Sinirlarimizi ihlal eden cezalandirilir
Başbakan Ahmet Davutoğlu, angajman kuralları kapsamında Türk jetlerinin sınır ihlali yapan Suriye helikopterini düşürmesini, Türkiye’nin kararlılığını göstermesi bakımından önemli bir husus olarak değerlendirerek, "Türk Silahlı Kuvvetlerine verdiğimiz yetki son derece açıktır. Hangi gerekçeyle kim, ister karadan ister havadan Türk sınırlarını ihlal ederse mukabelede bulunulur ve ihlal eden kim olursa olsun mutlaka cezalandırılır. Bu da ümit ederim bu mesaj alınmıştır ve bir daha sınırlarımızı ihlal etme gibi bir cürete kimse kalkışmaz" dedi.
Davutoğlu, Star televizyonundaki "Liderler Star’da" programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Türk jetlerinin sınırda Suriye’ye ait helikopteri vurmasına ilişkin soru üzerine Başbakan Davutoğlu, olayın ardından Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk ile görüştüğünü belirtti. Davutoğlu şunları söyledi:
"Doğru, bir Suriye, ilk anda puslu hava olduğu için ’hava aracı’ olarak tespit ediliyor ama daha sonra helikopter olduğu anlaşılıyor. Yaklaşık 7 mil kadar içeriye girip Türk sınırını ihlal edince önce uyarılıyor. Daha sonra ihlal devam edince de, Suriye olayları başladıktan sonra verdiğimiz talimatla oluşmuş angajman kuralları var, kim olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun sınırımız ihlal edilmişse kesinlikle mukabelede bulunulur ve mukabelede bulunuyor jetlerimiz daha sonra Suriye sınırı içine bu helikopter düşüyor."
"Türkiye’nin gücü, kudreti aşikardır"
Bunun Türkiye’nin kararlılığını göstermesi bakımından önemli olduğunu vurgulayan Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Tekrar söylüyorum, Türk Silahlı Kuvvetlerine verdiğimiz yetki son derece açıktır. Hangi gerekçeyle kim, ister karadan ister havadan Türk sınırlarını ihlal ederse mukabelede bulunulur ve ihlal eden kim olursa olsun mutlaka cezalandırılır. Bu da ümit ederim bu mesaj alınmıştır ve bir daha sınırlarımızı ihlal etme gibi bir cürete kimse kalkışmaz."
Suriye tarafından bununla ilgili tepkinin olup olmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, şu cevabı verdi: "Şu ana kadar gelmiş bir tepki yok. Zaten bu tür durumlarda kendileri yaptıkları fiilin yanlışlığını bildiği için tepki ne gösterebilirler? Gösterdikleri her tepkiye karşı da kararlılıkla aynı tepkiyi gösteririz. Bizim daha önce uçaklarımıza yapılan saldırıdan sonra aldığımız bir angajman kuralıdır bu. Talimat çok açıktır, çok nettir. Türk Silahlı Kuvvetlerini, pilotlarımızı, Hava Kuvvetleri Komutanımıza da ifade ettim, bu mukabele kabiliyeti, gücü ve kararlılığı dolayısıyla tebrik ederim. Kendisine de o pilotumuza tebriğimi iletmelerini rica ettim, ’gözlerinden öptüğümü’ de ifade ettim. Çünkü Türkiye’nin bu anlamda gücü, kudreti aşikardır. Gösterilen kararlılık doğrudur, bir daha olursa, benzer şey gelişirse yine aynı kararlılık gösterilecektir" yanıtını verdi.
Mursi’nin idama mahkum edilmesi
"Mısır’da darbeyle görevinden uzaklaştırılan Mursi’nin idama mahkum edilmesine" ilişkin değerlendirilmesi sorulan Davutoğlu, bunun Orta Doğu’nun bir yol kavşağında olduğunu gösterdiğini söyledi.
"Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz" diyen Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Mübarek dönemi Mısır’ı kimler ne şekilde tekrar yaşatmak isterlerse istesinler, geriye dönmek mümkün değil. Kaosu ve krizi sürdürülebilir kılmak da mümkün değil. Arap Baharı ortaya çıktığında, bundaki önemli faktörlerden birisi, Türkiye’nin bir demokrasi hikayesi olarak ve bir şekilde çok zor durumdaki bir ekonomiden başarı hikayesi ortaya çıkarması, yarı otoriter bir rejimden bir demokrasi hikayesi ortaya çıkmasıyla Türkiye’nin bir başarı örneği vardı. Dikkat ederseniz, 2012 yılına kadar da Orta Doğu’da Arap Baharı başladıktan sonra hep demokrasi yönünde bir trend oldu. 2011 devrimler yılıydı, sokak hareketleri, gösteriler, otoriterliğe karşı tepkiler."
"Birden rüzgar değişti"
Davutoğlu, 2012’de seçimlerin yapıldığını, Tunus, Libya, Mısır’da, "artık otoriter rejimlerin geride kaldığı, demokrasinin yaşanacağı yönünde" olumlu bir hava estiğini anlattı.
Başbakan Davutoğlu, 2013’te iki trendin devreye girdiğini belirterek, şunları kaydetti:
"Biri, Suriye rejimi dolayısıyla dışarıdan desteklerle Suriye rejiminin zulmünün devam etmesi. İkincisi de eski rejimlerin geri dönme çabası. 2013’te Mursi’nin darbeyle düşürülmesiyle birlikte demokrasi trendi, yerini mezhep çatışmaları ve eski rejimlerin geri dönme çabalarına yöneltti. Yemen’de Husiler, Şiiler, Sunniler hep birlikte demokrasi mücadelesine çıkmışlardı. Mısır’da, Müslümanlar, Hristiyanlar hep birlikte çıkmışlardı, Libya’da aynı şekilde. Ama Mursi’nin devrilmesinden sonra birden rüzgar değişti ve bu rüzgar değişikliğinden eski diktatörler, Mısır’daki Mübarek kalıntıları, Yemen’deki Salih ve onunla işbirliği yapanlar, Libya’da yarı Kaddafi gibi bir konumda olan Hafter ve benzeri yapılar öne çıktı. Bu da Suriye ve Irak’taki mezhep çatışmalarıyla birlikte bölgeyi kaosa sürükledi."
"Şunu çok net ifade edebilirim, Orta Doğu’da demokrasi dalgası kırılmamış olsaydı, yükselen Türkiye imajıyla yükselen demokrasiler arasında yeni bir Orta Doğu doğacaktı, halklarıyla barışık, hesap verebilen, seçimlerle işbaşına gelmiş yeni bir Orta Doğu" ifadelerini kullanan Davutoğlu, birilerinin bunun olmasını istemediğini vurguladı.
"Türkiye’de de türbülans çıkarma çabası var"
Bu süreçte değişimin omurga ülkesinin Mısır olduğunu, Arap milliyetçiliğinin de bu ülkede doğduğunu dile getiren Davutoğlu, "Mısır’ın olmadığı hiçbir Arap süreci yaşanmaz" diye konuştu.
"Mısır’da demokrasinin belini kıranlar aslında bölgede daha sonra gelişen bütün mezhep çatışmalarının da sorumluları" diyen Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Dikkat ederseniz o günden bugüne de Türkiye’de de türbülans çıkarma çabası var. Gezi olayları, 17-25 Aralık olayları, daha sonra 6-7 Ekim olayları. Hep birileri de Türkiye’yi test ediyor. Çünkü Türkiye’nin bu şekilde ayakta durması, üç ilke üzerinde ayakta durması, bir, özgürlükler ve demokrasi, iki, ekonomik kalkınma, üç, onurlu dış politika. Bu sac ayağını Türkiye 12 yıl içinde oturttu ve bu sac ayağını sarsmadıkça da Türkiye’nin başarı hikayesi sarsılamıyor. Mısır, Türkiye ile bu sac ayağının ikinci önemli ülkesi olacaktı. Demokrasinin önü kesildi, ekonomik bakımdan çökmüş bir Mısır var, Arap dünyasına dahi itibarı zedelenmiş bir Mısır var. Ondan sonra bu gerici yapılar, eskiyi getirmeye çalışanlar. Onun için bizim ’eski Türkiye’, ’yeni Türkiye’ söylemi bu anlamda da doğru bir söylemdir. Eski Türkiye’de aynı Mısır’dakine benzer, Türkiye’de üç Kuvayımilliye hareketi oldu. Bir, Balıkesir’de başlayan 16 Mayıs 1919’da, ikincisi Menderes ile birlikte demokrasi hareketi, üçüncüsü de AK Parti ile Türkiye’nin derlenip toparlanması, ayağa kalkması. Bu hızı kesmek için de her şey yapılıyor."
