Herkes açtigi çigirla anilacak
Davutoğlu, Yassıada’da düzenlenen "Demokrasi ve Özgürlük Adaları" projesinin temel atma töreninde yaptığı konuşmada, sembolik bir günde, sembolik bir mekanda özgürlük ve demokrasi şehitlerinin huzurunda olduklarını belirterek, bu nedenle katılımcılardan konuşması süresince ve sonrasında takdir ifadesi için alkışlamak ihtiyacı hissederlerse alkışlamamaları, Fatiha suresini okumaları ricasında bulundu.
Hayırlı çığır açan bir kişinin, ondan sonra o hayırlı çığırı takip eden bütün eylemlerin hanesine bir sevap, bir iyilik olarak yazıldığını, kötü bir çığır açan kişiler için de aynı şeyin geçerli olduğunu ifade eden Davutoğlu, 14 Mayıs 1950’de özgürlük yolcularının, milli irade savunucularının çok hayırlı bir çığır açtığını söyledi.
Ahmet Davutoğlu, 65 yıl önce bugün Demokrat Parti’nin iktidara geldiğini hatırlatarak, iktidara gelenin bir parti ya da siyasi bir ekip değil, çok uzun asırlar boyu özellikle de tanzimat sonrası başlayan süreçte, ülkenin modern tarihinde milli iradenin ilk kez doğrudan tecellisi şeklinde, halkın iktidara gelmesi olduğunu anlattı.
O günden bugüne ne zaman ve hangi seçim olmuşsa, o seçimlerin hepsinin, şeffaf olması ve milli iradeyi yansıtmasında, 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin öncülerinin payı olduğunu vurgulayan Davutoğlu, ’’Yine 27 Mayıs 1960’da çok kötü bir çığır açarak, demokrasi ve milli iradeyi sona erdirmek yanında mazlum, mağdur ama onurlu bir kadroyu, 500’e aşkın bir siyasi kadroyu bu adaya getirip, onlara 3 güzide şahsiyetin şehadeti dışında manen her türlü işkenceyi yapan, o kötü çığırı açanlar da ondan sonraki bütün darbelerin, bütün muhtıraların ve milli iradeyi hiçe sayan bütün yaklaşımların da müsebbibi oldular’’ diye konuştu.
’’Herkes açtığı çığırla anılacak’’
Fatin Rüştü Zorlu’nun Dışişleri Bakanı, Adnan Menderes’in Başbakan olarak selefi olduğunu dile getiren Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olduktan sonra ilk olarak Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın kabirlerini ziyaret ettiğini, Başbakan olduktan sonra da anne, baba, dede ve babaannesinin mezarlarından önce Adnan Menderes’in mezarına gittiğini kaydetti.
Bir an onların huzurunda durduğunda, gözünün önüne idama doğru yürüyen Adnan Menderes’in arkadan çekilen fotoğrafının geldiğini ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
’’Yüzünü göremiyorduk o resimde. Ama idam sehpasına doğru yürüyen bir şahıs değildi. Bir şahsi manevi olarak, bir milletin iradesiydi. Onu mahkum etmek istediler. Bu ada çok büyük acılara şahit oldu. O acılar da vakur ve milli iradeyi temsil etmek bakımından hiç bir taviz vermeyen onurlu davranışlara şahit olduk. Daha darbeciler Çankaya Köşkü’ne geldiğinde orada direnen Celal Bayar’ı ve bütün yargılamalar boyunca Cumhurbaşkanı vasfını terk etmediği inancı ve ’Cumhurbaşkanı olarak biz buradayız ve burada olacağız’ diyen vakur tavrını unutmak mümkün mü?
Herkes açtığı çığırla anılacak. Şehit Başbakanımız Adnan Menderes, şehit bakanlarımız, başta Celal Bayar olmak üzere bütün Demokrat Parti kadrosu milli iradenin sözcüsü oldular, tavizsiz savunucusu oldular ve hep öyle anılacaklar. Biz de şimdi ve gelecekte ne zaman seçime doğru gidiyorsak ki şimdi öyle, hep 14 Mayıs 1950’yi hatırlayacağız. Eğer o seçim kazanılmamış olsaydı emin olunuz ondan sonra bir daha milli irade egemen olmayabilirdi. Çünkü 14 Mayıs 1950’ye kolay yürünmedi.’’
