Yükleniyor...

Tablo realist bir sekilde okunmali

 

Davutoğlu, Show TV ve Habertürk’te canlı yayına katıldı, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Mısır’da darbeyle görevden uzaklaştırılan seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin idam kararının onandığını, her an idam edilebileceğini ifade eden Davutoğlu, "Mursi’yi Türkiye’ye almak için bir çaba olduğu söyleniyor. Doğru mudur?" sorusuna, "Vaktinde mesela Pakistan Adnan Menderes’i bizden istemişti. Zillettir, Türkiye için, tarih için. Biz yine aynı şekilde olaylarda devreye girdik. Böyle bir şey olsa biz onurla yaparız, hiç tereddüt etmez gereğini yaparız. Kim olursa olsun siyasi idamlara karşı olan tutumumuz sebebiyle alırız" karşılığını verdi.

Mursi’ye verilen idam cezasına ilişkin muhalefet partilerinin tepkilerine dikkati çeken Davutoğlu, "Ben kaçırmış olabilirim ama Kılıçdaroğlu bunu kınayan bir şey yayınladı mı? Bahçeli, yeni seçimden çıktık, Bahçeli seçilmiş cumhurbaşkanına bu idamı kınayan bir şey söyledi mi? Demirtaş, hani özgürlükçü Demirtaş’tan böyle bir şey duydunuz mu? Niye? Çünkü bunların hepsinin Orta Doğu’da diktatörlerle ve terör örgütleriyle şeyleri var, geleceklerini orada görüyorlar. Yani bizim için ise tek ölçü vardır, halkıyla barışık olması” dedi.

Başbakan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Kamuoyumuzun şuna dikkatini çekerim, askeri, istihbari, diplomatik her türlü değerlendirmeleri yaptık. Tezkere, zaten elimizde mevcut bir tezkere var. Genelkurmay Başkanlığımıza da açık bir direktifle Türkiye’nin sınır güvenliği için ne yapılması gerekiyorsa, bakın altını çiziyorum, ne yapılması gerekiyorsa yapılması talimatını verdim. Bunlar zaten angajman kuralları bellidir, belli aralıklarla yenilenir ve benden talep edilen neyse silahlı kuvvetlerimize Türkiye’nin sınır güvenliği için alınması gereken tedbir neyse bunun alınmasından bir an dahi tereddüt edilmemesi için her türlü talimat verilmiştir. Burada yapılmak istenen ne biliyor musunuz? Telabyad’a gelen PYD unsurlarıyla, Telabyad üzerinde Araplar ve Türkmenler üzerinde baskı yapıp sanki bütün Arap ve Türkmenler orada DEAŞ’a mı yardım ettiler? Hayır oradaki halk terör örgütü gelip baskı uygulayınca oradaki halk ona karşı savaştı direnemedi."

“Telabyad DEAŞ’ın eline PYD’den düşmedi” ifadesini kullanan Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özgür Suriye Ordusu, Türkmen gençler savaşa savaşa, son ana kadar kırıla kırıla oradan çekildiler geçen sene takriben. O zaman bu gençlere yardıma giden bugün eski Suriye Türkmen Cephesi Sayın Samir Hafiz’in açıklamalarına bir daha bakın ‘Bayır-Bucak Türkmenleri MİT tırlarına yapılan baskınlar sonrasında Bayır-Bucak Türkmenleri mevzilerini kaybettiler’ diye. Şimdi burada yapılmak istenen fiili demografik bir göç dalgası ile demografiyi değiştirmek bizim sınırımızda bir ‘oldu bitti’ yaratmaya dönük, bizim sınırımızda bütün Orta Doğu’da haritayı yeniden şekillendirmek için zemin oluşturulmaya çalışılıyor.

Biz birleşik bir Suriye’nin, birleşik bir Mısır’ın, birleşik bir Libya’nın demokrasi mücadelesine destek verdik. Bu mücadelede kayıtsız kalanlar, Birleşmiş Milletler, büyük devletler, kayıtsız kalmaları sonucunda ortaya çıkan tabloyu da terör örgütleri ve rejim, otoriter zalim rejimler kullanıp Orta Doğu’yu Yemen’de olduğu gibi bir kan gölüne çevirme çabası içindelerdi. Şu anda bizim tutumumuz bir taraftan Türkiye’yi bu etkilerin  dışında tutmak diğer taraftan da Suriye ve Irak başta olmak üzere buralardaki demokratik güçleri her zaman desteklemek ve onlarla birlikte yeni bir Orta Doğu inşa edecek zemini hazırlamak.”