Türkiye’nin başarı hikayesini sürdürmekle görevli olduklarını belirten Davutoğlu, "Temel olarak 7 Haziran seçimleriyle Mısır darbesi arasındaki ilişki de budur. Eğer Türkiye’de de eski Türkiye’deki o hastalıkların geri döneceği bir yapı kurabilirlerse Orta Doğu halklarının ümidi bitecek diye hesap ediliyor. Biz de bu ümidi yaşatmaya kararlıyız" değerlendirmesinde bulundu.
Davutoğlu, "Bizim milletten beklentimiz birincisi AK Partiyi iktidar yapmaları, ikincisi Türkiye’de istikrarın ve barış ortamının sürmesini sağlayacak şekilde, şiddet yanlılarının şiddet dili kullananların dışarıda kalması. HDP’nin barajın altında kalması kadar önemli olan herkesin seçimin neticelerine razı olması, biz razıyız. Bizim baraj diye bir derdimiz olmadı. HDP’nin barajı aşıp aşmaması da bizim derdimiz değil" diye konuştu.
HDP’nin barajı aşamaması durumunda bu seçimi tartışma konusu yapmayacaklarını vurgulayan Başbakan Davutoğlu, "Anayasayı konuşuyorsak, seçim sistemini de konuşuruz, siyasi partiler kanununu da konuşuruz, Anayasa konuşunca her şey konuşulur" dedi.
Erken seçimin söz konusu olmadığını belirten Davutoğlu, "Biz hiçbir zaman erken seçim yapmadık, bir iki aylık kısa dönem şeyler dışında. Türkiye’de normalleşmeyi getiren AK Partidir. 1990’lı yıllarda bizim belimizi ne büktü biliyor musunuz? Hiçbir şey normal değildi, seçim normal değildi, objektif bile olsa seçimle iktidara gelen hiç bir zaman 4 yılını tamamlayamadı. 1999’da iktidara geldiler 2002’de bıraktılar gittiler ve biz iktidar olduk. Türkiye’de aslında normal dönemini tamamlayabilen 1950’li yıllar var onu da darbe ile bitirdiler. Özal’ın ilk dönemi var, onun dışında AK Parti dönemi var" diye konuştu.
Davutoğlu, "Biz siyaseti normalleştirmişken, hiç kimse hevese kapılmasın. 7 Haziran’da seçimin neticesi neyse herkes ona saygı gösterecek. Ne erken seçim söz konusu olur ne de bu sonucu tartışmaya açarız. HDP bu şartlarda seçime giriyorsa, sonucunu da kabul edecek" dedi.
Çözüm süreci
HDP’nin barajı aşamaması durumunda çözüm sürecinin rafa kalkıp kalkmayacağı yönündeki soru üzerine ise Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Biz iktidardayken bizim partimize kapatılma davası açıldı, son derece antidemokratik olarak. Burada demokratik bir seçimden bahsediyoruz. Antidemokratik bir şekilde AK Parti kapatılma davası açıldı 2008’de, bir tek AK Partili sokağa çıktı mı? Bir tek AK Partili milletvekili her hangi bir şekilde ’biz şiddete gideriz’ dedi mi? Bence Sayın Cumhurbaşkanımızın Recep Tayyip Erdoğan’ın bütün bir siyasi kariyerinin yıldız, en üst zirve basiret anlamında çıktığı an AK Parti’nin kapatılma davasının olduğu andır. O zaman ben, Cumhurbaşkanımız o zaman başbakan, başdanışmanı olarak ben yanındaydım, son derece basiretle karşıladı ve dedi ki en kısa zamanda bu davanın neticelenmesi lazım. Zamana yaymadı, iktidarda biraz daha kalayım demedi. Bence siyasi ahlakın zirveye çıktığı dönem Sayın Cumhurbaşkanımız açısından o andı. Gitti, Anayasa Mahkemesi kapatılma kararı vermedi. Vermiş olsa ne olurdu, yeni bir parti kurar yolumuza devam ederdik ama kesinlikle şiddet uygulamazdık."
