Yükleniyor...

Nihai yetki YSK’dadir

 

Davutoğlu, Kanal 7’de katıldığı "İskele Sancak"  programında gündeme dair soruları yanıtladı.

Eğitimdeki 4+4+4 tartışmalarına değinen Davutoğlu, muhalefetin bazı konuları farklı bir şeklide aktardığını ifade etti.

Davutoğlu, CHP ile yürütülen koalisyon müzakerelerinde nihai noktaya gelinememesinin en önemli sebeplerinden birisinin, "Eğitim ve dış politika alanlarında neredeyse her şeyin 180 derece değişmesi gerektiğinin iddia edilmesi" olduğunu aktardı. CHP ile görüşmelerde "bir onarım hükümetinin" gündeme getirildiğini ifade etti.

Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ben o zaman biz böyle bir şeye ’Evet’ dediğimiz zaman kendimizi reddetmiş oluruz. Biz 12-13 yılı bir başarı hikayesi olarak görüyoruz. Zaten başarı hikayesi olarak gördüğümüz için halktan tekrar teyit istiyoruz ve destek istedik. Siz bunu böyle görmemiş olabilirsiniz ama hükümet ortak hükümet olacaksa bu ortak hükümet sadece sizin görüşünüzü yansıtan bir hükümet olamaz. Bunları çok samimiyetle tartışmıştık."

Her yaş diliminin bir psikolojisi olduğunu ve bu yaş diliminin psikolojisine uygun eğitim tasnifi yapmanın çağdaş eğitimin esası olduğuna işaret eden Davutoğlu, özel yeteneklere sahip çocukların keşfedilip, onlara ayrı bir eğitim uygulanması gerektiğini işaret etti. 

Eğitimde "bölünmez" anlamının, "Andı ezberleyeceksin, şunları yapacaksın" diye dikte eden, eleştirel bakmayan, tartışmayan ve dayatmalı bir eğitim anlayışına bürüneceğini ifade eden Davutoğlu, "28 Şubat’ta böyle denilmişti, ’Eğitim bölünmez, tek tip olacak, kesintisiz eğitim 12 yıl ve hiçbir farklılığa işaret edilmeyecek’. Halbuki bunun zararını gördük" dedi.

Meslek liselerinin 28 Şubat’ta bir dumura uğratıldığını, insanların üniversiteye kadar neredeyse hiçbir alternatif yola giremediğini anlatan Davutoğlu, şunları söyledi:

"4+4+4 bir ihtiyaçtan çıktı, bir gün ortaya çıkan bir tablo değil. Bu da daha çocukluk dönemini yaşayan ilk 4 yıl, nihayet tam ergenlik dönemine geçmeden yaşanan çocuk o psikolojiyle bunların meziyetlerinin, bilgi ve becerilerinin keşfedilmesine de dayalı bir dönem. Sonra ikinci 4 yıl daha sonraki eğitim açısından tercihlerin şekillenmeye başladığı bir dönem. Son 4 yıl da meslek ve tercihi ve üniversiteye doğru gidiş için tercihlere yönelen bir yıl. Bunlar son derece doğru tasniflerdir."

CHP’nin "İmam hatipleri kapatmayacağız" açıklamalarının hatırlatılması üzerine ise BaşbakanDavutoğlu, "(Kapatmayacağız) diyor da (Son 4 yıla bırakacağız) diyor, nihayet 28 Şubat zihniyetin bir sonucu olmuş oluyor. Meselenin kaynağı 12 Mart’ta da ’Kapatmadık’ diyerek orta bölümünü kapattılar, 28 Şubat’ta aynı şeyler yaşandı" diye konuştu. 

İmam hatip liselerinin diğer okullar gibi bu ülkenin çocuklarının okuduğu okullar olduğunu söyleyenDavutoğlu, diğer okullar ile imam hatipler arasında bir fark, ayrımcılık ya da imtiyaz olmadığını vurguladı. 

Davutoğlu, tüm okullardaki çocukların kıymetli olduğunu belirtti. 

