık. 2011’e giderken bu sefer Kılıçdaroğlu’nu kaset oyunlarıyla getirdiler. ’Gandi’ diye Kılıçdaroğlu’nu parlatmaya çalıştılar. Ama taştan elmas çıkmıyor. Şimdi o, olmadı. 2013’te Gezi olayları, 17-25 Aralık olaylarıyla durdurmaya çalıştılar. Şimdi ise buldukları formül Demirtaş ve HDP üzerinde, ’acaba AK Parti’nin alacağı milletvekili sayısını azaltabilir miyiz? Karşıda bir koalisyon oluşturabilir miyiz?’ Bu mümkün değil. Benim alanda gördüğüm, şartlar itibarıyla da mümkün değil. 47 miting yaptım. Olağanüstü coşkulu ve AK Parti iktidarının halk tarafından nasıl teveccüh ile karşılandığını gösteren tablolar içerisinde seyrettik. Bizim halk sağduyu sahibidir. Süregiden bir istikrarı, bir başarı hikayesini durduracak her türlü algı operasyonuna karşı dirençlidir."
"AK Parti iddia partisidir, öznedir"
Koalisyon ya da azınlık hükümeti kurulacağı iddialarının kaynağının ne olduğu sorulması ve AK Parti’de de bazı isimlerin bu iddiaları konuştuğunun belirtilmesi üzerine Davutoğlu, şunları söyledi:
"Hayır, bizim parti içinde hiç kimsenden böyle bir şey gelmedi. AK Parti içinde birisi böyle bir şey söylesin, ben önce ona sorarım, ’nereden çıkartıyorsun bunu’ diye. AK Parti içerisinde hiçbir şekilde, hiçbir zeminde ’azınlık hükümeti kurabiliriz’ gibi bir ifade söz konusu olmadı. Biz CHP, MHP, HDP değiliz. Bizde bir parti disiplini var. Bir tek milletvekilimiz ya da adayımız, böyle bir şey söylese ben önce ona sorarım, o zaman siyaset yapmayacaksın. Azınlık hükümetine razı olan birisi bizden değildir. Yani bizden değildir derken, hatayen bir şey söyleyebilir ama bizimle siyaset yapan azınlık hükümetine, koalisyonuna falan razı olmaz. Eğer 12 yıl böyle bir şeyi kabullenmiş olsaydık iktidarımızı sürdüremezdik. AK Parti iddia partisidir, öznedir. AK Parti’de siyaset yapan herkes en zor şartta dahi o iddiasını sürdürür."
Davutoğlu, koalisyon iddialarının ilk olarak dışarıdan, ardından da içeriden bazı medya kuruluşları tarafından gündeme getirildiğine dikkati çekerek, HDP ve paralel yapıya şu eleştirilerde bulundu:
"Paralel yapının HDP ile perde gerisinde ne görüşme yaptıkları şimdi daha net ortaya çıkıyor. KCK operasyonlarını yapan, bugün bu dinleme faaliyetlerini yapan polislerdi. HDP’nin iki yüzlülüğüne bakın ki şimdi onlarla koalisyon içinde. Paralel yapıda bizim orada dershanelerimiz teröre giderler diye, dershaneler konusunda bunu argüman olarak kullanıyorlardı şimdi HDP ile el ele ’AK Parti’yi nasıl zarara uğratırız’ diye uğraşıyorlar. Dolayısıyla bu koalisyon psikolojisini oluşturma çabası tamamen manipülatiftir, bir manipülasyondur. Ne alanda böyle bir vaka ne de bunun siyasi gerçeklikle bir alası var."
"Başarı hikayeleri hep istikrarlı tek parti yönetimleriyle olmuştur"
Davutoğlu, HDP’nin barajı geçip geçmeyeceğiyle ilgili bir soru üzerine, şunları ifade etti:
"Ben ihtimal vermiyorum. Hadi AK Parti’yi bir şekilde zarara uğrattılar. Bir koalisyon ihtimali kendilerince doğdu. Allah aşkına HDP ile MHP’nin yan yana bir koalisyonda bakan bulundurmasını aklınız alıyor mu? Hadi aldı, yan yana oturdular ülke nasıl idare edilir? MHP, DSP ve ANAP’ın koalisyonda, Bakanlar Kurulu toplanmıyordu. Aylarca toplanmıyordu. Üç lider bir araya gelip de bir toplantı yaparsa, ’ne olacak’ diye bakılıyordu. Onun yerini MGK almıştı. Türkiye’de parlamenter demokrasinin bittiği an o andır. Türkiye’de hiçbir zaman koalisyonlardan her hangi bir şekilde başarı hikayesi çıkmadı. Türkiye’nin başarı hikayeleri hep istikrarlı tek parti yönetimleriyle olmuştur."
