Yüzde 47 bandindayiz
Türkiye’deki yabancı basın mensuplarıyla seçim kampanyası çalışmalarını ve seçimden beklentilerini paylaşmak için bir araya geldiklerini anlatan Bozkır, kendisinin de İstanbul 2. bölgeden aday olduğunu ve İstanbul’un 11 milyon seçmeniyle seçim sonuçlarında belirleyici bir şehir konumunda bulunduğunu söyledi.
"Anketlere göre HDP’nin parlamentoya girme ihtimali karşısında seçimden sonra hükümet olma konusunda kendinize ne kadar güveniyorsunuz?" sorusu üzerine Bozkır, anketlerin çoğu zaman gerçek sonuçları bilmediğini belirtti. Bozkır, "Bu 2011 seçimlerinde böyle oldu mesela. O günlerde anketler AK Parti’nin yüzde 40’ın altında oy alacağını ve hükümet kuracak çoğunluğu kaybedeceğini söylüyordu. Ben de adaydım o seçimlerde. Sonuçlar anketlerin dediği gibi çıkmadı. Anketler açısından felaket bir durumdu o, hemen hiç kimsenin hesabı doğru çıkmadı" dedi.
"Bence oy oranlarından ziyade oy sayısına bakmalıyız" diyen Bozkır, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çoğunlukla oy oranlarından bahsediliyor ama bu oranlar seçime katılım oranına bağlıdır. Katılım söz gelimi yüzde 85 ise oy oranı başka olur, yüzde 70 ise başka olur. AK Parti kendi işine bakıyor, seçimden kendi alacağı sonuca bakıyor. Biz yeniden yüzde 50’ye çok yakın bir oy alacağımızdan eminiz. Yüzde 45, 46’nın üzerinde olacağı kesin. Bu da son 10 yıldaki seçimlerde aldığımız oylar civarında. Seçimlerde son 7-8 gün tabii ki çok önemli. Geçen pazar günü Başbakan Davutoğlu’nun Maltepe’de yaptığı ve 1 milyondan fazla insanın katıldığı miting AK Parti kadrolarını coşturdu."
Yarın İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun katılımıyla yapılacak fetih kutlamasının seçimle ilgisi olup olmadığına yönelik soruya da Bozkır, "milyonlarca insanın katılacağı bir etkinliğin seçimle bir şekilde ilişkisinin olmasının doğal olacağı" yanıtını verdi. Bakan Bozkır, "Bu etkinliğe katılacak insan sayısı bazı ülkelerin nüfusundan fazla. Bu da tabii birşeyleri değiştirecektir" dedi.
Bir gazetecinin muhalefet partilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Anayasa’yı çiğnemek ve AK Parti’nin seçim kampanyasına destek vermekle eleştirdiğini belirterek, "Erdoğan’ın seçim kampanyasına aktif olarak katılmasının makamına zarar verdiği endişesini taşıyor musunuz? AK Parti seçimden yeni anayasayı yapacak çoğunlukla çıkarsa Erdoğan’ı günlük siyasette mi göreceğiz?" sorusu üzerine de Bozkır, şunları söyledi:
"Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde 52 oranında oy alarak seçilmiştir. Bu da 21 milyondan fazla oy demektir. Halk oyuyla seçilen ilk Türkiye cumhurbaşkanıdır. Bütün diğerleri parlamentoda seçilmişlerdi. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında da sadece protokole bakan biri değil, ülkenin devlet başkanı olarak davranacağını söyledi. Türkiye’de cumhurbaşkanının anayasal hakları var, bunlar da Fransa’da devlet başkanının yetkilerine yakın. Erdoğan da bunları kullanıyor. Seçim kampanyası sırasında da kendisini cumhurbaşkanı seçen halka hitap etme hakkı var."
"Erdoğan’ın, elinde çeşitli semboller ve Kur’an-ı Kerim’le siyasi kampanya içinde yer alması doğru mu" şeklindeki soruya da Bozkır, "Kur’an-ı Kerim’den niye bahsettiğinizi anlamıyorum. ABD Başkanı da İncil üzerine yemin ediyor" yanıtını verdi. Gazetecinin "ABD ile Türkiye’yi niye karşılaştırdığınızı anlamıyorum. İki ülkenin yasaları başka" demesi üzerine de Bozkır, "Eğer bir şeyi eleştiriyorsanız, onu kendiniz de doğru yapmalısınız" ifadelerini kullandı.