"YSK’nın yetkisi var"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, seçim sandıklarının birleştirilmesi ile ilgili tartışmalara da değindi.

Konuyla ilgili doğru boyutun tartışılmadığını ifade edenDavutoğlu, şunları söyledi:

"Yasal gereklilik, söz konusu olan husus, sandıkların içindeki seçmenlerin bulundukları sandıkları bir anda birleştirip, karıştırarak daha karma listelerle başka bir yerde oyunun kullanılmasını sağlamak, bunda yasal gereklilik var. Bugün tartışılan husus bu değil. Bir kere neyin tartışıldığını, neyin üzerinde durulduğunu veya ilçe seçim kurullarına gelen talebi doğru okumak lazım. Olan husus şu: Anayasa’nın 79. maddesi ile YSK’ya verilen net bir yetki var. Belli şartlarda YSK sandıkların nerede, hangi mekanda olacağı ile ilgili nihai yetkiye sahip. Yani şu: Bu da tamamıyla seçim güvenliğiyle ilgili Yüksek Seçim Kuruluna verilen bir yetki."

İlçe seçim kurulunun şu ya da bu gerekçe ile terörle mücadele dahil olmak üzere birçok güvenliği etkileyebilecek hususları ve kendisine gelen talepleri göz önüne alarak, "Şuralarda oy kullanılsın" diyebildiğini anlatan Davutoğlu, bu durumda sandıkların içindeki seçmen listesinin değişmediğini, sandıklarla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunulmadığını vurguladı. 

Daha önce 5 okulda kullanılan oyun, bir okula toplanıp, güvenlik tedbirleri içerisinde daha kolay yapılmasının sağlandığına işaret eden Davutoğlu, "Bazı vatandaşlarımız biraz fazla yol katedecek, oy kullanacak, bazıları için daha kolay olacak. Onu bilemeyiz ama nihayetinde son derece doğru, son derece iyi niyetli atılan bir adım. Bu konuda yetki YSK’da" diye konuştu. 

Davutoğlu, bu konuda AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in de bu doğrultuda açılamada bulunduğunu ifade etti. 

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in de bu konuda açıklama yaptığını hatırlatan Davutoğlu, "AK Parti’nin görüşü açık ve nettir. YSK, Anayasa’nın kendisine 79. madde ile verilen yetkiyi -değerlendirmelerini yapar ve- kullanır. Bunun siyasi yönü yoktur, bunun hukuki bir yönü vardır. Hukuki yetkiyi de kullanmaya haiz" dedi. 

Davutoğlu, "Oy kullanamadım, oyum iptal olur" gibi tartışmaların da yersiz olduğunu, sandıkların yerinin yeni tespit edildiğini kaydetti. Avrupa’daki vatandaşların 15-16 yerdeki sandıkta oy kullandıklarını hatırlatanDavutoğlu, oradaki insanların, "Benim mahallemde sandık olmadıkça oy kullanamıyorum" gibi açıklamalarda bulunmadıklarını ifade etti. 

 "YSK, hiçbir partinin organı değil"

Davutoğlu, "Şartlar neyi gerektiriyorsa ona karar veriliyor. Türkiye’de de şu anki şartlar neyi gerektiriyorsa ona karar verilir. Buna YSK karar verir. Biz AK Parti olarak YSK’nin verdiği kararı hukuken de doğru buluruz, o kararın gereğini de yaparız" diye konuştu. AK Parti istediği için YSK’nın böyle bir karar vermediğine işaret eden Davutoğlu, kararın tamamen YSK’ya ait olduğunu belirtti. 

Bir hükümet kurulmuş olsaydı Seçim Kanunu’nda yapılacak değişikliklerden birinin de bu olduğunu anlatan ve bu konuda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüştüğünü söyleyen Davutoğlu, "Çok az insan yaşayan yerler var, oralarda görüyorsunuz. Yüzde yüz bir partiye oy çıkıyor, demek ki bir baskı var. Bazen de fazla katılım oluyor. Demek ki orada baskı var, bir şey var, demek ki. Bu baskı ortamını gözardı edenler, Yüksek Seçim Kurulunun yetkisini tartışmaya açıyor" diye konuştu.

