22. Istisare ve Degerlendirme Toplantisi Açilis konusmasi tam metni
30 Mart seçimlerinde elde edilen büyük başarıdan dolayı şahsım, ülkem ve milletim adına tekraren şükranlarımı ifade ediyorum.
Tabi bu toplantıyı aslında arzumuz gayet olduğu gibi eşlerimizle, çocuklarımızla hep birlikte yapmaktı. Fakat bu süreç içerisinde ne yazık ki o ölçekte otel bulamayışımız sebebiyle bunu gerçekleştiremedik, ama inşallah bundan sonra yine yapılacak olan bu 6 ayda bir yaptığımız toplantılarımıza uygun otelleri herhalde buluruz diye düşünüyorum.
Demokrasi tarihimizin gerçekten en zorlu seçimlerinden birini yaşadık tüm zorluklara rağmen seçimden zaferle çıkmayı başardık. Burada şu noktaya hem sizlerin hem de ekranları başında bizleri dinleyen aziz vatandaşlarımın özellikle dikkatlerini çekiyorum. 17 ve 25 Aralık tarihlerinde yapılan operasyonlar Türkiye’ye bugünkünden çok farklı bir istikamet çizmeyi hedefliyordu. Bakın üzerinden zaman geçtikçe bazı çarpıcı gerçeklerin ortaya çıktığını, Türkiye’nin 17 ve 25 Aralık operasyonlarında ne büyük bir tehdide maruz kaldığını, ne büyük bir badireyi atlattığını inşallah hepimiz göreceğiz, tarih bunları tek tek kaydedecek. Eğer bu operasyonlar başarıya ulaşsaydı inanın şu anda başta şahsım olmak üzere, bakan arkadaşlarım, çalışma arkadaşlarımız, partimizin bazı yöneticileri, mensupları, hatta gazeteciler, iş adamları Yassı Ada benzeri mahkemelerde yargılanıyor olacaktı. Bütün planlar buna göre yapılmıştı, senaryo bu doğrultu da yazılmıştı. Şahsımla ilgili söylenen neydi biliyor musunuz ele geçen belgelerde? Şahsımın dönemin Başbakanı olarak anıldığı iddianameler dahi hazırlanmıştı bunlar elimiz geçti. Seçilmiş Hükümet bir yargı darbesiyle görevden uzaklaştırılacak CHP’nin, MHP’nin AK Parti’ye sızmış tuzlukların katılımıyla yeni bir koalisyon hükümeti kurulacaktı bunlar hazırlandı. MHP’nin merhum Alparslan Türkeş’in kemiklerini sızlatacak biçimde millet ve milliyet mesuliyetini ayaklar altına alarak hainlere baba olması işte böyle bir beklentinin neticesiydi. Aramıza sızmış tuzlukların en zor zamanda çekip gitmeleri işte böyle bir ... sonucuydu hamdolsun Rabbim bunlara fırsat tanımadı, millet bu apaçık darbe girişimine imkan vermedi.
Bakınız değerli arkadaşlarım, merhum Menderes 27 Mayıs 1960 sabahı Eskişehir’den otomobille yola çıkmış maalesef yolda derdest edilmişti. Gece kendisine Afyonkarahisar’a gitmesi önerisinde bulunmuşlardı, ama o kabul etmemişti. Derler ki, eğer merhum Menderes o gün Afyonkarahisar’a gelseydi Afyonlular Menderes’e sahip çıkar, Menderes’i darbecilere teslim etmezlerdi.
Evet, 27 Mayıs’ta darbecilerin gözlerini ne kadar kan bürüdüğünü göremeyen, tahmin edemeyen aziz millet bu sefer aynı hataya düşmedi. Hükümetine, partisine sımsıkı sahip çıktı, iradesine sahip çıktı, partisini darbe heveslilerine teslim etmedi.
Kardeşlerim, 27 Mayıs darbesi olduğunda hemen hepimiz çocuk yaşlarındaydık o günleri çok hatırlamıyoruz belki ama, şahsım dahil birçoğumuz 12 Eylül ve 28 Şubat’ı tüm sıcaklığıyla yaşadık, bizler darbenin ne olduğunu biliyoruz. Demokrasiye yönelik müdahalelerin ülkeye ne ağır bedeller ödettiğini, millete ne büyük acılar yaşattığını bizler biliyoruz. Ama bugün burada Türkiye’nin tüm gençlerine, özellikle 25 yaş hatta hatta 30 yaş grubu altı gençlere özellikle bunu hatırlatmak istiyorum. 17 ve 25 Aralık operasyonlarının aslında ne olduğu, eğer başarılı olsaydı nelere yol açacağını özellikle anlatmak isterim. AK Partili olsun ya da olmasın AK Parti’ye oy vermiş olsun ya da olmasın Türkiye Devletindeki tüm gençlerimiz buraya dikkatlerini çekiyorum lütfen açsınlar, sağlam kaynaklardan 27 Mayıs müdahalesini okusunlar, açsınlar 12 Eylül müdahalesini öncesini ve sonrasını sağlam kaynaklardan araştırsınlar. 28 Şubat’ı annelerinden, babalarından, yakınlarından dinlesinler. Geçen ay önceki darbeleri araştırırlarsa Türkiye’nin 17 ve 25 Aralık’ta nasıl bir uçurumun kenarından döndüğünü de göreceklerdir.
Sevgili gençler, değerli kardeşlerim; bu darbeci zihniyet o kadar tembel, o kadar uyuşuk darbe planlarken dahi yenilik yapmak zahmetine girişmez. 27 Mayıs’ın darbe planları neyse gidin araştırın 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, diğer darbe girişimlerinin 17 ve 25 Aralık darbe girişiminin planları da birebir, tıpatıp aynıdır. Darbeleri sadece değerli kardeşlerim, askerler yapmaz. İnanın yaşadığımız her darbe ve darbe girişiminde silahlı güçlerin rolü ... demokrasimize yönelik müdahaleleri silahlı güçlerden daha ziyade bazı yargı mensupları yapmışlardır. Bazı medya kuruluşları, bazı sermaye çevreleri bugüne kadar ki her müdahalede ve müdahale girişiminde bunlar başrol oynamışlardır. Sokağa dökülen, tahkik edilen, hatta eline silah verilen gençler hemen her müdahale de piyon olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi her darbe girişiminde perde arkasında darbe mimarlığı görevini üstlenmiştir hepsinde vardır istisnasız. Partimizin kapatılma operasyonun biliyorsunuz arkasında yine CHP vardır hatta o dönemin Genel Başkanı Ankara’da da demek ki dürüst savcılar varmış diye açıklaması olmuştur. Uluslararası malum çevreler ajanları vasıtalarıyla, maşalar vasıtasıyla destek vermişlerdir müdahaleye destek vermişlerdir. CHP Genel Müdürü grup toplantısında bir ismi şimdi hayatta olmayan bir Anayasa Profesörünün ismini andı Hüseyin Nail Kubalı. CHP Genel Müdürü’nün tarihten böyle bir ismi örnek vermesi, bu isme sahip çıkması aslında çok acı bir itiraftır ve CHP’nin de bulunduğu konumu çok açık, net ortaya koymaktadır. Bu itiraf 17 ve 25 Aralık operasyonlarının 27 Mayıs benzeri bir darbe girişimi olduğunun da itirafıdır. Az önce söyledim ya bunlar birbirinin aynen, tıpatıp benzeridir diye burada da şimdi aynısını göreceksiniz. 28 Şubat’ta rol oynayan zatta aynı değil miydi? O da aynıydı. Şahsımla ilgili yine operasyonları yapanlar yine aynı kişilerdi. İsimlerini vermeyeceğim çünkü isimlerini vermek taltif olur. 27 Mayıs 1960 müdahalesi öncesinde belli medya kuruluşları köşe yazarları gazeteciler, sermaye çevreleri, belli dernekler özellikle de yargı camiası bir kısım darbe ortamının oluşması, darbe gerekçelerinin olgunlaşması için gerçekten çok çirkin eylemlerinin içine girdiler. Tıpkı bize yapıldığı gibi 54 yıl önce Demokrat Parti’ye karşı şiddet, Vandalizm, hukuksuzluk, yalan, iftira başta olmak üzere her türlü eylem devreye alındı.