"Partilerin anketlerde kazanmasına müsaade ediyoruz"
Genel seçim sürecinde birçok gazeteciye Türkiye’deki seçim süreciyle ilgili röportaj verdiklerini anlatan Mustafa Şentop da AK Parti Dışilişkiler Başkanlığı’nın seçimlere az bir süre kalması sebebiyle yabancı gazetecilerle toplu bir görüşmenin doğru olacağını düşünerek böyle bir organizasyon düzenlendiğini söyledi.
Anketlerle ilgili bir soru üzerine Şentop, AK Parti’nin bugüne kadar Türkiye’de 10 seçim kazandığını, bu 10 seçimin tamamında da seçim öncesi anketlerde muhalefet partilerinin çok başarılı göründüğünü belirtti.
’’10 seçimde de kaybeden partilerin anketlerde kazanmasına biz de müsaade ediyoruz’’ diyen Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
’’Türkiye’de yapılan anketlerin önemli bir kısmı kamuoyunu manipüle etmek amaçlı anketler. Biz bunları takip edebiliyoruz. Son bir haftaya giriyoruz. Bu bir hafta anketler açısından da önemli. Ben kamuoyunda AK Parti’nin oyunu düşük gösteren anket firmalarının seçimlere bir hafta kala doğruya yakın anketler yayınladığını takip ettim. Bu bakımdan bu hafta içinde yaptıkları anketleri biraz daha ciddiye alabiliriz. Ama anketlerdeki görüntü Türkiye’de, siyasi propaganda yöntemi olarak düşünülmelidir. AK Parti’nin oyu bizim çalışmalarımızla yüzde 47 bandındadır. Anket çalışmalarında gördüğümüz budur.’’
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
Muhalefet partilerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçim sürecinde Anayasa’yı çiğnediği iddialarıyla ilgili soru üzerine de Şentop, Anayasa’da ’’Cumhurbaşkanı’nın nitelikleri ve tarafsızlığı’’ maddesinin yer aldığını ve bu maddede tarafsızlıkla ilgili ’’Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisiyle ilişiği kesilir’’ denildiğini hatırlattı.
Cumhurbaşkanının yetkilerinin düzenlendiği Anayasa’nın 104. maddesinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın en uzun maddesi olduğunu anlatan Şentop, bu Anayasa’nın AK Parti’den 20 yıl önce yapıldığını ve bu maddede Cumhurbaşkanının yasama, yürütme ve yargı ile ilişkilli olarak yetkilerinin geniş bir şekilde sayıldığını ifade etti.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın bu maddesine bakarak birçok Anayasa hukukçusu daha 1980’li yıllarda Türkiye’de parlamenter sistemin terk edildiğini, yarı başkanlık sistemine yakın bir sistemin benimsendiğini söylediğini belirten Şentop, 2007 yılında yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçildiğini ve ilk uygulamanın geçen yıl 10 Ağustos’ta yapıldığını hatırlattı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kampanyasını takip ettiklerini, ağırlıklı olarak seçim kampanyası sırasında da Türkiye’de yeni Anayasa ve başkanlık sistemi üzerine vurgu yaptığını anlatan Şentop, ’’Bu sadece AK Parti’nin tezi değildir, Türkiye’de daha önceki tarihlerde birçok siyasi parti, Cumhurbaşkanı, Başbakan tarafından savunulmuş bir tezdir. Günlük siyasetin konuları içinde bu yıl Cumhurbaşkanı yeni Anayasa ve başkanlık sistemi üzerinden bir vurguyla yürütüyor’’ dedi.
Yenikapı’da yapılacak İstanbul fetih kutlamaları ile ilgili soruya Şentop, şu yanıtı verdi:
’’İstanbul Fetih kutlamaları Türkiye’de İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından uzun yıllardır yapılan kutlamalardır. İstanbul Valiliği yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanımızla beraber Başbakanı ve diğer siyasi parti liderlerini de davet ettiğini söylemiştir. Yüksek Seçim Kurulu da yapılan birçok başvuruyu değerlendirip belli ki; ’Bu siyasi faaliyet ve çalışma değil. Seçim yasaklarına da girmez’ dedi."
