Kadinlar, tarihin özneleri olmali
Davutoğlu, Rixos Otel’de düzenlenen W20 Türkiye Konferansı’nda yaptığı konuşmada, W20’nin ilk toplantısının, G20 şemsiyesi altındaki yeni bir yapılanma olduğuna işaret ederek, bunun Türkiye’nin dönem başkanlığındaki ilk adım olduğunu söyledi.
Tarihi bir etkinlikte bir araya geldiklerini dile getiren Davutoğlu, “Öncelikle zihniyet değişikliğinden bahsediyoruz. Biz zihniyeti değiştirmeden tarihin akışını değiştiremeyiz ve konulara temel yaklaşımımızı, tarih içerisinde kadının yerini nasıl değerlendirdiğimizi değiştirmeden toplumsal cinsiyet eşitliğini ele almak mümkün olmayacaktır” ifadesini kullandı.
Davutoğlu, kadınların tarih boyunca bir nesne olarak görüldüğünü ifade ederek, “Kadınlar, olaylardan, tarihin akışından etkilenen taraf olarak değerlendirilmiştir. Erkekler daha ziyade sanki tek başlarına tarihe yön veren kişilermiş gibi karar veren onlarmış gibi ve insanlık tarihinde ne olup biteceği sanki onların eline bağlıymış ve tarihin akışını onlar belirliyorlarmış gibi değerlendirdiler” diye konuştu.
“Erkeklerin almış olduğu kararların bedelini kadınlar ödüyor”
“G20 küresel ekonomilerin itici gücü. Bu platformda dolayısıyla kadının var olmaması bu zihniyetin devamı, eski zihniyetin sürdürülmesi anlamına geliyor” diyen Davutoğlu, şöyle devam etti:
“Yani ’sadece erkekler karar verebilir’ anlayışının devamı. Bu girişimle biz bu anlayışta ve zihniyette radikal değişiklik yapmak istiyoruz. Kadın ve erkek Allah tarafından yaratılmış eşit varlıklardır ve aynı hak ve sorumluluklara sahiptir. Kadın ve erkek, aynı yetkilere veya insanlığın geleceği açısından aynı güce sahiptir. Bununla birlikte bir diğer önemli nokta da şu; genellikle kadınlar, birçok şeyin bedelini ödüyor. Örneğin erkeklerin almış olduğu kararların bedelini kadınlar ödüyor, savaşların kurbanı oluyorlar. Çocuklarına bakmak durumunda kalıyorlar, yetimlerine bakmak durumunda kalıyorlar, savaşlar neticesinde.”
“Bir ülkedeki mutluluk o ülkenin kadınlarının yüzünden okunur”
Bir ülkenin halkının mutluluğuyla ilgili iki gösterge bulunduğunu, bunlardan birinin havalimanlarındaki hareketlilik bir diğerinin ise kadınların yüzündeki tebessüm olduğunu anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
“Bir ülkeye gittiğinizde havalimanına bakın. Havaalanı dinamikse, canlıysa, hareket ediyorsa, insanlar gelip gidiyorlarsa o zaman o ülkede istikrar vardır, refah vardır ve bir ikinci gösterge o ülkenin kadınlarının yüzlerindeki ifadedir. Eğer kadınlar o ülkede gülümsüyorsa, eğer o ülkenin sokaklarında yürüdüğünüzde kadınların yüzüne baktığınızda, kadınların yüzünde tebessüm varsa ve daha iyi dünya ümidiyle yaşıyorlarsa emin olabilirsiniz ki ki o ülke mutlu bir ülkedir. Refah dediğimiz zaman sadece havaalanı, elektrik ve diğer imkanlarla bunu ölçmek mümkün değil, mutluluğun o ülkenin kadınlarının yüzünden okunur halde olması gerekiyor.”
Davutoğlu, farklı ülkelerde unutamadığı dört kadın yüzü bulunduğunu belirterek, “Bunlardan ilki, 4 yıl önce Somali’ye gittiğimizde aklıma, zihnime kazındı. Dönemin Başbakanı, şimdi Sayın Cumhurbaşkanımızla oraya gitmiştik ve ailelerimizle bu ülkeyi ziyaret etmekteydik. Ümidini yitirmiş kadınlarının yüzlerini görmüştük. Anneler görmüştük, çocuklarını kaybetmişti bu anneler. Hala bugüne dek hatırlıyorum, bir hanımefendi vardı, yanılmıyorsam iki üç aylık bebeğini kaybetmişti, yeterince su olmadığı için. Çok küçük çadırda yaşıyordu. Biz Somali’ye bu ziyaretten sonra yardım eli uzatma kararı verdik. Somalilinin kaderini, Somalili kadınların kaderini değiştirme konusunda yardımcı olmaya karar verdik. Bugün Türkiye olarak Somali’de her alanda, mevcut hastaneler inşa ediyoruz, okullar, sokaklar, evler, bunları inşa ediyoruz. Somali’deki yetimlere yardım eli uzatıyoruz” ifadelerini kullandı.