"Mesele tahtadan veya başka bir materyalden yapılan sandık değil"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, geçen hafta Mersin’de vatandaşlara hitap ederken, Arslan Köylü kadınlardan bahsettiğini anlatarak, ’’Ocak 1947’de muhtarlık seçimlerinde iktidardaki partinin istediği aday dışında bir adayı seçtikleri için cezaya tabi tutulan ve sandıkları gasbedilen köylülerin temsilcisi olan kadınlarımızın sandığa kapanıp, ’Sandık namusumuzdur vermeyiz’ demeleri bugüne kadar süren en önemli ilkeyi ortaya koydu; ’Sandık namusumuzdur.’ Mesele tahtadan veya başka bir materyalden yapılan sandık değil. O sandığın temsil ettiği şey; milli irade namusunuzdur’’ diye konuştu
Geçen gün de Isparta Senirkent’e gittiğini hatırlatan Davutoğlu, ’Demokrat Parti levhası astı’ diye Senirkent ahalisinin nasıl cezalandırıldığının hatırlarda olduğunu ifade etti.
Davutoğlu, 1946 yılında açık oy, gizli tasnif anlayışının nasıl bir siyaset tiyatrosu ortaya koyduğunu herkesin bildiğini belirterek, şöyle devam etti:
’’Eğer Senirkentliler, eğer Arslan Köylüler, eğer millet 1946-1950 yılları arasında direnmemiş olsaydı, özgürlükleri savunmamış olsaydı emin olunuz 14 Mayıs 1950 yaşanmazdı. 27 Mayıs 1950’de, 1960’da ve onun öncesinde bu yapılan darbenin, hazırlıkların sadece bir partiye değil, milli iradeye olduğu inancıyla diğer siyasi kadrolar, Demokrat Parti kadroları gibi dimdik ayakta durabilselerdi ve bu darbeden oportünistçe istifade etmek yerine milli iradeyi ’seçimlere gidelim’ diyebilselerdi, bir daha Türkiye’de darbe yaşanmazdı. Yaşanılan her şey ileriye dönük olarak atılan hayırlı adımlarla doğru sonuca doğru giderken, yanlış çığırlarda yanlış sonuçlara gidiyor.
Bugün bir seçim öncesinde açıklıkla ifade ediyorum, eğer milli iradenin tecellisi anlamında özgürce seçimlere gidebiliyorsak, bunların kahramanları bugün halka yönelik konuşmalar yapan biz siyasi liderler değiliz, idam sehpasına giderken bile demokrasiyi savunan Adnan Menderes ve arkadaşlarıdır. Allah onlardan razı olsun, Allah onların emanetine sahip çıkmayı bize nasip eylesin. Bu emanetlerin en büyüğüdür.’’
"Özgürlükler kolay elde edilmiyor"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’de 14 Mayıs 1950’de büyük bir siyasi değişimin yaşandığını, demokrasi adımı atıldığını ama 14 Mayıs 1960’da Adnan Menderes, Celal Bayar ve arkadaşlarının hükümeti, devleti idare etmek çabasındayken birilerinin tam da Yassıada’nın Bizans tecrübesine uygun şekilde, Bizans entrikalarıyla "Onları nasıl iktidardan edebiliriz"in komploları içinde olduklarını söyledi.
Davutoğlu, 14 Mayıs’tan 13 gün sonra Adnan Menderes, Celal Bayar, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu ve diğerlerinin Yassıada’ya getirildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti:
"Ama biz şimdi burada onların huzurunda 55 yıl sonra hepimiz biliyoruz ki ruhumuza, kalbimizin derinliklerine nüfuz ederek hissediyoruz ki, Adnan Menderes ve arkadaşları bugün manen huzurumuzdadır ama onu idama gönderenler, onun idamına fetva veren hukukçular bugün manen ve madden kimsenin huzurunda değiller. Kimsenin huzuruna çıkacak adları, isimleri ya da bıraktıkları güzel bir hatıra yok.
Özgürlükler kolay elde edilmiyor. Ama bir kez kaybedildiğinde eğer özgürlükleri savunma iradesi herkes tarafından gösterilmezse tekrar kazanılması da kolay olmuyor. Hala 12 Eylül Anayasası ile idare ediliyoruz. Özgürlüklerde direnmediğiniz zaman, onurlu bir şekilde savunmadığınız zaman, toplumun bütün tüm kesimleri bunu sahiplenmediği zaman, ortaya çıkacak olumsuz sonuçları değiştirmek çok güç oluyor.’’