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Çözüm Süreci Türkiye’de başarıyla götürülseydi ve silahlar Türkiye’de toprağa gömülseydi ve yine çağrı yapıyorum Demirtaş’a, yeni bir Orta Doğu işaret ediyorsa o Orta Doğu dağlarda, bayırlarda silah tutan bir takım terör grupları tarafından mı kurulacak? ‘Yeni Orta Doğu’ diyorsa Türkiyelileşmekten bahsediyorsa derhal bütün bu faaliyetlere karşı tutum almalıdır. 

Şimdi sokağa çıktılar, başarı, zafer şeyi atılırken illegal bir çok silahlarla atışlar yaptılar. Biz bunlara tedbir almayı da gerektiğinde düşünebilirdik ama bu seferde diyeceklerdi ki, ‘çatışma ortamı içinde seçim, zaferini, yenilgisini hazmedemediler’. Madem böyle düşünüyorlar yani yeni bir Orta Doğu işte sınav. Telabyad’dan ve diğer bölgelerden kaçanların süratle ülkelerine dönmeleri lazım ve Türkiye’de şiddete karşı net tavır sergilemeleri lazım, Kobani’de Haseki’de onlara muhalif olan diğer Kürt unsurlara şey göstermeleri lazım ve yeni bir Orta Doğu’yu o zaman hep beraber konuşabiliriz ve tabii Mursi’ye karşı tutumlarını da netleştirmeleri lazım."

Başbakan Davutoğlu, koalisyon hükümeti kurulamaması halinde "görevi iade mi edersiniz, azınlık hükümeti mi kurarsınız" şeklindeki bir soruya, azınlık hükümetinin de koalisyon görüşmelerinin içinde gündeme geleceğini söyledi. 

Önemli olan konunun ülkeyi hükümetsiz bırakmama iradesinin gösterilmesi olduğunu söyleyen Başbakan Davutoğlu, bu iradeyi gösterirken de şahsi ya da partinin konumundan çok, ülkeyi düşünmenin önemine dikkati çekti. 

Seçim gecesi herkesin AK Parti için bir ’travma yaşadığı’ düşüncesinde olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Bizde hiç dağınıklık gördünüz mü, zihni, psikolojik dağınıklık? Ya da opsiyonlara kapıyı kapatma, fevrilik, dönüp ’ya tamam ne halleri varsa görsünler, bir denesinler bakalım’ gibi bir tavır bizde gördünüz mü?" diye sordu. 

Bir gazetecinin "Hiç içinizden geçti mi öyle bir şey" diye sorması üzerine Davutoğlu, seçim gecesi Ankara’ya döndüğünde bazı partililerde farklı yorumların da olduğunu söyledi. 

Başbakan Davutoğlu, "Biz niçin siyaset yapıyoruz. Neticede ülke çıkarı için, yani koltuk için yapıyorsanız tepki verirsiniz, kendi egonuz için yapıyorsanız ’millet bizi anlamadı, haddini bilsinler’ gibi tavra girersiniz ama ülke için o millet için yapıyorsanız milletin verdiği karara saygı duyacaksınız, sonra da o saygının gereği neyse onu yapacaksınız. Bu anlamda haddini bilmek gerekiyor ve o günden bugüne de bizden hiçbir parti yetkilimizin açıklamasında, benim açıklamamda herhangi bir şekilde bu milli iradeyi tartışan bir söz duymadınız" dedi.

Seçim kampanyaları esnasında birtakım duvarlar örüldüğünün kendilerinin de "bunları kaldıralım ve her şeyi konuşabilecek bir ortam hazırlayalım" düşüncesinde olduğunu söyleyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz bunu yaparken muhtemelen aynı saatlerde Sayın Bahçeli odasında benim konuşmamdan sonra yapacağı o sert açıklamayı hazırlıyordu. Sayın Kılıçdaroğlu da ’yüzde 25, yüzde 26’da olursa istifa ederim’ dedikten sonra ’yüzde 25’inden nasıl kurtarırım’ diye ’bunu nasıl kurtarırım’ diye, bunu bir başarı hikayesine döndürmeye çalışıyordu. Demirtaş da Diyarbakır’da sokağa çıkıp da silahlı gösteri yapanların coşkusuna veya bölgede katılıyordu. Bizim için ise birinci soru şuydu, partimizin iyi bir değerlendirmesini yapıp teşkilatımızı, partimizi güçlü şekilde ayakta tutmak."

