“Heyecanimizi, motivasyonumuzu daha çok artirmaliyiz”
Ünal, 2009 yılının, FETÖ’cü yapının maskesinin yavaş yavaş düşmeye başladığı yıl olduğunu söyledi.
İktidara geldiklerinde ilk kavgalarının, darbeci, vesayetçi, devletin, Cumhuriyet’in, rejimin kendilerine ait olduğunu düşünen sivil ve askeri bürokratik elit ile "Siz seçildiniz, geldiniz ama devletle ilgili kararları biz veririz, devleti biz yönetiriz" diyen kesimle olduğunu dile getiren Ünal, şunları kaydetti:
"Bizim kavgamız 1950’den itibaren ’Devleti millet mi yönetecek yoksa bir kısım bürokratik elitler mi yönetecek?’ kavgasıydı. 2002’de bizim ilk kavgamız onlarla oldu. Biz onlarla kavga ederken, bütün sivil güçleri demokrasi mücadelesine çağırdık, milletin iradesinin egemen olması gerektiğini söyledik. Adnan Menderes’in mücadelesinin adeta bir devamı niteliğinde, devleti yönetecek olanın, milletin iradesi olduğunu söyledikçe birileri ısrarla ’Devletle ilgili kararları siz veremezsiniz.’ diyordu. Siyasetin ve seçilmişlerin karar verici olamayacağını söyleyen bir kesim vardı. Biz, o kesimle, vesayet odaklarıyla mücadele ederken, bütün sivil toplumla kaçınılmaz bir ittifak halindeydik. Sivil toplum örgütü görünümlü bu yapı da bu mücadelenin içerisinde yer aldı. Çok sonra biz, 2009’da ilk ipuçlarını gördüğümüz bir şey fark ettik. Meğerse bunlar, bizim tasfiye edeceğimiz vesayet odağının yerini almak için bizimle yürüyormuş. Ne zaman ki 2010’da vesayeti tasfiye ettik, 12 Eylül 2010 halk oylaması ve 26 maddelik Anayasa paketiyle bu ülkede vesayetin belini kırdık, bir de baktık ki bunlar bir vesayet odağı olarak diğer vesayetçilerden boşalan yeri doldurmak istiyor. Mavi Marmara olayında ’Meşru otoriteden izin almak lazım.’ demişlerdi. 2011, 2012, 7 Şubat MİT krizi ve sonrası... 2009’da açık ve net bir şekilde biz, tavrımızı artık ortaya koyduk."
Mahir Ünal, 2007 ve 2008’i aştıktan sonra ileriyi daha net görüp, mücadeleyi keskin ve kararlı hale getirdiklerini vurguladı.
AK Parti’nin siyasetinin, milli birlik ve beraberlik için yapılan, nefretten, kinden ve öfkeden beslenmeyen, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı olmayan bir geleneğin siyaseti olduğunu belirten Ünal, "Danıştay saldırısından dolayı, saldırganın kaçarken ’Allahu Ekber’ diye bağırmasından dolayı bize 3 yıl nefes aldırmadılar. Bizimle bir ilgisi olmadığı, bir provakatif tetikçi olduğu, ne Müslümanlarla ne İslam’la uzaktan yakından bir ilgisi olmadığı halde bizim üzerimizde öyle bir mahalle baskısı kurdular ki ağzımızı açtığımızda ’Danıştay saldırısı’, ’İrtica’, ’İslamcı terör’ dediler. Tıpkı DEAŞ’ı kurup, besleyip, destekleyip sonra da bize ’Siz DEAŞ’a destek oluyorsunuz.’ dedikleri gibi. Geriye dönüp bakıyoruz, ’Siz DEAŞ’tan petrol satın alıyorsunuz’ diye 2013’te bize deli gibi saldırırken, bize saldıranlar o yıllarda DEAŞ’tan petrol satın alıyormuş. 3 yıl bizi DEAŞ üzerinden dövdüler değil mi? Sonra Rakka’da gördük ki PYD ile DEAŞ’ı kuran aynı irade, akıl, güç. Onların kardeş olduğunu Rakka’da gördük." diye konuştu.