"Şimdi muhasebe vakti"
Başbakan Davutoğlu, şimdi muhasebe vakti olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Madem ki Yassıada’dayız. O anlamda bir muhasebe etme zaruretimiz de var. Seçimlere giderken, 27 Mayıs sonrasında eğer siyasiler ’Biz rakiplerimizle hesaplaşırız’ deme cesaretini gösterip, darbecilere ’Durun’ diyebilselerdi, eğer aydınlar bu ülkede ’Özgürlükler adına silahlı müdahaleye karşı çıkıyoruz’ diyebilselerdi, eğer hukukçular ’Biz hukukun çiğnenmesine izin vermeyiz’ diyebilselerdi, bir daha 12 Mart da 12 Eylül de 28 Şubat da 27 Nisan da yaşanmazdı. Ama şöyle düşünüldü, ’Biz mağdur ve mazlum olursak, buna sahip çıkılsın, başkasının mağduriyetleri ve gördüğü yanlış muameleler konusunda ise ortaya çıkacak tablo bizim lehimize ise buna sessiz kalalım.’ Bu hep yaşandı maalesef. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de hep bu yaşandı maalesef. 27 Mayıs’ta bir partiye yönelik olan müdahale, 12 Eylül’de bütün siyasi liderleri Zincirbozan’a gönderdi."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, 28 Şubat’ta iktidardaki bir kadronun, bir hükümetin gayrimeşru müdahaleyle görevinden uzaklaştırılırken, pusuda bekleyenlerin "Acaba biz bu iktidarı alabilir miyiz?" telaşı içine düştüğünü belirterek, ’’27 Nisan’da biz fiilen içinde yaşadık. 27 Nisan’da e-muhtıra verildiği gece Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan olarak ve onun bütün ekibi, arkadaşları bütün bu tecrübelerden hareketle dimdik durmamış olsalardı, bugün Türkiye’de demokrasi, 28 Şubat benzeri postmodern bir müdahalenin izlerini yaşıyor olacaktı" dedi.
Davutoğlu, Yassıada’da "Demokrasi ve Özgürlük Adaları" projesinin temel atma törenindeki konuşmasında, başka vesayet görüntüleri altında, milli iradeye tahakküm etme çabası içinde olanlar bulunduğunu söyledi.
Kim mağdur olmuşsa, kimin özgürlükleri kısıtlanmışsa, onların haklarını kendi hakkı gibi savunmanın mücadelesini vermek gerektiğini ifade eden Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Ulucanlar Cezaevi’nde şehit edilenlerle, öldürülenlerle, idam edilenlerle Yassıada’da, İmralı’da bu çileyi yaşayanlarla, Metris’te, Mamak’ta, Diyarbakır Hapishanesi’nde 12 Eylül sonrasında çile çekenler, farklı ideolojilere mensup olabilirler, hatta geçmişte sağcı ve solcu diye farklı kutuplar içinde birbirlerine karşı mücadele etmiş olabilirler ama darbe mantığı böyle bir ayrım gözetmeden ’Bir oradan bir buradan’ diye gencecik bedenleri idama götürdü. Erdal Eren, Mustafa Pehlivanoğlu iki ayrı şahsiyet ama nihayetinde darbenin ve darbecilerin olaya bakışı aynı. Tüm bu tecrübelerden sonra çıkarmamız gereken temel ders şudur; özgürlükler ya hep birlikte savunulur ya da hep birlikte özgürlükleri kaybederiz. Farklı siyasi görüşlere, farklı ideolojilere mensup olabiliriz ama hepimizin üzerinde mutabık kalması gereken husus, insan onurudur. İnsan onurunu zedeleyen her davranış, başkalarına yapılsa da aslında bütün bir insanlığa, bütün bir beşeriyete yapılmış hükmündedir."
Davutoğlu, seçime giderken bütün siyasi liderlere, siyasi kadrolara "Gelin, hep beraber milli iradeyi ve özgürlükleri savunma konusunda hiçbir taviz vermeyelim. Gelin, hep beraber insan onurunu öne çıkaran sivil bir anayasayla 12 Eylül darbe anayasasının izlerini tümüyle ortadan kaldıralım. Türkiye için bir zillettir açık söylüyorum" sözleriyle seslendi.
