Millet verdigi karari uygulayacak
Cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, halkın bizzat seçmesiyle cumhurbaşkanının anayasadaki yetkilerinde çok daha güçlü bir şekilde karar alma durumuna geleceğini belirterek, "Yani bu belki de Türkiye için yeni bir sistem değişikliğini de getirebilir. Yani başkanlık sistemi veya yarı başkanlık sistemi, bunu getirebilir. Çünkü millet bu kararıyla beraber artık bu sisteme de bence adapte olacak, bunu değerlendirmeye, incelemeye başlayacak" dedi.
Erdoğan, A Haber-ATV ortak yayınında, "Başbakan ile Gündem Özel" programında soruları yanıtladı.
Kayseri ve Ankara’da bugün düzenlediği mitinglere yönelik değerlendirmesinin sorulması üzerine Erdoğan, iki mitingte de coşku ve heyecanın gayet iyi olduğunu belirtti.
Kayseri’de sıcağa rağmen 100 binin üzerinde katılımın, havalimanından miting alanına kadar yoğun coşkunun olduğunu ifade eden Erdoğan, bu kentten çok büyük umutla ayrıldığını söyledi.
Kentle ilgili kamuoyu araştırmaları sonuçlarının gayet iyi olduğunu dile getiren Erdoğan, "Öyle zannediyorum Kayseri rekorunu kıracaktır" diye konuştu. Ankara’da da yoğun ilgiyle karşılandığını aktaran Erdoğan, "Ankara’da kamuoyu araştırması 30 Mart seçimlerinden çok daha farklı, burada da gayet güzel bir görünüm veriyor" ifadesini kullandı.
Erdoğan, yarın finali Konya’da yapacaklarını belirterek, 30 Mart seçimlerinde rahatsızlığı sebebiyle bu kente gidemediğini, daha sonra ise toplu açılışlar için burada bulunduğunu hatırlattı.
Cumhurbaşkanı seçiminin ilk turda bitip bitmeyeceğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, değişik birçok firma tarafından yapılan kamuoyu araştırmalarının seçimlerin birinci turda sonuçlanacağını gösterdiği bilgisini paylaştı. Erdoğan, "Bütün gelişmeler de lehte gelişmeler olarak önümüzde duruyor. Temenni ederim ki birinci turda bu iş bitsin ve ikinci turla bir iki hafta daha kaybetmemiş olalım" diye konuştu.
"Onların neyini takip edeceksiniz"
Erdoğan, diğer cumhurbaşkanı adaylarının seçim performanslarına yönelik değerlendirmesinin sorulmasına karşılık, "Benim onları takip etmek gibi bir şu anda durumum söz konusu değil" karşılığını verdi.
Yaptıkları toplantılarla günün değerlendirmesini ve ertesi günkü mitinglerin ön hazırlığını gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:
"Arkadaşlarım kısa bazı bilgiler veriyorlar. Mesela o illerle ilgili kamuoyu araştırmalarında rakiplerimiz nasıl gözüküyor, bunları bana bilgi olarak veriyorlar sadece o. Yoksa televizyonlarda kim, nerede, ne konuştu filan onlarla uğraşmaya gerek bulmuyorum. Çünkü zaten anamuhalefetin ve yanındaki yavru muhalefetin ve bunların yanında ’8-9 parti var, 11 parti arkamızda’ diye sunum yapıyorlar. Şimdi onların neyini takip edeceksiniz? Kendileri değişik yerlerde aynı şekilde konuşmaları yapıyorlar. Biz ise zaten partimizin adayı olarak gösterildik. Ama şu anda değişik yine bazı partilerin, bazı sivil toplum kuruluşlarının bizleri destekleme anlamında açıklamalarını duyuyorum. Dün olsun, bugün olsun, yarın da yine buna benzer açıklamalar yapacaklarını arkadaşlarım bana anlattılar. Karalılıkla yolumuza devam ediyoruz."