Bozkır, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop ile Türkiye’de görev yapan 40 kadar yabancı basın mensubuyla bir araya gelerek, gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Genel seçimde seçmenin öncelikle istikrarla devam edip etmeme yönünde karar vereceğini ifade eden Bozkır, Türkiye’nin istikrarla devam etmesinin dünya için fark yaratacağını söyledi.
Volkan Bozkır, "Sizler de dünyanın önemli basın kuruluşlarından geliyorsunuz. 13 komşumuz var. Dünyada, en çok komşusu olan ülkelerden biri Türkiye. Komşularımıza bakarsanız çoğunun zorluklar yaşadığını görürsünüz. Türkiye 10 yıldan uzun bir süredir ekonomik ve siyasi istikrar içinde. Komşularımız ise yangın içinde, ekonomik çalkantıda, gelecekle ilgili kaygılı" diye konuştu.
Vatandaşlara gerçekleştirilmesi mümkün olmayan ekonomik vaatler yerine istikrar teklif ettiklerini anlatan Bozkır, Türkiye’nin son 10 yılda ekonomik rakamlarını üçe katladığını, demokrasiye doğru önemli mesafe aldığını kaydetti.
AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, "Türkiye’de gazetecilerin casus olarak nitelendiğini ve AK Parti taraftarlarından ölüm tehdidi aldığını" öne süren bir gazetecinin "Bunlar da eleştiri sınırları içinde mi?" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Bizde ’Birinin ağzına laf koymak’ diye bir tabir vardır. Sizinle aynı fikirde değilim. Kimsenin böyle bir niyeti yok. Kimse kimseyi tehdit etmiş değil yazdıklarından veya söylediklerinden dolayı. Siyasetçi, başbakan, doktor veya gazeteci olabilirsiniz ama bir titrinizin olması sizin suç işlemeyeceğinizi göstermez. Gazetecilik dışında faaliyetleri olan gazetecileri soruşturmak hakkı vardır devletin ve yargının. Yazdıklarından dolayı değil, yaptıklarından dolayı. Sizlere bilgi notu dağıttık. Orada bir liste var. Hapisteki gazetecilerin listesi. O listeye bakarsanız, onların yazdıklarından dolayı hapiste olmadıklarını görürsünüz. Orada karakol bombalaması, banka soygunu, çocuk kaçırma gibi suçlar göreceksiniz.
Hepiniz bu ülkede yaşıyorsunuz ve tabiki fikirleriniz olacak. Bunlara gerçekten saygı duyuyor, istediğiniz her şeyi, kaygılarınızı, eleştirilerinizi yazmanızı önemsiyoruz. Ama şunu da anlamalısınız ki, bu ülkedeki siyasi kişilikler de kendi görüşlerini ifade edebilir, sizi eleştirebilir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın herhangi birinizi eleştirmesinde yanlış bir yan yok. Siz de onu eleştirme hakkına sahipsiniz."
HDP’nin barajı aşmasının Çözüm Süreci’ne etkisi
"HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşıp aşmaması, Çözüm Süreci’ni nasıl etkiler?" sorusu üzerine Bozkır, seçimde partilerin alacakları oy oranlarının seçime katılım oranıyla bağlantılı olacağını söyledi.
Seçime yüzde 85 oranında bir katılım olması durumunda, seçim barajını geçmek için partilerin 4,5 milyondan fazla oya ihtiyacı olacağını anlatan Bozkır, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın aldığı oy sayısının 4 milyonun altında kaldığını hatırlattı.
Bakan Bozkır, "Cumhurbaşkanlığı seçimleri başka bir psikolojik ortamda yapıldı, yani HDP’nin o kadar da oyu olmayabilir. Bence bugünden hiçbir anket baraj sınırındaki partilerin barajı aşıp aşamayacağını söyleyemez, çünkü katılım oranını bilemiyoruz" diye konuştu.
Çözüm Süreci’nin AK Parti tarafından başlatıldığını anlatan Bozkır, "Türkiye’de hiçbir öteki kalmaması bizim 2023 için başlıca hedeflerimizdendir. Hiç kimse dini, etnik kökeni veya yaşam tarzı nedeniyle öteki olarak değerlendirilmemelidir. Çözüm Süreci büyük bir siyasi cesaretle AK Parti tarafından başlatılmıştır. Onu sürdürecek olan da HDP değil, AK Parti hükümetidir. HDP parlamentoda olsun olmasın, bu bizim görevimizdir" ifadelerini kullandı.