Unutamadığı bir diğer yüzün ise geçen yıl ziyaret ettiği mülteci kampında kalan 17 yaşındaki genç bir kıza ait olduğunu kaydeden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eşimle birlikte gitmiştik. Mülteci kampındaki hastanedeydi bu genç kız. Suriye’den kaçmıştı. Biliyorsunuz, Suriye’de bir iç karışıklık hüküm sürüyor şu anda. Bombardımandan sonra bacaklarından biri kesilmek durumunda kalmıştı. Onun da yüz ifadesinde, tüm Suriyelilerin kötü anılarını görmek, okumak mümkündü. Çok güzel kızdı. 3-4 yıl öncesine kadar belki hayalleri vardı, bu hayalleri kaybetmekle kalmadı bir de bacağını kaybetti ve mutluluğunu da kaybetti. Bizden bir ortopedik protez bacak istemişti ve biz o yardımı kendisine sağladık. Yardım etmeye de devam edeceğiz.”
Yine birkaç gün önce herkesi etkileyen Suriyeli bir çocuğa ait fotoğrafın ortaya çıktığını anlatan Davutoğlu, şöyle konuştu:
“Çok derinden etkiledi, 3 yaşındaki erkek çocuğu Aylan’ın fotoğrafı. Tabii görmedik belki, şahit olmadık ama hayal edebiliriz, düşünülebiliriz acaba o erkek çocuğun annesinin yaşadıkları nasıl bir şeydi? Eminim ki çocuklarını, diğer iki çocuğunu o suların arasından kurtarmak için elinden geleni yapmıştır. Ben de eşimle bu konuyu konuştum. Bu çocuğun babası Abdullah el-Kurdi ile görüşmemiz oldu. Aile olarak Suriye’den kaçmıştı. Bizim de yardımımızla tek başına da olsa bir birey olarak da olsa Suriye’ye ailesinden kaybettiği kişilerin cenazelerini götürebildi.
Peki kim sorumlu bu durumdan? Suriye’den kaçan insanlar mı acaba? Bugün Avrupa’da birçok yerde bu insanlar adeta suç işlemiş gibi görünüyor. Müreffeh ülkelere göç etmekten ziyade bir cennet vaadiyle gitmek isterken kendilerini adeta cehennemde bulmuş insanlar bunlar. Tabii ki eminim bütün insanlar gerçek cennet olarak kendi evlerini, ülkelerini görüyorlar. Ülkelerini terk etmek zorunda kalmasalardı, büyük ihtimalle etmezlerdi. Ege Denizi’ni Avrupa’ya geçmek amacıyla katetmek durumunda kalanlar, bir terörist rejim ve terörist grup tarafından tehdit edilmiyor olsalar büyük ihtimalle bunu yapmazlardı.”
"Kadınların yüzlerinde Suriye’nin durumunu görüyorsunuz"
“Buradan kalkıp Suriyeli mültecilerin kaldığı kamplarına gittiğiniz zaman kadınların yüzlerinde Suriye’nin durumunu ve kaderini görüyorsunuz” ifadesini kullanan Davutoğlu, “Kadınlar tam anlamıyla savaşın gerçek bedelini anlıyor. Genellikle kimse bu kadınlardan bir kahraman yaratıp ön plana çıkarmıyor, kahramansı bir insan davranışı ve bir kişi hayal ettiğimizde bunlar genellikle erkek olarak şekilleniyor veya karşımıza çıkıyor ama insanlık tarihinde birçok durumun, birçok sürecin ve erkeklerin almış olduğu kararların bedellerini ödeyenler kadınlar olmuştur. Bu yükleri tüm insanlık adına omuzlarında taşıyan da yüklenen de kadınlar olmuştur” diye konuştu.
Davutoğlu, unutamadığı bir yüzün de Irak Telafer’den Türkiye’ye kaçan kadına ait olduğunu, bu kadının evine geçen ramazanda iftar için gittiğini belirterek, “Yine Irak’ın bütün yükünü taşıyan bir hanımefendi karşımıza çıktı. 15 ya da 20 kadar kişi 3 aile küçük bir evde yaşamak durumundaydı. Her gün bu ailelere yemek hazırlıyordu. Bunu yaparken de tabii ki elindeki çok kısıtlı parasal imkanları kullanmak durumundaydı. Bu hanımefendi Irak’ta yapılan hataların yükünü taşıyordu” ifadelerini kullandı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Neden bu kadar fazla siyasi sıkıntımız var? Mesela Suriye’de, Irak’ta neden bu sıkıntılar var? Çünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir karar almayı başaramadı, doğru kararları, gerekli kararları doğru zamanda almayı başaramadı" dedi.
Davutoğlu, Rixos Otel’de düzenlenen W20 Türkiye Konferansı’nda yaptığı konuşmada, temmuzda Srebrenitsa’daki soykırımın 20. yılı nedeniyle burada bulunduklarında, 80 yaşlarındaki bir kadının Bosna aksanıyla, ismiyle kendisine seslendiğini anlattı.
Kadının kendisine Türkiye’ye savaş zamanında Bosna’dan kaçan insanlara kucak açtığı için minnettar olduklarını söylediğini aktaran Davutoğlu, yaşlı kadının "Türkiye güçlüyse biz de güçlüyüz, umutluyuz. Türkiye güçlü değilse biz umutsuzuz" dediğini ifade etti.