Ünal, DEAŞ’ın yeni hedefinin Hamas olduğunu açıkladığını aktararak, şunları söyledi:
"Niye bunların hedeflerinde İsrail olmadı? Niye Müslümanlara zulmeden hiçbir güce karşı tek bir sözleri olmadı? Bu yapıları kurup, bu örgütleri oluşturup bunlar üzerinden İslam düşmanlığını yukarı çıkartıp bize saldırıyorlar. Bizi anlamaya dönük, bizimle konuşmaya dönük, bizimle iletişim kurmaya dönük, bizimle bir güven ve iş birliği oluşturmaya dönük, kısaca bizimle iletişim ve ilişki kurmaya dönük hangi hamleleri oldu? Size uzatılan yumrukla tokalaşabilir misiniz? Önce elini açması gerekir? Bugüne kadar bize saldırmaktan başka ne yaptılar? Bu ülkede dergilerin kapaklarında bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanını idamla, suikast düzenlemekle tehdit ettiler. Bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanını daha geçen gün tek tip kıyafet uygulaması üzerinden ’O kıyafeti bir gün sen giyeceksin.’ diye tehdit ettiler. Her türlü hakareti edeceksiniz, her türlü tehditte bulunacaksınız, nefret dili kullanacaksınız, hakaret edeceksiniz, aşağılayacaksınız, iftirada bulunacaksınız, ortaya attığınız iddialar, ithamların hiçbirini ispat edemeyeceksiniz, sonra da pişkin pişkin karşımıza geçip bizi yargılayacaksınız, ’Siz bu ülkeyi kutuplaştırıyorsunuz’ diyeceksiniz. Böyle bir yapıyla iletişim kuramazsınız, konuşamazsınız. Bunlar sistematik olarak Türkiye’ye dönük bir kara propaganda yürütüyorlar. Küresel güçler, bir ülkede istedikleri, kendileriyle iş birliği yapacak, onların politikalarına teslim olacak, boyun eğecek yapılar iktidara gelmediği zaman kara propaganda üzerinden saldırıya geçiyor. ’Antidemokratiksiniz, diktatörsünüz, insan haklarını ihlal ediyorsunuz, gazetecileri tutukluyorsunuz, özgürlükleri kısıtlıyorsunuz.’ diye kampanya başlatıyorlar. Bunlar çok demokratik, özgürlükçü, insan hakları konusunda hassassa, Arakan’da çocuklar ölürken, Ruanda’da insanlar katledilirken, Suriye’de milyonlarca çocuk, kadın ölürken, dünyanın dört bir yanında demokrasi, insan hakları katledilirken neredeler? İsrail’de gazeteciler tutuklanırken bunlar nerede? Bunlar sadece beyaz, Avrupalı ve onların düşüncesini kabul etmiş ve modern olarak tanımladıkları insanlar için bu hakları geçerli görüyorlar."
"Bunlar ’demokrasi’ denildiğinde, sadece kendileri için algılıyor"
Türkiye’de bir siyasi partinin terör örgütüyle iltisaklı olduğunu ifade ettiğini aktaran Ünal, hukuk devletince gereği yapıldığında söz konusu ülkelerin ayağa kalktığını dile getirdi.
Partinin eş başkanlarının yargılandığı mahkemelere bu ülkelerin büyükelçilerinin geldiğini anlatan Ünal, İspanya’daki referandumun yaptırılmadığını, her türlü şiddetin uygulandığını, bakanların ve Katalon liderin tutuklandığını, ancak kimsenin ağzını açmadığını kaydetti.
Ünal, demokratik siyasetle terörün, şiddetin bir arada olamayacağını her demokratik aklın söylediğini belirterek, "Ama Türkiye’de olunca bu efendiler demokratik siyasetle şiddetin ve terörün bir arada olabileceğini söylüyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar ’demokrasi’ denildiğinde, sadece kendileri için algılıyor." ifadesini kullandı.
Ünal, ağır bir kara propaganda yürütüldüğünü vurgulayarak, "Propagandaya karşı iletişim değil, propagandayla cevap verilir. Sizinle iletişim kurmayan, diyalog geliştirmeyen, sizi suçlayan, aşağılayan, öz güveninize saldıran, size hakaret eden yapıların size dönük kullandıkları dile ilişkin durup, ’Doğru mu söylüyor?’ diye düşünemezsiniz. Buna doğrudan karşı çıkmanız gerekir." diye konuştu.
Postkolonyal sistemlerde gelişmekte olan ülkelerin önce öz güvenine saldırıldığını dile getiren Ünal, "15 Temmuz’u itibarsızlaştırmak istemelerinin temel sebebi nedir? Çünkü 15 Temmuz gecesi yaşananlar dünya tarihinin hiçbir döneminde yaşanmadı. 15 Temmuz’a ’kontrollü darbe, tiyatro’ diyenler şimdi 15 Temmuz gecesi sokağa çıkan kahramanlara hakaret ediyor. Biz bütün bunları gördükten sonra yapılmak istenenin ne olduğunu daha iyi fark etmeli, daha çok bilenmeli, daha uyanık olmalıyız, heyecanımızı, motivasyonumuzu daha çok artırmalıyız." dedi.
Ünal, Kudüs’ün çok dinli, çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı, insanlığın üzerinde yükseldiği değerlerin bulunduğu yer olarak korunduğunu dile getirdi.