"HDP barajı aştığı takdirde..."
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop da aynı soruyu yanıtlarken HDP’nin barajı aşıp aşmamasının kendilerini ilgilendirmediğini, bunun seçmenin tercihi olduğunu, her iki ihtimalde de Türkiye’de parlamentodaki tablonun çok önemli bir değişiklik göstermeyeceğini belirtti.
Şu anki parlamentoda 36 HDP’li milletvekili bulunduğunu hatırlatan Şentop, "HDP barajı aştığı takdirde bu kadar veya biraz fazlasını alacağına göre, parlamento kompozisyonunda önemli bir değişiklik olmaz" dedi.
Şentop, Çözüm Süreci’nin, hükümetin 14 Ağustos 2001’de ortaya koyduğu çerçeveyle yürüttüğü bir politika olduğunu anlattı.
HDP’nin bu sürecin paydaşlarından sadece biri olabileceğini, barajı geçip geçmemesinin Çözüm Süreci konusunda önemi olmadığını dile getiren Şentop, "HDP’nin bu konudaki irtibatlar, görüşmeleri yürütenleri arasında milletvekili olmayan parti yöneticileri de vardı. HDP’nin barajı aşması ve milletvekillerinin olması, bu sürecin paydaşlarından birisi olmasını etkileyecek bir durum değil’’ değerlendirmesinde bulundu.
Çözüm Süreci’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakan olduğu 2005’te Diyarbakır konuşmasıyla başladığını aktaran Şentop, 2002- 2007 dönemindeki parlamentoda HDP veya HDP’nin öncülleri olan siyasi partilerden hiç bir milletvekili bulunmadığını ifade etti.
"Hükümetin haberi yok ama uluslararası basının haberi olmuş"
Bir gazetecinin "Uluslararası Gazetecileri Koruma Örgütü’nün, hapisteki gazetecilerle ilgili Türkiye’ye karşı yaptığı suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Şentop, şu karşılığı verdi:
"Gazetecilik mesleğini icra ettiği için şu anda tutuklu veya mahkum olan kimse yok Türkiye’de. Ama bir gazeteci trafik kazasında birinin ölümüne sebebiyet verse, onunla ilgili yargılama yapılmamalı mı? Hapisteki gazetecilerin hangi suçu işlediğine, hangi suçtan dolayı mahkum olduğuna dair bilgiler var elimizde. Köşesinde yazdığı yazıdan dolayı tutuklanan, mahkum olan bir gazeteci yok. Böyle bir örnek yok. Örnek şu; bir örgüt kurulmuş, bu örgütün bir faaliyeti var. Gazeteci o örgüt faaliyeti içinde birtakım işler yapmış."
"Yabancı gazetecilere yönelik birtakım casusluk faaliyetleri içinde bulunma gibi baskı unsuru olabilecek şeyler de oluyor" denilmesi üzerine Şentop, "Berlin’deki olayları takip etmeyi yasaklayan Alman Hükümeti’ne ses çıkarmayıp da Taksim’de daha olaylar başlamadan önce canlı yayın araçlarıyla, cihazlarıyla... Hükümetin haberi yok olayların olacağından ama uluslararası basının haberi olmuş. CNN International gelmiş kamp kurmuş orada. Siz olsanız böyle düşünmez misiniz?" diye konuştu.
Erdoğan’ın Newyork Times tepkisi
Genel Başkan Yardımcısı Şentop, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eleştirdiği Newyork Times’da Türkiye ilgili çıkan yazının son bölümünü yabancı basın mensuplarına okudu.