Kadının evine davet üzerine gittiğini, evde hala kurşun izlerinin bulunduğunu anlatan Davutoğlu, "Srebrenitsa’da o olaylar esnasında neler yaşadığını bize anlattı. Ben tahayyül bile edemiyordum. O zaman olan biten hakkında. Ama bize anlattıkları bizi çok rahatsız etti ve çok acı verdi. Kocası ve iki çocuğu ondan alınmış, kopartılmış o kalabalığın içinde ve onları bir daha görememiş" diye konuştu.
Böyle mutlu bir etkinlikte bunları anlatarak katılımcıları üzmek istemediğini ifade eden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ancak kadınların sadece etkilenen bir obje olarak kalmasına artık tahammül edemeyiz. Kadınlar, tarihin yön veren subjeleri olmalı, tarihin özneleri olmalı. Biz bunun altını çizmezsek, biz bunu vurgulamazsak ve hanımefendilere bu fırsatı vermezsek ki kadınlar merhametin sembolüdür, o zaman baskı, şiddet devam edecek, baskı ve şiddet bize kendi koşullarını dikte etmeye devam edecek. Ama biz merhamete, şefkate atıfta bulunursak, kadınların merhametine, şefkatine atıfta bulunursak o zaman dünyada çok daha adil bir ekonomik düzen olur, barışçıl bir siyasi ortam olur ve çok daha da önemlisi insani bir vicdan olur.
Şimdi sizin katkılarınıza ihtiyaç duyuyoruz. İnsanlığın vicdanına ihtiyacımız var, sizin merhametinize, şefkatinize ihtiyacımız var. G20 içerisinde adil bir ekonomik küresel düzen için sizin katkınıza ihtiyacımız var. "
"Suriye’de ve Irak’ta olup bitenin bedelini onlar ödemiyor, biz ödüyoruz"
G20 dönem başkanlığını üstlendiklerinde öncelik olarak üç tane "ı"dan bahsettiklerini kaydeden Davutoğlu, bunlardan ilkinin "inclusiveness" yani kapsayıcılık olduğunun altını çizerek, kapsayıcılığın bugünün birçok sorununu çözebileceğine işaret etti.
Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Neden bu kadar fazla siyasi sıkıntımız var? Mesela Suriye’de, Irak’ta neden bu sıkıntılar var? Çünkü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir karar almayı başaramadı, doğru kararları, gerekli kararları doğru zamanda almayı başaramadı. Çünkü 5 tane daimi üye, BM Güvenlik Konseyi’nde neyin olup biteceğine karar veriyordu. Evet, biz münferit devletler olarak bu ülkelere saygı duyuyoruz. Ama Suriye’de ve Irak’ta olup bitenin bedelini onlar ödemiyor, biz ödüyoruz. Suriye’nin komşusu olarak biz ödüyoruz bu bedeli. 2 milyon sığınmacı o P5 ülkesine gitmiyor, onlar Türkiye’ye geliyor, Lübnan’a, Ürdün’e gidiyorlar. Ancak bu 5 tane ülke, her şeye karar veriyor ve komşu ülkeler sadece o ülkeden kaçıp gelen insanları barındırmak için mülteci kampları inşa edebiliyor. Bu önemli bir husus. Bunun takipçisi olmamız lazım. Çünkü kapsayıcılık dediğimiz zaman kapsayıcılık en iyi kavramdır. Bunun altını çizmek istiyorum. Kapsayıcı bir çözüm süreci olmak durumunda BM sistemi içerisinde barış çalışmaları kapsayıcı bir sistemle gitmeli.
Eğer Afrika’da ekonomik bir problem varsa ve eğer ekonomik karar alma süreçlerine Afrika ülkeleri katılamıyorsa o zaman bu kapsayıcılık değildir. Kapsayıcılık, geleceğin planlarının, projelerinin hepimiz için temel kavramıdır. Kapsayıcılık bu bağlamda, sadece bütün ülkelerin bu kapsam içerisine girmesinden müteşekkil değil. Bütün insanlığın kapsanması, erkekler ve kadınlar, gençler ve yaşlılar, yoksullar ve zenginler ve her tipten insan karar alma süreçlerine dahil edilmeli.
İşte bu nedenle biz bu etkileşim grubunu kurduk, W20... Sayın Büyükelçi Sinirlioğlu’nun da belirttiği gibi başka meseleler de var ve tabii ki ek mekanizmalar G20 sürecine yardımcı olabilirler ama tarih şunu görecektir, önümüzdeki yıllarda ve önümüzdeki 10 yıllarda biz bu almış olduğumuz kararın doğru bir karar olduğunu göreceğiz ve bu toplantı sadece G20’nin tarihinde yazmayacak, insanlık tarihinde de yazacak ve diyecek ki ’Kadının katılımı olmadan küresel ekonominin geleceği olamaz’."
"Bu ülkelerde tarihi krizler ve dönüşümler yaşanıyor"
Başbakan Ahmet Davutoğlu, katıldığı birçok toplantıda cinsiyet eşitliği ve kadının güçlendirilmesine atıfta bulunulduğunu ancak uygulamanın bu hedeflere ulaşabilmek için çok önemli olduğunun altını çizdi.