12 Eylül darbesinin izlerini tümüyle silmeden Türkiye’de Adnan Menderes’in hakkının verilmiş olmayacağını vurgulayan Davutoğlu, "Adnan Menderes’in hakkını vermek, şehit başbakanımızın, bakanların hakkını vermek, sadece onları hayırla yad etmek değil, onların çektiği çileyi ve onların maruz kaldığı muameleyi daha sonra müsebbip olarak gerçekleştiren 12 Eylül Anayasası’na karşı da aynı tutumu sergilemekle olur. Türkiye bir daha hiçbir şekilde böyle bir darbe, böyle bir hukuki muamele, 27 Mayıs’ta olduğu gibi görmeyecektir. Hiçkimsenin şüphesi olmasın" diye konuştu.
"Bir daha tekerrür etmesine izin vermeyeceğiz"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, tarihin tekerrürden ibaret olduğunun söylendiğini aktararak, konuşmasına şöyle devam etti:
"27 Mayıs bir daha tekerrür etmeyecek inşallah. Bir daha tekerrür etmesine izin vermeyeceğiz. Bugün bir savcının bizi bununla tehdit etmesi dahi bugün bir karşılığı olmayan husustur. 27 Mayıs’tan sonra şehit Başbakanımızın şehit edilmesinden sonra başbakan olan Başbakanımız, Başbakanlık Binası’na girdiğinde ’Adnan Menderes’in ruhu veya hayali oralarda dolaşıyordu’ diye bir ifade kullanır. Evet, hep bu hayalle korkuttular bizi, hep bu hayalle. Şimdi dahi korkutmaya çalışıyorlar. Onun makamında bulunma şerefine nail olan birisi olarak söylüyorum. Bir daha inşallah hiçbir zaman bu darbe yaşanmayacak. Ama emin olun Adnan Menderes gibi bir şehadetle hayatımız sona erecekse, başımız gözümüz üstüne. Eğer bu milletin iradesini savunurken son nefesi vereceksek, Allah bize ondan daha büyük bir onur vermiş olamaz. Eğer özgürlükleri savunurken, bu milletin iradesini, hakkını, hukukunu savunurken bize hak tecelli edecekse Mevlana diyarının ifadesiyle söylüyorum, bunu biz Şeb-i Arus olarak karşılarız, bir mübarek düğün olarak karşılarız, ’Hoşgeldin’ deriz. Bizden sonra gelenlere güzel bir örnek olmak için hangi kadere yürüyeceksek, dizlerimiz bir an dahi titremeden, Adnan Menderes’in arkadan çekilen o resimdeki onurlu yürüyüşünü aynen yaparız, ama inandıklarımızdan tek bir santim dahi taviz vermeyiz, vermedik, vermeyeceğiz."
Bu tarihi yaşatmanın mağdur edebiyatı yapmak için değil, gelecek nesillerin, özgürlüklerin kıymetini bilmesi için olduğunu dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Kolay gelmedik biz buralara, kolay ulaşılmadı. Ne çileler çekildi. 12 Mart muhtırasını ortaokul, 12 Eylül dönemini üniversite öğrencisiyken yaşadık. 28 Şubat olduğunda profesörlüğe hazırlanan bir doçenttim. 17 Nisan olduğunda başdanışmandım. Gezi olayları, 17-25 Aralık olayları olduğunda Dışişleri Bakanıydım. Hayatımız milli irade dışından gelen müdahalelere şahit olarak ve onlarla mücadele ederek geçti. Hepimizin gerçekleştirmesi gereken en önemli hedef, bu hatırayı yaşatmak ama yaşatırken de bir ders olarak gelecek nesillere intikal eden bir bilinç uyandırmak."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Yassıada ve Sivriada’nın birlikte bir "özgürlük ve demokrasi adası" haline dönüşmesinin, sembolik bir mekanın sembolik bir anlam kazanması olduğunu belirterek, "Gerek Sayın Cumhurbaşkanımız gerek ben şundan emin olunsun; burada şehit Başbakanımızın, arkadaşlarının, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın, arkadaşlarının hatırasına bir nebze halel getirecek hiçbir eyleme, hiçbir toplantıya izin vermeyiz. İhtiram, bizim kültürümüzün bir parçasıdır. Buranın ihtiramı da buraya gösterilecek ihtiram da o şehit başbakanımızın ve arkadaşlarının savundukları değerlere sadakat ve onların onurunu korumakla olur. Birtakım spekülasyonlar yapıldığını duyduğum için bunu zikrediyorum" ifadelerini kullandı.
Başbakan Davutoğlu, Yassıada’da "Demokrasi ve Özgürlük Adaları" projesinin temel atma törenindeki konuşmasında, dört hususa dikkat çekmek istediğini ve bunların mutlaka korunacağını söyledi.