"Şimdi ise antidemokratik bir şey yok, demokratik bir seçimle sen meclisin dışında kaldın diye şiddete çağrı yaparsan, her şeyden önce sana oy veren insanlara ihanet etmiş olursun" diyen Davutoğlu, "Çünkü o insanlar sen şiddete yönelesin diye oy vermediler. Aksine seni meşru zeminde tutmak için oy verdiler" diye konuştu.
Kendisinin HDP’ye, HDP olarak seçime girip girmeyeceği belli değilken çağrıda bulunarak, "Kararınızı iyi hesap edin, doğru verin, parlamento dışında kalırsanız hiçbir şekilde şiddete yönelmeme şartıyla seçimlere girin" şeklinde ikaz yaptığını kaydeden Davutoğlu, "Bu bir tiyatro değil. Başarırsam ne ala, başaramazsam sonucu tanımam, tanımadığında ne olur, seçmenlerin üzerinde psikolojik bir baskı uyandırmak, ’eğer barajı aşamazsak sana dünyayı dar ederim’ demek kadar antidemokratik bir şey olmaz. Biz bu tehditleri her hangi bir şekilde hayata geçirmesine izin vermeyiz" dedi.
"Silahların gölgesinde seçime gitmeyi tercih ettiler"
"7 Haziran akşamı ile 8 Haziran sabahı arasında hiçbir meşruiyet bakımından bir fark olmaz. Yolumuza devam ederiz" diyen Başbakan Davutoğlu, "Herhangi bir şekilde kanun dışına çıkacak bir eylem olduğunda da hiç taviz vermeden Türkiye’de huzuru sükunu koruruz. vatandaşlarımız, özellikle de doğu ve güneydoğudaki vatandaşlarımız kesinlikle bu tür tehditlere kulak asmamalı. Devletle birlikte demokrasiye güvenmeleri lazım. O açıdan kimsenin tereddüdü olmasın" ifadelerini kullandı.
Çözüm sürecinde muhataplarının milletin bütünü olduğunu belirten Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Eğer 2013’te Gezi provokasyonları olmadan önce Türkiye dışına çıkacağı söylenen silahlı unsurlar dışarı çıkmış olsaydı şu anda başka bir yerde olurduk. Bize verilen sözlerin hemen hemen hiçbiri tutulmadı. Son olarak da silahsızlanmayla ilgili toplantı yapıp silahlara veda edeceklerini söylediler. Silahların gölgesinde seçime gitmeyi tercih ettiler. Burada hiçbir şeyi bahane göstermemek lazım. Siz tam her şey yolunda giderken, birçok konularda adımlar atılacakken, grup toplantılarında çıkıp, Sayın Cumhurbaşkanımıza hitaben 2 dakikalık konuşma yapıp, tehditvari bir dil kullanırsanız, arkasından gelecek olan tepkileri de hesap etmiş olmanız lazım. Çözüm süreci öyle bir noktaya geldi ki herkes bundan memnun. Doğudaki insanlar huzura kavuşmuş olmaktan memnun. Devletiyle barıştı doğudakiler, ben her yerde miting yaptım."
Bu coğrafi ortamda etrafında ateş çemberi varken endişe taşımamanın mümkün olmadığını ifade eden Davatoğlu, "Özellikle de vatandaşlarımızın şunu görmesi lazım bu ateş çemberi içinde Türkiye demokrasisini, istikrarını koruyorsa, ekonomisini kalkındırıyorsa bunun arkasındaki faktör ne, milletiyle barışık bir parti var. Milletin hiçbir kesimiyle kavgalı olmayan tek parti var o anlamda AK Parti. HDP’lilerin gelip de Balıkesir’de benim Balıkesir’de yaptığım türde bir miting yapması mümkün mü ya da MHP’nin gidip Bitlis’te benim Bitlis’te yaptığım türde bir miting yapması mümkün mü" şeklinde konuştu.