Davutoğlu, "Aksi halde güzel toplantı salonlarında bunun gibi bir salondan konuşur dururuz ancak Somali’de söylemiş olduğum gibi, Bosna, Irak, Suriye’de kadınların yüzünde mutluluğu göremeyiz. Bütün bu ülkelerde tarihi krizler ve dönüşümler yaşanıyor" ifadesini kullandı.
Geçen yıl Dünya Kadınlar Günü’nden iki gün önce BM’de "kadının güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliği" konulu üst düzey bir toplantıya katıldığını ve oradaki tek erkek çağrılı konuşmacı olduğunu bildiren Davutoğlu, "Orada, onu da gördüm. Ben bunun da altını çizdim, başkaları da olmalı çağrılı konuşmacı olarak. Hiçbir lider, New York’a geldiğinde o toplantıya katılmamıştı. Diğer hanımefendiler arasında bir tek erkek temsilci olarak ben vardım" dedi.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Öncelikle kadınlarla eşit olan erkekler olarak biz şunu kabul etmeliyiz, tarih, bütün insanlar tarafından şekillendirilir. Sadece erkekler veya kadınlardan değil. Evde nasıl omuz omuza çalışıyorsak biz ekonomide de üniversitelerde de okullarda da her yerde, toplumun her segmentinde her yerinde omuz omuza çalışmalıyız."
New York’ta 2015 sonrası kalkınma gündeminin kabul edileceği törene katılacağını kaydeden Davutoğlu, orada da cinsiyet eşitliği konusunun altının çizileceğini, toplantıyı dört gözle beklediğini söyledi.
Dışişleri Bakanıyken 2010’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin başkanlığını yaptığını hatırlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bizim dönem başkanlığımız esnasında bir başka inisiyatifimiz vardı. Bu da kadına karşı şiddetin önlenmesi inisiyatifi idi. Dönem başkanlığımız esnasında Avrupa Konseyi içerisinde biz bir doküman kaleme aldık, uluslararası konvansiyon şeklinde. Kadına karşı şiddetle nasıl mücadele edilir konuluydu bu ve bu konvansiyona bugün İstanbul Konvansiyonu deniyor ve Türkiye bu konvansiyona imza atıp bunu onaylayan ilk ülke oldu. Bu gösteriyor ki güçlü bir geleneği, eski bir geleneği, tarihi bir geleneği olan ülke olarak ki biliyorsunuz ilk yerleşim dünyada Çatalhöyük’te gerçekleşti ve orada kadınlar hayatı sürüklüyordu, erkekler değil ve o dönemden bugüne geleneksel aile hayatımız içerisinde Konya’da şu anda bile kadınlardır genellikle karar verici olanlar. Erkekler güçlü görünür, diğer her şeye erkekler karar verir gibi görünür ama aileyi ilgilendiren en önemli kararları hep kadınlar alır. Bu hayatın bir gerçeği. Ailelerin çoğunda böyledir.
Çocukların ihtiyaçlarının bazılarından ben haberdar bile olmam. Çünkü çocuklar gelip benden izin istedikleri noktada önce annelerine gitmişlerdir. Ondan izin alamadıkları için bana gelmişlerdir ve çocuklar şunu söylerler; ’ne olur anneme bakma, sen kendin karar ver çünkü o vermeyecek’. Çünkü evde karar mercii annedir, çocuklar bile bunu bilir. Gerçek karar verici evde annelerdir, neden dünyada da böyle olmasın? Neden dünyada kadınlar gerçek karar alıcılar olmasın? İşte bu nedenle biz W20 inisiyatifini başlattık."
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranının son 10 yılda arttığını belirterek, "Türkiye’de kadının iş gücüne katılım oranı, 2004’te yüzde 23,3 iken, 2014’te yüzde 30,8’e, kadının istihdam oranı da yüzde 20,8’den yüzde 27’ye yükseldi" dedi.
Davutoğlu, Rixos Otel’de düzenlenen W20 Türkiye Konferansı’nda, "Gençlik 20 ve Sivil 20" gibi toplantılar gerçekleştirildiğine dikkati çekerek, bunların kapsayıcılığın göstergeleri olduğunu söyledi.
Gençlerin, kadınların ve KOBİ’lerin süreçlerin parçası olması gerektiğini anlatan Davutoğlu, cinsiyet eşitliğiyle ilgili küresel anlamda birçok çalışma bulunduğunu anımsattı.
"G20 ülkelerinde kadının iş gücüne katılımı yüzde 58, erkeklerinki ise yüzde 86. Arada hala bir fark var" diyen Davutoğlu, G20 liderleri olarak farkın azaltılmasına dair geçen yıl bir taahhütte bulunduklarını hatırlatarak, şunları kaydetti:
"Bu taahhüt, 2025 yılına kadar yüzde 25 azaltmaktı. Biz, ekonomilerimiz içerisinde yeni bir güç oluşturmak istiyorsak, olumlu bir teşvik yaratmak istiyorsak, kadınlara bu taahhüdü yerine getirmek durumundayız. Eğer bunu başarırsak, 100 milyondan daha fazla kadını dünyada küresel iş gücü piyasasına dahil etmiş olacağız.