Davutoğlu, koalisyonların Türkiye’yi büyük sıkıntılara soktuğunu, bu dönemlerde demokrasinin kalmadığını ve ülkeyi bürokrasinin yönettiğini bildirerek, şöyle devam etti:
"Türkiye’de koalisyonlar dönemi 12 yıldır kapandı. Bundan sonra bizim karşımıza güçlü bir alternatif çıkartamadıkları için bu kapanmıştı, bundan sonra ya doğru dürüst siyaset yapıp halka kendilerini anlatmaları lazım ya da görünür gelecekte şansları yok. Biz hata yaparsak, yanlış yaparsak tabii ki halk bunu sorar. Gece gündüz çalışmamızın sebebi böyle bir hatayla yanlışla değil, siyasetimiz ve istikrarımızla halkın huzuruna çıkmak. Şu ana kadar da başarımızın arkasındaki sır halk ile millet ile aynı dili konuşmak. Şu anda değişen, o anlamda bir tablo yok. Karşımızda da AK Parti vizyonuna karşı başka bir Türkiye vizyonu üreten parti yok. Beyannamelerinde, hep noktasal olarak kendilerince son derece fırsatçı bir şekilde, ’hangi vatandaş kitlesini nasıl aldatabilirim’ şeklinde bir yaklaşım var."
"Provokasyonlara karşı biz her türlü tedbiri alırız"
Muhalefet partilerinin muhalefet yapış biçimlerini de eleştiren ve "Noktasal olarak AK Parti’yi eleştirmek bir alternatif üretmek değildir" diyen Davutoğlu, "Türkiye’de bir AK Parti siyaseti var, özne olarak. Bunun karşısında her hangi bir şekilde siyaset üretemeyip, AK Parti’nin siyasetini ya eleştiren ya da taklit eden tali ve ikincil, tabiri caizse siyasetin türevleri bunlar. Ben Türkiye’nin geleceğinde koalisyon ihtimalini görmüyorum ama böyle bir plan var, böyle bir manipülasyon var. Yani 12 Mart’ta olduğu gibi, 28 Şubat’ta olduğu gibi istedikleri tarz bir koalisyon yapabilmek için darbe demeyeyim, darbemsi birtakım eylemler içine girmek isteyenler olabilir, bu provokasyonlara karşı biz her türlü tedbiri alırız" ifadelerini kullandı.
AK Parti olarak seçimdeki başarı kıstaslarının tek başına iktidar olduğunu vurgulayan Davutoğlu, seçim anketleriyle ilgili şunları söyledi:
"Seçim yaklaşırken çok tartışmak istemem. Nihayet bizim motivasyonumuz hangi rakam olursa olsun, yüzde 55 oldu ’60 niye olmasın’ deriz, yüzde 65 oldu ’70 niye olmasın’ deriz. Bizim için bir üst limit yok. Biz CHP değiliz. Başarı kıstası iktidar olmaktır. Şu anda elimizdeki anketlerde, bu konuda bir sıkıntı görmüyoruz. Bir sıkıntı görmüyoruz ama oyumuzu daha yukarı çekip, hedefimiz en güçlü iktidarı oluşturmak."
YSK kararına uyduk
Davutoğlu, elektrik kesintilerine ilişkin soru üzerine, elektrik kesintilerinin bir şehir efsanesi olduğunu, ayrıca her sandığın başında müşahit bulunduğunu, müşahitlerin elektrik kesintisi olsa bile durduracağını, işlem yaptırmayacağını söyledi.
