Yükleniyor...

Yeni bir anayasa yeni bir siyasal sistem

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Habertürk televizyonunun canlı yayınında soruları yanıtladı, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Başbakan seçilmesinden bu yana yaptığı çalışmalara ait görüntülerin izletilmesinin ardından, "Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz, motive olduğunuz şey nedir?" diye sorulması üzerine Davutoğlu, bu soruyla birçok kez, Dışişleri Bakanıyken de akademik hayattayken de karşılaştığını, bir kitap çalışması esnasında da üç gün hiç uyumadığını söyledi.

Burada enerjinin, insanın içinden gelmesiyle ilgili bir durum olduğunu ifade eden Davutoğlu, "Bir başka gazeteci arkadaşımız bunu sorduğunda şunu söylemiştim, bir insana hiçbir kudret, kendisinin içinden gelen güçten daha önemli değildir. O da bir insanın kendisiyle barışık olması. Kendisiyle barışık olmayanın, tabiatla, başka insanlarla ve etrafındaki dünyayla barışık olması çok zor. Onun için hep kendimi ölçerek, biçerek ve iç dünyama döndüğümde yaptığım işe anlam katarak o enerjiyi bulmaya çalıştım" diye konuştu.

Dışarıdan gelen enerjiyle bu sorumlulukların ağır yükünü taşımanın çok mümkün olmadığını dile getiren Davutoğlu, kendisiyle barışık bir insanın aşamayacağı engelin bulunmadığını vurguladı.

Bunun önemli bir husus olduğuna işaret eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"O zaman kendi içinizden enerji üretirsiniz, tabiri caizse bir jeneratör gibi. Ama eğer size birisi enerji veriyorsa, o enerji kaynağı bittiğinde sizin de enerjiniz biter. Ben hep kendi iç dünyama, kalbimle beynim arasındaki irtibata bakarım. Eğer yüreğimin sesini beynim dinleyip ve o yüreğimin sesiyle beynim harekete geçmişse, o anlamda bir vicdan ve deruni bir aşkla bir misyonu üstlenmişseniz, sonra o beynin ürettiği her şey sizi harekete geçirir ve beyin size sürekli çalışmanız gerektiğini söyler. Ama eğer kalbinizle beyniniz arasında bir çelişki varsa, bir uyumsuzluk varsa, kalbiniz bir şey söylüyor ama aklınız hesabi bir şekilde başka bir yere çekiyorsa, bedeniniz parçalanmaya başlar, kimliğiniz, şahsiyetiniz parçalanmaya başlar ve çift kişilik ortaya çıkmaya başlar. O insanı yorar. Eğer çevre şartları sizi kalbinizle beyniniz arasında bir tercihe zorlarsa, yine bu durumla karşılaşılır. Bunu aşacak olan şey, kendi iç barışınız, kendinizle barışık olmak ve çevreyle ilgili bir iddia sahibi olmanız."

Olağanüstü Kongre’deki "Selam olsun insana, zamana ve mekana" sözleriyle bunu kastettiğini anlatan Davutoğlu, "Sonra altını açtım, sırf bu selam üzerine bir kitap yazabilirim. ’İnsana selam olsun’ derken kendisiyle barışık olan birinin başkan insanlarla olan ilişkisini tanımlamaya, ’zamana selam olsun’ derken yaşadığı zaman dilimine tarihi bir anlam vermeye, ’mekana selam olsun’ derken de bütün o çevre ve doğal şartlar da dahil olmak üzere bulunduğunuz coğrafyaya. Bu bazen jeopolitiktir dış politikaysa, bazen çevre problemleridir eğer çevreyle ilgili bir meseleyse" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Davutoğlu, "İçinizdeki barışık olma haliyle, dış dünyaya o barışı taşıma aşkı, sevdası varsa yorulsanız bile hissetmiyorsunuz. Yorulmuyorum diyemem. İnsanız, faniyiz, hepimiz yorgunlukla müptelayız ama nihayet o yorgunluğu aşabiliyorsunuz" dedi.

"Sayın Cumhurbaşkanına camianızda ’reis’ diyorlar, size ’hoca’ diyorlardı" şeklindeki hatırlatma üzerine de Davutoğlu, "Hocalık baki, bütün diğer makamlar geçici" ifadelerini kullandı.

"Hepimiz her an öğrenciyiz"

Davutoğlu, "Sizin liderliğinizde AK Parti’de nasıl bir seçim kampanyası göreceğiz" sorusunu yanıtlarken, Başbakanlık ve Genel Başkanlık görevini aldıktan sonra, önlerindeki dönemle ilgili birkaç hedef belirlediğini söyledi.

Bunlardan birisinin, hükümet çalışmalarının aksamadan yürümesi olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Hamd olsun, birçok zorlu şartlara ki rehinelerimizin kurtarılmasından, Şah Fırat Operasyonu’na, ekonomik paketlere kadar üzerimizdeki ağır sorumluluğun gereğini yapmaya çalıştık" diye konuştu.

