Yükleniyor...

“Öldürmedigim her Yahudi için Bana Küfredeceksiniz”

 

Bu operasyondan ajanslara düşen kareler arttıkça, daha çok ölmüş bebek bedeni karşımıza çıktıkça; politikacısından ünlüsüne, sivilinden yazarına hemen herkesin tonu sertleşiyor ve nefret söylemine varan sözler zikrediliyor. En moda tavır, 1940larda Almanya ve çevresinde büyük Yahudi soykırımını gerçekleştiren Hitler’in tavrıyla aynı: “Öldürmediğim her Yahudi için bana küfredeceksiniz.” Sadece ülkemizde değil diğer Müslüman coğrafyalarda da bu tavır takınılınca İsrail devleti ve semitist ideoloji için müthiş bir beslenme kaynağı haline geliyor. Bütün komşuları Müslüman yoğunluklu ülkeler olan İsrail devleti bu tavrı gerekçe göstererek dünyanın en güçlü ülkelerini, batı toplumlarını arkasına alarak yüzlerce sivil ölümlerin gerçekleştiği operasyonları sürdürebiliyor. Bunu yaparken, “aslında Hamas da bizim sivil hedeflerimize saldırıyor ama biz önlem aldığımız için kayıp vermiyoruz.” gibi akıllara zarar bir açıklamayla yoluna devam ediyor. Bu mantığa göre savunma sanayisi ilerlemiş bir ülkedeki çocuklar yaşama hakkı bulurken savunma sanayisi geride olan bir ülkede yaşayan çocukların yaşama hakkı bulamaması makul bir sonuçmuş gibi değerlendiriliyor. Dünyadaki hiçbir şeyin kötüye gitmesine sebep olmayan çocuklar çok farklı hayatlar yaşamak zorunda kalıyor, pek çoğu yaşayamıyor bile. Bu yazıyı yazmam için beni en çok motive eden şey Facebook ve Twitter’da bu konu ile ilgili bu sert ve nefret söylemi içeren içerikler paylaşan arkadaşlarım oldu. Günlük hayatlarında, barış zamanında,  asla bir Yahudi nefreti taşımayan, muhtemelen dünyadaki tüm çocukların güzel bir hayat yaşamasını isteyen pek çok arkadaşım “çatışma zamanında” birden bire hiddetlenip düşüncesizce nefret söylemi içerikleri paylaşır hale geliyor. Üç günlük bebeğinden en yaşlısına kadar bütün Yahudilerin ölmesini diliyor, Hitler güzellemesi yapıyor, Tevrat’tan örneklerle Yahudilerin tamamının lanetlenmiş insanlar olduğunu iddia ediyor. Popüler tabirle; “haklıyken haksız duruma düşüyor.” Bu birkaç günlük kontrolsüzce dile getirilen ifadelerin sonucunda İsrail devleti ve Yahudi lobileri yeteri kadar data toplayıp neden bütün dünyanın onları savunması gerektiğini bu nefret söylemleri sayesinde kolayca anlatıyorlar. Yıllardır süren hukuksuz, adaletsiz ve insanlık dışı uygulamaları dünyanın gözü önünde bu sayede yapıyorlar.

Maalesef bu nefret söylemi içerikli tavır sadece İsrail devletine karşı takınılmıyor. Toplum olarak adeta bu yanlış ve politik olmayan tavrın bedelini ödüyoruz yıllardır. Yine günlük yaşantısında muhtemelen bütün Kürtlerin nükleer silahlarla yok edilmesini istemeyen, en azından yaşamalarında bir beis görmeyen toplumumuzun çoğu, şehit cenazeleri geldiği zamanlarda yine o birkaç günlük tavrı takınmaktan kendini alamıyordu. Ve o nefret ifadelerini kullanıp iki toplum arasında derin yaralar açıyorlardı. Son döneme baktığımızda çözüm süreciyle birlikte şehit cenazeleri gelmez oldu ve bu nefret ifadelerini de artık duymaz olduk. Bu sağlıklı ortamda da gelişmelerin nasıl yüreklere su serper şekilde yaşandığını hep birlikte görebiliyoruz. Yani periyodik olarak takınılan nefret tavrı belki de iki halkın 30 yılı aşkın bir sürede on binlerce kayıp vermesine sebep oldu. Diğer bir örnekte CHP ve seçmen ilişkisinden bahsedebiliriz. Toplum genelinde “elitist” olduğu için eleştirilen CHP her seçimden önce “halka inme” çabasına girip aslında elitist olmadığını, halkın partisi olduğunu vatandaşa anlatmaya çalışıyor. Bu gayret Türkiye siyasetinin olgunlaşması açısından oldukça kıymetliyken beklenmedik bir şey oluyor. Seçim sonuçları istenildiği gibi olmayınca CHP’li olduğu bilinen kişiler ve bazı parti yöneticileri o birkaç günlük travmayı belirgin bir şekilde yaşıyor. Rakip partinin aldığı oy oranı ima edilerek “gerçektende halkın yüzde(rakip parti oy oranı)si aptalmış!!” şeklinde demeçlerle yine toplumun belli bir kesimini yaralıyorlar. Bir sonraki seçim yaklaştığında o incinen kesim son yıllardaki CHP tavrını değil de son seçimin ertesinde kullanılan nefret söylemlerini hatırlayarak kendince tavrını belirliyor.

Bu noktada, tabi ki Gazze’de ölen masum insanlar, haberi gelen şehit cenazeleri veya bir seçimde istenilen başarının gösterilmemiş olması hepimizi çok fazla etkileyebilir, üzebilir, kızdırabilir ve hatta nefret dolmamıza sebep olabilir. Ama bu hislerle doluyken söyleyeceklerimizi yada yazacaklarımızı bir değil iki defa düşünürsek belki de kızgınlığımızın sonuçlarına katlanmak zorunda kalmayacağız. Yeterince kızgın ve nefret dolu olmak emin olun kimseyi hiçbir şeye ikna etmiyor. Tam aksine geri dönülmez hatalar yapmamıza sebep olup mücadelemizde başarısız olmamıza sebep oluyor. Zaten genelde birkaç gün aşırı duyarlı takılıp, nefret kusup başka hiçbir şey yapmadığımız için Filistin halkı hala çok yalnız. Haklı olduğuna inanan İsrail devleti’nin bu “haklı mücadeleyi” nasıl başarıyla sürdürdüğünü de hepimiz görebiliyoruz. Haklı olan bizsek daha akıllı davranma, hata yapmama yükümlülüğü de bizim üzerimizdedir. Bunun bilincinde olursak barış günleri uzak değil.

(“Venezuela devlet başkanından dünyaya Filistin mesajı” adlı http://www.izlesene.com/video/venezuela-devlet-baskanindan-dunyaya-filistin-mesaji/7641286 videoyu izleyerek sert ifadelerin nasıl bir nezaketle kullanıldığını görebilirsiniz.

Muhammed Kavak - Tanıtım ve Medya Başkanlığı Komisyon Üyesi

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.