CHP Genel Müdürü’nün bahsettiği isim Hüseyin Nail Kubalı İstanbul Üniversitesi’nde Anayasa Profesörü olarak 27 Mayıs darbesinin hukuki zeminin oluşması için gayret sarf edenlerden bir tanesi. Merhum Menderes’e karşı 8 saat tanıklık yaptı 1960 Anayasası’nı hazırlayan ekibin içinde de yer aldı. Bu şahıs hem 27 Mayıs öncesinde, hem 27 Mayıs sonrasında bir hukuk adamına yakışmayacak şekilde demokrasinin askıya alınması, siyasetin çiğnenmesi halkın seçtiği Başbakanın idam edilmesi için rolünü iyi oynadı, vazifesini gayet iyi yaptı. Bu zattan yani Hüseyin Nail Kubalı’dan üniversite yıllarından ders almış olan, ama tabi istisnai ayrıldı onun istikametinde gidenlerden olmadı Anayasa Komisyonu Başkanımız Sayın Burhan Kuzu’da bir hatırasını nakletti. CHP Genel Müdürü’nün öve öve bitiremediği bu zat Burhan Hocamızı işte şu anda yanımızda merhum Menderes ve iki bakanını kast ederek ne diyor biliyor musunuz? Çocuk biz onları katlettik itirafında bulunuyor öyle mi Hocam? Kim bu adam? Hüseyin Nail Kubalı ve ne diyor? Tabi o zaman öğrencisi olduğu için çocuk biz onları katlettik diyor yani bu adam aslında kendisi idam zanlısı. Bunları şimdi buradan yargılamak gerekirken CHP’nin Genel Müdürü bunu öve öve bitiremiyor. Niye? aynı izde yürüyorlar da onun için. CHP Genel Müdürü’nün övgüyle söz ettiği, örnek bir hukuk insanı olarak gösterdiği zat hem demokrasinin, hem de merhum Menderes ve iki bakanın katillerinden olan, bunu da itiraf etmiş olan bir zattır. Daha Yassı Ada’da mahkemeler devam ederken İmralı’da darağaçları kuruluyordu, karar verilmişti. Yassı Ada mahkemeleri tiyatrodan başka bir şey değildi aslında, hüküm verilmişti, karar belliydi. Hatta Celal Bayar’ı idam edebilmek için yasa değiştirilmiş, 65 yaş üstünde olanlarında idam edilebileceği hükmü getirilmişti. Hukuk adalet olmaktan çıkarılmış, cinayetin aracı yapılmıştı. İşte güya bugün bir tane hukukçuyu dinledik, onunla ilgili değerlendirmeleri yarın kapanışta yapacağım. Bugün konuşmam doğru değil, ama yarın geniş bir değerlendirmeyi yapacağım. Bunlar bu tür ne yazık ki hukuk mensubu, Anayasa Profesörüymüş ne olursan ol. Eğer sen bunu sindirememişsen, eğer sen doğru dürüst konuşmuyorsan, eğer bütün ifadelerini dürüstlük üzerine değil de maalesef dürüst olmayan ifadeler üzerine inşa ediyorsan senden bir şey olmaz istediğin kadar Profesör ol kusura bakmayın ve bunlarda saygı denilen bir şey de yok.
Bir yere davetlisiniz yasal olarak konuşma hakkınız yok, tüzükte öyle bir kendilerine hak verilmiş bir teamül olarak geliyor ve Danıştay’ın Başkanı 25 dakika konuşuyor ev sahibi ve bu beyefendi orada 1 saat konuşma yapıyor ve Danıştay’ın kuruluş yıl dönümüyle konuyla ilgili değil tamamıyla baştan aşağı bir siyasi konuşma yapmak suretiyle orada kendine göre bir tatmin. Ya çıkar cübbeni sende birilerinin yaptığı gibi söylüyoruz siyaseti çok seviyorsan çık bu siyaset meydanına orada kendini ispat et. Orada devletin üst ricali Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı herkes orada, yargı orada, bir kısımda şakşakçılar var malum onlarda alkışlıyor bir kısmı hepsi değil tabi. Onlarda alkışlıyor onlarla da tabi tatmin oluyor. Değerli arkadaşlar, artık tahammül tahammül tahammül 25 dakika Başkan konuşacak sen orada bir saat konuşacaksın bu millet seni dinlemeye mecbur mu ya, böyle şey olabilir mi? Ve bir örnek olarak söyleyeceğim Van’la ilgili tamamen yalan orada bir ifade kullanıyor. Biz Van’da kiracılara ev vermedik bir defa konuyu iyi öğren, biz Van’da yaklaşık 18 bin konut yaptık öyle mi Beşir Bey? Ve bunların içerisinde öncelikli olan nedir? Ev sahiplerine konutlarını vermektir. Biz ev sahiplerinin konutlarını verdik, artan konutlarımız vardı, artan konutlarımızı da kiracı olanlara kura ile onları da sattık.
Bunun dışında orada kiracılardan konut sahibi olmak isteyenler olursa TOKİ orada konut yapmaya devam edecektir, TOKİ konutlarından gider alırlar. Ya bunlar orada konut sahibi değildi ki sen hukukçusun? Zaten kirada oturuyordu, şimdi de bir yerde kirada oturur olayın aslı bu ama bunu nakledişi farklı ve biz kimseyi açıkta bırakmadık devamlı aş sürekli yağdırdık ve orada depremden bugüne kadar 5 katrilyon Van’a destek verdik ya. Bundan zerre kadar bahsetmiyorsun ve orada kalkıp Hükümetimizi utanmadan sıkılmadan yargılamaya yöneliyorsun, sen nasıl yargı mensubusun? Çünkü müracaat ettiği kapı belli kendi zihniyetinde, kendi kafa yapısında kişiler. Gel bir sor bakalım buraya neler yapıldı? Gitmiş konteynırı gezmiş ee o konteynırların oraya gelmesi bile önemli bir adımdır. Ama bunlar hiçbir zaman dertli olmamışlar ki duygu sömürüsüyle bu işi farklı yere doğru çekiyor yarın bunları detay olarak birçok konularda var orada bunları vermekte fayda görüyorum. Anayasa Profesörleri, hukuk hocaları, hatta hakimler, savcılar, yüksek mahkeme üyeleri hem 27 Mayıs darbesinin oluşumu hazırlamış, hem de milletin seçtiği Hükümeti tiyatro vari bir mahkemede yargılayıp Başbakanı idam etmişlerdi. Şimdi bugünde bir tiyatroyu biz Danıştay’da seyrettik. Gerçekten Danıştay Başkanı hakikaten yasama, yürütme ve yargıyla ilgili gayet dört dörtlük bir konuşma yaptılar, eleştirilerini yine bir hukuk içerisinde, hakikaten bir edep, adap içerisinde, bilimsellik içerisinde verdiler, yeri geldi kendilerini de eleştirdiler ama arkadan bu çıkıyor 25 dakikada Danıştay Başkanı orada konuşmasını özetlerken kalkıp bir saat konuşma yapıyor. Bu ne edebe, ne adaba sığmaz bunlar devlet protokolü nedir bundan da bir haber böyle bir şey olabilir mi?