Türkiye’de son derece güçlü bir Yüksek Seçim Kurulu (YSK) olduğunu belirten Davutoğlu, "YSK o kadar tarafsız ki; geçen cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken Dışişleri Bakanıydım, dedim ki; ’şu randevu sistemini yurtdışında kaldıralım, vatandaşlarımız rahat oy kullanamıyor’. YSK, uygun görmedi, kaldırmadı. Biz hükümet olarak baskı yapıp, ’kaldırın’ diyebildik mi? Demedik. Seçime katılım düşük oldu ama YSK kararına uyduk" diye konuştu.
Davutoğlu, Türkiye’de seçim yönetiminin AK Parti’nin elinde olmadığını, tarafsız İçişleri Bakanlığı’nın seçim güvenliğini sağladığını belirterek, şöyle devam etti:
"Seçimi Türkiye’de YSK yönetir. Yüksek Seçim Kurulları, onlar karar verir. Seçim sandığının başında AK Parti’li yetkililer yok. AK Parti’li bir kişi varsa bütün diğer partililerden de bir kişi var, hepimiz oraya eşit şartlarda gidiyoruz. Şimdiden iki şeyi yapmak istiyorlar, seçim yenilgilerine mazeret bulmak, halkı sokağa dökmek. Şimdiden uyarıyorum, demokrasi mücadelesi vereceklerse seçime razı olacaklar. Halkı sokağa dökmeye çalışan, 7 Haziran akşamı, 8 Haziran akşamı hiçbir şekilde herhangi bir taviz vermeyiz. Kim sokağa dökmeye çalışırsa her türlü güvenlik tedbiri alınır. Türkiye’de seçimler kaos çıkarmak için yapılmıyor. Türkiye’de seçimler, istikrar sağlamak için demokratik istikrarı sağlamak için yapılıyor."
"Demirtaş, ’PKK’ya silahları bırak’ desin"
Davutoğlu, "Demirtaş, eğer bu kadar kendine güveniyorsa veya demokrat olduğunu iddia ediyorsa, bunu da ona söylemiyorum, yanında topladığı birçok liberal görünümlü veya değişik marjinal grupların da içinde olduğu özgürlükçü olduğunu iddia ettikleri çevreler var; bir gün sorsunlar Demirtaş’a ve desinler ki; ’Şu PKK’ya silahları bırak çağrısı yapalım’ desinler, yarın yapsın, ’Ben PKK silahları bırakmaması halinde onlarla irtibatlarımı keserim’ desin, ’zaten irtibatım yok’ diyebilsin. ’Biz silahlı bir yöntemi benimsemiyoruz’ desin. Bunu İstanbul’da desin ama gitsin Diyarbakır’da da desin. Bakın ben Bitlis’te ne diyorsam, Aydın’da da onu söyledim" ifadelerini kullandı.
Başbakan Davutoğlu, Demirtaş’ın PKK’ya silahları bırakmasını söylemesi halinde "Böyle bir şey söylesin, tebrik edeceğim. ’Demokrasi kavramını kullanabilirsiniz’ diyeceğim ama Kadıköy’de konuşurken barışçıl, Ağrı’da konuşurken savaşçı, böyle olmaz. Hepimizin öncelikle samimi olması lazım, şeffaf olması lazım" dedi.
İmralı’da Öcalan’ın durumu
Kandil’den dönen HDP yöneticisinin ’’İmralı’da Öcalan’a tecrit uygulanıyor’’ açıklamasıyla ilgili değerlendirmesi sorulan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Tecrit kavramı, bir mahkum için kimseyle ilişki kuramamasıyla ilgilidir, avukatıyla da görüşür, eğer sağlık durumu varsa her türlü hukuki bakımdan görüşmeyi yapar, herhangi bir tecrit yok. Ama eğer siyasal görüşme yapacaklarsa, bu gidenler herhalde ’haliniz nasıl’ diye sormaya gitmiyorlar, o zaman silahsızlanmayla ilgili atılması gereken adımı atsınlar, silahsızlanma yönünde bir adım, bir irade beyan etsinler, o zaman düşünülür. Ama yapmak istedikleri şu, hem taahhüt edilen silahsızlanmayla ilgili adımı atmayacaklar hem de adaya gidip şov yapıp kendilerince siyasi rant toplayacaklar, bu olmaz, yani ikiyüzlülük olmaz."
