Yükleniyor...

Zinhar silahlarla konusmayin

 

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, Üsküdar’daki Nev Mekan Kafe’de gençlerle bir araya gelerek, gündeme ilişkin sorularını cevapladı.

"Van’da yaptığınız konuşmada ’beyaz toroslar geri dönmeyecek’ şeklinde bir konuşma yaptınız ama bu çok yanlış anlaşıldı ve çok yankılandı. Bu konuyla ilgili ne söyleyebilirsiniz" şeklindeki soru üzerine Davutoğlu, akademik hayattan siyasi hayata geçerken en zorlandığını konunun siyasi hayatta bazı şeylerin istismar edilmesi olduğunu anlattı.

Akademik hayatta her şeyin dikkatlice söylendiğini, siyasi hayatta ise söylenenin bir kısmının cımbızla alındığını ve istismar edilerek yorumladığını dile getiren Davutoğlu, "Beyaz toros konusunda benim söylediğim net ve açıktır. Türkiye eski günlere tekrar dönecek mi diye bir kaygı vardı. Öyle bir kaygının geçersizliğini anlatmak istedim. AK Parti iktidarda iken 90’lı yıllara bir daha dönülmeyecek. Bir daha faili meçhuller olmayacak. Buradaki genç arkadaşlar beyaz torosu bilmiyor. Beyaz toros faili meçhullerin sembolü haline gelmişti. JİTEM tarafından götürülen bir daha geri dönemezdi. O beyaz toroslar PKK’nın gelişmesine imkan sağlıyordu çünkü faili meçhul vardı. PKK’nın varlığı beyaz torosların sayısını artırıyordu. AK Parti her ikisini de yok etmek için bir demokrasi ortamı oluşsun diye bu gayret içine girdi, kastettiğim buydu. Türkiye’de her şey istismar edilebiliyor. Başka bir yere çekilebiliyor. Bir daha beyaz torosları bu ülke görmeyecek. Ancak PKK terörünün dağlara götürüp feda ettiği gençleri de görmeyecek. İnşallah bunları hep birlikte tarihe gömeceğiz. Bunun için sizlerin de desteğine ihtiyacımız var" değerlendirmesinde bulundu. 

"Ayrım yapmayın"

Gençlerin hiçbir zaman aralarında Türk- Kürt, Alevi-Sünni ayrımı yapmamaları gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, herkesin eşit haklara sahip vatandaş olduğunu söyledi. 

"Türkiye’nin çok zor dönemlerinde, sokaklarda insanlar birbirini öldürürken gençtiniz. Bu dönemde hiç elinize silah almadınız ve eline silah almayan bir siyasi hareketin mensubu oldunuz. Şimdi geriye dönüp baktığınızda bugün daha lümpen bir Türkiye görmekten endişe ediyor musunuz? Bir de savaşmak için başka ülkelere giden gençler var onlara ne tavsiye ediyorsunuz" şeklindeki soruyu Başbakan Davutoğlu, şöyle cevap verdi: 

"Özel hayatımla ilgili bazı şeyleri çok açık paylaşmak istiyorum. 1970 yıllarının başında ortaokula başladım. Lise yıllarında ise yatılı okuyordum ve bütün arkadaşlarla birbirimize çok bağlıydık. Türkiye’de 1977’lerde gençlik hareketlerinin arttığı döneme geldiğimizde birden yollarımız ayrıldı. Kardeş gibi büyüyenlerin bir kısmı solcu bir kısmı sağcı, değişik görüşlere sahipti. Bir anda beraber top oynadığımız kişilerle karşı taraflar olduk. O kadar acı bir serüvendi ki şimdi geriye dönüp bakıyorum onların hepsi güzel bir Türkiye hayalindeydi. Bir gün kitap almaya giderken karşı grubun saldırısına uğradım. Hafif bir yaralanma oldu. Beni ziyarete gelen bir arkadaşım ’bu şartlarda nasıl kitap okuyorsun?’ diye sordu. O zaman 19 yaşımdaydım dedim ki; ’40 yaşlara kendimi hazırlamak zorundayım.’ O da ’Ben o kadar yaşayacağımı zannetmiyorum’ dedi. Ve hakikaten bir hafta sonra öldürüldü. İşte biz o kadar kötü günler yaşadık."

 Davutoğlu, "Stratejik Derinlik" kitabını da 40 yaşında yazdığını hatırlatarak, o günlerde hayatını kaybeden 5 bin genç için hala göz yaşı döktüğünü dile getirdi.      