İlginç bir projeksiyon var. Dünya Ekonomik Forumunun tahminine göre, kadının iş gücüne katılımı yüzde 1 artırılırsa, dünyada küresel gayrisafi hasılada 80 milyar dolarlık artış oluyor. Yani yüzde 1’lik bir artış olursa, kadının iş gücüne katılımında... 80 milyar dolar ediyor, yüzde 10 olursa, bu 800 milyar dolar ki bu, Türkiye’nin gayrisafi yüksek hasılasına eşit.
ILO ve OECD, bu ilerlemeyi ölçme konusunda çalışmalar yapacak. Arkadaşım, dostum Angel Gurria, bu konuda çalışacaktır ama sizi temin ederim Türkiye, bu hedefe ulaşılması konusunda en önde giden ülkelerden birisi olacak."
"Biz, onları Türkiye’nin geleceği için değil, Suriye’nin geleceği için hazırlıyoruz"
Davutoğlu, cinsiyet eşitliği ve ekonomik fırsatlara kadınların da erişimi sayesinde sürdürülebilir kalkınma hedefine daha da yaklaşılabileceğine işaret ederek, "Kadınların, eğitime, istihdama ve iş fırsatlarına erişebilmesi, aile içindeki yoksulluğun da azalmasını sağlayacak" diye konuştu.
Bu konuda Suriye’ye atıfta bulunmak istediğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Suriye’de sadece kadınlar değil erkekler de iş bulamıyorlar ama bir gün Suriye yeniden inşa edilmeye başlandığında bu yeniden inşanın tüm Suriyeliler tarafından, erkekler ve kadınlar tarafından yapılması gerekiyor ve bizim de bu noktada onlara destek vermemiz lazım.
Binlerce Suriyeli genç kızlar, mülteciler Türk üniversitelerinde eğitim alıyorlar. Binlercesi, orta okullara gidiyor, binlercesi bu mülteci kamplarında ilkokul ve okul öncesi eğitim alıyorlar. Biz, onları Türkiye’nin geleceği için değil Suriye’nin geleceği için hazırlıyoruz. Bu yeni jenerasyon, bu misyonu kendi ülkelerinde yürütmeye başladığında, Suriye bundan gurur duyacak."
"Kadın girişimcilerin oranı yüzde 4.2’den yüzde 10’a çıktı"
Davutoğlu, bu taahhütle ilgili olarak Türkiye’de de son 13-14 yıl içinde alınan mesafe hakkında da bilgi verdi. Türkiye’nin aldığı yolun bir başarı öyküsü olduğunu ve bunun da uluslararası camiada bilinmesi gerektiğine inandığını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Kadının iş gücüne katılım oranı 2004’te yüzde 23.3 iken 2014’te yüzde 30.8’e yükseldi. Bu da yüzde 7’den daha fazla bir artış demektir. Benzer bir artış da kadının istihdamı konusunda gerçekleşmiştir. 2004’te yüzde 20.8 ve 2014’te yüzde 27’ye çıkmıştır. Yine yaklaşık yüzde 7’lik bir artış var.
Aynı dönem içerisinde erkeklerin iş gücüne katılımı yüzde bir artmışken kadınların iş gücüne katılımı yüzde 2 artmıştır. Bu, gelecek için önemli bir göstergedir. Kadınlar, aynı zamanda ekonomik girişimciler ve ekonomik unsurlar olarak da işlev görmeye başladılar. Kadınlar, bu toplantının organizasyonunu da yaptılar. KA.DER, KAGİDER gibi... Bu dernekler, Türkiye’de ekonomi, siyaset ve toplum alanında da etki yapıyorlar. Başarılı kadınlar, mikro KOBİ’leri işletiyorlar ve iş liderleri de bugünün iş dünyasındaki ortamı şekillendirmede katkı yapıyorlar.
2009’dan 2014’e gelindiğinde Avrupa’da ekonomik kriz vardı, küresel ekonomi de, her yerde kriz vardı. Türkiye’de kadın girişimciler, yüzde 42 arttı ki, 110 bin istihdam bu. Avrupa’daki diğer toplumlarla kıyaslandığında Türkiye’de yüzde 42’lik bir artış var. İşte biz bu nedenle ekonomik krizin etkilerinden kurtulabiliyoruz. Bu krize kadın eli değdiği için ve sizin şefkatinizle ekonominin performansı diğer ülkelerin ekonomilerinin performansından daha iyi. 2004’te kadın girişimcilerin oranı yüzde 4.2 iken şimdi yüzde 10’a çıkmış durumda."
Bu gelişmelerin tesadüf olmadığını vurgulayan Davutoğlu, bunun arkasında iyi yapılandırılmış bir kamu politikası olduğunu söyledi. Davutoğlu, "Hükümet’in politikası, kadınların çalışmasını ve onların çalışmasına uygun ortamı yaratma konusundadır" dedi.