Bunların birincisinin, Yassıada ve Sivriada’nın yaşayan hatıralarıyla tarih içinde muhafaza edilmesi olduğunu aktaran Davutoğlu, bu hatıraları silmeyeceklerini, yok etmeyeceklerini anlattı.
Davutoğlu, aksine bunları hatırlatacaklarını dile getirerek, "Nefret ve düşmanlık üretilsin, diye değil, ’bir daha kimse benzer bir eyleme kalkışmasın’ diye muhafaza edilecek. Yargılamanın yapıldığı salon, aynen muhafaza edilecek. Şu anda metruk ve birçoğu neredeyse çökme durumunda. Muhafaza edilecek. 27 Mayıs platosu şeklinde, burada yaşanan anlar gelecek nesillere aktarılacak. Demokrasi Müzesi’nde, bütün demokratik mücadele tarihimizin önemli şahsiyetleri, önemli olayları ve önemli kahramanları art arda verilecek. Onlarla birlikte bir demokrasi bilinci oluşturulacak. Dolayısıyla hatıra muhafaza edilecek" diye konuştu.
Bizans döneminde mekanın zindan olarak kullanıldığını belirten Davutoğlu, o kalıntıların da muhafaza edileceğini bildirdi.
"Yani darbeciler aslında ne yaptıklarını biliyorlardı. Bizans entrikası yaptıkları için Bizans’ın sürgün diyarına gönderdiler, şehit Başbakanımızı ve arkadaşlarını" diyen Davutoğlu, Bizans entrikalarının biteceğini, milli irade ve insanlık onurunun her zaman galip geleceğini kaydetti.
Davutoğlu, ikinci hususun da Bizans’tan kalan daha sonra 1856’da İngiliz sefiri Bulwer’in kaldığı yerin tarihi kalıntılarının da muhafaza edilmesi olduğunu belirterek, tarihi dokuya hiçbir zarar verilmeyeceğini vurguladı.
"Yeşil alan, kesinlikle bugünkünden daha fazla olacak"
Üçüncü önemli hususun ise yeşil alanla ilgili olduğunu ifade eden Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Orada bir tek ağaç eksilirse, yerine ağaç dikilecek. Gelirken helikopterle de yukarıdan baktım. İnşaat halinde de gelip ziyaret edeceğiz. Yeşil alan, kesinlikle bugünkünden daha fazla olacak. Yıkılacak olan binalar, sadece lojman gibi kullanılan ve tarihi değeri olmayan binalar olacak. Dördüncüsü de bu alanın kullanılması kesinlikle ’demokrasi’ ve ’özgürlük’ kavramlarıyla uyumlu şekildeolacak. Biz Cumhurbaşkanımız Başbakanken, ben Dışişleri Bakanıyken bu konuları konuşurken zihnimizdeki ideal şuydu: ’İnşallah bunları da yapmaya çalışacağız. Camp David gibi veya başka bu şekilde kullanılan alanlar gibi arabuluculuk merkezi, barış merkezi yapmak istiyoruz.’ İstanbul’da büyük bir barış ve arabuluculuk merkezi kurma kararımız vardı. Bu kararı hayata geçirmek için 3 sene önce Finlandiya ile birlikte ortak bir girişimde bulunduk. Arabulucular dostları diye şu anda 50’ye aşkın ülkenin katıldığı Birleşmiş Milletler kararıyla tanınmış bir inisiyatif geliştirdik. İstanbul’u bir barış şehri yapmak istiyoruz. Dersaadet’i Darüsselam barış diyarı yapmak istiyoruz. Onun için de Filistinliler arasında barış görüşmesi mi olacak, Iraklılar arasında mı olacak, Bosna ile Sırbistan arasında da mı olacak, ki şunda bizim onlarca yürüttüğümüz barış görüşmesi var, bu mekan böyle barış görüşmeleri için kullanılacak."
"Mekanda hiçbir eğlence unsuru olmayacak"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, yapılacak mekanın kongre merkezi olarak kullanılacağını belirterek, demokrasi çalıştayları yapılacağını dile getirdi.
Buraya yapılan otel şeklindeki düzenlemenin kesinlikle eğlence maksatlı kullanılmayacağına işaret eden Davutoğlu, "Şu mekanda yaşanan acılara hürmet esastır. Bu mekanda hiçbir eğlence unsuru olmayacak, hiçbir şekilde oteller eğlence maksatlı kullanılmayacak. Sadece kongreye katılmak üzere gelenlerin kaldıkları mekanlar olarak kullanılacak. Bu bizim taahhüdümüzdür" dedi.