"Silahlarla ve şiddetle konuşmayın"

Terör konusunda kandırılan her genç için de göz yaşı döktüğünü anlatan Davutoğlu, "Çünkü onlar bizim gençlerimiz ve onların kaybedilmemesi lazım. Mümkün olduğunca gönüllerinizle, kalplerinizle  ve sözlerinizle konuşun ama zinhar silahlarla konuşmayın. Şiddetle konuşmayın" diye konuştu.

Davutoğlu, "Merkez ve Gülen medyasının son dönemde bir HDP ve Demirtaş güzellemesi yaptığı görülüyor. Yapılan algı operasyonun nasıl değerlendiriyorsunuz’?’ Sosyal medyayı ne kadar sıklıkla kullanıyorsunuz?" sorusuna ise "Sosyal medyayı kullanmaya çalışıyorum. Sosyal medya sizlerin çok daha hızlı kullandığınız bir mecra. Her şey o kadar hızla değişiyor ki bizler sizin kadar kolay intibak edemiyoruz. Sosyal medyayla, ulaşamayacağımız bir çok kanala ulaşıyoruz. Ancak hiçbir şey insani iletişimden daha etkili değildir. Sosyal medyanın anaforuna çok girmeyin" şeklinde karşılık verdi.  

Medyanın özgür olduğunu, herkesin istediği siyasi lideri ön plana çıkarabileceğini ifade eden Davutoğlu, Türkiye’de medya konusunda bir kutuplaşma oluştuğunu ve medya etiğinin bir kenara bırakıldığını kaydetti.

Ak ve karanın çok net ortada olduğunu, Türkiye’de "gri alanın" giderek daraltıldığını aktaran Davutoğlu, "Siz mümkün olduğunca gri alanda kalın. Karşı tarafa dünyanızı kapatmayın. Türkiye’deki algı operasyonuyla insanları belli bir alana hapsetmeye çalışıyorlar. Ona karşı zihninizi ve eleştirel bakışınızı her zaman koruyun" dedi.

Sabahattin Zaim Hoca gerçek bir ahlak abidesiydi

Sabahattin Zaim Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi Ali Uzun’un kendini tanıtması üzerine Davutoğlu, "Sabahattin Zaim Hocayı tanıdın mı?" diye sordu. 

Başbakan Davutoğlu, "Sabahattin Zaim Hoca’nın hatıratı var. Alın okuyun. Sabahattin Zaim Hoca, benim tanıdığım gerçek bir ahlak abidesiydi. İktisat profesörüydü ve hepimize örnek olmuştu ahlakıyla, ilmiyle, bir Osmanlı beyefendisi. Onun hatıratı... Şimdi doğduğu köye İştip’e kadar gidip, doğduğu odayı 2005 yılında çekip kendisine getirmiştim o zaman rahmetli sağdı. Ben Sabahattin Zaim Üniversitesi’ne söyleyeyim, her bir derste hocanın ahlakı ve ilim anlayışı üzerine de bir çalışma yapsınlar" şeklinde konuştu.

Uzun’un "Hem öğrenciyim hem de taşeron olarak çalışmaktayım. Taşeron, kadrolu ayrımını nasıl çözeceksiniz? Bütün taşeronlar bunu merak ediyor. Bir de kuzenim çevik kuvvet. Onlarla ilgili neler yapılacak?" şeklindeki sorusu üzerine Davutoğlu, "Gel şimdi Ali senle anlaşalım. Bir, taşeron meselesini biz çözeceğiz inşallah. Yani adaletli şekilde çözeceğiz. Ama sen bilgisayar okuyorsun ne güzel, sen bir iki arkadaş daha bul, üniversite bittiğinde başvur bilgisayar alanında bir girişim, bir iş başlat. Hemen sana 50 bin lira, biliyorsun yeni beyannamede ilan ettik, 50 bin lira verelim. Taşeron işçilerimize saygımız sonsuz ama biz sizi girişimci olarak görmek istiyoruz. 100 bin lira da faizsiz kredi veririz üzerine. Oldu mu 150 bin" diye yanıt verdi. 