AK Parti’nin elde ettiği oy oranının çok iyi bir başarı olduğunu anlatan Davutoğlu, "Avrupa’da herhangi bir partinin yüzde 41 alması bugün hayaldir, iktidarda olan partilerin dahi" dedi.

Tavırlarında seçimden bugüne bir değişiklik bulunmadığını söyleyen Başbakan Davutoğlu, diğer partilerin genel başkanların açıklamalarına bakıldığında  "fırsatçılıkla kapı kapatma arasında bir gidiş geliş" görüldüğünü dile getirdi. 

"CHP’nin 1950’den bu yana yüzde 60’ı temsil ettiği ne zaman görülmüş"

Davutoğlu, "Kapı kapatmadan kasıt ’ben şunları şunları yapmam, şunlar şunlar olursa konuşmaya başlayabilirim’, ya bir dakika sen yüzde 40 almadın ki yüzde 50 de almadın. Baktılar tek tek bunu yapmak mümkün olmayınca Kılıçdaroğlu’nun son retoriği daha da ilginç, yüzde 60 ile yüzde 40. Allah aşkına CHP’nin 1950’den bu yana yüzde 60’ı temsil ettiği ne zaman görülmüş" diye konuştu.

Türkiye’de önceki dönemlerde sağ-sol denklemleri bulunduğunu ve sağın belli bir yüzde, solun belli bir yüzdesi olduğundan bahsedildiğini anımsatan Davutoğlu, "CHP yüzde 41’i bir kere görmüş bütün tarihi boyunca onun sonunda da Güneş Motel diye bir rezalet çıkmış. Oturup kendisi, kendi şeyi hani bir karneyi bir çocuk alır da kendi başarısız ’Ya biz küme çalışması yapmıştık’, hani eskiden küme vardı, ’şu karnelerdeki notları toplayalım da hep beraber sınıfı geçelim’ demesi gibi bir şey. Şimdi buraya getirdi işi, bu fırsatçılık" ifadelerini kullandı.

"0,87 oyu da bizden alıyor yüzde 60’a tamamlamak için"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de "yüzde 60" ifadesi için "abesle iştigal" dediğini aktaran Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Doğru Bahçeli’nin söylediği, abesle iştigal. Olmayacak bir senaryo üzerinden şimdiden kamuoyunu buna yönlendirdiği, hele kendi kitlesine bir liderin yapmaması gereken bir şey, kendi kitlesini aldatmasıdır. ’Ben başbakan olacağım’ diye kendi kitlene söylediğin zaman ve bunu ifade edip yapamadığın zaman zaafa düşersin. O tabloda o çıkmıyorsa, yani ben tutup ’merak etmeyin biz tek başına iktidar olmaya devam edeceğiz’ desek ne anlama gelirdi bu. Benim 17 milletvekilini bir yerden bulup, ikna edip, hani Güneş Motel, bir şeyler yapıp... Biz bunu der miyiz ardımıza döndük halk koalisyon istedi, ’herhangi bir ham hayal peşinde koşmayacağız’ dedik ama Sayın Kılıçdaroğlu ne diyor, ’ben başbakan olacağım’ halkın vermediği bir şeyi sen nasıl talep ediyorsun. Meclis dışındaki partilerin oylarını koyuyor. Bu arada çarpıcı bir şey bizim oyumuzu da koyuyor ’yüzde 60’ derken. Bizim oyumuz yüzde 40,87. 0,87 oyu da bizden alıyor yüzde 60’a tamamlamak için."

Davutoğlu, 0,87’lik oranın yüzbinlerce oya tekabül ettiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Ben bunları sadece izliyorum, halkımız da izliyor. Şu anda herkesin yapması gereken tabloyu realist bir şekilde okumak, ülke çıkarını öne almak ve bu ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için hangi opsiyonlar var bunu birer birer denemek. Denerken de ’bunu deneyim de sonunda bu iş başarılmasın, tekrar seçime gidelim’ gibi bir oyun içine girmemek bu şu anki milletvekillerine de saygısızlık olur yani seçilen milletvekillerimize de bizim için, bütün partiler için. Bırakalım Meclis açılsın milletvekillerimiz görevlerini yapmaya başlasınlar ve bu arada da biz o milletvekillerimizle bir istişare, güvenoyu alacak bir hükümetin üzerinde duralım." 