"Süreç nihayet temelde silahsızlanmaya odaklanmıştır" diyen Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bu yönde bir eğilim, bir irade, bir beyan söz konusu olmaması halinde adaya gidip görüşme yapmanın anlamı ne? Yani seçim sürecinde anlamı ne? Seçim süreci sonrasında tabii ki çözüm süreci devam edecek, tabii ki; görüşmeler yapılacak, her düzeyde, her zeminde, biz çözüm sürecinden hiçbir şekilde geri adım atmayız, her şekilde bu devam edecek" yorumunu yaptı.
"2013 Mayıs’ında çekilecekti Türkiye’den silahlı gruplar"
Davutoğlu, seçim sürecinde İmralı ile yapılmak istenen görüşmelerin sebeplerinin izah edilemediğini anlatarak, "Bir taraftan da PKK veya Kandil, ’silahsızlanma konferansı yapmayacağım’ diyor. ’Silahsızlanma gerçekleşmeyecek’ diyor. Peki o zaman nedir niyetiniz? Niyet şu; bir taraftan silah tehdidinde bulunacaklar, bir taraftan oy isteyecekler. Silahı Demokles’in kılıcı gibi kullanıp oy istemeye kalkacaklar, bu olmaz. Çözüm istiyorlarsa, ciddi şekilde görüşülmeli, ciddi adımlar atılmalı. 2013 Mayıs’ında çekilecekti Türkiye’den silahlı gruplar" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, "Biz sabırla atılması gereken her adımı attık. Ondan sonra meydan okumayı Demirtaş kendisi yaptı; Nevruz’da üç-dört gün önce; TBMM’de doğrudan Cumhurbaşkanımızı hedef alan konuşmayı niye yaptı? Sabote etmek için yaptı. Çünkü kendi aralarında da bir otorite çatışması var. ’Ben yoksam bu iş yok, sabote ederim bu işi’ demek için yaptı’ dedi.
"Niye silaha ihtiyaç hissediyorlar, silahlı mücadelenin savunulabilir ne yanı var" diye soran Başbakan Davutoğlu, "Her zaman teröre karşı olmak lazım. Şimdi Türkiye’de her görüş serdediliyor, her kanaat ifade ediliyor. Hiçbir yasak yok, kimsenin üzerinde bu anlamda reddedici, ’asimilasyon politikaları’ dedikleri politikalar söz konusu değil. Türkiye’de hiç kimsenin üzerinde bir baskı yokken, silaha neden ihtiyaç hissediliyor?" dedi.
Çözüm sürecinin donduğu veya askıda kaldığına ilişkin soru üzerine de Davutoğlu, "Bizim için çözüm süreci devam ediyor, her yerde anlatıyoruz. Ben bütün mitinglerimde Doğu’da, Güneydoğu’da miting yaptım, muhatabımız halk. 6-7 Ekim olaylarında bu vandallara, bu şiddet yanlılarına halk yüz vermediği için ve kendi kazanımlarının nasıl kaybedilebileceğini gördüğü için 6-7 Ekim olayları sonrasında yeni bir atmosfer doğdu. Bundan sonra da her kesimle HDP de dahil bu konuşulabilir" değerlendirmesinde bulundu.
İkisi birden olmaz
Seçime giderken, demokrasi oyunuyla, terör oyununun aynı zamanda oynanmasına izin vermeyeceklerini belirten Davutoğlu, seçimden sonra da kimlerle neler yapılabileceğine bakacaklarını ama çözüm sürecini kesinlikle, kesintiye uğratmayacaklarını vurguladı.
"Çok açık söylüyorum; ya demokrasi oyunu oynayacaksın ya da terör oyunu. İkisi birden olmaz" diyen Davutoğlu, şunları söyledi:
"HDP, bir taraftan İmralı’ya giderek çözüm oyunu onamak istiyor, bir taraftan Kandil’den mesaj getirerek şiddet oyunu oynamak istiyor, bir taraftan da Kadıköy’de şimdi ismini zikredemeyeceğimiz kadar marjinal grubu, liberal, kendilerince, grubu bir araya getirip ’Çiprasvari’ bir protest hareketi oluşturabilir miyim?’ diyor. Bu kadar farklı hesaplar içinde siyaset yürütmek doğru değil."