 Uzun’un, "Bu teklife hayır demem yani" şeklindeki sözleri üzerine Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Biz bu teklifi hayır demeniz için yapmıyoruz ki zaten. Sonra bir iş yeri kur. Bakın buraya İMES’ten geliyorum. Oradaki bazı şirketlere gittim, çok küçük 40 metrekarelik yerlerde büyük şirketler doğmuş. Şimdi gördüğüm Ali’yi 20 yıl sonra hayal ettiğimde büyük bir bilgisayar şirketinin CEO’su ve yeni teknolojilerin, yerli yazımların başında olarak görüyorum. Bir kere onu öyle yapalım. Polislerimizle ilgili de ek şeyler yapacağız. (ek gösterge) 2 bin 200’den 3 bine çıkardık. Biliyorum bu talebi. Etrafımdaki koruma arkadaşlar da zaten... Bize en yakın ulaşabilir grup onlar. Onların taleplerini de yapacağız. Ama o zaman sistemin bütününü de değiştirmek gerekiyor. Kuzenine söyle 3 bin 600’e çıkardığımız zaman daire başkanlarını da yukarı çıkarmak gerekiyor. Bunların hepsini yeni bir sistemle polislerimiz, özellikle çevik için her şeyini yapacağız inşallah."

"Hala o anayasayla Türkiye’nin idare ediliyor olmasından ben utanç duyuyorum"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, yeni anayasaya ilişkin bir soru üzerine, şunları kaydetti:

"Bize kalsa yarın sunarız da onun için yeteri kadar milletvekili sayısına ulaşmamız lazım. İnşallah hepiniz yeteri kadar destek verirseniz, inşallah onu yapacağız. Ben size bir hatıramı nakledeyim. Bakın nereden nereye geldik. 82’de anayasa oylamaya sunuluyor. Hiç unutmuyorum. Biz tabii külliyen anayasaya karşıyız. Bazı arkadaşlar sandığa gitmedi, ben bilerek sandığa gittim. Şeffaf bir zarf vardı. İçi gözüküyor. ’Hayır’ diyen koyu kahverengiyle hayır diyordu, ’evet’ diyen de bembeyaz bir evet kartı vardı. Hayırı koyduğunuz zaman zarf da o kadar ince ki hayır dediğiniz besbelli. Çok adil bir seçim, şeffaf. Hiç unutmuyorum koydum, nasıl olsa görecekler, şöyle müşahitlere gösterdim. Ne kadar yanlış bir iş yaptığımızı ifade eden bir yüzle karşıladılar. Hala o anayasayla Türkiye’nin idare ediliyor olmasından ben utanç duyuyorum. İnşallah ya biz anayasayı değiştirecek bir çoğunluğa ulaşırız ya da diğer partiler anayasayı değiştirme iradesinde bizimle bütünleşirler. Ben size söz veriyorum, eğer bu konuda diğer partiler, siz bize bu yetkiyi verirseniz zaten problem yok ama değilse ilk yapacağımız şeylerden biri 12 Eylül Anayasası’nı külliyen tarihin tozlu raflarına kaldırmak."

"Biz azla yetinen bir gençlik yetiştirmedik"

"AK Parti ile gençler arasındaki makasın açıldığını, AK Parti söyleminin biraz eskidiğini düşünüyor musunuz?" şeklindeki soru üzerine, Davutoğlu, 7 Haziran seçimlerinden sonra bazı araştırmalar yaptıklarını ifade etti.

Başbakan Davutoğlu, "Şöyle bir şey söyleyeyim, bir bunun doğal tarafı var ama iktidarda olana karşı gençlerde genelde bir mesafe, hepimizde vardı, bu olabiliyor. Bu gençlik psikoloji açısından ama ben bunun bizim açımızdan bir mazeret olmadığı kanaatindeyim. İkincisi de gurur duyduğum taraf şu, biz azla yetinen bir gençlik yetiştirmedik. Buradaki arkadaşların çoğu AK Parti iktidara geldiğinde 3-4 yaşındaydı. AK Parti standartları öyle yükseltti ki gençlerin de talepleri onunla birlikte yükseldi" diye konuştu. 

Artık psikolojinin de değiştiğini vurgulayan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Sizler 12 Eylül’ü az gördünüz. Biz bütün onları yaşayarak geldik. Dolayısıyla şimdi gençlerin o yükselen talep profili, biraz da AK Parti’nin eseri. AK Parti bu ortamı sağladı. Bundan da gurur duyuyoruz. Şimdi yapmamız gereken bütün bu buluşmalarla, birçok başka yollarla gençlerin dünyasını daha yakından tanımalıyız. Nesiller 30 yılda değişirdi, şimdi nesiller 10 yılda bir, yani neredeyse aynı telefonların neslinin değişmesi gibi yeni bir nesil geliyor dalga dalga. İnşallah bu makas kapanacak ve bizim ne yapmamız gerekiyorsa dinlemeye hazırım."

