Yükleniyor...

Terörün Sosyal Maliyeti

 

Terörü oluşturan faktörler dünyanın her yerinde neredeyse aynı temele dayanmaktadır. Bir bölgede sivil halka yönelik devletin bizzat kendisinden veya dışarından sistematik olarak yapılan baskıların halk üzerinde karşı tepkiye yol açması terörün oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Terör bir taraftan dış destekler ile ortaya çıkarken; bir taraftan da ekonomik ve sosyokültürel faktörlerden, ülkelerin sahip olduğu bölgesel özellikler gibi iç etkenler sebebi ile de ortaya çıkabilmektedir. Sözgelimi kültür farklılaşması, sosyal değerlerin değişmesi, topluma yabancılaşma, sapma davranışlar, nesiller arası kopukluk gibi sebepler bunların başlıcalarıdır.

Dünyada artan terör olayları biryana ülkemizde son otuz yılda terör sorunu ile mücadele etmektedir. Geçmişte uygulanan yanlış politikaların daha da körüklediği ve kemikleşerek içinden çıkılamaz hale getirdiği terör sorununa yeni, acil ve kalıcı bir çözüm bulmak gerekmekteydi. Özellikle son 30 yılda yaşanan bu sorunun çözümü için “milli birlik ve kardeşlik projesi” Sayın Cumhurbaşkanımız öncülüğünde başlatıldı. Devlet ile vatandaş arasındaki iletişim köprülerinin yeniden inşası anlamına gelen “çözüm süreci” Kürt vatandaşlarımızın daha önceki hükümetler döneminde yaşadığı tüm olumsuzlukları telafi etmeyi hedefleyen ve sosyal barışın tesisinde önemli katkılar sağlayacak bütüncül bir süreci ifade etmekteydi. Cumhurbaşkanımızın büyük riskler alarak başlatmış olduğu bu süreç, Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında yaşayan herkesin barış içinde yaşayabileceğini hepimize göstermiş oldu. AK Parti hükümetinin kurulduğu ilk dönemden itibaren Doğu ve Güneydoğu bölgelerine yapılan büyük yatırımların yanı sıra bölgedeki olağanüstü halin kaldırılması bölgede yaşayan halkın derin bir nefes almasını ve sonrasında eskiden dile bile getirmeye çekindikleri özgürlüklerin verilmesini sağlamıştır. Yine Cumhurbaşkanımız Kürtçe şarkı yapmak isteyen ve bu sebeple linç edilmek istenen Ahmet Kaya’ya bu süreçte devletin en tepesindeki adam olarak sahip çıkmış, itibarını geri kazandırmış, fikirlerine sahip çıkmış hatta bu fikirlerin gerçekleşmesine destek olmuştur. Dahası Kürtçe üzerindeki tüm yasakları kaldırarak Kürtçe eğitim imkanı ve Kürtçe yayın yapan televizyon kanalı kurulmasına öncülük etmiştir.