Değerli kardeşlerim, bakınız şu noktanın altını özellikle çiziyorum: 27 Mayıs hukukunun en önemli vazifelerinden biri dönemin hükümetini itibarsız hale getirmekti. Ne dediler? Bebek davası dediler. Ne dediler? Köpek davası dediler, cımbız davası dediler. Merhum Menderes’i hırsızlıkla, yolsuzlukla itham ettiler bakın aynen bugünkü başlıklar aynen. Kendisiyle ilgili son derece mahrem sırları ifşa ettiler, çok ağır iftiralar attılar. O hakimler, o savcılar mahkeme salonunda Menderes’in kasasından çıktı diyerek özellikle sizlerden teeddüp ediyorum ama söylemek zorundayım, iç çamaşırları sallayacak kadar alçaldılar, kepazeleştiler. Hukukun izzetini, şerefini ayaklar altına aldılar. Geçmişte yaşadığımız üç darbe de bütün sorumluluk darbeyi yapan subaylara yüklenirken, işte bu hukukçular, bu hukuk sistemi işte bugün bile devam eden bu zihniyet hiç sorgulanmadı. 27 Mayıs’ın hukuku ayaklar altına alan o sözde hukukçularına bakın sonradan hepsinin terfi ettirildiğini on yıllar boyunca sözüm ona mahkemelerde adalet dağıttıklarını görürsünüz. 27 Mayıs’ın kurduğu anayasaya yerleştirdiği yüksek mahkemelerin on yıllar boyunca siyasetin ve demokrasinin üzerinde sallandığını görürsünüz. 27 Mayıs’taki hukuk zihniyetinin, hukukun yüz karası olan o çarpık zihniyetin on yıllar boyunca yaşadığını, pusu da beklediğini, fırsat kolladığını görürsünüz. İşte biz 17 ve 25 Aralık’ta bu hukuk zihniyetinin pusudan çıkışına şahit olduk. Yargı içinde 27 Mayıs’ın ruhunu ve misyonunu taşıyan bir zihniyet merhum Menderes’e yaptığını bize de yapmak, siyasetin alanını daraltmak, partimizi ve Hükümetimizi itibarsız hale getirmek istedi.
Yargı içindeki bu zihniyetin paralel maskesi takıyor olması 27 Mayıs ruhunu taşımıyor anlamına gelmez. Bu paralel örgütünün geçmişine bakın 12 Eylül’ün darbeci generallerine methiyeler düzdüğünü, 28 Şubat’ın darbecilerine payanda olduğunu görürsünüz. Pensilvanya’daki zat 12 Eylül’ün darbeci generallerinin şunun altını çiziyorum: Ne diyor? Hızır gibi yetiştiğini, cennetlik olduğunu söylüyordu Pensilvanya’daki zat. Ne zamandan beri cennetten parselleyip de yer dağıtmaya başladın ya? 28 Şubat’ta dönemin hükümetine beceremediniz artık bırakın diyor, darbecilere ödül dağıtıyordu. İşte 17 ve 25 Aralık darbe girişimlerinde de bu Pensilvanya’daki zat ve örgütü darbeyi uzaktan izlemek, darbeye uzaktan methiyeler düzmek yerine bizzat darbenin aracı oldular, bizzat bu girişimin maşası oldular. Hani son zamanlarda yine duyduk, dinledik teknik nakavt diyor ya hakim de, avukatta kiralayacaksın diyor hale bak. Biz konuşmuyoruz, kendisi konuşuyor işte o kiraladığı adeta haşhaşla uyuşturur gibi uyuşturulan elemanlarıyla tarihin en çirken, en ahlak dışı, edep dışı darbe girişiminde bu örgüt taşeron oldu. Burada bir şeyi söylemem lazım, bir darbe girişimi olmasına rağmen yolsuzluk iddiaları bu işin kılıfı, bu işin sosu olmasına rağmen iddialarında üzerini değerli kardeşlerim örtmüyoruz, peşini elbette bırakmıyoruz bunu kesinlikle bilesiniz.
Ama şunu söylemem lazım: Bu akşamdan sabaha tabi ki değil bunu bilmemiz lazım, dedim ya adım adım takip. Biz bunların inlerine kadar gireceğiz gireceğiz. Bu ifadeler onları o kadar rahatsız etmiş ki bundan da dava açmışlar. Zaten bundan dolayı dava açılıyorsa demek ki tam istikamet üzereyiz. Biz ak olarak başladık Allah’ın izniyle alnımız ak şekilde millete ve vatana hizmetkarlığımızı sürdüreceğiz hiçbir iddia cevapsız kalmayacak, hiçbir süreç sonuçsuz kalmayacak, tertemiz hayat şeridimizin üzerinde hiçbir lekeye müsamaha göstermeyeceğiz.
Pazartesi günü biliyorsunuz muhalefetin gerilim siyasetine rağmen Meclis’te bir soruşturma komisyonu kurulmasını sağladık. Milletimizin tatmin olacağı şekilde bu soruşturma komisyonunu çalıştıracak ak ile karanın ortaya çıkmasını bizzat biz temin edeceğiz. Muhalefetin çirkin tavırlarına, hakaretlerine, tahriklerine rağmen sabırla ve tahammülle görüşmeleri neticelendiren her milletvekili arkadaşıma bu vesileyle teşekkür ediyorum. Soruşturma komisyonunun iddiaların açıklığa kavuşması yolunda hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, başka bir şeyi daha burada hatırlatmak istiyorum ve ekranları başında bizi izleyen şu anda salonumuzda bulunan gençlerimizin özellikle bunu dinlemesini rica ediyorum. 27 Mayıs ve 12 Eylül öncesinde darbe gerekçelerinin oluşması için kullanılan kesim maalesef gençler oldu. Gençler sokağa döküldüler, tahrik edildiler, yönlendirildiler, hatta birbirleriyle çatışmaları, polisle, askerle çatışmaları temin edildi ve sokaklar karıştı. 12 Eylül öncesinde aynı karanlık el sağcıya da, solcuya da, Alevi’ye de, Sünni’ye de silah veriyordu. Aynı karanlık el gençlerin birbirine kurşun sıkmasını sağlıyor, sonra da katliamları keyifle izliyordu. Bakın 30 Mart seçim sürecinde hürriyet şehitleri adı verilen kurbanlardan bahsettim hatırlayın. Gençlerimiz bunu bilsin ağaç için, çevre için sokaklara çıktığını zanneden gençlerimiz bunu bilsin, iktidara, otoriteye karşı mücadele verdiğini zanneden gençlerimiz bunu bilsin, özgürlük için sokaklarda gösteri yaptığını zanneden gençlerimiz bunu lütfen bilsin. Merhum Menderes’in yüzlerce genci tutuklattığı, bunları katlettiği, kıyma makinelerinde öğüttüğü iddia ediliyordu. Gençler bundan hiç haberiniz yok sizin bizzat CHP, bizzat İsmet İnönü Meclis çatısı altında bu iğrenç iddiayı dile getiriyordu. Bu yalanlarla, bu iftiralarla daha fazla genç sokaklara çıkarılıyor tahrik ediliyordu, işte en son 1 Mayıs olaylarında da bunu yaptılar. Ankara’da, İstanbul’da CHP milletvekilleri kalabalıkları tahrik etmek suretiyle kameralarının önünde her türlü çirkinliğe başvurdular. İşte bir tanesi de geldi TOMA’nın önüne yattı, polise hakaret ettiler, polise saldırdılar, şiddet uyguladılar. Eline tutuşturulan mermiyi CHP milletvekili polis gerçek mermi kullanıyor diye medyaya gösteriyor. Amaç ne? Polisin gerçek mermi kullandığı yalanını söyleyerek şiddeti tırmandıracak Allah korusun belki de ölümlere zemin hazırlayacaktı. Ama o kadar cahil, o kadar bilgisiz ki elinde gösterdiği mermiler patlamamış, kullanılmamış orada karanlık birileri tarafından eline tutuşturulmuş mermilerdi. İşte hem bu kadar cahil hem de bu kadar yüzsüzler. 1 Mayıs olaylarını tahrik etmek için polis gerçek mermi kullanıyor yalanını söylüyor sonra foyası ortayı çıkıyor rezil oluyor ama zerre kadar yüzü kızarmıyor. İşte bugün yine Danıştay’da konuşan o zat kalkıyor diyor ki, 1 Mayıs’a giriyor ya sana ne 1 Mayıs’tan. Yasaklarla bir yere varılmaz diyor. Bakın yasaklar oldu gene şu oldu bu oldu. Ya onu söylüyorsun da Kadıköy Meydanı’nı niye söylemiyorsun? Türkiye’nin en büyük sendikası Kadıköy Meydan’ında miting yaptı en ufak bir olay olmadı. Türkiye’nin en büyük ikinci sendikası işçi sendikası Kayseri’de yaptı en ufak bir olay yok, şenlik havasında geçti onu niye söylemiyorsun. Türkiye’nin en büyük memur sendikası Diyarbakır’da yaptı en ufak bir olay yok onu niye söylemiyorsun? Ama illegal örgütlerle iç içe olan yandaşınız bu sendikayla kalkıyorsunuz orada iş tutuyorsunuz ve ortalığı karıştırıyorsunuz. Derdiniz işçi bayramını, emek bayramını kutlamak değil sadece meydanları terörize etmek. Biz size bu kutlamayı yapmayın demiyoruz ki yer gösteriyoruz size git şurada yap şurada yap. Sen nasıl hukuk adamısın ya? Ortada yasalar var, bu yasalara göre belirlenen burada meydanlar var git orada yap. Ama dert kardeşim, üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek dert bu. Ve bütün bunlara rağmen tabi bekledikleri ilgiyi, alakayı Taksim Meydan’ında bulamayınca ne oldular? Rezil rüsva oldular, sadece meydanlarda yakıp yıktıklarıyla kaldılar gene o bazı esnaf kardeşlerimizin tabi kullanılan molotoflarla canları yandı olay bu.