Ünal, "Ama onlar Kudüs sadece kendilerine ait olsun istediler. Biz, ’Kudüs’ü savunmak, insanlığı, insanlığın üzerinde yükseldiği değerleri savunmaktır, Kudüs’ü anlamak insanlığı, mazlumları anlamaktır.’ dedik. Bugün Recep Tayyip Erdoğan, insanlığı savunan lider olarak orta yerde duruyorsa, Kudüs’ü anladığı için bunu yapıyor." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "metal yorgunluğu" ifadesine değinen Ünal, salondakilere şöyle seslendi:
"Metal yorgunluğu ilk günkü heyecanınızı, aşkınızı, mücadele azminizi, motivasyonunuzu kaybetmenizdir, meseleyi artık rutin ve sıradan hale getirmektir, yanı başınızdaki kardeşinize bakarken şefkatle bakmamaktır; sanki sizin için bir tehdit gibi görüyorsanız yanınızdaki kardeşinizi, geçmiş olsun siz politikacı olmuşsunuzdur artık. Bizim tehdit algımızın asla içe dönmemesi, dışa dönük olması gerekiyor. Eğer tehdit algısı içe dönerse, yani tehdit algısında biz ’Ben kadın kolları başkanı olacağım ama galiba onun da kadın kolları başkanı olma ihtimali var. Bu benim için tehdit.’, ’Ben milletvekili olacağım ama onun da milletvekili olma ihtimali var. Bu benim için tehdit.’ dediğiniz anda, geçmiş olsun. Bütün bunların sebebi, başarı endeksli düşünmektir. Bu başarı çok büyük ve modern düşüncenin insana bulaştırdığı bir hastalıktır. Müslüman başarı endeksli düşünmez, muvaffakiyet temelli düşünür. Muvaffakiyet, uygunluk demektir, kulun hesabıyla Allah’ın hesabının uygun düşmesidir. Başarı endeksli düşünmede rekabet, mücadele vardır. Muvaffakiyette nasip vardır, hırs yoktur."
İktidarda kalmak, iktidarda olmak ahlaklarından taviz vermeyeceklerini ifade eden Ünal, "Çünkü iktidarı da nasip eden Allah’tır. Aslolan bizim, Allah’ın bize verdiği bu nimetle imtihan olduğumuzu bilmektir. Unutmayalım ki bütün bunların neticesinde, işlerin döndürüleceği yer, makam, Allah’ın bizatihi kendisidir." dedi.
Ünal, Müslüman gibi düşünmenin başkası için tehdit olmadığının altını çizerek, şöyle devam etti.
"Hamdolsun bu ülkede bugün artık Alevi Alevi olduğunu, Kürt Kürt olduğunu, Türk Türk olduğunu, Müslüman Müslüman olduğunu, düşüncesini, yaşam biçimini rahatça ifade edebilmekte ve rahatça yaşamaktadır. Tıpkı 2013’te DEAŞ’tan petrol satın alırken Türkiye’yi DEAŞ’tan petrol satın almakla suçlayanlar gibi bugün birileri bizi yaşam tarzlarına baskı yapmakla, tehdit etmekle suçluyor. Yıllarca bu ülkede insanların giyinmelerine, düşünmelerine, baş örtüsünden kıyafetine, sakalına, saçına varıncaya kadar toplumun her şeyine müdahale etmiş olanlar, bugün bize dönüp diyorlar ki ’Siz insanların yaşam tarzına müdahale ediyorsunuz.’ Biz hiçbir şeye müdahil değiliz. Biz Anayasa’nın çizdiği demokratik meşruiyet zemininde hukuk devletinin gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken demokrasinin ve özgürlüğün onlara tanıdığı bazı hakları kullanarak, demokrasiyi ve özgürlükleri yok etmeye çalışanla da mücadele ediyoruz. Tıpkı 15 Temmuz’da, 17-25 Aralık’ta olduğu gibi. Bugün 15 Temmuz’u ve 17-25 Aralık’ı küresel ölçekte yeniden Türkiye’nin gündemine getirip ABD’de görülen bir dava üzerinden içeride bize operasyon çekmeye çalışanlarla mücadele ettiğimiz gibi onlarla mücadelemiz devam edecek. Onlarla yaptığımız mücadeleyi hiç kimse insan hakları ihlali, ifade özgürlüğünü engelleme olarak nitelendirmesin."
"Türkiye hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü, deneyimli"
FETÖ’nün büyük bir güç olarak görülmemesi gerektiğini belirten Ünal, "FETÖ de küresel güçlerin kullandığı aparatlardan bir aparat sadece. Bir şekilde bölgede dönüşüm gerçekleştirmek isteyenlerin kullandığı bir aparat." dedi.
Mahir Ünal, iktidara geldiklerinde vesayet odakları ile siyaseti, ekonomisi, sistemi çökmüş bir Türkiye olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
"Bugün devlet tecrübesi olan kadrolarıyla, güçlü liderliğiyle, vesayet odaklarını tasfiye etmiş, devleti FETÖ’den temizlemiş, MİT tırları operasyonundan MİT krizine, geziden 17-25 Aralık’a, 15 Temmuz’a kadar bütün saldırıları bertaraf etmiş, ekonomisini bütün bunlara rağmen yüzde 11 büyütmüş, ihracatını Cumhuriyet tarihinin ikinci büyük ihracat noktasına getirmiş, dünyadaki krize rağmen ekonomisini istikrarla ayakta tutan, bölgedeki ateş çemberine rağmen sınır güvenliğini, iç güvenliğini koruyan ve dünyanın önemli aktörlerinden birisi haline gelmiş bir Türkiye var. Önümüz çok açık. Bütün bu kara propagandanın oluşturduğu karamsar iklime bakıp da karamsarlığa kapılmayın. Türkiye hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü, deneyimli ve rekabet avantajına sahip."