11 Ağustos sabahı
Halkın ilk defa doğrudan cumhurbaşkanını seçeceği belirtilerek, "11 Ağustos’ta hayatımızdaki fark, değişiklik ne olacak" yönündeki soruya Erdoğan, şu yanıtı verdi:
"Burada bana göre en önemli fark, Abdullah Bey’in seçimine geldiğimiz süreçte, gerek Turgut Bey’in gerek Sayın Demirel’in gerek Sezer’in seçilme şekillerine uygun olarak bir seçim yapıldı. Fakat bu seçime rağmen biliyorsunuz ön kesildi ve ’Biz AK Parti’li bir cumhurbaşkanı seçtirmeyeceğiz.’ Maalesef Sayın Sezer o da veto etti. Ondan sonra biz bu 367 garabeti sebebiyle bir erken seçime, arkasından da hemen referanduma gittik."
Erdoğan, referandumda milletin cumhurbaşkanını seçme kararını yüzde 69 oy oranıyla çıkardıklarına değinerek, şöyle devam etti:
"Yüzde 69 gerçekten muhteşem bir oydu. Bu, milletin önemli bir kararıydı. ’Ben yetkiyi kendime aldım, millet olarak egemenlik kayıtsız, şartsız milletinse cumhurbaşkanını artık ben seçeceğim’ dedi. İşte şimdi bu seçimin en önemli yanı millet o verdiği kararın şimdi de uygulamasını yapacak, pazar günü. Şimdi ben şunu merak ediyorum, o zaman Meclis’i terk edenler, Meclis’te milletin cumhurbaşkanını seçmesine karşı çıkanlar, CHP’si, MHP’si, HDP’si yani şimdi hangi yüzle millete gidiyorlar da millete ’Bizim cumhurbaşkanı adayımıza oy ver’ diyorlar. Bu, tutarsızlıktır. Siyaset tutarsızlık silsilesi içerisinde yapılmaz. Tutarlı olmak gerekir. Attığınız her adımın arkasında duracaksınız. Nitekim, biz milletimizden aldığımız bu yetkiyle şimdi milletimizin karşısındayız. İnanıyorum ki milletim pazar günü sandıkta çok ciddi bir demokrasi dersini onlara verecektir, gerekli olan tokadı atacaktır. Tabii burada artık devletle milletin bir buluşması, kucaklaşması var. Çankaya ile milletin bir kucaklaşması, bütünleşmesi var. Bunu gerek merhum Özal’da gerek Sayın Abdullah Gül’de yaşadık, inşallah şimdi de biz bunu çok daha farklı bir tempoyla devam ettirmek istiyoruz."
"Türkiye’nin gündemine oturacaktır"
"Doğrudan halk cumhurbaşkanını seçiyor ama Türkiye’nin durumu da biraz garip bir şekilde ne parlamenter sistemiz ne başkanlık sistemiyiz. Bir tarafta halk cumhurbaşkanını seçecek ama sistemi değişmemiş. Burada bir sıkıntı, problem çıkmayacak mı" sorusuna karşılık, cumhurbaşkanı adayı ve Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu aslında bir problem çıkarma yerine, bunu şöyle ifade edelim, daha önce Meclis’in seçmiş olduğu cumhurbaşkanının gücü yerine bu defa daha güçlü bir cumhurbaşkanı buna diyebiliriz. Halk bizzat seçince ben inanıyorum ki cumhurbaşkanı anayasadaki yetkilerinde çok daha güçlü bir şekilde karar alma durumuna gelecek. Burada tabii şunu da özellikle söylemekte ben fayda görüyorum, yani bu belki de Türkiye için yeni bir sistem değişikliğini de getirebilir. Yani başkanlık sistemi veya yarı başkanlık sistemi, bunu getirebilir. Çünkü millet bu kararıyla beraber artık bu sisteme de bence adapte olacak, bunu değerlendirmeye, incelemeye başlayacak. Türkiye bu sisteme girişiyle birlikte de çok daha farklı bir inşallah inanıyorum ki konumu yakalayacaktır. Bu da bundan sonra Türkiye’nin gündemine oturacaktır diye düşünüyorum."
