Yükleniyor...

Türkiye’yi maceraya ve riske sokmayiz

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, hiçbir zaman Türkiye’yi maceraya ve riske sokacak bir adıma izin vermeyeceklerini belirterek, "Ama Türkiye’yi oldu bittilere getirecek bir tavra da sessiz kalmayız. Bilinsin ki, Türkiye’nin sınır boylarında belli yapıların oluşmasına da izin vermeyiz" dedi.

AK Parti Genel Merkezi’nde Kanal 7 televizyonunun canlı yayınına katılan Davutoğlu, Mehmet Acet’in sorularını yanıtladı.

Davutoğlu, "Ankara’da da koalisyon dönemlerinde bir arka plan diplomasisi yürütülürdü, böyle bir şey şu ana kadar hiç olmadı mı?" şeklindeki soruya ilişkin, ilkesel olarak genel başkanlarla görüşmeden herhangi  bir parti üyesi ile görüşmeyi doğru bulmadığını söyledi.

Deniz Baykal ile de Meclis Başkanlığına adaylık görevini aldıktan sonra görüştüğüne işaret eden Davutoğlu, Ankara’nın sıcak bir siyasi ortamının bulunduğunu, bu nedenle görevlendirme olmadan da temasların söz konusu olduğunu kaydetti.

Davutoğlu, bu tip temasların olmadığını söylemenin eşyanın tabiatına aykırı olacağını belirterek, ancak bunların bir bağlayıcılığının olmadığını ve Ankara’da diyalog kapılarının kapanmadığını dile getirdi.

“Neye göre eli en güçlü parti biziz" diyorsunuz. Seçimden sonra herhangi bir araştırma yaptırdınız mı?” sorusunu Davutoğlu, şöyle yanıtladı:

"Kendi içinde tutarlı olan parti biziz. Bu otoriter bir parti anlayışından gelmiyor. Oraya girdiğinde kimse kimseyi kontrol etmiyor. Ama bir ortak vicdan ve ortak davranma kültürü var. O bakımdan bir karar alırken istişare yaparız. Son üç hafta içinde sahura kadar istişareler sürdü. Eğer Genel Başkan olarak herkesle medeni bir şekilde yürümezseniz olmaz. Bu anlamda biz rahatız. AK Parti’nin  temelleri çok sağlam atılmış. Ancak diğer partilere baktığınızda aynı rahatlığı göremiyorsunuz. Bizim arkamızda 12 yıllık başarı hikayesi var. Biz bir şey ürettik. Halkımızı bu üretilen şeyi görüyor. Kaybedilecek şeyin ne olduğunu da Yunanistan ve Ukrayna üzerinden görüyor.

Halk yüzde 41 oy vermiş bize. O yüzden elimiz güçlü. Yüzde 41 oy almış bir partinin elinin rahat olmasından daha doğal ne olabilir? Birinci partiyiz. Eğer doğru davranmazsak bu oy düşebilir. Halkın oyuna ipotek koyamayız. ’AK Parti bunca yıllık hizmete rağmen, millete saygı duyarak mütevazı bir şekilde koalisyon çalışmalarını yürüttü ama diğerleri buna gereken cevabı vermedi’ dendiği anda milletin bize bakışı farklı olur. Bunu dedirtmek için koalisyon görüşmesi yapmıyoruz ama biz iyi niyetle bu süreci yönetirken millet de bunu değerlendirecektir. Bu anlamda biz rahatız, milletin ümitlerine de yön verecek imkanlarımız var. Kendi siyasi geleceğimiz anlamında da bir kaygı taşımıyoruz."

Davutoğlu, oy kaybına yönelik bir istişare ve araştırma yaptıklarına dikkati çekerek, il il sebepler üzerinde durduklarını söyledi.