Koalisyon formülleri üzerine değerlendirme yapan Davutoğlu, bu konuda açık konuşmak gerektiğini belirtti. Hayatta hiçbir zaman Demoklesin kılıcı altında ne kitap yazmayı ne siyaset yapmayı isteyeceğini ifade eden Davutoğlu, "Yani, benden kaynaklanmayan, konuşamayacağım bir gücün denetimine iradeyi vermek istemem. Yani, azınlık hükümeti nihayet bir başka parti, oy verdiği sürece ayaktasınız. Bunu, geçmişte Türk siyasetinde gördük" dedi. 

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bir gensoru verilir size. Sizden daha o çok küçük azınlık partisi, bir başka partinin insafına bırakılmış olur. Onun yerine mertçe, gerekirse kıran kırana bir pazarlık sonucunda, bir ortakla doğru dürüst bir şirket kurmayı tercih ederim.

İlk borçlandığımda gidip birinden borç almak gibi bir zilleti yaşamaktansa ’senin paran şu, benim param bu. Birlikte bir şirket kuracağız. Dürüstçe kuracağız, birbirimize güvenerek kuracağız ve yürüteceğiz bu şirketi. Şirket derken Türkiye’yi şirket gibi gördüğümden değil, bir ortaklık şeyi vermek için ve herkesi memnun edeceğiz’ bunu diyecek dürüst, samimi bir muhatap bulduğumda ben koalisyon kurmayı tercih ederim.

Her seferinde, alacağın her kararda, masada oturmayan, Bakanlar Kurulu’nda oturmayan bir başka partinin tahakkümüne belki de etmeyecek ama,  o ihtimal dahi... ’CHP, MHP, azınlık hükümeti, HDP dışarıdan destek versin’ demek; orada Sayın Bahçeli haklı. Her kararı, Kandil’de onaylatmak anlamına gelir. Böyle, bir şeye ben razı olmam. Bunu HDP için söylemiyorum. Bunun yerine, kim bize azınlık hükümeti için destek verecekse ’Gel arkadaşım, gel kardeşim, oturalım. Sen ne istiyorsun? Benim gücüm ne? Adil bir paylaşım ne? Temel ilkelerimiz ne? Oturup, koalisyonların anayasası mahiyetinde olan protokolü birlikte yazarız. Herkes de o protokole uyar. Ben de bilirim, protokolün ilkeleri şudur ve bu ilkeler içinde hükümet etmenin fazileti budur."

Azınlık hükümeti formülünün ne zaman olabileceğine ilişkin açıklama yapan Davutoğlu, "Bütün bunları deneriz, başka da yol kalmaz. Görüyorsunuz Suriye sınırında olanları. Bir taraftan koalisyon konuşulurken, dikkat ettiyseniz demin Suriye haritasını köy köy neredeyse sayacak kadar da olayı takip etmekteyim. Onu takip edeceksiniz" diye konuştu.

"En son şeylerden biri olarak azınlık hükümeti denenir"

Dünyada ekonomik kriz yaşandığını vurgulayan Davutoğlu, "Türkiye’nin bu kadar kritik bir ortamda hükümetsiz kalmaması için en son şeylerden biri olarak azınlık hükümeti denenir. Buna da kapıyı kapatmayız. Her opsiyona kapatmadığımız gibi ama başta niyetimiz onunla başlamaz. Dürüstçe bir diyalogla koalisyon" değerlendirmesinde bulundu. 

"Koalisyon hükümeti konusunda, muhalefet partilerinden hiç mi olumlu sinyal yok? Sizin de bu konuda bir ön şartınız, bir kırmızı çizginiz olacak mı? Hala bunu mümkün görüyor musunuz?" şeklindeki soru üzerine Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Bunu, ilk anda söyledim ben, diplomatik müzakerelerde kırmızı çizgi tabirine inanmadım. Bu, öyle bir şey değil ama ben başdanışman ve Dışişleri Bakanı olduğumda onlarca arabuluculuk görüşmesi ve bu tür ortaklık müzakereleri yaptım. Neyin, neyi engellediğini bilirim. Kırmızı çizgiyi baştan çizen kim olursa olursun ve bunu deklare eden isteksizlik de beyan etmiş olur. Varsa, senin için önemli bir konu, bunu masaya oturursun ’bunu benim için aşılmaz bir konudur’ dersin.