"Farkımız, bu toprağın bir mayası var biz o mayadanız" diyen Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bütün AK Parti kadroları Türküyle Kürdüyle Sünnisiyle Alevisiyle kim ne olursa olsun biz o mayadanız ama diğer partiler o mayayı ayırmaya çalışıyor. Bu risklere karşı biz çözüm sürecini bir ilaç, yol, yöntem olarak ortaya koyduk ama çözüm sürecini bir araç gibi görüp, eğer ben parlamentoya şu kadar sayıyla girersem çözüm süreci yürür, giremezsem çözüm süreci biter dediğinizde aslında çözüm süreci sizin için bir hedef, sonuç, bir barış ortamının sağlanması değil de bir araç olarak kullandığınız nesne haline gelir. Biz çözüm sürecini her zaman savunuruz, HDP’nin de çıkıp aynı şeyi söylemesi lazım."
Balkon konuşması
Tekrar iktidara geldiklerinde bir balkon konuşması yapıp yapmayacağı yönündeki soruya da Davutoğlu, "İnşallah neticeyi görelim, Cumhurbaşkanımızın başlattığı hiçbir geleneği ben terk etmedim. Cumhurbaşkanımızdan AK Partiye intikal eden bütün gelenekleri sürdürüyoruz. İnşallah Rab’bim ve milletim onu takdir ederse balkon konuşması şeklinde o geleneği de sürdürürüz" dedi.
Tekrar hükümeti kurarlarsa dışarıdan bakan atamaları olup olmayacağı yönündeki soru üzerine de Davutoğlu, "Dışarıdan atamalar istisnaidir ama hukuk içerisinde biliyorsunuz ben de öyle atandım. Bunlar için konuşmak için erken. Mersin’de ben çıkmadan önce Ali Babacan konuştu. Ömer Çelik konuştu, her ikisi de 3 dönemlik arkadaşlar. Bugün burada Bülent Arınç konuştu, 3 dönemlik. Dikkat edin bu bir siyasi ahlak, 3 dönemlik arkadaşların hepsi alanda. Diğer arkadaşlar kadar, belki onlardan daha fazla çalışıyor. Bütün bu arkadaşlarımdan gurur duyuyorum. Bu arkadaşlarımızın hepsi bu hareketin içinde hem de etkin bir şekilde yer almaya devam edecek" ifadelerini kullandı.
Devlette barındırılmaz
"Devletin kurumlarına yerleşmiş Paralel Yapı’nın ne kadar temizlendiğini düşünüyorsunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, bürokraside çok ciddi şekilde yapılanmış bir örgüt olduğunu, bu yapılanmanın on yıllarca süren bir yöntemle belli aşamaya geldiğini söyledi.
Sistemin yeniden inşasında en önemli hususlardan birinin bürokrasinin rasyonel, objektif şekilde örgütlenmesi ve nihai olarak hesabını seçimle iş başına gelmiş, meşruiyetini halktan almış iktidarlara vermesi olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları belirtti:
"Yani, benim yanımda çalışan bir bürokrat bana hesap verecek. Eski Türkiye’de alışkanlık şuydu, denirdi ki hatta ’Bürokrasi ayrı bir yapı, gelen siyasetçiler geçici, onlar hancı biz yolcuyuz.’ Hayır, gerçek hancı millet. O milleti temsil eden de biziz. Yarın başkası temsil eder. Kim siyasi iradeyi temsil ediyorsa bürokrasi ona tabidir. Bana hesap vermeyen bir bürokrat gidip de dışarıda, bu şimdi olduğu gibi Pensilvanya merkezli bir örgüt olabilir veya 28 Şubat’ta olduğu gibi ’Batı Çalışma Grubu’ diye tanımlanmış başka grup olabilir... O zaman da onlara hesap veriyorlardı. Diyanet İşleri Başkanlığına gittiğimde görmüştüm, bir subay atamışlardı o kontrol ediyordu herkesi. O andan itibaren meşruiyet kalmaz. Bu iki hale de izin veremeyiz. Sayıları ne olursa olsun, niyeti siyasi iradenin dışında bir yapılanmaya hesap vermek ve ondan talimat almak olan bir kişi de olsa bin kişi de olsa devlette barındırılmaz."