Davutoğlu, bir yanda da CHP’nin, böyle bir HDP’ye çanak tuttuğunu dile getirerek, "Aynı dili kullanıyorlar. ’Diyaneti kaldıracağım’ diyor, öbürü ’ben de’ diyor. Birisi, asgari ücretle ilgili akıl dışı mantıkla 5 bin diyor, öbürü bin 500 diyor, bir başkası da 3 bin diyor" diye konuştu.
"CHP’nin zihniyeti ile HDP’nin zihniyeti birebir aynıdır"
"Siz bir CHP-HDP yakınlaşması mı görüyorsunuz" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Kesinlikle. Zihniyet, aynı zihniyet" cevabını verdi.
CHP’nin Türkiye’de "tek tipçiliği" inşa etmeye çalıştığını ancak yürümediğini ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"HDP de veya PKK da dışarıda aynı şeyi yapmaya çalışıyor. Neden belli yerlerde, Cizre’de veya başka yerlerde bu 6-7 Ekim olaylarında kendilerinden farklı düşünen herkesi hedef edindiler. Yasin Börü’yü neden öldürdüler, o genç çocukları... Çünkü şunu demek istediler, ’Burada biz oluruz. Biz varsak, başkası olmayacak’. Neden? Bir sürü vilayette o şehrin eşrafı batıya doğru göç etme ihtiyacı içinde çünkü baskı uyguluyor. Türkiye bir hukuk devleti. Bu baskılara karşı biz, kesinlikle herhangi bir taviz verilmesine izin vermeyiz. CHP’nin zihniyeti ile HDP’nin zihniyeti birebir aynıdır. İmam hatiplere bakışları aynıdır, dine bakışları aynıdır, ’tek tipçilikleri’ aynıdır, kötü ulusçu anlayışları aynıdır, hiçbir şekilde uzlaşmaya yakın olmamaları aynıdır. Ellerine bir bölge, ülke verseniz yapacakları tek şey, 28 Şubat zihniyetinin bir Kürt versiyonunu, bir de Türk versiyonunu yapmak, başka hiçbir farkları yok."
"Bu ihbarların hepsinin doğru olacağı anlamına gelmez"
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, "ihbar üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu bin kişi hakkında soruşturma açıldığı" yönündeki sözlerinin hatırlatılmasının ardından görüşü sorulan Davutoğlu, "paralel yapı" denilen olguların esas itibarıyla en zararlı tarafının devletin işleyişi olduğunu belirtti.
Bir organizmadaki kalp, beyin ve böbreğin alternatifinin vücuda enjekte edilmesi durumda işleyişin olmayacağını örnek veren Davutoğlu, problemin de buradan kaynaklandığına işaret etti.
Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yapılmak istenen, bir emniyet teşkilatı var, kendi hiyerarşisi var, bir de onun içinde başka bir hiyerarşik yapıyla alternatifini kurmak... Ne bileyim bir diplomasi ya da başka bir bürokraside, onu kontrol etmeye çalışmak, bu kanser gibi bir şey. Türk Silahlı Kuvvetleri bu anlamda Türkiye’nin pazısı, bir enerji kaynağı, nihai şekilde vücudun güvenliğin sağlayan mekanizmadır. Buraya herhangi bir şekilde böyle bir yapının nüfuz etmesine izin verilmez. Emniyette ne olursa, burada silahlı kuvvetlerinin bürokrasi olarak bir farkı yok. Emniyette ne olursa, adliyede ne olursa, bu yapı ne kadar tehlikeli ise orada da tehlikeli olur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlü bir geleneği vardır. Bu tür yapılara karşı daha bağışıklı bir karakteri vardır, bu gelenek sebebiyle. Bizim yapacağımız şey şudur; çok açık bir şekilde ifade ediyorum, tek tek böyle bir yapı içinde olmayan, normal vücudun işleyişini aksatmadan yürüten kim varsa; etnik, mezhebi, siyasi, dini görüşlerine bakılmaksızın ehliyeti varsa, bürokraside o çalışır. Ama nerede olursa olsun ve kim olursa olsun, dini anlayışı ne olursa olsun, siyasi anlayışı ne olursa olsun, vücudun işleyişini, bürokrasinin işleyişini, felç edecek ya da yanlış yöne sevk edecek bir yapılanma varsa, ona da engel olunur. Dolayısıyla bu yapıyla her yerde mücadele ederiz. Denildiği gibi birçok ihbarlar gelir, o olur, bu olur. Bu, ihbarların hepsinin doğru olacağı anlamına gelmez."
