Yükleniyor...

Milletten yetki alan C.Baskani olacak

 

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, imanın sıradan bir olay olmadığını belirterek, Mehmet Akif Ersoy’un, "İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür; imansız olan paslı yürek, sinede yüktür" dediğini kaydetti.

İnancın gereğini yapmaya mecbur olduklarını ifade eden Erdoğan, "Bunlara sessiz kalamayız. Bu adımı atmak için, bu ülkede biz her bir sorumluluk makamında olan, ister iktidar olsun ister muhalefet olsun, sesini yükseltmek durumunda, konuşmak durumunda. STK’lar sesini yükseltmek durumunda. Türkiye’de bazı STK’ların dışında bakıyorsunuz, diğerlerinden, özellikle solla dans edenlerin hiçbirinin sesini duymuyoruz. Hani idamlara karşıydınız? Hadi konuşsanıza, sesinizi yükseltsenize, duyuyor musunuz seslerini? Duymuyoruz. Bütün bunlara rağmen ne diyoruz; zalimler için yaşasın cehennem" dedi.

Başbakan Erdoğan, AK Parti olarak yeni Türkiye anlayışlarının 23 Nisan 1920’deki yeni Türkiye anlayışıyla birebir örtüşen anlayış olduğunu kaydetti.

23 Nisan 1920 tarihinin, bu ülkedeki her bir unsurun, her bir ferdin bu ülkenin kurucu unsuru olduğu anlayışının miladı olan tarih olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"23 Nisan şudur değerli arkadaşlar: Elinde silahı olanın elinde silahı olmayana üstünlüğü yoktur. Elinde parası olanın elinde parası olmayana üstünlüğü yoktur. Gazetesi, televizyonu olanın olmayana üstünlüğü yoktur. Okumuş olanın ümmiye, Türkün Kürde, Sünninin Aleviye, batılının doğuluya, şehirlinin köylüye üstünlüğü yoktur. Hiçbir zümrenin diğer zümre üzerinde üstünlüğü yoktur. 77 milyonun her bir ferdi bu ülkenin kurucu unsurudur, Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibidir, Türkiye’nin istikbalinde söz sahibidir. Cumhuriyet tek bir kişinin, ailenin sultasını sona erdirirken, yeni diktatörler, yönetici elitler ya da milli şefler tecris etmek için kurulmamıştır. Oy sandığı önünde, ailesi, gelir durumu, etnik kökeni, mezhebi, yaşam tarzı ayırt edilmeksizin herkes eşittir.

Aynı şekilde Türkiye’nin istikbalini, kaderini tayin hususunda; dağdaki çobanla üniversitedeki profesör de çok tabi olarak aynı derecede söz sahibidir. Cumhuriyetin hemen ardından, tek parti dönemi millet üzerinde öyle bir baskı oluşturmuş, milleti öyle sindirmişti ki bu ülkenin asıl sahipleri, bu ülkenin kurucu unsurları, yani çoğunluk maalesef kendilerini dışlanmış hissetmişlerdir. Darbeler azınlığı iktidara taşırken, çoğunluğun hissiyatını, hukukunu adeta ayaklar altına almıştır. İşte yeni Türkiye bu çarpık gidişin artık son bulduğu, tarihe karıştığı bir Türkiye’dir. Bakın biz 12 yıldır, Türkiye’yi hayalleri ile buluşturmanın mücadelesini veriyoruz. Ama şahsen benim öyle bir hayalim var ki bu hayalimin gerçekleşmesini gerçekten çok ama çok arzu ediyorum. 77 milyonun her bir ferdinin kendisini bu ülkenin asıl sahibi olarak hissetmesini, özgüven içinde olmasını, başını öne eğmeden, dimdik ayakta durmasını gönülden arzu ediyor, bunu samimi olarak hayal ediyorum."