Gazetede, Erdoğan’ın da tepki gösterdiği "Sayın Erdoğan doğruyu söyleyenlere karşı giderek hasmahane bir tavır takınıyor gibi. ABD ve Türkiye’nin diğer NATO müttefikleri onu bu yıkıcı yoldan geri döndürmeye çalışmalı" ifadelerinin yer aldığını belirten Şentop, şunları kaydetti:
"Ne olacak yani? Türkiye’yi mi bombalayacaklar? Bir gazeteci bir devletin başka bir devlete müdahalesini niye isteyebilir ki? Onu ne ilgilendirir? Eleştirebilirsiniz, Tayyip Erdoğan’ı, hükümeti eleştirin. Kimse buna bir şey diyemez ama ’Türkiye’yi bu gittiği yoldan ABD, Almanya, İngiltere, NATO bir araya gelip döndürmelidir.’ Bu tamamen bir provokasyon çağrısı. Gazeteci olarak bir ülkeye başka bir ülkenin müdahalesini istiyorsanız veya o ülke içinde CIA veya başka istihbarat örgütlerinin gerçekleştirmeye çalıştığı bir operasyona destek veriyorsanız, o zaman onu eleştirir o ülkenin siyasetçisi, devlet adamı."
Türkiye gündemindeki başkanlık sisteminin detaylarına ilişkin bilgi vermesi istenen Şentop, 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra parlamentoda oluşturulan Partilerarası Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda AK Parti’yi temsil eden 3 kişiden biri olduğunu hatırlattı.
Başkanlık sistemiyle ilgili önerilerinin sadece teorik, soyut bir öneri olmadığını, TBMM’nin resmi internet sayfasında yeni anayasa ile ilgili resmi bir sayfa bulunduğunu anlatan Şentop, orada AK Parti, CHP, MHP ve HDP’nin bütün maddeleriyle anayasa önerilerinin yer aldığını söyledi.
Hükümet sistemi olarak başkanlık sistemini önerdikleri metnin orada somut şekilde mevcut olduğunu aktaran Şentop, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugünkü Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın sahip olduğu yetkiler, başkanlık sistemine geçildiği takdirde azalacaktır, artmayacaktır. Peki niye istiyoruz başkanlık sistemini? Bunun önemli bir iki sebebi var. Birisi şu; 7 Haziran’da Türkiye’de seçim yapıyoruz. Seçim akşamı, hükümeti seçmiyoruz, sadece parlamentoyu seçiyoruz. 3 Kasım 2002’den bu yana AK Parti tek başına hükümet kuracak çoğunluğuna sahip olduğu için hükümet de çıkıyor ama 1999’da yapılan seçimde parlamento oluştu, hükümet çıkmadı. 3 siyasi partinin bir araya gelerek hükümet kurması mümkündü. Bir ay boyunca Türkiye’de hükümet arayışları sürdü. Biz şunu istiyoruz; seçim yapılsın, seçim akşamı hükümet belli olsun. Yani seçimler hükümet sorununu çözsün. Başkanlık sisteminde parlamento için ayrı oy, hükümet için ayrı oy kullanıyor seçmenler ve seçim akşamı hükümet belli oluyor."
Genel Başkan Yardımcısı Şentop, başkanlık sistemini istemelerindeki ikinci önemli sebebin, Türkiye’deki mevcut sistemin istikrarlı hükümet üretmeyi garanti etmemesi olduğunu dile getirerek, Türkiye’de 1995-1999 yılları arasında 4,5 yılda 4 hükümet değiştiğini anlattı.
Türkiye’de 2002’den bu yana istikrarlı hükümetin olduğunu ancak sistemin istikrarlı hükümeti garanti etmesi gerektiğini vurgulayan Şentop, "Başkanlık sisteminde anayasada başkanın, hükümetin ne kadar görev yapacağı bellidir. Seçimden sonra 4-5 yıl hükümet ve istikrar sorunu bulunmamaktadır. Başkanlık sisteminde baraj sorunu ortadan kalkacaktır, parlamentoda seçim sisteminde sıfır baraj ile dar bölge sistemi veya daraltılmış dediğimiz sistem uygulanabilecektir çünkü istikrarla ilgili bir zaruret yoktur" diye konuştu.
Başkanlık sisteminin Türkiye’de halkın yakından tanıdığı bir sistem olduğunu, bu modelin yerel yönetimlerde 100 yıldan fazla zamandır uygulandığını belirten Şentop, "Bu sistemin, ABD modeline benzeyen ama ondan farklılaşan yönleri var. Birincisi ABD’de başkanlık sistemiyle beraber federal yapı var. Biz başkanlık sisteminde üniter devleti öneriyoruz. Federasyonu dışlayan bir önerimiz var. İkinci önemli farklılık ise ABD’de parlamento iki kamaradan oluşmaktadır, biz tek kamaralı bir parlamento öneriyoruz" bilgisini verdi.
