Ortadogu halklarinin yaninda durduk
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Herkes pozisyon değiştirirken, herkes bizi reel politiğe çağırırken, ‘Niye ulusal çıkarlarınızı tehlikeye atıyorsunuz? Bölgede demokrasinin arkasında duruyorsunuz, biraz reel politikleşin’ derken, içeride ve dışarıda biz demokrasinin yanında durduk. Ortadoğu halklarının yanında durduk. Çünkü demokrasinin kıymetini en çok biz biliriz" dedi.
Davutoğlu, Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen "Bölgesel Kalkınma için Kaynakların Ortaya Çıkarılması" temalı özel toplantının kapanışında yaptığı konuşmada, demokrasinin sürdürülebilir istikrarın en önemli garantisi olduğunu belirterek, ’’İstikrar bir devlet başkanının uzun yıllar iş başında kalması demek değildir. İstikrar, tek bir partinin uzun dönem bir ülkede egemen olması değildir’’ ifadelerini kullandı.
İstikrarın, halkıyla meşruiyet ilişkisine girmiş ve meşruiyeti sürekli demokrasi üzerine test eden bir siyasal sistemin adı olduğunu dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
’’Çok ilginç bir diyaloğu burada yansıtmak istiyorum. Beşar Esad’ı 2011 yılı Ağustos ayında halkına karşı zulmetmemesi yönünde yoğun çaba sarf ettiğimiz dönemde, 7 saatlik bir görüşmem olmuştur. Görüşmenin bir aşamasında ’peki biz ne olacağız?’’ sorusuna muhatap olmuştum. Yani siyasi liderler, uzun yıllar ülkeyi idare edenler, şöyle birşey söyledim ve buna da inanıyorum. Demokrasi için bir tek kriter konulsa, ben bu kriterin pratik karşılığı şudur demiştim kendisine; ’Bir ülkede eğer eski cumhurbaşkanı ve başbakan barış içinde yaşıyorsa, eski ve cumhurbaşkanı ve başbakan varsa, o ülkede demokrasi vardır. Başka birşey aramayın. Ama bir ülkede eski cumhurbaşkanı ve başbakanlar ya hapiste, ya mezarda, ya sürgünde ise demokrasi yoktur. Sizin Arap dünyasında eski liderlerin bir kısmı sürgünde demiştim, Bin Ali. Bir kısmı mezarda, Kaddafi. Bir kısmı da hapiste, Mübarek. Demokrasi ile seçime gidin, kazanırsanız cumhurbaşkanlığınız devam eder. Kaybederseniz kendi ülkesinde huzurla yaşayan bir eski cumhurbaşkanı olmuşsunuz ve yeni bir seçime hazırlanırsınız.’’
Demokrasinin aslında bu anlamda liderlerin hayatını da garanti eden bir sistem olduğunu ifade eden Davutoğlu, ’’Demokrasinin olmadığı yerde, liderler kendilerini güvende hissetmez ve iktidarı varoluş makamı olarak görürler. Düştüklerinde öleceklerini düşünürler. Sovyetler döneminde de soğuk savaş döneminde de Doğu Avrupa’da da Çavuşesku için de böyleydi, Kaddafi ya da Mübarek için de böyleydi, Esad için de böyle’’ dedi.