Daha önce de başkanlık, yarı başkanlık gibi önerilerde bulunduğu ancak muhalefetin buna yanaşmadığının hatırlatılması ve bu konuda niye ısrar ettiğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, olayın kendi ısrarından öte olduğunu, anayasanın 104. maddesinde yer alıp da uygulanmayan 6-7 unsur bulunduğunu ifade etti.
“Niye acaba onlar uygulanmıyor? Bugüne kadar gelen cumhurbaşkanları bunu uygulamakta neden geri durdular?” diye soran Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu, işte bunu bir defa gündemden çıkaracak ve daha rahat uygulamaya sokacak. Biz, gelişmiş ülkelere baktığımızda en gelişmiş ülkeler acaba hangi sistemle yönetiliyor? Ülkemizin daha iyi yönetilmesini istemiyor muyuz? Daha iyi yerlere gelmesini istemiyor muyuz? Yani bundan 40 sene, 50 sene, 60 sene önce getirilmiş bir sistemin aynen korunması, aynen onunla devam etmek durumunda mıyız? Dünya nasıl bir değişim içindeyse siyasette de bizim bir güncellemeyi yapmak herhalde milletimizin desteğiyle olumlu bir adım değil mi? Burada milletimiz zaten buna destek verirse bu olacak. Muhalefet partileri ister ya da istemez. Millet ister mi istemez mi bu önemli. Yüzde 69 ile millet ‘ben seçeceğim’ derken muhalefete rağmen, bizim dışımızdaki bütün partilere, böyle bir reaksiyonu ortaya koyduğuna göre, böyle bir reaksiyon koyarsa bu olur. Yoksa şu andaki mevcut yapıyla yola devam edeceğiz. Olay budur"
Erdoğan, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve diğer bazı siyasetçilerin başkanlık sistemine geçmeyi düşündükleri ama başaramadıkları anımsatılarak, "Siz bunu başarabilir misiniz’’ diye sorulması üzerine, bu siyasetçilerin konuyu gündeme getirdikleri dönemde partilerinin gerileme trendinde olduğunu vurguladı.
Dolayısıyla konuyu halka anlatmakta zorlandıklarını ifade eden Erdoğan ,"Şu anda biz de aynı durumda olursak, millet bu konuda ’tamam yürü, biz bu noktada hak veriyoruz, arkandayız’ derse bu iş olacak. Demediği takdirde bunu yapacak halimiz yok" diye konuştu.
Türkiye’de 1960’dan beri bir vesayet oluşturulduğu, Parlamentonun kuşatma altına alındığı, bir şekilde milli iradenin paylaştırıldığının ifade edilmesi ve ülkeyi buradan mı çıkarmayı hedeflediklerinin sorulmasına karşılık Erdoğan, "Bu, bir tanesi diyebiliriz. Bakın çok önemli olan şey. Mesela 10 Kasım 1938, Gazi Mustafa Kemal rahmetli oldu. Hemen ertesi gün Meclis kuşatma altına alındı. Niye? İsmet İnönü’yü cumhurbaşkanı yapacaklardı. Böyle bir mantık olabilir mi? Böyle bir anlayış olabilir mi? Ulus’taki Meclis, hemen kuşatma altına alındı. Biz artık bunları değiştirme noktasındayız” ifadesini kullandı.
Aynı şeyin 1962’de Cemal Gürsel ile yapıldığını belirten Erdoğan, Türkiye’nin artık bunları aşması, gündemden çıkarması gerektiğini vurguladı.
"Biz artık bunları düşünemeyiz" diyen Erdoğan, bundan sonra 2023’te dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına nasıl girileceğinin, ileri demokrasinin nasıl yakalanacağının konuşulması gerektiğini aktardı.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Acaba bir yerden darbe gelir mi gelmez mi? İşte Gezi olaylarında bir şeyler denediler, 17 Aralık’ta bir şeyler denediler, 25 Aralık’ta bir şeyler denediler. Yani bunları savuşturmayalım, bunları bir kenara koymayalım. Bunlar aslında aceleci bir tavırla yakayı ele verme oldu. Eğer güçlü bir iktidar olmamış olsaydık, bu oyuna eğer gelmeye kalksaydık bu paralel yapının attığı bu adımların maalesef bir darbe olarak bedelini ağır öderdik. Çok açık, net ortaya çıktı ve bu girişim bertaraf edildi. Tabi artık bunlara dayanamayacağımız gibi bir de turlar noktasında da Parlamentoda, hatırlayın 1980 miydi? 114 tur yapıldı. Böyle bir şey olabilir mi? Bırakalım millete, milletimiz ne derse. Tek turda işi bitirir. Olmadı iki tur. Bitti. İkinci turdan öte yok."