YSK’nın güvenlik şartları gereği ya da başka gerekçe ile Anayasa’nın 79. maddesindeki yetkiyi kullanarak, "Şu tedbiri alıyorum" dediğinde kimsenin bunu tartışmaya açmaması gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"YSK, hükümetin, hele hele AK Parti’nin veya herhangi bir partinin organı değil. YSK, Türkiye’de 1950’den bu yana yapılan bütün seçimlerde seçimlerin objektif yapılmasını sağladı. Ayrıca YSK, AK Parti’nin talebini de kabul ediyor değil."

Tunceli’de şehrin içinde, Valiliğe yakın bir alanda miting yapmak istediklerini ancak İlçe Seçim Kurulunun bunu uygun görmediğini anlatan Davutoğlu, kendilerinin ise bunu kabul ettiklerini, herhangi bir "özgürlüğümüz yok sayıldı" gibi propagandaya girişmediklerini kaydetti. 

Başbakan Davutoğlu, YSK’nın şimdiye kadar çok iyi sınav verdiğini, hiçbir seçimde objektifliğinin, tarafsızlığının tartışma konusu olmadığını ifade etti. 

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bizim yaptığımız bu operasyonlar demokrasi için yapılıyor. Halkımızın özgür iradesini ortaya koyabileceği şartların sağlanması için yapılıyor. Onun için rahatsız oluyorlar. İstiyorlar ki yine ev ev dolaşıp, ’Biz sizi biliyoruz, İstanbul’da da şöyle akrabalarınız var zaten’ ya da İstanbul’daki akrabalarına gidip, ’Biz sizin de şurada akrabalarınız var...’ deyip örtülü tehdit yapacak şekilde ev ziyaretleri yapacaklar. Şehirlerin, ilçelerin kenarlarında mezarlıklar görüntüsü altında insanları hesaba çekecekler, sonra da özgür seçim ve iradeden bahsedecekler. Bunları yapamayacaklar bu seçimde" dedi. 

Seçim güvenliğinin kesin surette sağlanacağına dikkati çeken Davutoğlu, seçimin işleyişi ile ilgili nihai kararın Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) vereceğine işaret etti. Davutoğlu, hükümetin de YSK’nın vereceği bu kararların gereği olan tedbirleri almakla görevli olduğunu söyledi. 

"Sorumluluk almayanların eleştiri getirmeye hakları yok"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildiğini anımsatanDavutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Hükümetin yapısı da bir parti hükümeti değil, ben başbakanlık görevini AK Parti genel başkanı olarak deruhte ediyor değilim. Sayın Cumhurbaşkanımızın suhuletle seçime götürme görevi vererek kurmamı istediği bir hükümetin başındayım. Dolayısıyla iki şapkayla ayrı ayrı ifade etmek gerekirse, bizim görevimiz mesela gerçekten CHP, MHP, HDP eğer bu sorumluluğu hissetselerdi, Türkiye’nin seçim güvenliği bağlamında ve Türkiye’nin suhuletle seçime gitmesi gerektiği konusunda bir sorumluluk hissetselerdi bu hükümete milletvekillerinin bakan olarak girmelerine itiraz etmezlerdi. Eminim o milletvekilleri eğer partilerinden bir blokaj olmasaydı, çoğu Sayın Türkeş gibi bu onurlu görevi kabul ederlerdi. Ama bir baskı uygulandı, milletvekillerinin iradesi üzerine bir baskı uygulandı ve bulunulması gereken yerde değil onlar şimdi. Bunu birlikte yapmamız gerekirdi.