Başbakan Erdoğan, 23 Nisan 1920’de milletçe böyle bir hayalin peşine düştüklerini belirterek, "Ne yazık ki tek parti dönemlerinde bizim bu hayallerimiz örselendi. Ama şimdi biz bu hayali gerçeğe dönüştürmenin, bu hedefi mümkün hale getirmenin mücadelesini veriyoruz. Çetelerle mücadele ederken, aslında yakın bir hayalin peşinde koşuyoruz. Cunta ile mafya ile mücadele ederken, işte bu samimi hayalin peşinden koşuyoruz. Belli zümrelerin tahakkümüne son verirken işte bu hayalin özlemiyle gayret gösteriyoruz. Biz azınlığın çoğunluğa baskı kurduğu bir iklimden ülkeyi çıkarıp, herkesin birbirine aynı nazarla bakabildiği bir iklimi inşa ettik, inşa ediyoruz. Hep söyledim, bugün de söylüyorum; Türkiye sesi çok çıkanların egemen olduğu bir ülke değildir. Türkiye sokaklara çıkıp, şımardıkça cam ve çerçeveyi indirenlerin tahakküm kurabildiği bir ülke değildir. Türkiye parası olanın düdüğü çalacağı, manşet atanın rota çizeceği bir ülke değildir" dedi.

Erdoğan, 81 vilayetteki her bir ilçe, belde, köy ve mezradaki vatandaşın bu hissiyat içerisinde olmasını, başı dik, onurlu ve özgüvenli biçimde kendisini bu ülkenin sahibi olarak hissetmesini istediğini kaydetti.

"Millet en ağır saldırılar karşısında gücünü tüm dünyaya hissettirmiştir"

Yurtdışındaki tüm vatandaşların güçlü bir devlet olan Türkiye’nin yanlarında olduğunu hissetmesini, bu özgüven içinde olmalarını arzu ettiğini belirten Erdoğan, milletin bu hissiyatının Türkiye’yi bugünlere taşıdığını belirtti. 30 Mart seçimleri öncesinde kendisini imtiyazlı zanneden, kendisini asilzade, kendisini bu ülkenin yegane sahibi zanneden kibir abidelerinin kaybettiğini ve milletten cevabı aldıklarını ifade eden Erdoğan, "Millet en ağır saldırılar karşısında gücünü, iradesini, sabır ve dirayetini tüm dünyaya hissettirmiştir. Azınlığın çoğunluğa tahakküm ettiği dönemler bir daha geri gelmemek üzere mazide kalmıştır. Milli irade, milli egemenlik 94 yıl sonra bir kez daha ülkemize tam anlamıyla hakim olmuştur" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, 2007 yılında cumhuriyeti daha da güçlendirmek, milli egemenliği ve demokrasiyi tahkim etmek için çok önemli Anayasa değişikliği yaptıklarını söyledi.