"Şimdi, başörtülü kadınlarla başörtüsü olmayan kadınlar arasında bir ayrımcılık yok"
Kadının ekonomik katılımını kolaylaştıracak bir eko sistemin oluşturulması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, bu yıl kendisinin çok kapsamlı bir reform paketi açıkladığını hatırlatarak, şöyle devam etti:
"Kadının iş gücüne katılımını desteklemek ve özellikle de kadınlara çocukları olduktan sonraki dönemde onların hem mali hem de sosyal destek alabilmeleri için reform açıkladım. İhtiyaç duyan kadınlar, günlük yaşamlarında bunu alabiliyorlar. Buraya da kolay gelmedik. Ben hatırlıyorum çünkü, demokrasimiz ve ekonomik fırsatlarımız bir arada olmalıdır. Demokrasi olmazsa eğitim, özgürlüğü olmazsa, iş gücü yani çalışma özgürlüğü olmazsa o zaman kadın güçlendirilemez.
Yakın zamana kadar Türkiye’de özellikle 1990’larda başörtülü kadınlar, eğitim alamıyorlardı. İş gücüne katılmalarını bırakın, eşim dahil o jenerasyon, çok sert sıkıntı ve baskılar yaşadılar. O başörtülü kızlarımızın, üniversitede eğitim almaları engellendi ve kamu sektöründe çalışmalarına da müsaade edilmiyordu. Negatif bir ayrımcılığa maruz kaldılar. Biz, özellikle kadınlar için pozitif ayrımcılık bağlamında çalışırız. Anayasamız da bunu söylüyor ama negatif bir ayrımcılık vardı. Şimdi, başörtülü kadınlarla başörtüsü olmayan kadınlar arasında bir ayrımcılık yok. Herkes özgür, herkes inancında özgür, hangi yaşam sitilini benimsemek istiyorlarsa onda özgür. Hiç kimse başkasına herhangi bir baskıda bulunamaz.
Aynı zamanda şu konuda da ben gururluyum. On yıllar boyu devam eden bu baskıdan sonra bugün benim kabinemde bir başörtülü hanımefendi bakan olarak görev yapmakta ve siyasi yaşama diğer meslektaşlarıyla eşit ölçüde katılmaktadır."
Demokrasiyi "ilaç" olarak nitelendiren Davutoğlu, "Demokrasi, ekonomik kalkınmanın ilacıdır ve kadının güçlendirilmesinin ilacıdır. Eğer demokrasi yoksa, o zaman gerçek bir eşitlikten ve kadın için gerçek özgürlükten bahsedemeyiz" değerlendirmesinde bulundu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Gelişmiş ülkelerin başkentinde yaşıyor olabilirsiniz, geliriniz yüksek olabilir ama sizin ekonominiz yüksek, diğer ekonomiler kötüyse, borç yükü fazlaysa, kendinizi güvende hissedemezsiniz" dedi.
Davutoğlu, Rixos Otel’de düzenlenen W20 Türkiye Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’de kadınlara yönelik, çocuk bakımındaki desteklerden ücretli annelik iznine kadar birçok olumlu uygulama bulunduğunu belirtti.
Annelere, ilk çocuğu doğduğunda 300, ikincisinde 400, üçüncüsünde ise 600 lira devletin "hediye" verdiğini anlatan Davutoğlu, "Bunu babalara değil, annelere veriyor. Anneler her türlü desteği hak ediyor. Çünkü anneler o çocuğu dünyaya getirirken, babalar iyi haberi almak için ameliyathane kapısında bekliyorlar ama kadınlar içeride o doğum sancılarını çekiyorlar" diye konuştu.
Türkiye’de kadınları destekleyici çok sayıda program olduğunu kaydeden Davutoğlu, mikro kredi programlarının, çocuk bakımı ve sosyal destek programları ile koşullu sağlık hizmetleri programlarının bulunduğunu ifade etti. Bu desteklerle kadınların ekonomik yaşamdaki paylarının arttığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Ama diğer taraftan baktığımız zaman iş gücüne katılım tek başına yetmez. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha az kazanmaktalar. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) raporuna göre erkekler ve kadınlar arasında hala ücret farkı var. Kadınlar, genelde erkeklerin kazandığının yüzde 77’si kadar kazanıyor. Türkiye’de de buna yakın bir durum var. Evet, cinsiyet eşitliği önemlidir ama ücret eşitliği de önemlidir. Burada, çalışmaya bugünden başlamalıyız. Çünkü eşitliğe gelmek için 70 yıl geçti, bir 70 yıl daha bekleyemeyiz. O rapora göre kadınlar genellikle kötü şartlar altında ve düşük ücretli işlerde çalışıyorlar. Eğitim öğretim olanaklarına yeteri kadar ulaşamıyorlar, karar alma süreçlerine ve ücretlerin müzakere edildiği süreçlere çok fazla katılamıyorlar. Ama kadınlar toplumun yüzde 50’sini oluşturarak, toplumun ayrılmaz parçaları olarak görülmekteler. Eğer biz onları dışarıda bırakırsak, bütün insanlığın geleceğini baltalamış oluruz."
"Siyasete de şefkat getireceklerdir"
Davutoğlu, Türkiye’nin, geleneksel olarak kadının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşama katkısını artırma konusunda hep çalışma yaptığını vurgulayarak, "Belki birçok insan bilmez, dünyada kadına seçilme hakkını veren ilk ülkelerden biri Türkiye’dir. Avrupa’da da ilktir. 1934’teki Anayasa değişikliği ile Türkiye kadınlara siyasi haklarını veren ilk ülke oldu" dedi.