Şimdi bunu dedikten sonra Türkiye’de seçimlere gidişle ilgili bir takım eleştirilerde hükümete yönelik ciddi bir çelişkidir. Madem CHP’ye, MHP’ye beş, üç hepsine teklifte bulunduk madem bu konuda kaygılıydınız, madem bu konuda bazı söyleyecek sözünüz vardı madem bu konuda demokrasiye sadakat ve demokrasi ile demokratik seçimlere Türkiye’yi götürme sorumluluğu konusunda duyarlılığınız vardı niçin hükümete katılmadınız? Neden elinizi taşın altına koymadınız. Terörle mücadele ederken biz bir taraftan, bir taraftan ülkeyi seçime götürürken Allah aşkına kim Türkiye’de hükümetsiz bir tablo istiyor? Biz Türkiye’yi hükümetsiz bırakmadık. Evet işimiz zor oldu, evet jet lag bile yaşamaya hakkım yok benim, dış temsildi, içerideki mücadeleydi, bir taraftan seçim beyannamesi çalışması yapıyorum, bir taraftan dün gece yarısı İçişleri Bakanımızı, Adalet Bakanımızı kabul ettim geç vakit, operasyonlarla ilgili bilgi aldım. Nusaybin’de, Silvan’da ne oluyor ilçe ilçe takip ediyorum. Neden? Çünkü bu ülkenin suhuletle seçime gitmesi lazım. Bu sorumluluğu almayanların seçim güvenliği konusunda eleştiri getirmeye hakları yok."

"Bu tedbirleri almakta da kusur etmeyeceğiz"

"Yüksek Seçim Kurulu kararları alır, hükümet de bu kararların gereği olan tedbirleri alır. Bu tedbirleri almakta da kusur etmeyeceğiz" diyen Davutoğlu, "Sonra şuna dönüp de özellikle HDP cihetinden gelen bazı seslere hitaben söylüyorum terör saldırıları olacak, milletvekilleriniz gidip o terör saldırılarını yapan teröristlerin cenazelerinde devlete meydan okuyacak, sonra siz dönüp bu ülkede seçim güvenliği bağlamında sanki hiçbir risk yokmuş gibi alınan bazı tedbirleri eleştireceksiniz" şeklinde konuştu.

AK Parti Genel Başkanı olarak 81 ile yine gidebileceğini ancak süre kısıtlamasından dolayı bunu yapamayacağını ifade eden Davutoğlu, "Her yerde propaganda yapacağız, her yerde demokratik bir seçim yarışına gireceğiz ama Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı olarak Cumhurbaşkanımızın tevdi ettiği görevi yerine getirirken bir an dahi tereddüt, ihmal kabul etmeyecek şekilde her türlü tedbirleri alacağız" değerlendirmesinde bulundu.

Seçim güvenliğine ilişkin alınan tedbirler konusunda ise Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Tedbirlerden birini söyleyeyim, dün Bitlis’te Ölek denilen mahalde ki onları tek tek biliyoruz nerede olduklarını. Çok ciddi bir operasyon yapıldı. Muş’un Varto’nun yakınında mezarlık denilen yerde operasyon yapıldı. Niye biliyor musunuz? Hatırlarsınız belki başka bir programda ben bir işe girerken resmi zihnimde tam canlandırmadan girmem. 23 Temmuz’de güvenlik zirvesi yapıp da bütün birimlerden brifing aldığımızda ve talimat verdiğimizde yazılı talimat da verildi Genelkurmay’a, her yere. Bir Kandil var, dört ayak diyelim. Kandil’de eğitilen militanlar, teröristler içeri gelip kırsal kesimde yapanlar var, sonra şehri çembere alan işte bu Bitlis Ölek denilen yerde olduğu gibi Varto’nun kenarında çoğunda da bunları mezarlık görüntüsü altında, mezarlığın hemen yanında bir yapı oluşturuyorlar. Orada haraç alınıyor, baskı uygulanıyor, seçim için çağrılıyor, ’şuradan sizden tam oy almazsak şöyle yaparız’ deniliyor. Sonra bir de şehir içinde yapılanmalar var. Biz bunların bağlarını birer birer koparıyoruz. Ne zaman ne gerekiyorsa, bedeli ne olursa olsun halkımızın huzuru için siyaseti bedeli ne olursa olsun gereğini yaparız.