"Kimin ne hakkı olduğu hukukla belirlenir"
Davutoğlu, "Ergenekon ve Balyoz’da askerler terfi edebilir mi? Bu noktada sanıyorum yaklaşık 46 kişiden bahsediyoruz" sorusuna karşılık, bu konuda iki kriter olduğunu belirtti. Bunlardan birisinin hukuk devleti kriteri olduğunu ve bunların ayrımsız uygulanacağını dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Benim başkanlık yapacağım YAŞ, daha önce de Cumhurbaşkanlığı için de aynı şey geçerli, kesinlikle hukuk dışı bir sürece izin vermez. Yani kimin ne hakkı olduğu hukukla belirlenir. İkincisi de Silahlı Kuvvetler’in geleneği. Silahlı Kuvvetler’in geleneği de siyasi iradenin kararına bağlıdır. Yani o gelenek ve hukuki kurallar içerisinde siyasi irade o geleneği göz önünde bulundurur ama nihai kararı verir. Önümüze dosyalar, atama kararları geldiğinde bakacağımız, bizim için ölçü olan tek şey: Ehliyet, liyakat, Silahlı Kuvvetler’in kendi sistemi içindeki değerlendirmeleri ve herhangi bir şekilde Silahlı Kuvvetler’in ana misyonu görevi olan alan dışında çalışma içine girmemiş olmaları, bunlara bakarız. Silahlı Kuvvetler, silahlı kuvvetlerdir. Askeri görevini yapar, işte bugün olduğu gibi sınırı ihlal ederlerse haddini bildirir, cezasını verir. Silahlı Kuvvetler’in işi siyaset yapmak da değildir."
"YAŞ toplantılarını olağanüstü görmemek lazım"
Silahlı Kuvvetler’in işinin Türkiye’de eğitim ya da başka alanlar olmadığını belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şu anda Türkiye’de Silahı Kuvvetler, en sağlam zemine oturmuştur, son derece profesyonel şekilde yürüyor. Dolayısıyla YAŞ toplantılarını artık olağanüstü toplantılar gibi görmemek lazım. Dışişleri Bakanlığında büyükelçilerin ataması ne kadar doğal bir süreçse valilerin atanması ne kadar doğal bir süreçse YAŞ da o kadar doğal bir süreçtir. Silahlı Kuvvetlerimizin kendi yapısını güçlendirecek objektif, o gelenek içinde oturmuş kurallar çerçevesinde doğru kararlar alınır. Eskiden MGK toplantıları olağanüstü toplantı gibi yansıtılırdı. Şimdi normalleşti kimse MGK’da ne oluyor diye o kadar... Takip ediyor ama nihayetinde MGK kararları çıktığında ’Türkiye’de siyasi rejim mi değişecek, o mu olacak’ gibi tartışmalar olmuyor. YAŞ toplantıları da diğer bürokrasideki atamalarla ilgili süreçler gibi normal bir süreç olarak algılanmalı."
AK Parti’nin günde 3, bazen 4 miting yaptığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da meydanlarda halka seslendiği hatırlatılarak, "Seçim döneminde ortaya çıkan bu tabloyu Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, kendilerinin de diğer partiler gibi bir seçim kampanyası yürüttüklerini söyledi.