"Bu gizli bir ırkçılıktır"
Aylarca, sabırla Esad’ı ikna etmeye çalıştıklarını, çünkü ilişkilerinin iyi olduğunu anlatan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
’’Hani şimdi bizi mezhepçilikle itham edenler çok iyi bilmeliler ki bütün sünni dünyası Esad’a cephe açmışken, biz Esad’ı destekledik. Desteklemekten kastım, Suriye’deki istikrarın ve onu barışçıl yollarla dönüştürebilmek için 2005’te, 2006’da. Olumlu yönden baktık, Arap Baharı’na. Şöyle düşündük; nasıl AB ve ABD, Balkanlar’daki demokrasi rüzgarını desteklediler. Ve onu finanse ettiler. ’Ortadoğu’yu da destekleyecekler’ diye düşündük. Ve burada bir tutarlılık bekledik, istedik. Şunu hepimiz bilelim. Kalkınma ile siyasal sistem arasında bir bağ kuracaksak, demokrasi finanse edilen bir sistemdir. Yani bir ülkede bir demokratik değişim süreci varsa o bir tek şeyle garanti altına alınabilir. Ekonomik kalkınma ile finanse edilmeyen, desteklenmeyen bir demokratik değişim süreci ayakta duramaz. Biz Türkiye’de demokratikleşmeyi temin edebildik. Çünkü kendi ekonomimiz 12 yılda 4 misli büyüdü. Türk ekonomisi küçülseydi bizim demokrasiyi yaşatmamız çok zor olurdu. Bugün Balkanlar’da demokrasi var, Polonya’da, Romanya’da. Çünkü AB fonları ile o demokrasi finanse edildi. Ortadoğu’da demokrasiyi finanse edecek hiç kimse çıkmadı. Bizim, demokrasi döneminde seçilmiş çoğu başkanlara, Mısır’a verdiğimiz 2 milyar dolarlık yardım, Tunus’a yaptığımız 500 milyon dolarlık yardımların dışında ciddi bir demokrasi finansmanıyla ilgili birşey sağlanmadı. Açık söyleyeyim, burada oryantalist bir tavır hemen kendini ortaya koydu. Gerek Irak’ta, gerek bölgede bir müddet sonra şöyle düşünmeye başladı insanlar. Bu Müslümanlar ancak sopalı bir lider ya da otoriter bir lider tarafından idare edilebilirler. Bütün dünya ekonomik forumuna katılan küresel entelektüellere hitaben diyorum. Bu gizli bir ırkçılıktır.’’
Dünyada her milletin, her dinden insanın nasıl demokrasi ile idare edilebilme kapasitesine sahipse, çok köklü siyasal bir kültüre sahip olan İslam toplumlarının da demokrasiyi yaşatıp geliştirebileceğini dile getiren Davutoğlu, İslam dünyasının IŞİD ile anılamayacağını, İslam’ın da IŞİD ve benzer yapılarla anılamayacağını söyledi.
"Demokrasinin kıymetini en çok biz biliriz"
O açıdan Türkiye’nin bir başarı hikayesi olduğunun altını çizen Davutoğlu, ’’Bu başarı hikayesine bakan birçok Arap genci, sokağa çıktı ve demokrasi talep etti. Beklediler ve gördüler ki, Türkiye’nin İsrail’e karşı Filistin davasındaki onurlu duruşu, ancak demokrasi ile sağlanabiliyor. O zaman kendileri de bunu talep ettiler. Biz de arkalarında durduk. Ve durmaya devam edeceğiz’’ değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
’’Dört yılın kısa kısa muhasebesini zikredeyim. Çünkü bir depremin içindeyiz. Şimdi bu deprem Avrupa ülkelerini, ABD ve dünyayı vurmaya başladığı için tedbir alma ihtiyacı hissediliyor. Biz 4 yıldır bunu anlatmaya çalıştık. 2011 yılı her devrimlerde olduğu gibi bir hissi devrim yılıydı. Arap dünyasında, Tahrir Meydanı’nda, diğer meydanlarda gençler sokağa çıktı, aynen Avrupalılar gibi, aynen bizler gibi demokrasiyi tatmak istediler. Vatandaş olarak seslerini yükseltmek istediler. Özgürce herşeyi tartışmak istediler. Ve rejimler buna dayanamadı. Hatta o dönemde Mısır’a gittiğimde bana ‘bu olayı nasıl yorumladığım sorulduğunda’ dedim ki; Ben Mısır’a 1988’de doktora tezi için geldiğimde 5-6 ay kalmıştım, Mübarek iktidardaydı. Geçenlerde benim küçük kızım kütüphaneme gitmiş, İstanbul’daki evimde ve üst katta çatıdaki kütüphaneme. Benim eski daktilomu, doktora tezimi yazdığım daktiloyu koymuştum. Yukarıdan hayretle seslendi. ’Baba bu ne?’ diye. Ben de korktum, herhalde korktu, birşey oldu diye. Daha 8-9 yaşında. ’Bu ne?’ diye daktiloyu gösteriyor. Sanki arkeolojik bir keşif yapmış gibi. Çünkü hiç daktilo görmemiş benim kızım ve oynamaya başladı onunla. Dedim ki, Mısır’da ben 88’de doktoramı yazarken o daktiloyu kullanıyordum. Ve Mübarek iktidardaydı. Sonra bilgisayar keşfedildi, Mübarek iktidardaydı. Sonra internet keşfedildi, Mübarek iktidardaydı. Mobil telefon keşfedildi, Mübarek iktidardaydı. Twitter, facebook gelince dayanamadı. Şimdi nesiller değişiyor ve gençler hep aynı liderleri görüyor. Cevap vermeyen liderleri, hesap sorulamayan liderleri. Bunun getirdiği bir heyecanla devrim rüzgarıydı, 2011 yılı. 2012 yılı ümit yılıydı. Açık söylüyorum. Eğer bugün biz burada IŞİD’i tartışıyorsak, 2012 yılındaki demokratik geçiş süreçlerine destek vermediğimiz için tartışıyoruz. IŞİD çok güçlü olduğu için ya da Suriye ve Irak halkı IŞİD tür radikal eylemlere eğilimli olduğu için değil.’’