Ama kamuya dikte ettiğiniz anda sanki ’siz güçlü tarafsınız da karşı tarafa bir şeyi dikta ediyorsunuz, intiba verirsiniz. Bu sefer, karşı taraf da gücünü göstermeye başlar. ’Benim, kırmızı çizgilerim de şu’ der. Kamuoyu bakar, ’ya bu kırmızı çizgiler de hiç pembeleşmiyor, pembeleşme şansı da yok. O zaman bunların ikisinden de üçünden de ümidimi keseyim’ der. Kaos böyle başlar."

Sorumlu bir siyasetçinin, siyaseti kırmızı çizgiler, tabular, yasaklar, duvarlar arasında yaşamaması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, "Varsa bile zihninde bunlar, tabiki bizim için terk edilmez ahlaki ilkeler var benimsediğimiz, siyaset içinde. Türkiye’ye getirdiğimiz bir yer var. Bu yerden geri gitmemek için düşündüğümüz şeyler var ama ben onu ortağımla oturup konuşurum" dedi.

Bunu evlilik üzerine bir örnekle açıklayan Davutoğlu, "Yürümesini istediğiniz bir nikah yapacaksınız ve ’benim şunlar kırmızı çizgimdir’ dediğinizde, nereye gider o. İyi niyet ve irade burada önemli. İyi niyet, işi başlatmak için önemli. İrade, işi bitirmek için önemli" diye konuştu.

Davutoğlu, kendilerinin iyi niyetli olduklarını belirterek, şunları kaydetti:

"Bizde iyi niyet var ve açığız. İrade de var. Muhatap olduklarımızda da bu olduğunda mesafe alacağımıza ben inanıyorum. Bu konuda da düşüncelerimiz son derece açık.

Diğer yerlerden gelen mesajlara baktığımda açıkçası, aslına bakarsanız siyasi geçmişleri itibarıyla de Sayın Bahçeli, bizden çok önce siyasete girmiş birisi. Sayın Kılıçdaroğlu, ben büyükelçi olarak görev yaptığım dönemde de siyaset içindeydi. Benden önce de genel başkan oldular ama baktığımda bunu ben, kendine güvenen olgun siyasi tavırlar olarak görmüyorum. Her gün bir formül bir başka formül üretmek. Yüzde 60. Şimdi, yüzde 60 çöktü Bahçeli’nin açıklamalarına. Böyle olmaz. Sen kendi istişareni yap, müzakereye açık ol. Karşı taraf geldiğinde de şunları şunları...

Şimdi şey veriyorlar. Altan alta döne. Dönüşümlü başbakanlık. Allah aşkına, şu rakamlara bir baksınlar, aynaya bir baksınlar. Bir şey getirirken makul olmak icap eder. Eşyanın doğasına aykırı bir şey yürür mü? Dönüşümlü başbakanlık olacak, bu yetmez. İlk başbakan da Sayın Kılıçdaroğlu olacak. Burada zorlanmaması gereken şey, eşyanın doğası. Matematiğin doğası da zorlanmamalı, zorlayıcı, bir yerde patlıyor. Yüzde 60 diyorsun, matematik tutmuyor, çöküyor iş. Siyasi etik de zorlanmaz."

"Cumhurbaşkanlığı makamı, hele hele yok sayamazsınız"

"Pazarlığı yüksekten başlatmak gibi bir tavır ve tutum içindeler. Belki, normal sayılabilir koalisyon öncesi bunlar. Sanki her parti bu görüşmeler sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın pozisyonu tartışma konusu haline getirmekle çok fazla ilgili gibi görünüyor. AK Parti, bu müzakerelerde Cumhurbaşkanının konumunu tartışma meselesinde nerede duracak?" sorusu üzerine Davutoğlu, şu yanıtı verdi:

"Çok açık bir şekilde Cumhurbaşkanımıza ve Cumhurbaşkanı makamına yönelik her saldırı, hakaret bize yöneltilmiş’ derim. Bunu, ben bir kırmızı çizgi olarak şu anlamda görmüyorum. Kırmızı çizgi, sizin ürettiğiniz bir şeydir. Cumhurbaşkanlığı makamı ise Türkiye’de anayasanın çizdiği bir makamdır.