Değerli kardeşlerim, bugün bize atılan iftiraların benzerlerini aynen Menderes’e attılar, gençleri bu şekilde kandırdılar. Menderes çok enteresan Kars’ı, Ardahan’ı Ruslara sattı dediler böyle iftira attılar. Celal Bayar’ın kasasında 103 milyon var diye iftira attılar. Merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu yabancı ülkelerle yapılan anlaşmalardan yüzde 10 komisyon alıyor diye iftira attılar aynen CHP’nin Genel Müdürü gibi, aynı şeyleri konuşuyor. En çokta 300 üniversite talebesi öldürüldü, kıyma makinelerinden geçirildi, hayvan yemi yapıldı diye yalanlar söylediler. 27 Mayıs müdahalesi yapılınca hem darbecilere, hem de CHP’ye kıyma yapıldıkları iddia edilen bu gençlerin nerede oldukları soruldu elbette verecekleri cevap yoktu. Yalan söylemişlerdi, iftira atmışlardı, gençleri sokaklara dökmüşlerdi, arzuladıkları gibi darbe için zemin hazırlamışlardı ama tutmadı.
Kardeşlerim, yalanlarına kılıf uydurmak için 5 tane hürriyet şehidi ürettiler. Kimdi bunlar? Bir tanesi gösterilerde seken kurşunla ölmüştü. Bir tanesi değerli kardeşlerim tanktan tanka atlarken paletlerin arasında ölmüştü. Bir diğeri 27 Mayıs’a hazırlanırken elindeki silahın patlaması sonucu ölmüştü. Bir diğeri yine darbe esnasında yanlışlıkla ateş alan bir silahla ölmüştü. En acısı, müdahaleyi kutlamak için sokağa çıkan CHP’li bir baba ve 11 yaşındaki çocuğu da aynı şekilde açılan ateşle vurularak ölmüştü. İşte bu 5 kişiyi 27 Mayıs’tan sonra günlerce reklam ettiler, uzun gösteriler yaptılar, şaşalı törenler düzenlediler bunları şimdi de yapıyorlar biliyorsunuz bu işlerde çok mahirdirler bunlar. Bu CHP’nin zaten edindiği tek meslek bu bunlar sandıktan çıkamaz, ancak bu yolla çıkmaya gayret ediyorlar. Çıkamayacaksınız, ne yaparsanız yapın çıkamayacaksınız bu millet sizi çok iyi anladı, çok iyi tanıdı.
İşte Gezi olaylarında yaşananları hatırlıyorsunuz değil mi? Zamansız göçüp giden gençlerin siyasetçilerin elinde, manşetlerde, sokaklarda, değişik çevrelerde nasıl istismar edildiklerini hatırlıyorsunuz değil mi? 17 Aralık sürecinde bir çocuğun zerre kadar vicdanı olmayan gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında, siyasetçilerin elinde nasıl istismar vasıtası olarak kullanıldığını hatırlıyorsunuz değil mi? Senaryo aynı senaryo. 27 Mayıs’ta nasıl bir senaryo varsa, 17 Aralık sürecinde de aynı senaryo vardı. O gün hukuk bazı hukuk adamları tarafından nasıl çiğnendiyse, 17 Aralık sürecinde de aynen öyle çiğnendi. O gün nasıl manşetler atıldıysa bu yaşadığımız süreçte de aynı manşetler atıldı, o gün gençlik nasıl sokağa döküldüyse bugün de gençlik aynı şekilde sokağa döküldü. O gün nasıl ölümler vicdansız bir şekilde, acımasızca, istismar malzemesi yapıldıysa inanın bu süreçte de talihsiz ölümler aynı şekilde istismar ediliyor, istismar malzemesi yapılıyor. 27 Mayıs’ın 5 hürriyet şehidini bugün hiç kimse hatırlamıyor. 12 Eylül öncesinde sırtı sıvazlanıp sokağa gönderilen ve orada ölenler onlarda bugün hiç hatırlanmıyor. İnanın biz hatırlamasak 12 Eylül’ün idam ettiği hem de yaşını büyüterek idam ettiği o gençlerin ismini dahi kimse hatırlamıyordu. Sokağa dökerler, ölmelerini temin ederler, timsal gözyaşlarıyla defnederler sonra da unutur giderler geri de sadece acılı anne, babalar kalır. İşte onun için gençlerimiz uyanık olsunlar, işte onun için gençlerimiz asıl niyeti, asıl gayeyi, perdenin arkasındaki o karanlık yüzleri iyi görsünler.
Kardeşlerim, işte Mısır’ın durumu ortada, Ukrayna’nın durumu ortada. Özgürlük diyerek sokaklara dökülen, sosyal medyanın kuralsız ve sınırsız tahriklerine maruz kalan gençler hem Mısır’da, hem Ukrayna’da yüzlerce kişinin ölmesine, bu ülkelerin karartılmasına sebep oldular.
Bakın burada şunu açık açık söylüyorum: Bu ülkede öyle medya kuruluşları var ki, öyle yazarlar var ki, öyle sermaye sahipleri, öyle siyasetçiler var ki onlar için en iyi genç ölü gençtir. Onlar gençlerin dirisini değil, ölüsünü severler çünkü ölüm üzerinden istismar üretmeyi çok iyi bilirler. 30 yıl boyunca bu ülkede işte o malum medya, o malum sermaye çevreleri, o malum siyasetçiler ölüm üzerinden rant devşirmeye çalıştılar. Şehit olan kahraman askerimiz üzerinden, dağda bir hiç uğruna ölen gençler üzerinden çıkar sağlamaya çalıştılar. İşte bu 23 Nisan’da biliyorsunuz güya diyerek dağa kaçırılan çocuklar var ve bunların birçoğunun annesi feryat ediyor, terör örgütüne yakarışta bulunuyor, bize yakarışta bulunuyor çocuklarımızı bize ne olur getirin diyorlar. Ama bölücü terör örgütünün böyle bir meselesi var mı, böyle bir derdi var mı, annelerin çığlıklarına cevap vermek gibi bir derdi var mı? Çünkü oradan geçiniyorlar. Kardeşlerim, biz ne zaman ki şu çözüm sürecinde şu ölümleri durdurduk, kendilerine başka bir istismar malzemesi aramaya başladılar. Utanmadan, sıkılmadan bizi katil olmakla, bizi diktatör olmakla, bizi özgürlükleri kısıtlamakla, demokrasi düşmanı olmakla itham ediyorlar.