Başkanlık sisteminde başkanın yetkileri
Başkanlık sistemine geçildiğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerinin neden azalacağı konusunda da bilgi veren Şentop, şu anki sistemde Cumhurbaşkanı’nın kabineye başkanlık yapabileceğini ve Bakanlar Kurulu toplantısında bir kanunun hazırlanmasını, parlamentoya önerilmesini teklif edebileceğini, parlamento çoğunluğunun desteğine sahip hükümetin bu kanunu parlamentodan çıkarabileceğini söyledi.
Erdoğan’ın, başkanlık sisteminde kanun teklif etme yetkisi olmayacağını anlatan Şentop, ayrıca başkanın partisinden veya siyasi görüşünden bir parlamento çoğunluğunun da olmayabileceğini ifade etti.
"Tayyip Erdoğan varken aslında başkanlık sistemine gerek yok"
Mustafa Şentop, bir gazetecinin "Erdoğan, yetkilerini azaltacak bir anayasa için neden bu kadar coşkulu bir kampanya yürütüyor?" sorusu üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1994 yılından beri siyasetin içinde yer aldığını, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın ardından uzun süre Başbakanlık yaptığını ve güçlü bir Başbakan olduğunu aktardı.
Erdoğan’ın istese 2007 yılında Cumhurbaşkanı seçilebileceğini ve kimsenin bunu engelleyemeyeceğini fakat Abdullah Gül’ü aday gösterdiğini ifade eden Şentop, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Erdoğan, siyasetteki hedefleri ortaya koyarken, kişisel hesaplar içinde olmadığını bir çok kez göstermiştir. Bunu bazı siyasi parti liderlerinin anlayabilmesi mümkün değil. Türkiye gibi bir ülkede 10 seçimi arka arkaya kazanmak, yüzde 50 oy almak muhtemelen Avrupa tarihinde de örneği görülmemiş bir siyasi başarıdır. Bu noktadaki siyasetçinin ülke için ortaya koymuş olduğu tezleri, şahsı için istediğini düşünmek yanlış olur. Başkan olduktan sonra da seçilmek için sınırlama var. Erdoğan görebileceği her türlü siyasi ikbali bu ülkede görmüş birisidir.
’Sayın Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık sistemini kendi yetkilerini arttırmak için istiyor’ şeklinde bir mantıkla bakarsak, çok büyük hata yapmış oluruz. Tayyip Erdoğan varken aslında başkanlık sistemine gerek yok. Çünkü Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de siyaseti domine etme gücünü her zaman elinde bulundurabilir. Aslında Tayyip Erdoğansız bir siyasette başkanlık sistemine ihtiyaç var. Yoksa Türkiye istikrarlı hükümet kuramaz."
Başkanlık sisteminin yargının yeniden yapılanmasıyla ilgili bir boyutu olmadığını anlatan Şentop, "Başkanlık sistemi önerimiz sadece yasama ile yürütmenin, parlamento ile hükümetin birbirinden ayrılması esasına dayanıyor. Yargı ile ilgili anayasa önerimizde diğer 4 partiyle uzlaştığımız bir model var. Türkiye’de yargıçları atayan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi bir kurulun hem ikiye ayrılması hem de her iki kurulun da belli kriterlerle parlamento tarafından seçilmesine yönelik bir öneri" diye konuştu.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop, yeni anayasanın ve başkanlık sisteminin Türkiye için bir zorunluluk olduğunu dile getirerek, "Türkiye er veya geç yeni anayasa yapacak ve başkanlık sistemini benimseyecektir. Seçimden sonra başka partilerin de katkısıyla yeni anayasa yapılabilir, başkanlık sistemine geçilebilir. Bu da bir ihtimaldir. Biz her halükarda AK Parti’nin 330’un üzerinde milletvekiline sahip olacağına inanıyoruz’’ ifadelerini kullandı.