"Bunların birçoğu ihbarvari şeylerdir"
"Rakam sizi şaşırttı mı?" sorusu üzerine de Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bu rakamlar daha çok ihbar şeklinde gelen şeylerdir. Bu şekilde, böyle bir rakam, ’paralel yapılanmaya mevcut şu kadar subay vardır’ diye bir rakam söylemek doğru değil. Böyle bir rakam da kesinleşmiş bir rakam olarak zikretmek de herhalde Sayın Savunma Bakanımız da böyle kastetmedi zaten. Bunların birçoğu ihbarvari şeylerdir. Genelkurmay Başkanımız, her hafta olağan görüşmede birçok konu hakkında olduğu gibi bu konu hakkında bana ve cumhurbaşkanımıza da bilgi verir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlü bir geleneği vardır. Biz o geleneğin korunması ama en önemlisi de devletin işleyişinde bütün kurumların bulundukları konumu ve üstlendikleri misyonun gereğini yapabilme kabiliyetlerini sürdürebilmeleri için ne tedbir gerekiyorsa bunu alırız."
"Hukukumuzu her zaman korudum"
"Kısa bir süre önce 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül ile Fethullah Gülen ile görüşme konusunda sanki farklı şeylerden bahsedilmişti. Karşılıklı açıklamalar olmuştu. Sayın Gül’ü aradınız mı ya da o sizi aradı mı? Konuşma oldu mu?" sorusu üzerine Davutoğlu, "Ben onu karşılıklı açıklama olarak değerlendirmiyorum" dedi.
Gül’e olan saygısının herkesçe bilindiğine vurgu yapan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Normal hayat akışı içinde, sadece bu dönemi kastederek söylemiyorum, 1990’lı yıllarda da dostluğumuz gereği Refah-Yol hükümetinde olsun, ne zaman ’Sizin desteğinize ihtiyacım var’ demişse, iki dakika bekletmemişimdir. Nihayet, akademik hayatta da ben bu tür misyona önem veririm. Ve belli bir kültürel ilkeler var oturttuğumuz, hepimiz açısından. Yine başbakan başdanışmanı olarak Sayın Abdullah Gül’e ilk başbakan olduğunda da hizmet ettim, destek verdim. O günden bugüne benim Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü herhangi bir şekilde üzecek, herhangi bir şekilde onu rencide edecek ya da üzecek bir tavır içine girmediğimi herkes bilir. Hukukumuzu her zaman korudum."
"Söylenecek şeyler de söylendi"
"Paralel yapı"nın sözcüsü mahiyetinde birisinin, "böyle bir şey oldu" diye açıklama yapmamış olsa söyleme ihtiyacı da hissetmeyeceğini, gündeme de gelmeyeceğini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bu konuyu ben gündeme getirmiş değilim, o zaman da benim açımdan olayın oluş şekli ile ilgili kanaatlerimi beyan ettim. Sayın Cumhurbaşkanımız da kendi kanaatini beyan etti. Söylenecek şeyler söylendi, o anlamda bunun karşılıklık içinde söylenmiş bir söz olarak telakki etmemek lazım. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanımızla hukukumuz bu anlamda kuvvetlidir. Tabii bundan kısa bir süre önce de görüşmüşlüğümüz vardır, uzun bir aile ziyareti. Aramızda bu anlamda görüşmemize engel olan bir konu olduğunu düşünmüyorum. Fakat benim açımdan olayın seyri bellidir. Benim bu konulardaki hassasiyetim de herkes tarafından bilinir. Söylenecek şeyler de söylendi. Sayın Cumhurbaşkanımızla olan ilişkimiz, bütün bu olayların ötesinde, hem derindir, köklüdür, muhabbete dayanır, hem de önümüzdeki dönem itibarıyla da ilişkimizi etkileyecek bir konu olduğunu düşünmüyorum."