Bazen hiç hesapta olmayan mitingler yaptıklarını kaydeden Davutoğlu, halka kendilerini anlatıp iktidarı almayı hedeflediklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzde 52 oyla seçildiğini hatırlatan Davutoğlu, "Kendi düşüncelerini özgün olarak ifade etme hakkına da yetkisine de sahip olan devletin en üst makamında olan bir şahsiyet olarak halkla buluşur, halka kanaatlerini aktarır. Bunlarda hiç bir olağanüstülük, hiçbir anormallik yok" değerlendirmesinde bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki ay önce ya da iki ay sonra halkla buluşması ne kadar normalse şimdi de normal olduğunu belirten Davutoğlu, "Buna özel bir anlam yüklememek lazım. Cumhurbaşkanımız kendi takdir ve kanaatlerini halkla paylaşır. Ama bizim bu anlamda rakiplerimiz diğer partilerdir. Hep beraber o rekabeti centilmence medeni kurallar içinde, demokratik usuller içinde yapalım" diye konuştu. Davutoğlu, muhalefetin sürekli Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tartışmanın içine çekmeye çalıştığını kaydetti.
"Hiçbir zaman savunmadılar"
HDP ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili başvurularına ilişkin YSK kararları üzerine bu partilerin Anayasa Mahkemesine gittiği hatırlatılarak, "Bu parlamanter sistem anayasal bir sorun olarak durmuyor mu" sorusuna Davutoğlu, şu yanıtı verdi:
"Doğru, parlamenter sistem 12 Eylül’den beri malul. Bu parlamenter sistemi bu kadar önemsiyor idiysek CHP’ye MHP’ye soruyorum, 2007’de 27 Nisan muhtırası verildiğinde ne görüş beyan ettiler? Parlamenter sisteme verilen muhtıraydı o. O zamanki Cumhurbaşkanının görevi bırakması ve yeni cumhurbaşkanının seçimiyle ilgiliydi. Savundular mı parlamenter sistemi? 28 Şubat’ta savundular mı parlamenter sistemi?. Parlamenter sistem içinde seçilmiş bir iktidar o zamanın Cumhurbaşkanının başkanlığını yaptığı MGK toplantısında neredeyse azledilme noktasına geldi. Savundular mı? Onun yerine 28 Şubat’tan sonra o kaostan istifade edip MHP oyunu yükseltme çabasına girdi, CHP aynı şekilde. Hiçbir zaman savunmadılar. Samimi olmak lazım."
Muhalefet partilerinin YSK ve Anayasa Mahkemesine başvurmasının hakları olduğunu dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Nihayetinde hukuk ne derse o olur. Ama tersini de düşünelim Cumhurbaşkanını tartışmanın içine çeken kim? Sadece Cumhurbaşkanımızın onlara dönük eleştirilerine değil bir de onların Cumhurbaşkanımıza, Devletin en üst makamında oturan, 12 yıllık Başbakanlığı altın dönem olarak tamamlayıp oraya gitmiş bir şahsiyetle kullandıkları dil nasıl bir dil? Hiçbir dönemde bir cumhurbaşkanı bu kadar ağır hakaretlere maruz kaldı mı? Kenan Evren’e o dönemin siyasileri bunların onda birini söyledi mi? Daha sonraki dönemlerde söylendi mi? Şimdi cumhurbaşkanımızın eleştirilerine muhalefet kendince tepki verdiğini düşünüyor ama en başından itibaren Cumhurbaşkanımızı neredeyse gayrimeşru ilan etmeye gayret eden ona o anlamda o hürmeti göstermeyen... Siz bir çatı aday çıkardınız kaybetti. Cumhurbaşkanımız kazandı yüzde 52 ile. Niye bu sonucu kabul etmiyorsunuz?"
"Tabii tarafsızlık ilkesi olarak, başkanlık sistemi üzerine yapılan konuşmalar, 400 milletvekili çağrısı ve muhalefete yüklenmesi" denilmesi üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Cumhurbaşkanımızı anayasal olarak sınırlayan bir husus yok bu konuda. Görüşlerini beyan eder ama bu görüşleri doğru bulmayabilirsiniz. Siz de karşı görüşlerinizi beyan edersiniz. Ama nihayetinde taşların yerine oturması lazım. Bu taşların yerine oturmasında görev sadece Cumhurbaşkanımıza, bize düşmüyor, muhalefete de düşüyor. İstemediğiniz zaman cumhurbaşkanını görmezden geleceksiniz, başka zaman ise tarafsız olmasını bekleyeceksiniz. Sen önce cumhurbaşkanlığı makamına o anlamda saygı gösterdin de mi bunu bekliyorsun. Burada taşları yerine oturtmamız lazım. Ümit ederim 7 Haziran seçimleri böyle bir tabloyla taşların yerine oturmasını sağlar. Türkiye’de kendi kaleme almış olduğum 2023 sözleşmesinde bunları bunun için özellikle yazdım ve altına imza atarak taahhüt ettim."