"Hükümet sistemini tartışmadan yeni bir anayasa yapamazsınız"
Biz gazetecinin, "Bazı araştırmalar, AK Parti tabanında da başkanlık sisteminin kabul görmediği yönünde. Sizin için başkanlık sistemi bir önkoşul mu? Sizin için başkanlık mı yoksa yeni anayasa mı daha öncelikli?" sorusuna Şentop, şu yanıtı verdi:
"Önkoşul değil. Ama yeni anayasa yapıyorsanız, hükümet sistemini tartışmadan yeni bir anayasa yapamazsınız. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı makamının düzenlenmesiyle ilgili hukuki sürecin kronolojisi bizi başkanlık sistemine götürüyor. 1961’de parlamentonun seçtiği sembolik cumhurbaşkanı, 1982’de parlamentonun seçtiği yetkileri genişletilmiş cumhurbaşkanı, 2007’de halk tarafından seçilen yetkileri genişletilmiş cumhurbaşkanı… Yani süreç her anayasa düzenlemesinde bizi cumhurbaşkanlığı makamının yetkilerini artırma, demokratik zeminini güçlendirmeye doğru götürmüş. Bir sonraki adım, tartışılacaksa eğer cumhurbaşkanından başkanlığa geçmektir."
Muhalefetin önerdiği modelin 1961 Anayasası’na dönmeyi içerdiğini anlatan Şentop, "Bu, işler bir model değil. Yeni anayasa yaparken bu konuyu tartışmadan anayasa yapmak da mümkün değil esasen" dedi.
"Başkanlık sistemi 4 sene daha bekleyebilir mi?" şeklindeki soruya Şentop, "Elbette bekleyebilir. Belki biz şimdi bir değişiklik yaparız da 2019’da yürürlüğe sokarız, o da olabilir" diye yanıtladı.
Genel Başkan Yardımcısı Şentop, "Başkanlık için mutlaka seçim olması lazım. Şu anki Cumhurbaşkanı otomatik olarak başkan olmaz. Bu ne zaman olabilir? Hemen anayasa hazırlanıp da arkasından başkanlık seçimi gibi bir durum mu olur? Yoksa bütün bunlar 2019’dan sonra mı yürürlüğe girer, tartışılabilecek bir konu" görüşünü dile getirdi.
Bir gazetecinin eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ı hatırlatarak, "Son yıllarda AK Parti’nin liberal ve sosyal demokrat kesimlerinin partinin daha otoriter ve muhafazakar olduğu gerekçesiyle ayrılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Şentop, şu karşılığı verdi:
"İki dönem AK Parti’de bakanlık yapıp da otoriterliği fark etmeyip de 10 yıl sonra ayrılırken ’parti otoriterdir’ diyen kişiye sormak lazım bunu, ’10 yıldır neredeydin?’ diye. Bunların niye ayrıldığını biliyoruz. O süreçte Paralel Yapı dediğimiz, Türkiye’de bürokrasiyi ele geçirerek ülkeyi yönetmeyi hedefleyen bir yapılanma ortaya çıktı. 17 ve 25 Aralık ile kamuoyunun da gördüğü, bildiği bir yapılanma. Bu yapılanma çerçevesinde talimatla aday olup vekil olanlar, aynı talimatla partiden ayrılmayı tercih etti. Bunlarla birlikte bazı arkadaşlarımız da ayrıldı. Bu arkadaşımız da bakanlıkta bir değişiklik oldu, kendisi bakanlık görevinden alınmıştı. Ondan birkaç ay sonra ayrılmış oldu. Ben burada bir siyasi tartışma olduğunu düşünmüyorum."
Mustafa Şentop, "seçim kampanyasında devlet imkanlarının kullanıldığı" iddialarına ilişkin "Bu tür manipülasyonları, yönlendirmeleri yapan çevreler var. New York Times’taki yazı dahil olmak üzere, içeriğin büyük bölümü Paralel Yapı tarafından oluşturuluyor" dedi.
Kampanyada kullanılan belediye otobüslerinin kiralandığını, hepsinin faturasının olduğunu anlatan Şentop, "HDP de miting yapacak. Onlar da otobüsleri kiralayabiliyor. Parasını verdiğinde herkes kullanıyor. Devletin tahsis ettiği bir şey değil" diye konuştu.
Toplumdaki gerginliğin seçimin ardından azalıp azalmayacağını soran bir gazeteciye de Şentop, "Bu seçimin bunu büyük ölçüde azaltacağı kanaatindeyim. Seçim yeni Türkiye ile eski Türkiye’nin bir yarışı. Eski Türkiye’nin malzemeleri ve yöntemleri, eski Türkiye siyasetini savunanlar tarafından kullanılıyor" ifadelerini kullandı.