Arap Baharı’nın akıbeti

Arap Baharı’nın akıbetini nasıl gördüğüne ilişkin soru üzerine Davutoğlu, öğrencilere, "Bir anda kendinizi Şubat 2011’de Tahrir Meydanı’na ışınlayın" dedi. 

Tahrir Meydanı’nı çok iyi bildiğini, oradaki Amerikan Üniversitesi kütüphanesinde doktora tezi için kaynak toplamak amacıyla Mısır’da 3 ay kaldığını ifade eden Davutoğlu, Tahrir Meydanı’nda yıllarca hiçbir gencin ölmediğini aktardı.

Neredeyse Tahrir Meydanı’na gençlerin çıkmasının yasak olduğunu belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Tahrir Meydanı’na o gençler niye çıktı? O gençler arasında İslamcısı vardı, muhafazakarı vardı, Arap milliyetçisi vardı, solcusu vardı. Ne aradılar biliyor musunuz? Tek şey aradılar. Onurlu bir hayat ve onlar doğduklarında Mübarek iş başındaydı. 30 küsur sene geçmişti yine Mübarek. Hatta onlara bir seferinde hitap ederken şunu söyledim. ’Ben daktilo kullanıyordum Kahire’ye geldiğimde Mübarek iş başındaydı, internet çıktı Mübarek, Facebook çıktı Mübarek. Twitter’a dayanamadı gibi’. O gençler çok basit şeyler istediler. Türkiye örneğinden de hareketle demokrasi, kalkınma, özgürlükler istediler ve o gençlerden bir kısmı 2011’de, son dersi diyordun ya belki de en zevkli derslerden biri oydu. Her ideolojiden Mısırlı gençler, 2011 genel seçim kampanyasına Konya’ya geldi ve kampanyaya katıldı. Bir gece Konya’da tarihi bir çevrede sabaha kadar onlarla sohbet ettim."

"O gençleri susturdular"

O gençlerin kendi aralarında "Stratejik Derinlik" kitabının bazı bölümlerini nasıl tartıştıklarını hissettiğini anlatan Davutoğlu, "Şu sayfada şunu diyorsunuz, Mısır ile ilgili yorumlar vardı. Müthiş bir heyecan vardı" dedi.

Mısır bayrağının o zaman her yerde demokrasinin bayrağı olarak görüldüğünü anlatan Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İşte o gençleri susturdular. Sadece orada Müslüman Kardeşler, İhvan gençliği değil birçok, hepsi hapiste şu anda. Biz bunu iyi biliriz. Nereden biliriz? 12 Eylül’de üniversite 2. sınıf öğrencisiydik. İhtilalden sonra ev değiştirerek... Sağcı, solcu hepimizi toplamışlardı. Darbenin iyisi olmaz. Otoriter yapının, diktatörlüğün iyisi olmaz ve o gençler şimdi hapishanedeler. Ama şunu düşünün. 12 Eylül’de isyan eden Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, hepimiz nasıl şimdi Türk siyasi hayatına damgamızı vuruyorsak... 28 Şubat’ta her türlü ayrımcılıkla bizim ders görmemiz neredeyse engellenmişti. En liberal görünen üniversitelerde bize karşı tavır alınmıştı ama sürmedi. Zulüm ile abad olunmaz. Zulüm kalıcı değildir. Ben eminim o gençlerin arasında Rabia veya Tahrir meydanında çıkacak olan yeni gençler Mısır’ın kaderini değiştirecekler."

Başbakan Davutoğlu, 2013’ten beri Arap Baharı’nın ve özgürlüklerin paranteze alındığını belirterek, Suriye’den gelen, ümit ve heyecanla bakan gençlerin hepsinin baskı altında olduğunu, bir neslin kaybedildiğini söyledi.

Bu nedenle gençlere 1971’li yılları anlattığını kaydeden Davutoğlu,Türkiye’de de böyle tecrübelerin bir daha yaşanmaması adına bunları anlattığını ifade etti. 

Davutoğlu, "Tahrir ya da Rabia’daki gençler, inşallah Mısır ve Ortadoğu’nun geleceğinde de yeni roller alacak. Ümidinizi hiç kaybetmeyin" dedi.