"CHP gibi çatışmalar içerisinde olan bir parti değiliz"
Yarın gerçekleştirilecek İstanbul mitingine ilişkin soru üzerine Davutoğlu, İstanbul’a aşık ve sevdalı olduğunu, Konya’da doğduğunu ancak 3 yaşından itibaren İstanbul’da büyüdüğünü anlattı.
AK Parti ve diğer tüm siyasi partiler için İstanbul’un önemi bulunduğunun altını çizen Davutoğlu, ilin Türkiye’nin kader çizgisini yansıtan bir şehir olduğunu dile getirdi.
AK Parti’nin İstanbul’da güçlü olmaya önem verdiğini ve ildeki vatandaşlardan büyük destek gördüklerini belirten Davutoğlu, İstanbul il başkanının değiştiğini anımsattı. Davutoğlu, "Biz öyle CHP gibi çatışmalar içerisinde olan bir parti değiliz. Çatışmalar içinde olup CHP, İstanbul’u hiç bilmeyen, az bilen diyeyim, daha çok Ankara’da hayatını geçirmiş kıdemli bir siyasetçiyi İstanbul’a getirdi. Çünkü kendi aralarında çok çatışmalar vardı. Bizde ise genç, dinamik, teşkilat içinden gelmiş, son derece güzel vasıflara sahip bir ilçe başkanımız var" dedi.
"Her zaman omuz omuza olduk"
Mitinglerde sesi kısıldığı için ballı ıhlamur içtiği ve eşi Sare Davutoğlu’nun, konuşma yasağı koyduğunun ifade edilmesi üzerine Davutoğlu, "Evet, helikopterde, uçakta konuşturmamaya çalışıyor" diye konuştu.
Helikopter ve uçakta konuşmanın zarar verdiğini vurgulayan Davutoğlu, günde 3-4 miting yaptığını ve mitingleri 45 dakika ayarlamaya çalıştığını bildirdi. Miting öncesi ve sonrası, binlerce insanla el sıkıştığına dikkati çeken Davutoğlu, alana ulaşmasının 1 saati bulduğunu kaydetti.
Sare Davutoğlu’nun mutlu olup olmadığının sorulması üzerine Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu’nun geçen hafta İstanbul’da iken öğlen saatlerine kadar hastalarına baktığını ve bunu yaparken daha mutlu olduğunu belirtti.
"Bu sefer beni yalnız bırakmamaya kararlı" diyen Davutoğlu, çalışma hayatının çok disiplinli ancak günlük hayatında disiplinsiz olduğunu dile getirdi.
Sağlığına veya ilaçlarını alacağı saate dikkat etmediğini anlatan Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu’nun kendisine bunları hatırlattığını söyledi. Davutoğlu, "Hayatım boyunca bütün eksikliklerimi arkadan toparladığı için alışageldiği bir şey. Açık söylemek gerekirse platforma çıkmak onun için zor oldu. Benim için de zor olmuştu. 2011’de ilk kampanya başladığımızda, en zor gelen şeylerden biri, bir anda otobüste kendi resmimi gördüm, Konya’da ve oraya çıktım" dedi.
Devlet hayatında, aşkla çalıştığını belirten Davutoğlu, mitinglerdeki enerjinin, sesinin kısıklığını unutturduğunu belirtti.
Sare Davutoğlu için dün memleketi Ayfonkarahisar’da ve büyüdüğü Eskişehir’de gerçekleştirilen mitinglerin önemli olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Her zaman omuz omuza olduk. Allah ondan razı olsun" ifadesini kullandı. Davutoğlu, günde 4-5 saat uyuduğunu söyledi.