Erdoğan, ’’Bu yönetim anlayışıyla, vizyonlarında ortaya koydukları, demokrasinin derinleşmesi, refah toplumu ve öncü ülke hedefleri çerçevesinden bakınca nasıl bir Türkiye hayal ettiği’’ne ilişkin soruya karşılık, en önemli hayallerinin 2023’te dünyada ilk 10 ekonomi arasına girmek, kişi başına düşen milli gelirde 25 bin doları yakalamak ve Türkiye’nin dünyada savunma sanayide kendi ihtiyaçlarını yüzde 80-85 karşılayabilen bir ülke haline gelmesi olduğunu belirtti.
İhracatta 500 milyar doları yakalamak gibi bir hedefleri bulunduğuna dikkati çeken Başbakan Erdoğan, bu hedeflerin yakalanacağını ifade etti.
Bu hedefleri İhracatçılar Meclisinde istişare ederek belirlediklerine değinen Erdoğan, bunlara yönelik adımlarını kararlı bir şekilde attıklarını dile getirdi.
Kendilerinin bunlarla muhalefetin ise hep başka şeylerle uğraştığını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Yıllarca eğer biz yerimizde saydıysak, eğer yıllarca biz 230 milyar dolar gayrisafi milli hasılaya ulaştıysak 79 senede, düşünebiliyor musunuz? Ne ile uğraştı bunlar? Yattılar kalktılar, başörtüsü, yattılar kalktılar cami, yattılar kalktılar Kur’an, Kur’an kursu bunlarla uğraştılar. İrtica aşağı, irtica yukarı bunlarla uğraştılar. Şimdi bunlar gündemden düştü. Ülke bir huzur ülkesi haline geldi. Ülkede bir bölünme var mı? Bir parçalanma var mı? Tam aksine şu anda ülke ekonomide hamdolsun kişi başına milli gelirde 11 bin dolara ulaştı. Ve artık Türkiye, bakın göreve geldiğimizde, veren el olarak 45 milyon dolar az gelişmiş ülkelere destek verirken bugün 3,5 milyar dolar bu desteği verir hale geldik. Öbür tarafta ülkemizin borcuna bakıyoruz milli gelire oran yüzde 73’tü geldiğimizde ama şimdi yüzde 35’e düştü. Buraya geldik. IMF’ye borcumuz vardı 23,5 milyar dolar, sıfırladık. Şimdi biz onlara 5 milyar dolar borç verebileceğimizi söyledik. Merkez Bankamız neredeyse sıfırlanıyordu. 27,5 milyar dolar döviz rezervi vardı, şu anda 133 milyar dolar döviz rezervine sahibiz. Yeterli mi? Değil, daha da artacak. Kimle vardı? Bu muhalefet partileri o zaman buradaydılar. Ziraat Bankası gibi bir banka gidiyordu. Halk Bankasıyla bütünleştirdiler, kurtaramadılar. Geldik biz, ayırdık. Şu anda her iki banka da güçlü banka halinde. Vakıf Bank nerelerdeydi, şimdi nereye geldi. Bunları görmemiz lazım. Görev zararı yutturmacasıyla hatırlayın 40 milyar dolar, 50 milyar dolar, maalesef ülke bedel ödedi. Bunu millet ödedi. Şu anda Türkiye’nin yakaladığı ivme tüm dünyanın dikkatini çekiyor. Onun için dünya bütün bunlara ’sessiz devrim’ adını taktı. Bu sessiz devrimle biz emin adımlarla şu anda 2023, 2053, 2071 bu hedefle koşuyoruz, koşacağız.”