Yargının 2007 yılında TBMM’nin kararına müdahale ederek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemek istediğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"TBMM’nin her kurum ve iradenin üzerinde olduğunu 2007’de bir kez daha gösterdik. Buna CHP, MHP, BDP karşı çıktı. AK Parti olarak biz 330’u yakalayarak millete gittik. Millet ne dedi? ’Yüzde 58 ile 26 maddelik Anayasa paketinizi onaylıyorum’ dedi. Bu değişiklikle bugüne geldik. ’Yeni Anayasa yapalım, buyurun oturalım yapalım’ dedik. Biz 327 milletvekiliyle Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda 3 kişiyle temsil edildik, öbür tarafta CHP’si, MHP’si, BDP’si toplamda 227 vekille karşımızda 9 kişiyle temsil edildiler. Ne oldu? Yeni Anayasa’ya evet dediler mi? Mutabık kalınan 4 partinin 60 madde var. Bu 60 madde de stop, orada nokta konuldu. Yürümüyor bu işler. Kim dedi? Meclis Başkanımız, ’bu böyle yürümeyecek’ dedi. Biz ne dedik? Daha önce kalktı Ana Muhalefetin genel müdürü dedi ki... 48 maddedeydik, daha sonra 60 oldu. ’Biz bunları Meclis’ten çıkarmaya varız’ dedi. Öyle deyince ben de arkadaşlarıma ’hemen görüşün, tamam, buyur beraber yapalım bu işi’ dedim. CHP’nin genel müdürü, arkadaşlarım onların yetkililerine gidince dediler ki ’hayır, MHP ve BDP’nin bu işe evet demesi lazım.’ İkimizin oyu buna yetiyor işte gel 60 maddeyi halledelim. Bak bunun üzerinde dördümüzün mutabık kaldığına dair imzaları var. Dördü bunda mutabık kaldığına göre, hiç olmazsa bu 60 maddeyle ilgili Meclis’te çalışmamızı yapalım, şunu şöyle 15 günde, 3 haftada Parlamento’tan çıkartalım iki parti olarak. Anayasamızın bu 60 maddesini de bu vesileyle değiştirmiş olalım. Orada da mızıkçılık yaptılar ve kaçtılar. Niye? Bunlar hiçbir zaman inşa etmeye değil, yıkmaya geldiler. Bunlar her zaman olumsuzluğun yanında, negatif olmanın yanında yer aldılar. Fakat bizler ne yaptık? Allah’ın izni ve milletin takdiri ile dedik ki ’artık Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerilim fırsatı olmaktan, Türkiye’ye ağır bedeller öteden süreç olmaktan çıkacaktır’ dedik ve çıkardık. 20 milletvekili ya da siyasi partilerin göstereceği uygun her aday, milletin huzuruna çıkacak, milletten yetki alırsa Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olacak."

Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine değindi.

AK Parti olarak 10 Ağustos’taki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için istişarelerinin yoğun şekilde devam ettiğini ifade eden Erdoğan, "Biz bir istişare partisiyiz. Her işimizi istişare ile yaparız. Bugüne kadar bunu böyle yaptık" dedi.

Erdoğan, geçen hafta milletvekilleriyle istişare toplantısı gerçekleştirdiklerini, ardından gerçekleştirdikleri genişletilmiş il başkanları toplantısında da istişareleri yaptıklarını, kanaatleri aldıklarını bildirdi.  Erdoğan, büyük kongre delegeleri, kadın ve gençlik kollarıyla bu hafta biraraya geleceklerini, bu arada kanaat önderleriyle görüşmelerinin olduğunu ve olacağını bildirerek, "Cumhurbaşkanımızla da aynı şekilde bu konuyu ele alıp değerlendirmemizi yapacağız" dedi.

"Cumhurbaşkanlığı çantada keklik bir olay değil"

Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin "bu işe iki kişi karar veremez" dediğini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Sen mi vereceksin kararı? Biz bu kadar geniş bir istişare yapıyoruz. Bu arada biz, Cumhurbaşkanımızla da böyle bir konuyu açık, net değerlendiririz. Ondan sonra da bunun nihai kararını millet verecek. Bu kadar siyasetin acemisi, bir çırak bu işlerden anlamıyor. Nihai kararı verecek olan millettir. Bu noktada Cumhurbaşkanlığı çantada keklik bir olay değil. Millete gidilecek. Aday kim olursa olsun. Nihai kararı millet verecek. Nedir bu telaşınız o zaman? Bakıyorsun öbür tarafta CHP’nin genel müdürü, o da tutuşmuş. Zaten kendi içlerinde birbirlerine girdiler. ’Pensilvanya ile neden bir araya geldiniz? Neden şöyle oldu, neden böyle oldu?’ Bunu görmediniz mi ya? Olacak olan buydu. Bunlar kime yar oldu ki size yar olsun? Tek ceketle yola çıktı, şu anda milyarlarca liralık dava açıyor. Sen bunların sadece harç ücretini nereden buluyorsun? Tek ceketi vardı, herhalde şimdi ceketsiz kalmış vaziyette. Dava üstüne davalar açtı. Tazminat davalarıyla herhalde ciddi bir rakam toparlayacak ve bu rakamlarla da inşaatın kalan kısımlarını tamamlayacak. Böyle bir durum var."