"Parti kongreniz olacak mı, size rakip çıkacak mı?" sorusu üzerine de Davutoğlu, şunları anlattı:

"İl kongrelerini yaptık, mutat tarihinde de genel kongremizi yapacağız. Ancak şu an ilk gündemimiz Türkiye’nin hükümetsiz kalmaması ve hükümeti kurma çabasıdır. Parti meselesi onun önüne geçerse bu milletin iradesine saygısızlık anlamına gelir. Şu an önce ülkemizin geleceği ile ilgili adımları atalım. AK Parti kongreleri her zaman kardeşlik duygusu içinde seyretmiştir. Bu süreler bitince kongremizi yine o duygularla yaparız. Ancak aday çıkar mı çıkmaz mı? Herkesin aday olma hakkı var. Demokratik bir kongre. Herkes siyasette her türlü iradeyi kullanabilir. O konuda benim herhangi bir sınırlama getirme hakkım da yetkim de yok. Önemli olan AK Parti’nin her kongreden güvenli bir şekilde çıkmasıdır. Genel Başkan olarak benim görevim de budur."

"Türkiye’yi savaş ve benzeri risklerin içine sokmadık"

Davutoğlu, Suriye sınırındaki gelişmelere ilişkin, 4 yıldır Türkiye’nin etrafında bir ateş çemberi olduğunu vurgulayarak, bütün Türkiye’nin bunu görmesi gerektiğini belirtti. 13 yıldır etraftaki savaş atmosferini Türkiye’ye yansıtmadıklarını dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Bu savaş psikolojisinin Türkiye ekonomisine yansımasına izin verdik mi? Daha vidaları sıkan bir siyasi yapıya mı gidelim dedik yoksa özgürlükleri genişlettik mi? Hiç bir zaman paniğe kapılmadık. Türkiye’yi savaş ve benzeri risklerin içine sokmadık. Ama sınır ötesi gelişmelere kayıtsız da kalmadık. Ağır ithamlarla suçlandık, DEAŞ’a destek vermiş gibi. 7 Haziran’dan çıktık hala istikrarlı bir ekonomi seyrediyor. Toplumsal huzur devam ediyor. Bir taraftan Suriye ve Irak’ta deprem yaşanıyor. Yunanistan’da ekonomik deprem var. Herkes rahat etsin, biz hiçbir zaman Türkiye’yi maceraya ve riske sokacak bir adıma izin vermeyiz. Ama Türkiye’yi oldu bittilere getirecek bir tavra da sessiz kalmayız. Bilinsin ki, Türkiye’nin sınır boylarında belli yapıların oluşmasına da izin vermeyiz. PYD ve PKK ilişkileri Türkiye’yi tehdit edecek hale gelirse buna da kayıtsız kalmayız. Suriye içinde de DEAŞ’a karşı en net tavrı biz sergilemişizdir. Hiçbir şekilde terör örgütlerine müsamaha göstermedik. Ama hiçbir zaman Türkiye ne Arap, ne Kürt, ne Şii, ne Sünni fobisiyle hareket etmedi. Hepsi bizim kardeşimiz."

Davutoğlu, Suriye’de zalim bir rejim olduğunu ve halkını katlettiğini, Türkiye’nin bu zalim devletin faturasını ödemek zorunda bırakıldığını kaydetti.

Türkiye’nin DAEŞ ve Suriye’deki yönetimin yaptığı zalimliklere her türlü duyarlılığı gösterdiğini, Suriye halkına destek sağladığını, Suriye’de kendi halkını koruyan ılımlı muhalefete destek göstermekte tereddüt etmediklerine işaret eden Davutoğlu, şunları anlattı:

"Zamanla Suriye yönetimi ile DEAŞ öyle bir taktik yaptılar ki koalisyon anlamında Suriye yönetimi ılımlı muhalefete havadan saldırılarda bulundu. Ilımlı muhalefetin boşalttığı yerlere de DEAŞ girdi. Suriye yönetimi, PYD ve DEAŞ arasında çok değişik taktikler de yaşandı. Kesinlikle Suriye’deki Kürtler ile bir sorunumuz yok, Araplar ve Türkmenlerle olmadığı gibi. Biz sınırlarımızda Türkiye’yi tehdit etmeyecek şekilde bir yapılanma isteriz. Türkiye ile Halep arasındaki koridorun, Halep halkının güvenliği için kapanmamasını isteriz. Kapanırsa Halep’te yaşayan yüz binlerce insan ya aç kalacak ya da Türkiye’ye mülteci olarak gelecek. Kendi sınırlarımızı korumak amacıyla sınır hattında güvenlik tedbirleri aldığımız doğrudur. Sınır ötesinde Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek bir durum söz konusu olursa bunun için gerekli tedbirleri alma talimatı verildi. Asker ile hükümet arasında ihtilaf oldu şeklindeki iddialar doğru değil. Türkiye demokratik bir ülkedir, askerimizin, dışişlerinin ve istihbaratın kanaatini alırız. Ama nihayette kararı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti verir. Hesabı kim verirse kararı da o verir."