Başbakan Ahmet Davutoğlu, 2012 yılında bütün devrim rüzgarlarının yeşerdiği Ortadoğu’da seçimlerin yapıldığını anlatarak, ’’İlk defa insanlar sandıklara gittiler. Mısır’da seçim yapıldı, bir değişim oldu. Libya’da yeni bir kongre oluştu. Tunus’ta yepyeni bir dönem başladı. Fas’ta bir geçiş süreci yaşanıyordu. Her yerde, Cezayir de dahil gayet doğallık içinde bir geçiş süreci başladı ve bir emek vardı kitlelerde, insanlarda. Şimdi soralım, biz bu ümidi besleyecek ne yaptık? Biz bu ümitle yola çıkmış Yemen’de insanlara ne verdik? Balkanlar’a ve Doğu Avrupa’ya sağladığımız imkanları, demokrasiye geçiş sürecinde Ortadoğu halklarına sağladık mı? Bölgesel kalkınmadan bahsederken demokrasiyle kalkınma arasındaki irtibatı kurabildik mi? Biz Türkiye, şimdi bütün bu meydan okumalara karşı karşıya kalan bir ülke olarak gururla ve iftiharla söylüyorum. O günden bugüne ilkeli bir şekilde aynı yerde durduk. Herkes pozisyon değiştirirken, herkes bizi reel politiğe çağırırken, ‘Niye ulusal çıkarlarınızı tehlikeye atıyorsunuz? Bölgede demokrasinin arkasında duruyorsunuz, biraz reel politikleşin’ derken, içeride ve dışarıda biz demokrasinin yanında durduk. Ortadoğu halklarının yanında durduk. Çünkü demokrasinin kıymetini en çok biz biliriz’’ şeklinde konuştu.
Demokrasinin arası da olmaz
Davutoğlu, Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen "Bölgesel Kalkınma için Kaynakların Ortaya Çıkarılması" temalı özel toplantının kapanışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin siyasi tarihinin darbelerle geçtiğini, baskılarla büyüyen bir nesil olduğunu, bu yüzden Ortadoğu gençliğinin ne hissettiğini iyi bildiklerini söyledi.
Ortadoğu’daki demokrasinin talep edildiği gibi, Türkiye’de de kendilerinin bu taleple iktidara geldiğini anlatan Davutoğlu, "Türkiye’deki demokrat geçinen bazı dostlar bile bunu anlayamadılar. Bunu takdir de edemediler. Avrupa’dan da bu takdiri gördüğümüzü söyleyemem. Ne oldu 2012’de bu demokrasiler uluslararası destek bulamayınca? Geçiş yönetimleri, daha ’bebek demokrasiler’ diyeyim, çocuk demokrasiler değil, kendi ekonomik girdapları içinde... Mısır’ı düşünün. O muazzam insan potansiyeli olan o büyük ülke, medeniyet ülkesi... Şimdi herkesin Mursi’yi eleştirmesi kolay. Hangi Avrupa ülkesi, büyük ekonomik reformları bir yılda gerçekleştirebildi 1990’lı yıllarda? Eğer bize 2003 yılında gelseydiniz bir yılda her şeyi mucizevi bir şekilde değiştirmiş bir Türk başarısını size vaat edebilir miydik?" diye konuştu.