"Bunları savunacak kadar alçaklar"

Başbakan Erdoğan, yaşanan dönem içinde yargının tüm kurumları içerisinde olanlar ile Adana olayının ortada olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

"Hala utanmadan sıkılmadan yazdıkları, çizdikleri ortadadır. Neyi yazıyorsun neyi çiziyorsun? Sen bu ülkenin Başbakanını, Dışişleri Bakanını dinleyeceksin, bakanların kendi aralarında yaptıkları konuşmaları dinleyeceksin; bunu da kalkacaksınız, kendiniz dinleteceksiniz utanmadan sıkılmadan belge diyeceksin. Ne belgesi, işte belge, ne belgesi? Kalkıp da şunu söyleyemiyorlar: Bu ülkenin Başbakanı nasıl dinlenir diyemiyorlar. Bakanların kendi aralarındaki konuşmaları dinlenemez diyemiyorlar. Adeta devletin kurumlarını bu noktada kendilerinin dinleme seanslarının yapıldığı yerler haline getirdiler. Bunları savunacak kadar alçaklar. Bunun savunulur bir yanı var mı? Utanmadan, sıkılmadan köşelerinizde kapmışsınız, bir kalem oralardan yazıyorsunuz. Neyi yazıyorsun? Sizin adalet anlayışınız bu mu? İnsanların mahremine girdiniz. Sizin din anlayışınız bu mu? Nasıl girersiniz insanların mahremine? Bu denli bu işin maalesef şu anda istikameti kaybolmuş ve istikametini kaybetmiş olan bu takım şimdi elinden geldiğince artık son çırpınışlarını yapıyor. Biz bu işin altyapısını, zeminini oluşturuyoruz ve gereği neyse yapacağız. Bunun için de bütün milletvekili arkadaşlarıma A’dan Z’ye görev düşüyor. Siz milletin vekilisiniz arkadaşlar. Bu millet yüzde 45.5’la meydanlarda ne dedi? Biz bunların yolsuzluk yaftalarına inanmıyoruz, ama sizden bir şey bekliyoruz: Bu iftirayı atanlara, bu müfterilere gereken cezayı vermeniz lazım. Bunların elinde - hep söyledim- şantaj kasetleri var. Bu devletin en tepesinden en aşağısına kadar, kaç kere söyledim. Cumhurbaşkanının da şantaj kaseti bunlar da var, benim de vardı, Genelkurmay Başkanının da... Ama ben diyorum ki benimle ilgili varsa çıkıp açıklayın, ’açıklamazsanız namertsiniz’ diyorum. Şahsımla alakalı, aradıklarını bulamadılar, bulamayacaklar. Benim bakanlarımla yaptığım görüşmeleri ancak verebildiler. Veya eşimle, çocuğumla yaptıklarımı verebildiler. Veremeyecekler, bulamayacaklar. Çünkü bunlarda o şeref yok. Geçen söyledim ya düşman bile bu şerefsizliği yapmaz. Bunlar bunu yaptı. Bizim bu noktada aldığımız terbiye farklıdır."