Davutoğlu, sınır boylarında Türkiye’nin güvenliğini tehdit edecek her türlü yapılanmaya karşı gereken tedbirin alınması konusunda direktif verildiğini belirterek, "Buradan kastedilen öncelikle DEAŞ terör örgütüdür. Suriye rejiminin bazı Türkiye’yi rahatsız edecek faaliyetleridir. Eğer Türkiye’yi tehdit edecek niteliğe dönüşürse veya bu tür faaliyetler içine girerse, tabi PYD ve ilgili bütün yapılar, terör örgütlerinin her türlüsüne veya Türkiye’ye mülteci akınına sebebiyet verecek her türlü gelişmeye karşı her türlü senaryo ile ilgili olarak hazırlıklarımızı sürdürdük" diye konuştu.

Türkiye’nin cuma günü Suriye’ye gireceğine ilişkin haberler çıktığının hatırlatılması üzerine, Davutoğlu, şunları söyledi:

"Tekrar söylüyorum, Türkiye’nin yarın, kısa bir dönem içinde Suriye’ye gireceği gibi bir beklenti içine kimse girmemelidir. Spekülatif şeylerdir bunlar. Eğer Türkiye’ye dönük bir güvenlik saldırısı olursa veya Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir durum söz konusu olursa o zaman yarını da beklemeyiz, bir dakika sonra da. Bütün tedbirlerimiz hazırdır ama böyle bir güvenlik riski oluşturacak durum yoksa da Türkiye’nin her hangi bir şekilde, tek taraflı bir müdahaleyi yakın bir zamanda yapacağı gibi bir beklenti oluşturmak da doğru değil. Oldu bittiye izin vermeyiz, maceraya hiçbir şekilde sürüklenmeyiz. Bu konuda da halkımız huzurlu olsun. Tansiyonu yükseltecek açıklamalardan da bu anlamda veya kamuoyu psikolojisinden uzak durmak lazım. Türkiye bu etrafındaki ateş çemberinin içinde nasıl istikrarını korumuşsa, önümüzdeki dönemde de buna devam edecektir."

Davutoğlu, Suriye bölgesinde başka riskler nedeniyle koridorun kapatılması veya Halep’le bütün bağlantının kesilmesi halinde neler yaşanacağına ilişkin soru üzerine, şunları dile getirdi:

"Onun olmaması içinde gerekli tedbirler alınır ama bu tedbirler Türkiye’nin doğrudan müdahalesi anlamına gelmeyebilir. Yani Türkiye’nin Halep ile irtibatını kesecek, Türkiye’nin güneyinde bir oldu bitti şeklinde DEAŞ’ın, PYD’nin, başka yapıların veya rejimin bir takım yapılanmalar içine girmesine sebebiyet verecek gelişmeleri engellemek için gereken tedbirler alınır ama bu tedbirlerin hepsi mutlaka müdahale edeceği anlamına gelmeyebilir. Bunu herhalde yorumlayacak olanlar ne demek istediğimi anlarlar."

"Türkiye’nin her zaman hazırlığı olmuştur"

Davutoğlu, Türkiye’nin hangi şartta, hangi senaryoda ne yapacağını tespit ettiklerini ve bu konuda hiçbir tereddüdün hasıl olmaması gerektiğini ifade ederek, "Bakın 4 yıldır Suriye’de bu zulüm başladığı andan itibaren Türkiye’nin her zaman hazırlığı olmuştur. Son bir yıl içinde DEAŞ terör örgütünün faaliyetleri dolayısıyla bu hazırlıklar en üst düzeye de çıkartılmıştır" şeklinde konuştu.

Bir konuya da çok gündeme geldiği için dikkati çekmek istediğini belirten Davutoğlu "Suriye’nin demografik yapısını değiştirmek suretiyle, herhangi bir şekilde Suriye’nin siyasi geleceğini belirlemek istemek şeklinde bir şey olursa, yani Sünni, Nusayri dengesi, Müslüman, Hristiyan dengesi, Arap, Kürt ve Türkmen dengesi sadece tek başına bir denge değil. Bunların da doğurabileceği başka iç çatışmalar olacağı için onları da arzu etmeyiz" ifadelerini kullandı.