Sevgili gençler, gidin 27 Mayıs öncesinin hadiselerine bakın bize ne söyleniyorsa aynısının merhum Menderes ve Hükümetine söylendiğini göreceksiniz. Arşivlerden o zamanın gazetelerini getirttim, açtım, baktım aynı şeyler, aynı başlıklar hiç değişen bir şey yok. Aynı kelimelerle, aynı cümlelerle, aynı köşe yazıları ve aynı manşetlerle merhum Menderes’e nasıl taarruz ettilerse bize de öyle taarruz ettiklerini görüyorum, siz de göreceksiniz inanın aradaki benzerlik sizleri de şaşırtacak. Bu ülkede özgürlüklerin düşmanı her zaman CHP olmuştur, ama başkalarını özgürlük düşmanı diye itham eden de her zaman CHP olmuştur. Medya ya en ağır baskıları uygulayan CHP olmuştur, basın özgürlüğü yok iftirasını atan da her zaman CHP olmuştur. Bu ülkenin tarihinde tek bir diktatör vardır o da CHP’nin Milli Şefidir. Ama aynı CHP merhum Menderes’e de, merhum Özal’a da bize de diktatör diyecek kadar yüzsüz olmuştur.
CHP şu anda o hiç değişmeyen tarihi rolünü oynuyor, hiç değişmeyen vazifesini yapıyor. Ne diyorlar? Özgürlük yok. Ne diyorlar? Diktatör hem ülkede gerilimi tırmandırmak istiyor, hem de Türkiye’yi uluslararası platformlarda karalamaya çalışıyor. Birtakım uluslararası derneklerde işte bu CHP’nin, CHP yandaşı medyanın algı operasyonlarına kanıyor ve Türkiye’yi basının özgür olmadığı sınıfında gösteriyor. Hiç kusura bakmasınlar biz bu algı operasyonlarına boğun eğmeyiz, bu karalama kampanyalarına pabuç bırakmayız. Türkiye’de dünyada en fazla ulusal gazete ve televizyonun yayın yaptığı ülkelerden biridir, siz kendi ülkenizi bakın. Üstelik bu gazete ve televizyonların çok büyük bir bölümü her gün manşetlerinden, ekranlarından özgürce Başbakan’ı, bakanları eleştirebilen, hatta hakaret edebilen kuruluşlardır. Ülke ismi vermeyeceğim, ama bu dernekler öyle ülkeleri Türkiye’den özgür gösteriyorlar ki hadi buyursunlar o ülkenin başbakanına, cumhurbaşkanına, kralına, diktatörüne manşetten hakaret etsinler de görelim. O ülkelerden bir tek köşe yazası çıksın da yönetimi eleştirsin görelim.
Arkadaşlar, Almanya’da Hamburg olaylarını gösteriyor diye TRT kablolu yayından çıkarıldı. Şu anda ekranları başında bizi izleyen milletim bunu duysun, siz değerli arkadaşlarım bunu bilin. Bir tek eleştiri duydunuz mu, Türkiye’de medyada bir şey duydunuz mu? Bunu da yine hatırlatacağım, İngiltere’de tele kulak skandalına isimleri karıştığı için 50 gazeteci gözaltına alındı, sorgulandı sahibi o gazeteyi kapattı bir tek eleştiri duydunuz mu? İngiltere muhalefet partisi liderinin ülke ülke dolaşıp İngiltere’de basın özgür değil diye kendi ülkesini şikayet ettiğine şahit oldunuz mu? Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa ülkelerinde, Rusya’da, Hindistan’da, Twitter, YouTube, Facebook hukuka uymak, mahkeme kararlarını uygulamak zorunda. Bizde olduğu gibi bir tane itiraz duydunuz mu? Daha önceki gün İngiltere’de bir Twitter hesabının sahibi öğretmenleri tehdit ettiği için, ırkçılık yaptığı için hapis cezasına mahkum edildi. O ülkelerdeki yüksek mahkemelerinin kendi vatandaşlarının hukukunu bir kenara bırakıp bu şirketlerin çıkarını, karını, imajını koruduklarını hiç duydunuz mu? Kimse kusura bakmasın değerli arkadaşlarım burası bir muz cumhuriyeti değildir.
Biz bu ülkenin çıkarlarını, bu ülkenin istiklalini, hürriyetini, algı operasyonlarına, karalama kampanyalarına peşkeş çekmeyiz, buna asla müsaade etmeyiz. AK Parti Hükümetleri olarak bu ülkede 12 yıl içinde tarihi nitelikte reformlar gerçekleştirdik bu reformları sergilenen dirence rağmen yaptık. İktidara geldik sadece 2 ay sonra darbe senaryoları hazırlandı, nice tahrikler yapıldı, cinayetler işlendi, parti kapatılması, 27 Nisan bildirisi, şantajlar daha birçok tehditle üzerimize geldiler. Bütün saldırılara rağmen demokrasiden taviz vermedik, hukuktan taviz vermedik, özgürlük mücadelesinden taviz vermedik. Arkadaşlar, daha birkaç yıl öncesine kadar bu ülkede kadınların başörtüsüyle kamuda çalışabilecekleri hayal dahi edilemezdi, işte bugün çalışıyorlar. Daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde asiller gibi vekillerinde başörtüsü takabilecekleri hayal dahi edilemezdi.
Önceki dönemlerde işte bu CHP zihniyetinin aslında aynı zihniyetin mensuplarıdır. Merve Kavakçı kardeşimizi Parlamento’dan apar topar dışarı atmadılar mı? Atanların kimler olduğu belli, bu kadına haddini bildirin diyecek kadar ileri gittiler ve aynı şekilde yine o dönemin malum yargı mensuplarından bir tanesi utanmadan, sıkılmadan gidip bizzat evinden alma cüretini gösterdi. Bu ülke bunları yaşadı ya, ama şimdi bizim artık Parlamento’da başörtülü vekil kardeşlerimiz var. 12 yıl önce bu ülkede farklı dil ve lehçelerde konuşmak, eğitim görmek, özel okullarda eğitim vermek, 24 saat devlet televizyonunun yayın yapması, propaganda yapmak hayal bile değildi, bunu konuşmaya dahi kimse cesaret edemiyordu. Bize 12 yıl önce parti kurma çalışmalarını yaptığımız dönemde Güneydoğu Anadolu’da, Doğu Anadolu’da sadece şu olağanüstü hali kaldırın yeter diyenler kim kaldırdı? İktidara gelir gelmez ilk işimiz olağanüstü hali kaldırmak oldu. Biz kaldırdık ya bunu kim yaptı? Bunları mümkün hale getiren biz olduk. Düşünebiliyor musunuz? Ahmed-i Hani’nin Mem û Zin kitabı yasaklıydı ama bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bu kitabı basıyor. Bediüzzaman Said Nursi’nin risaleleri adeta öcü gibiydi, yasaklıydı Diyanet İşleri Başkanlığı şimdi bunları basıyor. Siirt’in Tillo ilçesine Tillo demek adeta suçtu, af edilmez hataydı. Bu anlamsız baskılara biz son verdik. 12 yılda sadece hayalleri gerçeğe dönüştürmekle kalmadık, hayali dahi kurulamayanları biz gerçeğe dönüştürdük, onlara plana, projeye, hedefe çevirdik, sonra da gerçeğe dönüştürdük.
Şimdi değerli arkadaşlarım, burada şu noktanın üzerinde özellikle durmak istiyorum: 18 Nisan 1960’da CHP’nin Milli Şefi İsmet İnönü Meclis’te dehşet verici bir konuşma yapıyor. O kısa konuşması baştan sona tehdit içeriyor ve adeta 27 Mayıs’ı önceden haber veriyordu. İsmet İnönü o tarihe kara bir leke olarak geçen konuşmasında özetle şunu söylüyordu çok anlamlı ifadeler bunlar: Biz ihtilalden yetişmiş insanlarız diyor, bu yolda devam ederseniz sizi bende kurtaramam diyor. Ardından da şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır diyor. Evet, İsmet İnönü tam da Meclis kürsüsünden ifade ettiği gibi ihtilalden yetişmiş bir neslin üyesiydi. 23 Ocak 1913’te tarihimizdeki ilk darbeyi yapan İttihat ve Terakki Fırkası’nın işte o ihtilalci ruhunu taşıyordu. CHP 1913’den bugüne kadar 100 yıl boyunca bu ihtilal ruhunu kaybetmedi. Gazi Mustafa Kemal’in Meclis’i en yüksek merci olarak tanımlamasına rağmen hem İnönü, hem CHP halkın iradesini çiğneme alışkanlığından hiçbir zaman vazgeçmedi. Benim ümidim ve arzum şudur: İnşallah ilk darbenin 100. yılında yapılmak istenen 17 Aralık darbesi tarihimizdeki son darbe girişimidir.