İki şeyi tartışabilir misiniz? Geçen sene Sayın Cumhurbaşkanımız yüzde 52 oyla seçildi. Tarihi akışı geriye döndürebilir misiniz? Sizin de adayınız vardı Sayın İhsanoğlu, ortak aday. Seçilemedi. Bunu, meşruiyet şeyi yapabilir misiniz? 

Anayasal çerçevede diyor ki ’Hükümet görev kurma yetkisi, Cumhurbaşkanı tarafından yapılır’ ve bunun da çerçevesini çiziyor. En büyük partiye verilir. Anayasa bunu söylerken,Cumhurbaşkanlığı makamını tam da bu süreçte tartışmaya açmak ne anlama gelir? ’Ben, ya başbakanlık görevini almak istemiyorum. Çünkü, o Cumhurbaşkanı verecekse almayacağım ya da şurada verecekse almayacağım’ demek... Anayasa, ’Sen, görevi ancak Cumhurbaşkanından alırsın’ diyor. Anayasa’ya saygı göster."

Davutoğlu, kendilerinin "bu anayasayı benimsemediklerini söylediklerini" belirterek, "12 Eylül anayasası anlamında, değiştirme irademizi de söyledik. Sivil anayasa ama, bu anayasaya uymak benim görevim" diye konuştu.

Başkanlık sistemine geçilmesinin doğru olduğunu her zaman söylediğini dile getiren ve mevcut sistemi eleştiren Davutoğlu, "Bu sistem, parlamenter sistemi budamış bir sistemdir. Vesayetçi, 12 Eylül tarafından. Gerçek bir parlamenter sistem olsaydı, bu handikaplarla karşılaşılmazdı. Gerçek bir parlamenter sistemde, Sayın Cumhurbaşkanımız, partinin kurucu genel başkanı olarak Cumhurbaşkanı olmayı düşünmeyebilirdi. Çünkü, siyasi güç burada. Parlamenter sistem olsaydı" dedi.

Bunu halka anlattıklarını, arz ettiklerini, beyannameye koyduklarını anımsatan Davutoğlu, "Ama olmadı. Şimdi, şu andaki bizim meselemiz, bir öfkeyle bir fevri tutumla hele hele herkesin üzerinde ittifak etmesi gereken Cumhurbaşkanlığı gibi bir makam üzerinden yeni bir tartışma başlatmak değil. Bir an önce ülkeyi, işleyen bir hükümete kavuşturmak. Hala, bunun fark etmemiş görünüyorlar, hala rövanşişst bir tutum içindeler. Bu, doğru bir şey değil. Varsa, eleştirileri, yapmaya devam ederler. Beni de eleştirirler" dedi.

Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı makamının eleştirilemez olmadığının altını çizen Davutoğlu, "Ama, hakaret edemezsiniz, hafife alamazsınız, hele hele yok sayamazsınız. Meşruiyetini yok sayamazsınız" dedi.

Davutoğlu, bunun herkes için geçerli olan bir kural olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"O zaman yapılması gereken ne? Kılıçdaroğlu, başbakan mı olmayı arzu ediyor? Eğer ikna ederse MHP’ye HDP’yi, olabilir de ama nihayet, o başbakanlık görevini ona kim verecek? Cumhurbaşkanı, Anayasa’ya göre. Başbakan olduktan sonra kabineyi kim onaylayacak? Cumhurbaşkanı. Sonraki her aşamada, üçlü kararname ile Başbakan olarak başbakan imzasıyla herkararı, Cumhurbaşkanının huzuruna gidecek ve orada onaylanacak. Bunları, yok sayabilir misin? 

Sen, ’Cumhurbaşkanı, anayasal çizgiye çekilsin’ diye çağrı yaparken, sen Cumhurbaşkanının anayasal çerçeve içindeki konumunu tartışırsan, bunun bir karşılığı olur mu? Soğuk kanlı bir şekilde yapılması gereken husus çok açık."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.