Türkiye’de misafir edilen bir milyon 700 bine yakın mültecinin de geri dönmesini istediklerini aktaran Davutoğlu, demografik yapı değişikliklerinin bu mültecilerin geri dönmesini engelleyeceğini, bu nedenle bu tür yapı değişikliklerine izin verilmemesi gerektiğini vurguladı.

Sünnilerin Humus’tan neredeyse tümüyle çıkarıldığını aktaran Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Humus yüzde 80 Sünni, yüzde 20 Nusayri’ydi. Kuzeyde de Türkmenler, Araplar bazen Kürtler’in de kendi içinde çıkartıldığı yerler oldu. Türkiye’ye sığınan ilk Suriyeli Kürt grubu PYD’den kaçan, daha KDP yani Barzani’ye yakın tutumları sebebiyle PYD tarafından sürülen Kürt gruplardı. On binlercesi böyle geldi önce bize. Çatışmalar tek yönlü Arapların Kürtlerle, Kürtlerin Türkmenlerle yaptığı çatışma, birçok yönüyle süren çatışma. Bizim her an bu tabloyu görmemiz, değerlendirmemiz, ona göre de tavır almamız lazım."

Gazeteci Acet’in Suriye’deki rejimin artık değiştiği şeklinde haberler olduğunu aktarması üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Özellikle nisan ve mayıs aylarında muhaliflerin, ılımlı muhalefetin İdlib’i, Cisr-eş Şuğur’u ve Eriha’yı alması sonrasında Lazkiye’ye 30 kilometre kadar yaklaşmışlardı. Onun üzerine Lazkiye’ye binlerce Şii milisler, bölge ülkelerinden çabalarla gelenler oldu. Aynı şekilde Hama ve Humus civarında ve Dera’da güneyde, rejim çok sıkıştı ve rejimin bu anlamda uluslararası gözlemcilerde, takatinin tükendiği yerde rejim DEAŞ’la görüşme yaptı. İşte bizim sınır üzerindeki baskının sebebi o. Bakın tarihini de veriyorum, yerini de söylüyorum. 28-30 Mayıs arasında DEAŞ ile rejim Haseke’de, PYD kontrolündeki Haseke’de bir araya geldiler ve belli şeylerde anlaşıp hep beraber özgür Suriye ordusu ve muhalif güçlerin zayıflatılmasına dönük bir alışverişte bulundular."

Davutoğlu, kendilerini tedirgin eden durumun da bu olduğunu kaydetti.

"Tedbir almamızdan daha doğal bir durum olmaz"

Davutoğlu, Türkiye’nin etrafında terör grupları görmek istemediklerini vurgulayarak, "Biz etrafımızda ne terör grubu görmek istiyoruz, ne de rejimin zulmünü görmek istiyoruz. Bu anlamda da tedbir almamızdan daha doğal bir durum olmaz. Onun için bütün bu koridor. Yoksa rejim kendini güçlü hissetse, DEAŞ’la oturup bunları konuşmaya ihtiyaç hissetmeyebilirdi. Şu anda DEAŞ’la rejim arasında taktik ve işbirliği var. PYD’de bu işbirliğine göre bazı yerleri kazanıyor, bazı yerlerden çıkıyor" diye konuştu.

Bu üçlü işbirliğinin Suriye halkına ve Türkiye’ye karşı çok büyük riskler içerdiğini düşündükleri için belli tedbirler alma ihtiyacı hissettiklerini aktaran Davutoğlu, "Türkiye kendi güvenliği için bir tehdit alırsa ne rejime sorar, ne de herhangi bir başka ülke ya da topluluğa sorar. Kendi tedbirimizi gerektiğinde alırız. Ama şu anda böyle bir tedbir gerektirecek durum var mı sorusuna, Türkiye’nin fiili bir askeri müdahalesi gerekmesi halinde hazırlıklarımız var" diye konuştu.

Davutoğlu, şu anda kimsenin böyle bir beklenti içinde olmaması gerektiğini ifade ederek, böyle bir durum söz konusu olduğunda gündeme gelecek senaryoların belli olduğunu kaydetti.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.