Ayrıca ekonomik anlamda geri kalmış olan Doğu ve Güneydoğu bölgelerine yapılan yatırımlar (hastanenler, okullar, üniversiteler, yollar, sanayi bölgeleri, barajlar vb.) ve iş adamlarına verilen teşvikler, güvenliğin sağlandığı bu bölgelerde yeni iş sahaları oluşturulmasını hızlandırmıştır. Tüm bu gelişmeler bölgedeki işsizlik oranlarının düşmesine ve halkın refah seviyesinin yükselmesine neden olmuştur. Komşu ülkelerdeki istikrarsızlıklara ve iç savaşlara rağmen Türkiye kendi içinde terörü çözmüş güvenliğini sağlamış bununla beraber milyonlarca savaş mağduru Suriyeliye de kapılarını açarak bağrına basmış ve halen basmaktadır. Bu durum Türkiye’nin bölgedeki kritik konumunu daha da artırmış, Müslüman devletlerin ve halkların sevgisini kazanan Türkiye yerli ve yabancı yatırımcılar için güvenli bir liman haline gelmiştir. Her şey yolunda giderken ve barış türküleri söylenirken son zamanlarda yine terör ısıtılarak ülkemizde kaos ortamı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Arka arkaya gelen şehit haberleri, şehirlerde yüzleri maskeli silahlı yürüyüşler, halka ve devlete ait araçları yakma yoluyla halkı yeniden korku ve endişeye mahkum etmeye çalışan bu zihniyete karşı devlet itidali elden bırakmadan sürecin bitmemesi adına sabır göstermiş, halkı sağduyuya davet etmiştir. Fakat eylemlerin giderek artması ve halkın sabrının tükenmesi üzerine “nerde bu devlet” diye soranlara askerimiz gereken cevabı büyük bir siyasi zeka ile vermiştir. İlk olarak İŞİD’e karşı saldırıya geçilmiş, arkasından PKK’nın tepe kadrosunda dahil olmak üzere birçok kampı yerle bir ederek devletimiz bütün dünyaya burada olduğunu ve her türlü saldırıya cevap verebilecek güçte olduğunu göstermiştir. Son yıllarda halk ve devlet olarak büyük tecrübeler edinilmiştir. Terörün sadece silahlı militanlardan ibaret olmadığını her çeşit meslek ve inanç görünümü altında kişi ve kurumların da vatanın birlik ve beraberliğini, halkın siyasi iradesini hiçe sayarak komplo ve iftiralar yoluyla devleti yönetenlerin bizzat kendilerine kast edecek küstahlıkta olduklarına hep beraber şahitlik ettik. Bu sebeple içeriden ve dışardan gelen tüm tehditlere karşı en etkili mücadele ancak mili irade ve siyasi istikrarın sağlanması ile mümkün görünmektedir.

Terörün topluma maddi olduğu kadar manevi acıdan da verdiği birçok zarar vardır. Genel manada uzlaşma ve hoşgörü kültürünün sosyal zeminini zayıflatarak ortak yaşam alanlarını ve milletlerin ortak gelecek kurgularını imkânsız hale getirmeyi amaçlayan terör konusunun “sosyal ve toplumsal maliyeti” üzerinde çok az durulmaktadır. Terör ülkemizi öncelikle şu noktalarda etkilemektedir:

Göç ve toplumsal uyuşmazlık: Terörden ülkemizde en çok etkilenen bölge Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleridir. Buralardan ülkemizin diğer coğrafi bölgelerine özellikle metropollere doğru gerçekleşen yoğun iç göç toplumsal yapıyı olumsuz etkilemiştir. Ekonomik zararlar bir yana, toplumsal olarak huzursuzluklar ve kır-kent yaşamına uyumla ilgili yaşanan sorunlar farklı toplumsal çatışmaları beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla uzakta iken hakkında güzel duygular besledikleri insanlar yakına gelince onlar hakkındaki düşünceler değişmiş ve maalesef zaman zaman genellemeler yapılmıştır. Bu durum halen toplumsal huzurumuza olumsuz etkilemektedir.
Güven zedelenmesi: Güvenlik nedeni ile özellikle Güneydoğu’da yüzlerce köy boşaltılmış, köylerini terk etmek zorunda kalan insanlar şehirlerde yoksullukla yüz yüze kalmışlar dolayısıyla askere ve devlete küsmüş, düşman olmuşlardır. Devlete duyulan saygı ve güven kaybolmuş, hatta vergi vermek, askere gitmek ve devletin mecbur ettiği diğer yükümlülükleri de sorgulanmaya ve imkân varsa bu yükümlülükler terk edilmeye başlanmıştır. Bu yaklaşım karşısında diğer bölge insanlarında anti pati ve husumet oluşmuş, dolayısıyla millet olma bilincimize zarar vermiştir. Bu sebeple AK Parti hükümetinin “köye geri dönüş” projeleri devletle tekrar barışma, sosyal güvenlik ve huzuru temin etme açısından önemli bir adımdır.