Türkiye’de parlamentonun yüzde 18’ini kadınların oluşturduğuna işaret eden Davutoğlu, bunun kendileri için yeterli olmadığını belirtti ve "Bir başka toplantıda size hitap ediyorken umarım bu rakam yüzde 25’e yükselmiş olur ve önümüzdeki seçimlerde de inşallah bu oranlara ulaşırız. Biz kadınların siyasi yaşama daha fazla katılmalarını istiyoruz. Çünkü siyasete de şefkat getireceklerdir" ifadesini kullandı.
Kadınların eğitimi, sağlığı ve istihdama katılımları konusunda son dönemde Türkiye’de önemli iyileştirmeler olduğunu söyleyen Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde "Haydi Kızlar Okula" kampanyası başlatıldığını hatırlattı. Kampanyaya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın da katkı verdiğini belirten Davutoğlu, kız çocuklarının okula gitme oranının yüzde 96’ya yükseltildiğini ve bunu yüzde 100’e çıkarmayı umduklarını dile getirdi.
Davutoğlu, 2000’de okuma yazma bilmeyen kadınların oranının yüzde 19 iken bunun yüzde 6’ya indiğine dikkati çekerek, bunu, mümkün olan en kısa zamanda yüzde 1’in altına indirmek istediklerini aktardı.
Türkiye’de sağlık sisteminde "devrimsel bir değişiklik" olduğunu ve kadınların bundan faydalandığını söyleyen Davutoğlu, Türkiye’nin, dünyada 1990-2008 arasında doğum esnasında anne ölümlerini en aza indiren 10 ülkeden biri olduğunu vurguladı.
Davutoğlu, "Ben annemi 4 yaşındayken kaybettim. Hastaneye yetiştirilememişti. Çünkü dağlık bir köyde yaşıyorduk. Hamileyken hastaneye yetiştirilemediği için hayatını kaybetti. Dolayısıyla bu istatistikler çok önemli. Sürekli olarak bunu iyileştirmeye devam ediyoruz" diye konuştu.
Bebek ölümlerinde kayda değer düşüş sağlandığını, doğum öncesi ve sonrası anneye verilen hizmetlerin artırıldığını anlatan Davutoğlu, "Düzenli nakit yardımı da kadınlara yapılmaya başlandı ki 0-6 yaş arasındaki çocuklarını sağlık hizmetlerine götürebilsinler. Kadınlar da çocuklarını hastanede doğurmaları şartıyla düzenli sağlık hizmeti alabiliyorlar" dedi.
"İnsanlık için daha iyi bir gelecek istiyorsak..."
Başbakan Davutoğlu, mikro tabanlı bir simülasyon analizinin, tam zamanlı işlere kadının katılımının yüzde 6 arttığını gösterdiğini belirterek, bunun, kalkınma planlarının bir parçası olduğunu söyledi. Bu oranı artırmak istediklerini söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Eğer bunu yüzde 20’lerin üzerine çıkarırsak, hane halkı gelirinin de yüzde 7 artacağını görüyoruz. Yani buradan şunu anlıyoruz, refah kadınların o şefkatli ellerinden gelen bir şey. Aynı zamanda eşit eğitim ve profesyonel, yani mesleki fırsatlara erişme eşitliği gibi konulara da önem veriyoruz. İnsanlık için daha iyi bir gelecek istiyorsak kadını destekleyecek ve eşitsizliği ortadan kaldıracak her türlü adımı atmalıyız. Türkiye bölgesel ve uluslararası düzeyde, kadın haklarının iyileştirilmesi konusunda çalışmıştır ve uluslararası platformlarda desteğini vermeye devam edecektir."
Davutoğlu, Türkiye’deki etkili sivil toplum kuruluşlarının, W20 inisiyatifine destek olduklarını bildirdi.
Bu yıl, G20 gündemi içinde "kapsayıcılık", "uygulama" ve "yatırım" olmak üzere üç ilkeden bahsettiğini anımsatan Davutoğlu, amaçlarının güçlü, sürdürülebilir ve dengeli kalkınma olduğunu belirtti.
Davutoğlu, "Kapsayıcılık ile alakalı çok ayrıntılı bahsettim az önce. Ben, iki tane daha unsur eklemek istiyorum. Bunlardan biri KOBİ’lerdir ki KOBİ’ler bildiğiniz gibi üst düzey geliri olan firmalar ile geliri çok az olan firmalar arasında bir köprüdür. Burada kadının katılımı da çok önemlidir. KOBİ çalışmalarımızda şunu gördük ki KOBİ’ler artık daha fazla kadınların yönetiminde. Bu da kadının ekonomik hayata katılımı için çok iyi bir fırsattır" diye konuştu.
"Gençlerin işsizliği çok önemli"
Gençlerin işsizliğinin çok önemli bir sorun olduğunu belirten Davutoğlu, siyasi sıkıntıları olan ülkelerde, gençlerin işsizlik oranının çok yüksek olduğuna dikkati çekti.