30 Mart seçimleri inşallah 100 yıllık darbeler tarihini artık kapatmıştır. 30 Mart CHP’nin sembolü haline geldiği yani ihtilal ruhunun adeta cenaze namazının kılındığı tarihtir. Millet her seçimde yönetime el koymuştur, ancak 30 Mart seçimlerinde millet artık sarsılmaz şekilde, geriye gitmeyecek şekilde yönetime el koymuştur. Millet değerli arkadaşlar, komploları bozmuştur, millet darbeye gerekçe oluşturmak için yapılan sokak eylemlerine sabırla tahammül etmiş bu eylemleri bozmuştur. Yurt dışından değerli arkadaşlarım, ülkemize maalesef bu aziz millete karşı yapılmak istenen bu darbe girişimi organizasyonu milletimiz bozmuştur. Bu aziz millet ekonomiye, demokrasiye, milli iradeye, istikbalimize ve istiklalimize yönelik saldırıyı görmüş, derin ferasetiyle tüm tuzakları alt üst etmiştir.
Arkadaşlar, 30 Mart’la birlikte artık yeni bir Türkiye kurulmuştur, 30 Mart’la birlikte bir asırlık darbeler tarihi kapanmış, Türkiye’nin önüne uçsuz, bucaksız ufuklar açılmıştır. 30 Mart 23 Nisan 1920’de temeli atılan milli iradenin artık sarsılmaz şekilde zaferini ilan ettiği, milli iradenin kendisini çok kuvvetli şekilde tahkim ettiği bir tarihtir. Allah’ın izniyle Türkiye’nin önündeki tüm anlamsız dirençler, tüm engeller ve engellemeler artık kaybetmiştir, reformların önündeki dirençler artık kalkmıştır. Milletsiz siyaset, millete rağmen siyaset, silahların, terörün, vesayetin gölgesindeki siyaset artık hükmünü yitirmiştir. İhtilallerin modası artık geçmiş, son kullanma tarihleri bitmiş, sandık ve orada tecelli eden milli irade Türkiye’nin yegane hakimi olmuştur.
Değerli arkadaşlarım, 27 Mayıs darbesi Türkiye’ye ve siyasetimize gerçekten çok ağır bedeller ödetmiştir, Türkiye’ye çok ağır prangalar bağlamıştır. 12 yıl içinde bu prangaların birçoğunu kopardık ve attık. 27 Mayıs’ın en tahrip edici mirası sivil, demokratik, özgürlükçü olmayan bir anayasa ve bu anayasayla kurulan kurumlardır. 12 yıl içinde Anayasa’daki 27 Mayıs ve 12 Eylül izlerini silmek içinde çok gayret sarf ettik, önemli değişiklikler yaptık. Gönül isterdi ki yeni bir anayasa yapalım, sivil özgürlükçü, katılımcı, demokratik bir anayasa yazalım ve artık Türkiye’nin üzerinden bu 27 Mayıs gölgesini tamamen kaldıralım. Ancak CHP’ye sirayet etmiş ihtilalci zihniyet MHP’yi esir almış darbeci zihniyet ne yazık ki, buna müsaade etmedi, yeni bir anayasa konusunda asla umutsuz değiliz. 30 Mart’la başlayan yeni Türkiye sürecinde er ya da geç yeni bir anayasanın yazılacağına, Türkiye’nin bu 27 Mayıs prangasından da kurtulacağına gönülden inanıyorum.
Değerli arkadaşlar, cumhurbaşkanlarının özellikle 27 Mayıs ve sonraki darbelerden bugüne kalan tabi bir karanlık miras var cumhurbaşkanının seçim şekli. 1960 yılına kadar partilerin liderleri seçimden zaferle çıktıklarında cumhurbaşkanı oluyorlardı. Şimdi CHP ne diyor? Hayır diyor değil mi? Ya senin geçmişte olan bu. Tek parti dönemlerinde Gazi Mustafa Kemal ve İsmet İnönü bu şekilde Cumhurbaşkanı olmuşlardı. Bunlar milleti ne zannediyorlar ya? Ama benim milletimin bunu bilmesi lazım. 1950’de Demokrat Parti seçimi kazandığında da Celal Bayar Cumhurbaşkanı seçildi. 27 Mayıs darbesi sonrasında Türkiye’de çok partili sistemde hiçbir seçimi kazanamayacağın bilen CHP işte bu sistemi orada değiştirdi. Cumhurbaşkanı milli iradenin temsilcisiyken, 27 Mayıs’tan sonra adeta vesayetin, statükonun, bürokrasinin temsilcisi olarak konumlandırıldı. Cumhurbaşkanlığına öyle bir rol biçildi ki, sanki hükümete ve millete karşı rejimi korumak vazifesi cumhurbaşkanına aitti. Meclis ve hükümet milli irade tarafından belirlenirken, cumhurbaşkanlığı makamı bunların üzerinde bir vesayet makamı olarak teşkil edildi. 2007 yılında anayasa değişikliği yoluyla cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sistemini getirmemiz başlı başına değerli arkadaşlarım, bir devrimdir. Başlı başına 27 Mayıs darbesinin önemli bir prangasının koparılıp atılmasıdır. Evet, 10 Ağustos 2014’te yani tam 3 ay sonra Cumhurbaşkanı milli irade tarafından belirlenecek, millet tarafından belirlenecek, böylece Türkiye’de yeni bir süreç başlamış olacak.
Arkadaşlar, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilecek olması hiç kimse de kaygıya endişeye sebep olmasın. Tekrar ediyorum, cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçilmesi sistemi eski değil, 27 Mayıs’ta başlayan darbe ürünü bir sistemdir. Türkiye seçimlerle gelmiş cumhurbaşkanı deneyimini geçmişte yaşamıştır ve hiçbir sorun çıkmamıştır. Tam tersine bürokratik vesayeti temsil eden cumhurbaşkanlığı makamı Türkiye’de siyasetin alanını daraltmış, sorunların çözümünü kilitlemiştir. Merhum Turgut Özal gibi, Sayın Abdullah Gül gibi sivil Cumhurbaşkanımız olmuş, ama sistem umut vaat eden köklü bir değişikliğe hiçbir zaman maalesef ihtiyaç duyar diye beklerken bu gerçekleşmemişti, ama artık bunun ihtiyaç olduğu her yerde konuşulur hale geldi. 29 Ağustos 2014’ten itibaren Türkiye’nin bugünden çok daha iyi, çok daha demokratik, çok daha umutlu ve heyecanlı olacağını inşallah hep birlikte görecek ve yaşayacağız. Adayımız kim olursa olsun, politikalarımız, çizgimiz, yolculuğumuz, hız kesmeden devam edecek, ilkelerimiz taviz verilmeksizin muhafaza edilecek Türkiye ekonomide 2023 hedeflerine doğru kararlılıkla ilerleyecek adayımız kim olursa olsun çözüm süreci asla sekteye uğramayacak. Kanı durdurmak, gözyaşını dindirmek, kardeşliği en güçlü şekilde tesis etmek için verdiğimiz mücadele asla yavaşlamayacak. Milli iradenin tercihiyle gelen bir Cumhurbaşkanı aynı şekilde göreve gelmiş bir hükümeti hep birlikte göreceğiz, göreceksiniz. Ekonominin şahlanmasına, çözüm sürecinin inşallah daha da ilerlemesine Türkiye’de kardeşliğin, paylaşmanın, dayanışmanın çok daha güç kazanmasına zemin hazırlayacak.