Mısır’daki o gençlerin hiç kimsenin komplosuyla ortaya çıkmadığını dile getiren Davutoğlu, konuşmasına şöyle devam etti: 

"O gençleri ben biliyorum. O gençler kendi dinamikleriyle ortaya çıktı. Ben o gençlerin hepsine saygı duyuyorum. Şu anda Arap dünyasına egemen olan yaşlı diktatörlerin yerine Arap gençlerine şans verilseydi şu anda Arap dünyası farklı olurdu. O yaşlı diktatörler nesli gidecek ama o gençler ve onları takip eden başka gençler, Arap dünyasına mutlaka izzetli, onurlu bir gelecek getirecekler. Onun için ben bunları salt komployla izah etmek gerektiğini düşünmüyorum. Sonraki komplodur. Yani darbeler. Gerek Mısır’daki darbe gerek Esed rejimine verilen destek bir dizayndır. Ama gençlerin sokağa çıktığı günleri ben iyi biliyorum. Bingazi’de de on binlerce gencin şeyine katılmıştık. O gençlere saygı gereği onları bir komplonun parçası değil aksine bir özgürlük hareketi olarak görmek lazım."

"Bende hiç IŞİD’i destekleyecek yüz var mı?"

Bir soru üzerine Davutoğlu, "Arkadaşlar şimdi bana bakın, yüzüme, gözüme, konuşmama. Bende hiç IŞİD’i destekleyecek yüz var mı? şeklinde konuştu. 

IŞİD’in çıkardığı dergide "’En büyük düşmanlarımız Erdoğan ve Davutoğlu’dur" denildiğini aktaran Davutoğlu, "Çünkü diğerleri onlara malzeme oluyor. Esed ona destek oluyor çünkü Esed’in çıkardığı şartlarda, IŞİD veya PYD’ye destek şey oluyor. ’Bakın’ diyor, Batı ile iş birliği halinde vesair. Ama esas tehlike AK Parti’nin yaklaşımı. Çünkü bizim temsil ettiğimiz İslam, IŞİD’in tam karşıtı ve IŞİD’i yok edecek, etkisiz kılacak İslam odur. Dolayısıyla bunu çok tartışmaya bile gerek görmüyorum" ifadelerini kullandı. 

Diyarbakır’da iki polisin şehit olduğunun hatırlatılması üzerine Davutoğlu, PKK’ya operasyonlar başlamadan önce IŞİD’e başlattıklarını söyledi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:

"IŞİD sınırda askerimizi öldürdü. Suruç katliamını yaptı. O gece dahi çok sayıda IŞİD militanı hem gözaltına alındı hem gerekli tedbirler alındı. Bugün de Başbakan olarak bazen telefon çalmasından ürkersiniz. Sabah erken saatlerde çalan telefon beni hep tedirgin eder. Şunu bilin. Dışişleri Bakanı iken de öyleydi ama daha gece uykumun bölünmediği hiçbir gün yaşamadım. Türkiye büyük bir ülke, 78 milyon, her yerde bir olay olur. Genellikle de içişleri bakanları aradıklarında insanın zihnine bir şüphe düşer. Bu sabah İçişleri Bakanımız aradığında, bir IŞİD uyuyan hücresine yönelik yapılan bir operasyonda, kapıyı açmak için koçbaşı olarak tabir edilen şeyle yüklenildiğinde, oraya yerleştirilen bombalarla iki şehit verdik. Orada da çok sayıda IŞİD militanı etkisiz hale getirildi. Bu kadar yoğun mücadele veriyoruz ama maalesef hala benzer suçlamalar yöneltiliyor. Şunu özellikle ifade etmek isterim. IŞİD zihniyetine karşı bizim fiili emniyet tedbirlerimizin dışında, o zihniyete karşı aynı zamanda ideolojik bir mücadele de vermemiz gerekiyor. Çünkü İslam dininin hiçbir şekilde kabul etmediği bir başka zihniyet var orada ve dinimize en büyük töhmeti getiriyor. Dolayısıyla mücadelemiz tek taraflı olmayacak. Nasıl PKK ile terörle mücadele ederken Kürt vatandaşlarımızın kimliğine halel gelmemesine, onları kazanmaya önem veriyorsak, IŞİD ile mücadele ederken de İslam dinine herhangi bir şekilde itham ve töhmet getirilmemesine özen göstermek lazım."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.