Burada seçim güvenliği bağlamında alınan tedbirlerden biridir. Cizre operasyonu, Nusaybin’i, Silvan’da, Varto’da, Bitlis’te, Ölek’te. Ölek’te uçak savar bulunuyor, doçkalar yakalanıyor, kime karşı, kimin uçaklarına karşı Beytüşşebab’ta değişik yerlerde. Kimlere karşı bu silahlar biriktiriliyor. Niçin bizden yani hükümetten ayrılıp giden bakanlardan biri Varto’da mezarlık dediği yerde, mezarlığın hemen yanında yapılan binalarda onlarca kalaşnikof, yüzlerce mermi, dört terörist başlarında, doçkalar vesaire bir sürü şeyler. Bunlar niçin depolanmış." 

"Operasyonlar demokrasi için yapılıyor"

Operasyonların demokrasi için yapıldığına vurgu yapanDavutoğlu, "Halkımızın özgür iradesini ortaya koyabileceği şartların sağlanması için yapılıyor. Onun için rahatsız oluyorlar. İstiyorlar ki yine ev ev dolaşıp ’Biz sizi biliyoruz, İstanbul’da da şöyle akrabalarınız var zaten’ ya da İstanbul’daki akrabalarına gidip ’Biz sizin de şurada akrabalarınız var..’ deyip örtülü tehdit yapacak şekilde ev ziyaretleri yapacaklar. Şehirlerin, ilçelerin kenarlarında mezarlıklar görüntüsü altında insanları hesaba çekecekler, sonra da özgür seçim ve iradeden bahsedecekler. Bunları yapamayacaklar bu seçimde. Risk olacak şu anlamda 2011 seçimlerine de biz girerken terörle mücadeleyle birlikte girdik. Ben 2011 seçimleri öncesinde çok şehit cenazesine gittim. 2011’de Silvan, 2007’de de Dağlıca, biz 2007 seçimlerini de bu şartlarda yaptık. Seçimler yapıldı. 90’lı yılların seçimleri çok daha zor şartlarda yapıldı. 90’lı yıllarla biz hiçbir zaman karşılaştırmadık ama kolay olmadı" ifadelerini kullandı. 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "İç savaşı ilan eden, kime karşı savaş edecek? Kime silah çekecek? Hangi mantıkla silah çekecek? Kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen bu kişilere kendi çevreleri bile artık güvenle bakabilir mi? Ne yüzle çıkacaklar tekrar oy isteyecekler?" dedi.

Seçim güvenliği ve iç savaş tehditleriyle ilgili soruyaDavutoğlu, "Bu lafları edecek, sonra da Eş Başkan barıştan bahsedecek. Sen savaş deklarasyonunda bulunduğun zaman, hak ettiğin mukabeleyi görürsün" diye konuştu.

ABD’ye gitmeden önce Kurban Bayramında Diyarbakır’da bayram namazı kıldığını anımsatanDavutoğlu, Diyarbakırlıların kendisini muhabbetle bağrına bastığını, vatandaşlarla kucaklaştığını kaydetti.

Davutoğlu, birçok vatandaşın kulağına eğilerek, "Allah razı olsun. Ne olur devam edin. Bunlardan çektiğimiz yeter" dediğini söyleyerek, "Diyarbakırlı, Hakkarili, Vanlı kardeşlerimiz bu ülkeye sadık insanlardır. Onların karşı karşıya kaldığı zorluklarda biz onlarla birlikte olmak durumundayız" diye konuştu.

Davutoğlu, Diyarbakır’ın ardından Yüksekova’ya geçerek askerlerle birlikte olduğunu hatırlatarak, "O askerlere sorduğumda aralarında Diyarbakırlı da vardı, Ağrılı da vardı. Hangi birliğe gittiysem soruyorum. Doğulusu da Kuzeylisi de Güneylisi de var. Türkiye’nin ordusu milli ordudur. Suriye ordusu değil bu, bir mezhebe, bir kesime dayanan. Milliden kastım herkes oradadır" ifadelerini kullandı.