Müreffeh, istikrarlı ekonomi ve siyasi bir yaşam isteniyorsa, gençlere daha fazla fırsat verilmesi gerektiğinin altını çizen Davutoğlu, Lübnan’da, Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, hatta Yunanistan’da, Ukrayna’da, siyasi istikrarsızlık olan ülkelerin büyük bir kısmında, en önemli, çarpıcı göstergenin, gençlerin işsizlik oranları olduğunu ifade etti.
Kendisine sunulan istatistiklerde, öncelikle "gençlerin istihdam oranına" baktığını kaydeden Davutoğlu, G20 liderlerine, "Birlikte çalışalım ve gençlerin işsizlik oranlarını azaltalım, sadece kendi ülkelerimizde değil, küresel olarak azaltalım" çağrısında bulunduğunu hatırlattı. Davutoğlu, "Gençlerin işsizliğine küresel olarak bir çözüm bulamazsak, şundan emin olun ki o gençler, gelişmiş ülkelere ya göç edecekler ya da mülteci olacaklar iş aramak için" diye konuştu.
Davutoğlu, G20’nin bazı bakanlarının, dün öğle yemeği sırasında, "Avrupa’ya göçü nasıl engelleriz?" diye sorduğunu aktararak, kendisinin de "Etrafınızdaki siyasi krizleri sona erdirin, o insanlara yardım edin ki o insanlar Avrupa’ya geleceğine kendi ülkelerinde kalsınlar" karşılığını verdiğini söyledi.
"Kendimizi düşünerek işleri yürütemeyiz"
Uluslararası barış için en iyi yöntemin, ekonomik işbirliği ve karşılıklı bağımlılığa dayalı ekonomik ilişkiler olduğunu belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Küresel bir köyde yaşıyoruz bugün. Hiç kimse, kendisini güvende hissedemez. Gelişmiş ülkelerin başkentinde yaşıyor olabilirsiniz, geliriniz yüksek olabilir ama sizin ekonominiz yüksek, diğer ekonomiler kötüyse, borç yükü fazlaysa, kendinizi güvende hissedemezsiniz. Sadece New York’ta bazı Afrikalı ülkelerden çok daha fazla elektrik tüketimi var. Siz, bu boşluğu, farkı ortadan kaldıramazsanız, dünyaya barış getiremezsiniz. Biz, sadece egosantrik bir şekilde, kendimizi düşünerek yürütemeyiz işleri. ’Ben, benim ülkem ve şirketim’ bu anlayış olmaz. ’Bizim ülkemiz, bizim dünyamız, bizim şirketlerimiz, bizim geleceğimiz, bizim ortak kaderimiz’ böyle düşünmeliyiz. Dün, ben bunları söyledim ve kadınlar çok daha sofistike bir şekilde, benim bu söylediklerimi anlıyorlardır."
Dışişleri Bakanıyken "çevre" konulu bir toplantıya katıldığını anımsatan Davutoğlu, şunları anlattı:
"Genellikle diplomatlar ki diplomatlardan özür diliyorum bu vesileyle ama diplomatlar oldukça sıkıcı metinler hazırlarlar, bakanları onları okusun diye. Ulusal pozisyonları ortaya koyan dokümanlardır bunlar. Eleştirmiyorum, olanın tespitini yapıyorum ama o toplantıda 50-60 bakan vardı, dışişleri bakanı vardı ve ’çevre’ konusunda konuşuyorlar. Bütün bakanlar, kendi ulusal pozisyonlarını, ulus devletlerinin pozisyonlarını ellerindeki metinlerden okuyorlardı. Sıra bana geldiğinde, ben şunu gördüm; insanlar artık dinlemiyorlar ve gerçekten sıkılmışlar. Ben de elimdeki metni okumadım. Onun yerine dedim ki ’Ben kendi ulusal pozisyonumuzu anlatan resmi metni okumayacağım, örnek vereceğim.’ Diğer bütün konularda dedim bizler, ulus devletlerimizin bakanları olarak konuşabiliriz ama konu çevreyse, bizler, kendi ülkelerimizin dışişleri bakanı olarak değil, insanlığın içişleri bakanı olarak konuşmalıyız, çünkü hepimiz aynı kadere mukadderiz."
"Tek bir ulus devletle sorunları çözemeyiz"
"Belki bir gün dünyada tek bir dünya hükümeti olmayacak ama önde gelen ekonomilerin liderleri, dünyanın liderleri, eğer empati yaparak düşünmezlerse diğerlerini de anlayabilmek adına ve meselelere bütün insanlığı temsilen yaklaşmazlarsa, tek bir ulus devletle biz bu sorunları çözemeyiz" diyen Davutoğlu, öncelikle, mantalitede devrimsel bir değişim yapmak durumunda olduklarını söyledi.
Ontolojik varoluş olmazsa, siyasi bir varoluşun da olamayacağını belirten Davutoğlu, "İnsanlığın hayatta kalması garanti altında olmazsa, siyasi hayatta kalma da garanti altında olmayacak. Burada biz sadece devletlerin siyasi olarak hayatta kalmasından bahsetmiyoruz, insanlığın, insanoğlunun hayatta kalması bizim için çok daha önemli ve eşref-i mahlukattır insan" dedi.
Kadınların, insanlığın önde gelen kısmı olduğunu dile getiren Davutoğlu, bu ortak gelecekte, kadın şefkatini, merhametini görmek istediklerini ifade etti.