Başbakan Erdoğan, "Biliyorsunuz, Hazreti Ali düşmanı öldürmek için yatırıyor; tam boynunu vuracak, düşmanı ona tükürüyor. Tükürdüğü anda Hazreti Ali onu öldürmekten vazgeçiyor. ’Şu ana kadar seni inancımın gereği için öldürecektim ama şimdi buna nefsim karışır diye seni öldürmekten vazgeçiyorum’ diyor. Tablo budur. Ama bunlar bunu göremediler ve vicdansızca hareket ettiler. Şimdi de farklı gayretlerin içerisindeler. Ama biz de AK Parti olarak elimizden geleni yapacak ve bu devleti bu haşhaşilerden Allah’ın izniyle temizleyeceğiz" diye konuştu.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine ilişkin, "İstişareler neticesinde adayımızı açıklayacak ve yolumuza kararlı şekilde devam edeceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin de sonraki sürecin de Türkiye için kayıp zamanlar olmaması açısından çok büyük hassasiyet içinde olduklarını vurgulayan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

"Gerek seçim öncesi 3. aylık dönem gerek seçim sonrasındaki dönem Türkiye için, ekonomimiz için, çözüm süreci için asla bir belirsizlik süreci olmayacak. 2023 hedefleri toplumun üzerinde ittifak ettiği hedeflerdir ve isimler değişse bile bu hedeflerimiz baki kalacak. Bu hedeflere ulaşmak için tavizsiz çalışacağız. Seçim öncesi ve sonrası için Türkiye’de belirsizlik  bekleyenler, kaos bekleyenler hiç kuşkunuz olmasın hayal kırıklığı yaşayacaklar. Zira biz isimlerle değil, ilkelerle hareket eden bir partiyiz. İsimler değişse de AK Parti ilkeleri doğrultusunda geleceğe ilerleyecek, fitne ve nifakı yanına yaklaştırmadan, yılmadan ve yıkılmadan dava taşını gediğine taşımaya devam edecektir. Aday tespit sürecimiz ve sonrasına ilişkin kararlarımız ne şekilde tecelli ederse etsin bundan Türkiye kazanacak, bundan milletimiz  kazanacaktır."

"Teşekkür ziyaretlerine başlıyoruz"

Erdoğan, yarın TBMM’de 23 Nisan özel oturumunun gerçekleştireceğini belirterek, Başbakanlık’ta da çocukları kabul ederek, bayramlarını tebrik edeceklerini söyledi.

Hafta sonuna kadar uluslararası kabulle ve diğer çalışmalarla yoğun bir program çerçevesinde devam edeceklerini bildiren Erdoğan, hafta sonu 3 ile kapsayan bir ziyareti olacağını kaydetti.

Teşekkür ziyaretlerine başlayacaklarını belirten Erdoğan, Cumartesi günü Konya ve ilçesi Ereğli ile Karaman’a gideceğini ifade etti.

Erdoğan, pazar günü Kayseri ve Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesini ziyaret edeceğini bildirerek, Konya ve Kayseri mitinglerine sesinin rahatsızlığı sebebiyle gidemediğini anımsattı. Erdoğan, "Şimdi o mutluluğu ertelenmiş olarak gerçekleştireceğiz. İnşallah Konya ve Kayseri’de bu mitinglerimizi telafi eden bir buluşma yapacağız" dedi.

TBMM’deki çalışmalarının hız kesmeden devam edeceğini vurgulayan Erdoğan, "Muhalefetin hırçın tavrına rağmen MİT teklifi geçtiğimiz hafta yasalaştı. Biz muhalefetin tavrını çok iyi anlıyoruz. Sürekli kaybediyor olmanın nasıl bir hırçınlığa yol açtığını çok iyi görüyoruz. Onlar başarısızlıklarını örtmek  için hırçınlık yapacak, gerilim üretecekler. Biz de her zaman ki gibi ülkeye, millete hizmet üreteceğiz" dedi.

Konuşmasının ardından, Dünya Gençler Şampiyonası’nda dereceye giren sporcular, Başbakan Erdoğan’a çiçek sundu ve hatıra fotoğrafı çektirdi. Erdoğan, Türkiye Wushu Federasyonu İcra Kurulu Başkanı Abdurrahman Akyüz ile şampiyonada dereceye giren çocukları Necmettin Erbakan, Elif ve Zeynep Makbule ile 6 yaşındaki wushu sporcusu Ayşe Sude’yi tebrik etti.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.