Kardeşlerim, bugün Türkiye’de var olan, varlığını idame ettirmek için direnç gösteren kutuplaşmalar altını çizerek ifade ediyorum eski Türkiye’den miras kalmıştır. Tek parti dönemi, darbeler ve statükocu anlayış birlik, kardeşlik ve hoş görü üzerine bina edilmiş Türkiye Cumhuriyeti’ni kamplara, kutuplara ayırmak ve bunun için elinden geleni yapmışlardır. Ret, inkar ve asimilasyon eski Türkiye’ye ait bir alışkanlıktır. Sünni, Alevi ayırımı eski Türkiye’ye ait bir ayrımdır. Zengin, fakir, beyaz, siyah, çoban, Profesör, mütedeyyin, seküler ayrımları eski Türkiye’nin imal ettiği ve muhafaza ettiği ayrımlardır. Etnik kökeniyle, mezhebiyle, diliyle, ekonomik durumuyla, inançları ve yaşam tarzıyla 77 milyon birbirinden farklı olabilir, ama nihayetinde 77 milyonun her bir ferdi Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır ve bunu biz bugün söylemiyoruz AK Parti olarak yola çıktığımız andan itibaren hep söyledik, söylüyoruz, söyleyeceğiz.
Değerli kardeşlerim, biz partimizin, siyasetimizin kapılarını 77 milyon için hep açık tuttuk. Bizim kollarımız, gönüllerimiz, soframız ve muhabbetimiz 77 milyonu ayrımsız olarak kucakladı. Sahillerin partisi olmadık, seçkin zümrelerin partisi olmadık, sermayenin, medyanın, güç odaklarının peşine takılıp giden bir parti olmadık biz her zaman millet dedik. Bize oy verse de, vermese de 77 milyon bizim nazarımızda hep bir oldu, hep eşit oldu. Diğerleri ayrıştırırken değerli kardeşlerim, bu alışkanlıklarını maalesef inatla sürdürürken, sahilleri bir kısmı sıkışıp kalırken her zaman biz Türkiye’nin partisi olduk. Yüzde 50 oy alsak da, yüzde 100’nün hukukunu korumak bizim üzerimizde kutsal bir mesuliyet oldu. Biz öz eleştiri yapmaktan hiçbir zaman çekinmedik, öz eleştirimi de her zaman yaptık. Biz her gece başını yastığa koyduğunda kendi iç muhasebesini yapan, kendisini sorgulayan, o gün Allah için, o gün millet için, ülke için ne yaptığını kendisine soran bir kadroyuz. Ama bunu muhalefet yapmadı, muhalefet kucaklamak yerine ayrıştırmayı, birleştirmek yerine her zaman kutuplaştırmayı tercih etti. Bizimle, partimizle siyasetimizle ilgili olarak tamamen gerçek dışı ithamlarla, iftiralarla kendi seçmenlerini korkutmayı, bu şekilde oy toplamayı maalesef muhalefet değişmez bir siyaset tarzı olarak benimsedi. Yeni Türkiye’de inşallah ihtilallerin artığı tüm izler silinirken muhalefetinde artık kendisini yenilemesi, demokrasinin, milli iradenin hakim olduğu siyasetin güç kazandığı Türkiye’ye ayak uydurması kaçınılmaz olacaktır. Bu muhalefet anlayışı Türkiye’ye de, millete de, bu siyasi partilere de kazandırmaz. Bu muhalefet hantal muhalefettir, bu muhalefet hızla atılım yapan, Türkiye’nin paçalarından tutup çeken bir muhalefettir. İşte bakın 30 Mart’tan hala hiçbir ders çıkarmadılar, hiçbir öz eleştiri yapmadılar, kendilerini sorgulamadılar. Kaybettikleri halde koltuklarını terk etme zahmetine dahi girmediler. Bu muhalefet 30 Mart’ta öyle bir kaybetti ki inanın tarihlerinde bu kadar büyük zillet yaşamadılar. CHP, MHP, BDP onların yanında irili, ufaklı birkaç parti gittiler Pensilvanya ile iş birliği yaptılar, kendi aralarında ittifak yaptılar, her türlü ahlak dışı itham ve iftiraya başvurdular ama yine de kaybettiler. Var güçleriyle saldırdılar, ellerinde ne varsa fırlattılar. Her çirkefliği, her çirkinliği denediler yine de kaybettiler. Şimdi bunlar biliyorsunuz AK Parti’yle değerli kardeşlerim sekiz seçimde karşı karşıya geldiler üç yerel, üç genel, iki referandum. Sekiz seçimini sekizinde de biz bunlara aritmetik dersi verdik ama çaktılar. Hatırlarsanız rakamları topluyor, çıkarıyor, bölüyor, çarpıyor 40 rakamını buluyordu, şimdi cebirden ümidi kestiler, kendilerini geometriye vermişler. Üçgenler çiziyorlar iç açılarını, dış açılarını topluyorlar cetvel, pergel, gönye, sanki cumhurbaşkanlığı seçimine değil de LYS imtihanına hazırlanıyorlar böyle bir durumun içindeler.
Değerli kardeşlerim, zaten geometriden anlasalardı paralelle iş tutmazlardı ondan da anlamıyorlar. Çünkü iki paralel çizgi sonsuza kadar birbirine değmez görmeleri gerekirdi. Paralelle iş tutanında yolu milletle, devletle, iktidarla hele hele Çankaya’yla hiç kesişmez bunu böyle bilmeniz lazım.
Sevgili yol arkadaşlarım, çok değerli kardeşlerim, bizleri ekranları başında izleyen aziz milletim; Afyonkarahisar’da 13 yıl önce AK Parti’nin kuruluş hazırlıklarını yaptığımız bu şehirde bir kez daha partimizle ilgili çok önemli konuları iki gün boyunca istişare edeceğiz. 13 yıl önce buradan yola çıkarken üç dönem kuralını müzakere etmiş, tüzüğümüze bunu koymuştuk. Üç dönem üst üste siyaset yapanların bir dönem ara vermelerini karara bağlamıştık, ondan sonra yine devamları mümkün demiştik. Siyasetin gençleşmesi için, arkadan gelenlere yer açılması için, koltuğa oturanların yaşlanıncaya kadar elden, ayaktan kesilinceye kadar orayı işgal etmemeleri yani siyasetin genç, dinamik olması için bu kararı almıştık. Tüzüğümüzdeki bu madde 2015 seçimleri öncesinde ilk defa devreye girecek. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ve üç dönem kuralının çerçevesinde partimizin nasıl şekilleneceği çok büyük önem arz ediyor. Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum: Aday tespiti için yoğun istişarelere başladık şu ana kadar Merkez Karar ve Yönetim Kurulumuzla, milletvekillerimizle, büyükşehir belediye başkanlarımızla, il başkanlarımızla istişareleri yaptık kadın kollarımızla, gençlik kollarımızla hepsiyle bunları gerçekleştirdik. Bugün ve yarın burada değişik konularda da istişarelerimiz devam edecek. Bu süreç bu şekilde devam ederken en geç bu ayın sonu veya Haziran ayının şöyle ilk yarısı gibi artık bu işi bitirim adayımızı kamuoyuna açıklayacağız.
Biz Afyonkarahisar’da yola çıktığımızda ne demiştik? Uzun ince bir yoldayız gidiyoruz gündüz gece gideceğiz gündüz gece inşallah. 13 yıl boyunca durmak yok yola devam sloganıyla hiç bunu yanımızdan eksik etmedik ve hamdolsun tüm teşkilatımız buna sahip çıktı. İlkemiz oldu bu bizim kim aday olursa olsun gidenler ve kalanlar ne kadar değişirse değişsin AK Parti’nin çizgisi, istikameti, ilkeleri, prensipleri asla değişmez.
Değerli arkadaşlarım şahsen ömrümü siyaset yoluyla milletime, ülkeme ve bu dava uğruna hizmete vakfettim. İlk gençlik yıllarından bugüne kadar 18 yaşından itibaren hatta ortaokul sıralarından itibaren bu tür sosyal hizmetlerin içerisinde, daha sonra siyasi hizmetlerin içerisinde bulunarak bugünlere geldik. Hiçbir zaman elhamdülillah yalnız olmadık, hiçbir zaman tek başımıza hareket etmedik. Biliyorum ki, bu dava isimlerle yürüyen değil ilkelerle, gayelerle, sınırlarla yürüyen bir davadır. Bu dava her şeyden önce bu davaya gönül verenlerin hayır dualarıyla yürüyen bir davadır. Bizden önce bu dava taşını omuzlayan nice yiğitler vardı, nice büyüklerimiz vardı biz o emaneti aldık, bugünlere getirdik. Gönül rahatlığıyla söylemeliyim ki bundan sonra da bu dava kişilere bağlı olmaksızın hor, öksüz ve garip kalmayacaktır.