Davutoğlu, vakfiyelerde en baştan konan madde gibi, bu konuyu ifade ettiklerini kaydederek, "Hükümet olarak bunu yaparken bizden sonraki hükümetlere de diyoruz ki ’Bu mekanı kim ve ne gerekçeyle eğlence mekanı olarak kullanırsa Allah’ın rızasına aykırı davranmış olur. Burada oluşturulan bu kolektif vakıf anlayışını da istismar etmiş, yokmuş saymış olur.’ Hiçbir şekilde buna izin vermeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in "Hukuk fakültelerinin mezuniyet törenlerini Yassıada yargılamaların olduğu salonda yapmaları" şeklinde bir teklifi olduğunu aktaran Davutoğlu, "Ben bir adım öteye ileriye giderek muhalefet partilerine şimdiden çağrı yapıyorum. İnşallah bu yapı tamamlandığında, 27 Mayıs’ta TBMM sembolik olarak Yassıada’da toplansın. Nasıl 23 Nisan’da sembolik olarak toplanıyoruz. Bir daha TBMM’ye kimsenin kilit vuramayacağını cümle aleme ve tarihe göstermek için her 27 Mayıs’ta burada özel bir celse yapalım" diye konuştu.
"Düşmanlık beslemedik"
Davutoğlu, niyetlerinin herhangi bir düşmanlık üretmek olmadığını, Yassıada yargılamalarını yapanların çocukları ve torunlarının da vatandaşları olduğunu ifade ederek, "Orada yaşayanlar, suç işleyenler kendi manevi huzurlarında o suçun çilesini çekerler. Hiç kimseye düşmanlık beslemedik, beslemeyiz" dedi.
Demokrat Parti camiasının belki de gösterdiği en büyük kahramanlığın, buradaki şehadetlerin üzerinden bir nefret kültürü üretilmesine izin vermemeleri olduğunu vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"O Demokrat Parti camiasının bütün öncülerine, takipçilerine, ki biz de onlardanız, teşekkürü bir borç biliyorum. Türkiye’deki 27 Mayıs üzerinden, 17 Eylül’deki şehadetlerin üzerinden çok derin ve zamana yayılan bir nefret kültürü ortaya çıkabilirdi. Çıkmadıysa bu, bu camianın yakınlarının gösterdiği olgunluk ve basiret sayesindedir. İntikam kültürü, nefret kültürü oluşmadı. Yassıada, bir intikam kültürü oluşturmak için demokrasi ve özgürlük adası haline dönüşmüyor. Aksine kalıcı bir barışı, kalıcı bir insanlık onurunu, kalıcı bir demokrasiyi ve insanlık onurunu inşa etmek için bu yola çıkıyoruz."
Projeye katkıda bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, TOBB yetkilileri ve diğer kurumlara teşekkür eden Davutoğlu, hayırlı başlangıcın gelecek nesillerin ders almasına vesile olacağını dile getirdi.
Törenden notlar
Başbakan Ahmet Davutoğlu, adaya helikopterle geldi. Davutoğlu ve beraberindekiler, yargılamanın yapıldığı spor salonunun da aralarında bulunduğu yerlerde incelemelerde bulundu.
Törene Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Süleyman Soylu ve Mustafa Şentop da katıldı.
Tören, Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları, Yassıada yargılamaları sonunda idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan anısına yapılan saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından Kuran-ı Kerim tilaveti sunuldu.
Törende, sinevizyon gösterisiyle proje tanıtıldı. Törene katılanlar, Yassıada ve Fatih Sultan Mehmet’in tuğrasından yola çıkılarak gerçekleştirilen Sivriada projelerine beğenilerini alkışlarla gösterdi. Başbakan Davutoğlu, "Bir ricamı kabul buyurursanız burada şu anda şehitlerimizin huzurundayız en azından bu anlamda eğer takdir ifadesi için alkışlamak ihtiyacı hissederseniz onlara bir Fatiha okuyun ama bu şehitlerimizin huzurunda isterseniz benim konuşmam süresince ve daha sonra alkışlamayalım, onların ruhlarına tazim ve hürmet için" diyerek alkışlanılmamasını istedi.
Başbakan Davutoğlu, temel atma butonuna protokol üyelerinin yanı sıra Adnan Menderes’in gelini Ümran Menderes ve Celal Bayar’ın torunu Emine Gürsoy Naskali ile bastı.
Davutoğlu, katılımcılarla hatıra fotoğrafı çektirdi.