Mısır’ın sonrası için onlarca soru sorulduğunu dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Demokrasinin sonrası olmaz. Demokrasi, yerleşirse yerleşmiştir, ya vardır, ya yoktur. Demokrasinin arası da olmaz. Birisi ’Demokrasi gelsin de ben sonra kimin geleceğinden emin olayım’ derse demokrat değildir. ’Bir ülkede demokrasi olsun ama şu eğilimler iktidara gelmesin’ dediğiniz anda demokrasinin dışına çıkarsınız. Geçmişte bu bize dendi. Türkiye’de de bu demokrasi oyunu oynandı. 60 ihtilalinden sonra ’Demokrasi olsun ama mesela Ali Fuat Başgil cumhurbaşkanı olmasın’ diye silah çektiler Cumhurbaşkanı adayına. 80’li yıllarda ’Demokrasi olsun ama şu şu partiler olmasın’ diye onlarca parti kapatıldı Türkiye’de. Gerçek demokratlar, seçim sandığı üzerinden soru sormazlar. Seçim sandığı neyi üretirse onu kabul eder ve şans verirler. Başarısız mı oldu? Bir sonraki seçimde cezalandıracak olan kendi halkıdır. Şimdi ne oldu? O iyimser 2012 yılından sonra 2013 yılı, gerçek anlamda bir hayal kırıklığı yılı oldu hemen hemen her yerde."
"Mısır bize benzer"
Davutoğlu, Mısır’da seçimle iktidara gelen bir liderin yerinden edildiğini hatırlatarak, o günlerin hemen ardından Mısırlı önemli bir siyasetçiyle arasında geçen diyaloğu anlattı. Bu kişinin Türkiye’ye gelip, kendilerini bu darbenin meşru olduğuna ikna etmeye çalıştığını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Şöyle bir şey söyledi, dedi ki ’25-30 milyon insan imza verdi Mursi gitsin diye’ ki çok önemli bir isim, burada söylemek istemiyorum ama hepinizin tanıdığı bir isim. Dedim ki ’Ya siz matematik bilmiyorsunuz, ya ben bilmiyorum. Ya siz Mısır’ı bilmiyorsunuz, ya ben bilmiyorum. Mısır’da 80 milyon kardeşimiz var. Mısır’da okuma yazma oranının yüzde 40’larda olduğunu siz de biliyorsunuz. Geride kalan 40 milyon, deltada, güneyde, çöllerde yaşayanları çıkarsanız büyük şehirlerde yaşayanlar, nüfusun ancak yüzde 40’ını oluşturur, o da 20 milyona iner. Bunlardan yaşlı ve çocukları çıkarın, geriye 10 milyon kalır. Bunların bir kısmı da, herhalde yüzde 50’si de Mursi’yi destekliyor. İmza toplansa 5 milyondan fazla kişi çıkmaz. Hadi toplandı diyelim, her seçilmiş yönetici, toplanan imzalarla ya da sokakta tertip edilen gösterilerle yönetimden alınırsa demokrasi yaşayabilir, sürdürülebilir bir süreç olmaz. Mısır’da Türkiye bir tavır aldı, bedelini ödediğimiz bir tavır bu aslında. Biz Mısır’a çok önem veriyoruz. Mısır, bölgenin omurgasıdır, beynidir. Araplar, Mısır’a ’Arabın beyni’ derler. Biz Mısır’ı en büyük stratejik ortağımız olarak görmeye devam etmek istiyoruz ama Mısır’da, böylesi büyük nüfuslu bir ülkede istikrarın halk meşruiyetinden geçeceğine inanıyoruz. Biz yaşadık, Mısır bize benzer. Mısır, demokrasi istemeyen bazı petrol zengini veya küçük ölçekli geniş ekonomilere sahip ülkelere benzemez, bize benzer. Mısır’da kalıcı istikrar ve ekonomik kalkınma, ancak ve ancak demokrasiyle sağlanabilir."
"Suriye’yi bir utanç sayfası olarak yazacaklardır"
Suriye’de yaşananlara da değinen Davutoğlu, bu ülke için pek çok kriterler koyulduğunu, kimyasal silah kullanıldığında cezalandırılacağının açıkça deklare edildiğini hatırlattı.
"İleride yeni nesiller, Suriye’nin bu dönemini yazdıklarında Suriye’yi bir utanç sayfası olarak yazacaklardır uluslararası toplum için" diyen Davutoğlu, olabilecek bütün insanlık suçlarının Suriye’de işlendiğini vurguladı.