"Hapishaneye gitse konuşamazdı"

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"İç savaşı ilan eden, kime karşı savaş edecek? Kime silah çekecek? Hangi mantıkla silah çekecek. Kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen bu kişilere kendi çevreleri bile artık güvenle bakabilir mi? Ne yüzle çıkacaklar tekrar oy isteyecekler? İç savaş çağrıları yapacaklar, sonra da dönüp ’Cumhurbaşkanı savaş çıkartıyor, hükümet savaş kışkırtıyor, Başbakan savaşı kışkırtıyor.’ Bunu mu diyecekler. Halkı yanıltmak bu anlamda mümkün değil."

"Çözüm Sürecinin, terör örgütü PKK tarafından silah stoklama süreci olarak görüldüğü" iddiaları hakkındaki soruya Davutoğlu, bu iddiaları söyleyenlerin çok yanlış bir yerden eleştiri getirdiğini belirtti.

Davutoğlu, birçok Kürt arkadaşının evine gittiğinde annesinin Türkçe bilmediğini, bunun doğal olduğunu kaydetti.

Üniversite yıllarında bir arkadaşının ailesini ziyarete gittiklerinde başından geçen bir olayı da BaşbakanDavutoğlu, şöyle anlattı:

 "Aldığımız kültür gereği yemeği tümüyle temizliyoruz. Sünnete uygun diye. Mustafa’nın annesi de kapının ucunda, ona Kürtçe birşeyler söylüyor. Onların geleneğinde tabak tümüyle temizlendiğinde misafir, ’biraz daha verin’ demek istermiş. Annesi demiş ki Kürtçe ’oğlum arkadaşların doymadı, daha vereyim’ diyormuş. Arkadaşım da ’hayır öyle değil, sünnet olsun diye temizliyorlar’ dedi. Allah aşkına bu güzel, annem gibi sevdiğim bir teyze. Onun güzel yüzünden, dilinden dökülen güzel Kürtçe ile benim anamın öz Türkmen Türkçesi arasında ne fark olur? Bu yasaklandı. Hapishaneye gitse konuşamazdı. Bir şarkı, türkü söylenemezdi. Bütün bu yasaklar ne zamana kalktı? AK Parti döneminde kalktı." 

"Niçin askere saldırıyorsun? Niçin Doğulu, Batılı bu gençleri öldürüyorsun?"

Yasakları istismar ederek terör yapan bir yapı olduğunu dile getiren Davutoğlu, "İster milli birlik, ister Çözüm Süreci, ister demokratikleşme. Cumhurbaşkanın 2005’te yaptığı Diyarbakır konuşmasını müteakip tüm bu istismar unsurlarını bunların elinden aldık. Bunu da Kürt vatandaşlarımız gördü. Geriye ne kaldı. İstismar edecekleri bir şey kalmadı, ’Ülkeyi bölmek mi istiyorsun?’, ’Hayır bölmek istemiyorum’. Peki ne istiyorsun? Niçin askere saldırıyorsun? Niçin Doğulu, Batılı bu gençleri öldürüyorsun? Niye eğitim alacak çocukları, 14-15 yaşında dağa kaldırıyorsun? Onlara da üzülüyorum. Çoğu kandırılmış gençler bunların. Kandil’e götürülüyor. 30 yaşına ulaşamıyor çoğu" ifadelerini kullandı

Bütün bu istismar unsurlarının ortadan kalktığı inancı ve özgüvenle "silahları bırakın" dediklerini söyleyenDavutoğlu, "Terk edin ülkeyi, silahlı unsurlar. Ne istiyorsanız. Demokrasi var, gelin Mecliste söyleyin. İstediğiniz dilde söyleyin ama elinize silah alırsanız mücadele ederiz. Bize 2013’te ’Evet artık Türkiye’de siyasi mücadele şartları oluştu. Biz silahları, mücadeleyi bırakıyoruz’ dendi. Fakat ne oldu? Emin olunuz ki; Türkiye’de Gezi provokasyonu, ’Çözüm Sürecini’ baltalamak izin yapıldı. Aynen 1993’te rahmetli Özal benzer bir çabayı son aşamasına getirdiğinde 33 er, arkasından Madımak olayları... Birileri Türkiye’nin huzurunun olmamasını istiyor, provokasyon yapılıyor" değerlendirmesinde bulundu.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.