Bölgesel gelişmişlik farkı: Terörün topluma verdiği bir başka zarar ise, toplumsal gruplar arasında imkân ve nimetlerin eşit dağıtılamaması ve refah seviyesinin zamanla bölgelere göre bariz farklılaşmasıdır. Ortaya çıkan sosyal adaletsizlik ilk etapta ekonomik veri olarak algılansa da sosyal dokuya verdiği zarar hayli yüksektir. Toplumsal barışı tesis etmek adına sosyal, kültürel ve ekonomik alanda özelliklede dezavantajlı bölgelerde çok çeşitli yatırımlar yapılmıştır. Bölgesel gelişim farklarını en aza indirmek ve toplumun tüm kesiminin eşit imkanlardan faydalanmasını sağlamak amacıyla AK Parti hükümetlerinin yıllarca birçok hizmeti ücretsiz veya çok ucuz bir maliyetle halka ama özellikle terörden daha çok etkilenen Güneydoğu illerine sunması göz ardı edilemez bir gerçektir. Ücretsiz veya çok düşük ücretlerle sunulan sağlık, eğitim, ulaşım hizmetleri, fakir ailelerin desteklenmesi gibi yaklaşımlarla yoksullukla mücadelede önemli bir yol kat edilmiş, nihayetinde toplumsal tabakalar arasındaki refah eşitsizliği azaltılmıştır. Toplumsal huzur ve refahı sağlamada AK Parti iktidarı döneminde gelişmenin en önemli ayaklarından birini oluşturan kişi başına düşen Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2002’de 3.492 $ iken 2014’te 10.404 $’a yükselmiştir.

Toplum psikolojisi üzerindeki zararları: Şiddet, sürtüşme, düşmanlık ve çatışmanın toplumsal yapıyı ve ilişkileri belirgin biçimde etkilediği açıktır. Özellikle sosyalleşme ortamlarında şiddetten etkilenen çocuklardaki saldırganlık duygusunun normal eğitim, çevre ve sosyal etkilerle bastırılması ve törpülenmesi zor olmakta, hatta bu tür güdüler denetimsiz kalarak kontrol dışına çıkmakta, şiddete yönelmektedir. Ayrıca bu ortamda büyüyenler, şiddet ve terörü kendini ifade etme ve talepte bulunmanın meşru bir yolu ve yöntemi olarak görmektedir. Yukarıda da bahsedilen tüm sosyal, kültürel ve ekonomik faktörlerin neden olduğu terör ve eylemleri, bireyin ve toplumun sağlıklı yaşam koşullarını yok etmekle kalmayıp bir yaşam boyu devam eden olumsuzluklara yol açacaktır. Kişi Teröre maruz kalmasa bile yarattığı psikolojik etki ile insanlar terör mağdurudur çünkü böyle bir ortamda bireyden topluma genel bir huzursuzluğun hâkim olması ihtimali çok yüksektir.

Sonuç olarak terör, sosyal dışlanmaya açık kişilerin kullanılması, baskı, korku ve diğer unsurlarla oluşan veya oluşturulan bir suç olarak değerlendirilmektedir. Hepimiz biliyoruz ki terörün ekonomik maliyeti ve verdiği zararlar istikrar ve barış ortamında zaman içinde telafi edilebilecekken, bireysel ve toplumsal travmalara yol açan terörün sonuçlarının insani ve toplumsal maliyetinin telafi edilmesi çok zor olacaktır.

Toplumun huzurunu baltalamak isteyenlere ve toplum içinde gerilim yaratacak hiçbir hamleye kim olursa olsun müsaade edilmemelidir. Bu ise sadece hükümetin değil tüm partilerin, STK’ların ve diğer toplumsal grupların ortak sorumluluğundadır. Ayrıca farklı disiplinlerin ilgi alanına giren ve karmaşık bir konu olan terörün “nasıl”ının yanında “niçin” ortaya çıktığı ve çözümü hakkında özellikle üniversitelerin ve düşünce kuruluşlarının daha fazla araştırma yapması ve farklı bakış açıları ile somut ve etkili çözüm önerileri sunması politikacıların konuyu daha etkin değerlendirmesinde önemli katkılar sağlayacaktır. Geçmişte hatalar yapılmış olabilir. Bunları bir kenara bırakıp, şu andan itibaren millet olarak terörün olumsuz etkilerini bertaraf etmek için nelerin yapılabileceği araştırılmalıdır. Ülke olarak son 13 yılda edinilen kazanımların heba edilmemesi adına devletin ve herkesin sistematik bir şekilde terörle mücadele etrafında eşgüdümünün sağlanarak, teröre kaynaklık eden etmenlerin minimize edilmesi ve sosyal barışın sağlanması hususunda üzerine düşeni yapması ülkemizin birlik, bütünlük ve geleceği açısından hayati öneme sahiptir.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.