Çağ kapatıp, çağ açan sevgili Peygamberimizin övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han ne güzel söylemiş, dünya devleti ebedi değildir fani cihanda hiç kimse ölümsüz değildir. İnsanların dünyada nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır. Evet, Fatih vefat etti ama davası, eserleri bugünlere kadar ulaştı. Bu dava isimler üzerinde yürüseydi Fatih’le birlikte değerli kardeşlerim unutmayın fetihte ölürdü, ama dikkat edin fetih ölmüyor o baki. Bu dava fani şahsiyetler üzerinde yürüseydi Osmanlı cihan padişahları, Selçuklu sultanları, Emevi, Abbasi, Memlük, Endülüs ve nice daha devletin idarecileri öldüğünde dava öksüz kalırdı, yetim kalırdı. Bu dava köksüz, ruhsuz olsaydı Bağdat’ın kütüphaneleri yakıldığında, Saray Bosna’nın kitapları kül olduğunda, Kurtuba’nın saraylar düştüğünde inanın yok olur giderdi. Bu dava sahipsiz olsaydı alemlere rahmet olarak gönderilmiş Nebi, Habib’ine kavuştuğunda insanlık, medeniyet ışık ve istikbalde ölürdü. 25 Mayıs’ta vefatının 31 seneyi devriyesinde minnetle yad edeceğimiz üstat Necip Fazıl ne güzel söylemiş, üstada kalırsa bu öksüz yapı onu sürdürmeyen çırak utansın.
Tabi bunu üstat aslında ustada kalırsa diye ifade etmişti yanlış anlaşılmalara vesile olmasın diye bunu bu şekilde ifade ettim. Evet, biz hep birlikte ak kadro olarak ustalarımızdan aldığımız öksüz yapıyı inşa etmeye, iyi çıraklar, iyi kalfalar, iyi ustalar olmaya gayret gösterdik. Biz olsak da, olmasak da bu öksüz yapı yükselmeye devam edecek, dava sancağımız özgürce ve gururla dalgalanmayı sürdürecektir. Şunu hiçbir zaman unutmayın değerli arkadaşlarım hep olaya şöyle bakın: Biz faniyiz değil mi? Faniyiz. Filanca olmazsa ne olur? Böyle baktığımız anda bu bizi itikadi noktada bile sıkıntıya sokar. Bakmamız gereken nedir? Öldü. Öldüğünde yapmamız gereken neyse onu yapmaya mecburuz çünkü biz ölümle, hayatı takdir edilmiş fanileriz.
Kardeşlerim, Kudüs fatihi Selahattin-i Eyyübi onu yetiştiren kendisi de bir Kudüs sevdalısı olan Nurettin Zengi ellerini semaya açmış ve şöyle dua etmişti: Yarabbi Mahmut kulun zafere layık değildir, sen zaferi Müslümanlara nasip et. Evet, 12 yılda ne yaptıysak değerli arkadaşlar, beraber yaptık. Bir tek isimle değil, AK Parti çatısı altında dava şuuruyla, dava tutkusuyla, ülkemize, milletimize, insanlığa eser ve hizmetler ürettik. 12 yıldır elde edilen başarıları ve zaferleri kendi nefsinden, kendi isminden, menkul bilen her kim varsa hatırlatmak isterim ki Allah’tan başka zafer sahibi yoktur.
Sultan Alparslan kazandığı savaştan sonra bir anlık kibre kapılmıştı, o kibir Sultan Alparslan’ın ayaklarını yerden kesti bulunduğu yerden kalkmasıyla yere düşmesi bir oldu ve esiri tarafından hançerlenerek şehit edildi. Son sözlerinin şunlar olduğunu söylerler: Dün bir tepeye çıktım ordumun azametinden ve çokluğundan altında yerin titrediğini hissettim, bana hiç kimsenin gücü yetmez dedim işte bu yüzden Allah Teala beni yaratılmış olanların en zayıfı karşısında aciz bıraktı. Allah’tan mağfiret diliyorum, kibrimden dolayı beni af etmesini niyaz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, işte geriye bakıp 12 yılın muhteşem eserlerine bakıp bunları ben yaptım, bunlar benim eserim, bana hiç kimsenin gücü yetmez diyen varsa tıpkı Alparslan gibi Allah’tan af ve mağfiret dilesin. Ne yaptıysak biz yaptık, birlikte yaptık. Biz bizden öncekilerin öksüz eserine sahip çıktık, bizden sonrakilere emaneti devredeceğiz. Hep söyledim, yine söylüyorum bizim davamızda, hareketimizde, partimizde ben yoktur, biz vardır. Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm bizim ölçümüz bu olacak. Hatırlayın, 13 yıl içinde niceleri aramızdan ayrıldı, kimileri Hakk’ın rahmetine kavuştu Allah onları rahmetiyle kuşatsın ama davamız devam etti. Kimileri dinlenmeye çekildi davamız devam etti, kimileri de maalesef çok çirkin oyunlar içerisinde bize ihanet ederek, sırtımızdan hançerlemek istedi. Vekil olduklarını sandık ama tuzluk oldukları ortaya çıktı, yine de davamız dimdik ayakta. Şantaj boyun eğenler oldu, tehditlerden korkanlar oldu, çiğ yediği için karnı ağrıyıp kaçanlar gidenler oldu yine de bu çatı evvel Allah dimdik ayakta kaldı.
Burada Afyonkarahisar’da çok ağır eziyetler çeken CHP zulmüne, tek parti zulmüne direnen Bediüzzaman Said Nursi ne güzel söylemiş, faniyim fani olanı istemem. Acizim, aciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yar baki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim. Evet, biz fani olanın, aciz olanın değil baki olanın, azib olanın peşindeyiz değerli arkadaşlar. Yani bir elime güneşi, bir elime ayı verseler davamdan vazgeçmem diyen bir rehberin peşinde güneşi ve ayı fetih etmek için kutlu yürüyüşün izindeyiz. Yunus’un deyimiyle canlar canını buldum bu canım yağma olsun diyenlerdeniz.
Kardeşlerim, surda gedik açılmıştır. 12 yıllık AK Parti döneminde Türkiye’nin makus talihi yenilmiş, kısır döngüler kırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ay yıldızlı bayrağı 12 yıl öncesine göre bugün çok daha gururlu, çok daha özgür, çok daha güçlüdür. Artık rüzgar ne yandan eserse essin bu bayrak boynunu yere eğmeyecek, bu sancak yere düşmeyecek, bu millet eğilmeyecektir. Ve inşallah Türkiye yenilmeyecektir. AK Parti’de isimler ne kadar değişirse değişsin hizmet ve eser siyasetinin rotası asla değişmeyecektir kalsak da, gitsek de biliniz ki gönlümüz hep ferah, hep müsterih olacaktır. Çok sağlam gençlerimiz var, arkadan gelen yiğitlerimiz, kahramanlarımız, hanım kardeşlerimiz var, dava taşını omuzlayıp Kaf Dağı’nın zirvesine çıkacak heyecana, güce, şuura sahip mensuplarımız var. Ve diyorum ki, Mevla görelim neyler ne eylerse güzel eyler. Olanda hayır vardır, hayır duayla çıkılan yolda, hayır niyetle çıkılan yolda hiç endişeniz olmasın akıbette hayır olacaktır, her dem bizim için yeni bir başlangıçtır. Biz her gün yeniden doğarız işte onun için 13 yılın sonunda bir kez daha Afyonkarahisar’da değerli arkadaşlar hatim duası yapmıyor bismillah diyor Fatiha ile yeniden başlıyoruz. Allah hayırlara tebdil etsin diyorum, yapacağımız istişarelerin ülkemiz, milletimiz, partimiz ve hareketimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.
Allah yar ve yardımcımız olsun.