Füzelerin, varil bombalarının, kimyasal silahların sivil alanlarda kullanıldığını, insanların bir yerde tutulup açlığa mahkum edilerek ölüme götürüldüğünü söyleyen Davutoğlu, "50 bin fotoğraf yayınlandı, bütün dünya televizyonlarında geçen sene. Suriye rejiminin nasıl insanları aç bırakarak öldürdüğü, holokost resimlerini hatırlatan resimler yayınlandı. Uluslararası toplumun tepkisi ne oldu?" ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, Suriye’de demokrasiyi isteyen Suriye Ulusal Koalisyonu’na 90’lı yıllarda Polonya, Romanya, Balkanlar’da demokrasi isteyen güçlere verilen desteğin verilmediğini dile getirerek, "Geçen sene bu şeyler yapıldığında, hatta kimyasal silah kullanıldığında daha IŞİD çok küçük bir bölgede, küçük bir örgüt niteliğindeydi" dedi.
"Meydan okuma küreselse hepimiz elimizi taşın altına koyacağız"
Bosna Hersek, Kosova, Arnavutluk ve Makedonya’da demokrasinin tahkim edildiği gibi Esed’e bir ders verilemediğine dikkati çeken Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün o kitleler, hayal kırıklığı içinde devrimin karşı bir psikolojisine yöneldiler ve radikalleşme, uç noktalara vardı 2004’te. Bugün bölgede demokrasiden değil de eğer terör tehdidinden bahsediyorsak, bölgede canını ortaya koyan Humus’taki Hristiyan, Müslüman, Sünni, Nusayri, Kürt, Arap, Türkmen o Suriyeli gençlerin yerini eğer dışarıdan gelmiş ve ne yapacağı belli olmayan, çoğu da çok akıcı İngilizce konuşan yabancı savaşçılara terk etmişse bunun sebebi bizim Suriye halkını yalnız bırakmış olmamızdır. Bunu itiraf etmek durumundayız. Aksi takdirde çözüm bulmamız, güçleşir. Defaatlerce uyardık, Türkiye olarak ve şunu anlatmaya çalıştık, bugün için de geçerli olan bir vizyonu. Biz Ortadoğu bölgesine diyorduk ki ’Bu sınırlar anlamsız, yani yaşaması zor sınırlar’. Gerçekten keşke buradan hep beraber biz mülteci kamplarının bulunduğu sınırımıza gitsek. Kobani’den gelen Kürtlerin ya da Halep’ten gelen Türkmenlerin, Arapların geçtiği yerlere. Bir köy bile ortadan bölünmüş, bir demiryoluyla bölünmüş. Türkiye, bu sınırı korumaya çalışıyor ve bu sınır bugün sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da dünyanın da sınırı teröre karşı. Peki Türkiye’ye ne kadar destek verildi? Şu denirse büyük bir adaletsizliktir; (Siz mülteciler için sınırınızı açın ama araya birileri karışırsa siz sorumlusunuz)"
Davutoğlu, mülteciler için sınır açıldığında insanlara ayrıca bir yoklama yapılamadığını ifade ederek, "Ben Azerbaycan’daydım, üç günde 138 bin mülteci geldi. Deseydik ki ’Bu kapıyı kapatıyoruz ve her birini tek tek alacağız’. 138 bin kişiyi almamız 10-15 gün sürerdi. O arada da zaten IŞİD onları öldürmüş olurdu. Peki onları almamış olsaydık da bütün dünya ’Türkiye’nin nasıl bir yanlış politika izlediğini söylerdi. Şunu da söyleyeyim Türkiye’yi bazıları acımasızca eleştirirken, bir batılı Dışişleri Bakanı ile aramızda şöyle bir konuşma geçti, dediler ki ’Bu yabancı savaşçılar, Türkiye’den geçmesin’. Çok güzel geçmesin, biz istemeyiz. Bu, en çok bize zarar, bize tehdit ama Türkiye’ye yılda 35 milyon turist geliyor. Peki siz biliyorsanız bu yabancı savaşçıları kendi ülkenizde tutun, çıkmasına izin vermeyin. Dedi ki ’Biz demokratik bir ülkeyiz, daha suç işlememiş birini nasıl tutalım’. Peki bize listeyi verin, kimler olduğunu, biz onları almayalım, Türkiye’ye sokmayalım. ’Nasıl liste veririz daha suç yok’. Peki senin yapmadığın bu işi ben nasıl demokratik bir ülke olarak yapabilirim? Eğer meydan okuma, küreselse hepimiz elimizi taşın altına koyacağız. Artık yeter. Suriye, Irak krizinin bütün bedelini Türkiye’ye ve komşu ülkelere ödetip sonra bulunduğumuz yerlerden ders vermeye kalkarsak bunu bizim kabul etmemiz mümkün değil, bunu insanlık vicdanı da kabul etmez" şeklinde konuştu.