Diğerinin de partinin seçime hazırlanması olduğunu bildiren Davutoğlu, "AK Parti 14 yıllık, iktidarı 12 yıllık bir parti ama çok köklü, çok güzel gelenekleri Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde en başında kurmuş, oturtmuş bir parti" görüşünü paylaştı.

"İlk soru şuydu, partiyle ilgili seçim hazırlıkları bağlamında, acaba kongreleri seçimden önce mi yapsak sonra mı yapsak. Çünkü olağan kongre vakti gelmişti, 2015 içinde. İl kongrelerini seçimlerden sonraya aktarabilirdik" diyen Davutoğlu, bir grubun bunu erteleme, diğer bir grubun da yapma taraftarı olduğunu belirtti.

Kendisinin kongrelerin yapılmasını istediğini kaydeden Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Çünkü kan tazelenmesi, kongreler bir hareket getiriyor. Ve nihayet kongreleri yaptık. Kasım ayından şubat ayının sonuna kadar 50’yi aşkın vilayetimizde kongreye gittik, bazen iki vilayet. Bununla şunu yapmaya çalıştım, tabanımızın nabzını tutmak. Demin söylediğim o yürek var ya, o sizin yüreğiniz tabanın yüreğiyle birlikte attığı zaman siyasetin aşkı oluyor, heyecanı oluyor. O koptuğu zaman artık yorulmaya başlarsınız ve kitle de yorulur. Bizim kitlemiz eğer yorulmadıysa kaç seçimden sonra, o yüreği tutan Cumhurbaşkanımız vardı, şimdi o yüreğe hitap etmek zorunda olan ben varım."

Yoğun bir tempoyla çalıştıklarını ifade eden Davutoğlu, "Ama benim akademik hayatta da gördüğüm, hayatımda da gördüğüm bir şey var. Aslında hepimiz her an öğrenciyiz, her an yeni şeyler öğreniyoruz. Tekebbürle ’Ben bunları zaten biliyorum, dolayısıyla halka bunu anlatacağım’ diye yola çıktığınızda halk, size bir çok şey öğretir" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Onun için bütün şehirlerimizin tek tek nabzını tutarak, tek tek brifingler alarak, seçimler öncesinde neler yapılması gerektiğini de gördüm. Gittiğim her yerde sadece kongre yapıp dönmedim. Kongre yaptım, valilikte, belediyede brifing aldım, akşam STK’larla toplandım. Şu anda zihnimde Türkiye’nin haritası, neredeyse ilçe bazına kadar var. Nerede ne yapılacağı konusunda zihnimde bir resim ortaya çıktı. Bunu Dışişleri Bakanıyken dünya sathında yaparsınız, Başbakanken hem dışarıyı hem içeriyi tutacaksınız. Ezbere konuşmak doğru değil. Tanımadan, bilmeden hükmetmek doğru değil. Ve tepeden bakmak, ’Ben zaten her şeyi zaten biliyorum, halktan öğrenecek bir şey yok’ demek doğru değil. Gideceksiniz halkın nabzını, halkın taleplerini tutacaksınız."

Kasımdan marta kadar çok öğretici bir dönem geçirdiğini aktaran Davutoğlu, her kongrede, her mitingde halka o şehirle ilgili kendi siyasetlerini anlatmaya çalıştığını söyledi.

"Şunu göstermeye çalıştım, ben sizin bir parçanızım, ben bu tarihin bir parçasıyım, bu şehrin, bu tarihin parçası olan bir siyaset getiriyoruz" şeklinde konuşan Davutoğlu, il kongrelerinden sonra da gençlik ve kadın kongrelerine katıldığını, o nabzı tutmaya devam ettiklerini anımsattı.

Habertürk kanalında konuşan Davutoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasındaki tartışmayla ilgili fikri sorulması üzerine, "Benim tutumum açık ve netti. Yarın olsa yine aynı şekilde tutum gösteririm" dedi.

Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantısında da aynı tutumu tekrar ettiğini belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

 "Bizim demokratik kurullarımız, kurallarımız var. Yerleşik düzenimiz var. Aslında Sayın Cumhurbaşkanımıza söylediğim husus burada da geçerli. Herkes bu kurumlarda, bu komisyonlarda gelip bana şahsen görüş beyan edebilir. Ve hep ifade ediyorum, dikkat ederseniz bazı toplantıların çok uzun sürdüğü oluyor. Ben daha söz almış biri sözünü bitirmeden kestiğimi bilmem. Herkesi dinlerim, herkese bu anlamda kapımız da açık çünkü dava arkadaşıyız. Bana aktarılmamış bir konu. Kurullarda konuşulmamış bir mesele. Twitter üzerinden aktarılmışsa kim yaparsa yapsın bunu disiplinsizlik olarak telakki ederim ve bunu kesinlikle hani göz ardı edelim, zamana bırakalım diye düşünmem. Onun için Sayın Gökçek’le konuştum. Yine kim olursa olsun kendisine şöyle davranırsa daha iyi olur dediğim halde başka türlü davranmışsa, üslup bakımından söylüyorum, ona da gereğini söylerim. Sayın Arınç’a dediğim gibi. Başbaşa da görüştük, gerekirse yine çok açık da söyledim. Kurullarımızda bunu dile getirdim ve bir daha böyle bir tavır görmek istemiyorum dedim. Onlar da yine geleneğimizin, yani siyasi geleneğin içindeki güzel bir tavırla bunu kamuoyuna açıkladılar ve Sayın Başbakan haklıydı, biz hata ettik dediler ve o mesele kapandı."

Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la farklı görüşlere sahip olabildiklerini ifade ederek, şunları söyledi:

"Ben başdanışmanken de farklı kanaatler vardı. Niye insan başdanışman olur? Her gün bir cumhurbaşkanının başbakanın duymak istediği şeyleri söylüyorsa birisi danışmanlık yapabilir mi? ’Yani efendim çok güzel buyurdunuz’ diye her gün söylese. Benim vazifem başdanışmanken açık yüreklilikle düşündüğümü söylemekti. O zaman ben danışman arkadaşlarıma da aynı şeyi söylüyorum. Sayın başbakanımıza o zaman, bakan olduğumda ilgili olduğum alanlarla ilgili kanaatlerimi söylemekti. Ve bu konuda da biz hep çok dinamik bir ilişki içinde olduk. Yani birbirine güvenen çok özel halleri, bilgileri birbirleriyle paylaştık ve bunu mahrem bir şekilde paylaştık. Bazen Filistin meselesi olduğunda mübalağa etmeksizin söylüyorum, bir odada gözyaşları içinde karar almış, hissetmiş, başbaşayken hissetmiş insanlarız. Ben bu hatıraların üzerinde herhangi bir ihtilaf tohumu üretilebileceğini düşünemem."

Yeni bir anayasa yeni bir siyasal sistem

Başbakan olduğunda ilişkinin doğasında değişiklik olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye’deki sistemin "vesayet altında parlamenterimsi görünen bir sistem" olduğunu belirtti. 

Davutoğlu, başkanlık sisteminin gerekliliğine değinerek, "Gerek 27 Mayıs Anayasası’nın seçilen hükümetler üzerinde kurduğu vesayet, gerek 12 Eylül Anayasası’nın doğrudan bir askeri müdahaleyle kurduğu vesayet, yani seçilen başbakanın üzerinde bir cumhurbaşkanlığı makamı ama bu cumhurbaşkanının hep Kenan Evren gibi bir general olacağı varsayımı. O günden bugüne cumhurbaşkanı-başbakan ilişkileri bu çarpık yapı sebebiyle hep problemli olagelmiş. Aslında bizim ilişkimizde şu anda Türkiye’de bu anlamda problem olmaması bizden önce de sayın başbakanımızın o zaman cumhurbaşkanı Gül’le ilişkilerinde bir takım belki görüş farklılıkları her zaman olabilecek olmasına rağmen suudetle cereyan etmesinin sebebi bu dava arkadaşlığıdır" diye  konuştu.

Turgut Özal’ın Kenan Evren ve Süleyman Demirel’le ilişkisini örnek veren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Özal’la Demirel daha ilk günden neler yaşadılar. Ecevit- Sezer ilişkisi. Sezer’i oraya takdir eden Ecevit’ti, rahmetli. Hepsine rahmet diliyorum. Yaşayanlara uzun ömür ama nihayetinde Türkiye’de büyük bir ekonomik krize sebebiyet verdi. Biz Sayın Sezer döneminde ilk yıllarda neler yaşadığımızı, birçok önemli kurum vekaletle idare edildi. Çünkü üçlü kararname, Cumhurbaşkanlığı makamı ile Başbakanlık makamı arasında görüş ayrılığı olursa bu yürümez hale geliyor. Şimdi bunu şunun için zikrediyorum; bu yapısal sorunlar sistemin çarpıklığından geliyor. Sistemin tamamiyle reaktif olarak seçilenleri kontrol etme dayantısından, çabasından geliyor. Bizde ise 27 Nisan e-muhtırasından sonra yaşananlar ve Sayın Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra, sayın başbakan liderliğinde tedbir aldık. Bundan sonra halk artık seçsin, kimse de müdahil olmasın. Ne e-muhtıra verilsin, ne şu yapılsın ne bu yapılsın. Bu sefer cumhurbaşkanlığı makamı da halk tarafından seçilmiş bir makam. Başbakanlık makamı da halk tarafından seçilmiş bir makam. Dolayısıyla o Evren-Özal o senaryo bitti. Yeni bir senaryonun yeni bir hikayenin yazılması lazım. Bu sistemin yapısının doğasında olan çarpıklığı aşmak için de yeni bir anayasa yeni bir siyasal sistem demek gerekiyor."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.