22. Istisare ve Degerlendirme Toplantisi Kapanis konusmasi tam metni
Çok değerli yol arkadaşlarım, sevgili kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; 22’ncisini tamamladığımız İstişare Toplantımızın kapanışında sizleri bir kez daha sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Konuşmamın hemen başında bir kez de burada ülkemizdeki ve dünyadaki tüm annelerin, salondaki annelerin anneler gününü tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını, Allah’tan uzun ömürler kendilerine niyaz ederek kendilerini selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, dün istişare toplantımızın ilk gününde Genel Başkan Yardımcısı ve bakan arkadaşlarımız kendi alanlarında, kendi faaliyet alanlarında bütün çalışmalarını sizlere sundular. Ve daha sonra da soruların cevaplandırılmasına geçildi. Bugün her istişare toplantımızda olduğu gibi genel görüşmeyi yaptık ve 30 arkadaşımız söz aldı, sorularını yönelttiler, yine ilgili bakan arkadaşlarım cevaplarını verdiler. Türkiye ekonomisini bir kez de burada enine boyuna değerlendirme fırsatımız oldu. Çözüm süreci aynı şekilde çeşitli boyutlarıyla gündeme geldi. 30 Mart seçimlerinin sonuçlarını ve teşkilatımızın yapısını değerlendirme fırsatını bulduk. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden paralel örgüt, bunun yanında illegal diğer örgütlerin yapılanmasıyla mücadele 22. İstişare Toplantımızda ele aldığımız ağırlıklı konular oldu.
Değerli arkadaşlarım, son 200 yıl boyunca bu toprakların asli unsurları, yani millet, yoksullar, okuyamamış olanlar, kendisini ifade edemeyenler, çıkış yolları bulamayanlar, fırsatları, imkanları olamayanlar, milli ve manevi değerlerine sımsıkı bağlı olanlar sistematik bir tahrike, aşağılanmaya, ötelenmeye maruz kaldılar. Rahmetli Oğuz Atay onları, yani bizleri tutunamayanlar olarak tarif etmişti. Evet, hiçbir ayrım yapmadılar. Dikkatinizi çekiyorum, elit bir zümre Türk demeden-Kürt demeden, Alevi-Sünni demeden, doğulu-batılı demeden halk yığınlarına karşı sürekli bir kibir sergilemişti. Son yıllarda birçok konuşmamda bunların üzerinde durdum. Bizim özgüvenimizi yok etmek istediklerini, bizim de buna karşı direnmemiz, başımızı dik tutmamız, özgüven içinde olmamız gerektiğini defalarca ifade ettim. Hani dikleşmeden dik durmak diye ifade ettiğim konu. Milletin 77 milyon ayrımsız şekilde bu toprakların birinci sınıf vatandaşı olduğunu, bu toprakların asıl sahibi olduğunu defalarca vurguladım.
Değerli kardeşlerim, 3 Kasım 2002 seçimleri esasen bu kibir abidelerinin milletten ağır bir cevap aldığı tarih olmuştur. O kibir abideleri 12 yıl boyunca defalarca yolumuza çıktılar. Hep diyorum ya, bir mürebbiye edasıyla bizlere ve millete parmaklarını sallayarak küstahça bizi terbiye etmeye kalkıştılar. Her zaman tepeden baktılar, tepeden konuştular, kendilerini hep müstesna bir konumda gördüler. Ve hani ülkede çoğunluğun oyunu alamıyorlar ya, biz azınlıkta kaldık diyorlar, dolayısıyla şimdi de azınlık olarak çoğunluğa biz tahakküm etmeliyiz diyorlar. Kendilerini ülkenin asil sahibi addettiler, ülkenin asil sahiplerine hiç fırsat tanımadılar. Kararları onlar vermek istediler. Ülkeye onlar istikamet çizmek istediler. Ülkenin kaynaklarını adil biçimde paylaşmak yerine tüm kaynakları kendileri için kullanmak istediler. Kendileri dışında hiç kimseye makam hakkı, girişim hakkı, ifade özgürlüğü, özellikle de karar hakkı tanımadılar. Demokrasiye rağmen, seçimlere rağmen, sandık sonuçlarına rağmen kendilerini imtiyazlı gören bu kesimler kibirlerinden bir milim bile geri adım atmadılar. İşte 12 yıldır biz bu kibri kırmaya, bu imtiyazları yok etmeye, milletimize tarihinde olduğu gibi yeniden özgüven kazandırmaya çalışıyoruz. Bu ülkenin, bu milletin neler yapabileceğini, neleri başarabileceğini, hangi seviyelere ulaşabileceğini göstermeye çalışıyoruz. Hamd olsun bunu da yaptık. 12 yıl içinde aziz milletimizin içeride ve dışarıda özgüven kazanabilmesi için gece-gündüz çalıştık. Burada tekrar etmek isterim; 77 milyonun her bir ferdinin de bizim bu hissiyatımızı paylaşmalarını özellikle arzu ediyorum.
Değerli kardeşlerim, herkes bilsin ki biz bu ülkede varız, biz bu ülkenin sahipleriyiz, biz bu ülkenin eşit vatandaşlarıyız. Dün de ayrıntılı şekilde ifade ettim, ihtilaller dönemi artık kapanmıştır. Seçkin bir zümrenin, kendisini imtiyazlı kabul eden bir zümrenin parmağını sallayarak bize ya da aziz millete kibirle ders verme dönemleri artık kapanmıştır. Birileri kürsülere çıkıp konuşurken kendilerini Yassıada Mahkemelerinin savcısı, bizi de Yassıada Mahkemelerinde sanık gibi görüyor. Dün söyledim, CHP Genel Başkanı, Milli Şef, diktatör 54 yıl önce Meclis kürsüsüne çıkıp mütekebbir bir edayla sizi ben bile kurtaramam diyerek Meclis’i tehdit etmişti. Artık bu tehditlere boyun eğecek bir Meclis yok. Yassıada’da olduğu gibi ülkenin seçilmiş Başbakanını karşısına alıp arkasındaki silahlı efendilerinden aldığı güçle başbakanlara, bakanlara hesap soracak, hukuk katili hukukçulara artık hiç kimsenin eyvallahı yok, bunu böyle bilmemiz lazım.
Herkes haddini bilecek, herkes konumunu, sınırını, hududunu bilecek. Siz babalarınızın, dedelerinizin çarpık istikametinde yürümek isteyebilirsiniz. Babalarınız, dedeleriniz gibi siyasete parmak sallamak isteyebilirsiniz. Ama biz babalarımızın, dedelerimizin, ecdadımızın kutlu ve şanlı izinden yürüyoruz ve hiç kusura bakmayın biz bu istikametimizi asla değiştirmeyeceğiz. Karşınızda artık boynu bükükler yok, karşınızda artık yüzünü yere eğip haklı öfkesini içine atacak mazlumlar, mağdurlar yok. Evet, geçti o günler, Yassıada günleri geçti. Sizin karşınızda merhum Menderes’in akıbeti ile korkutulan, korkan, sinen, pısırık başbakanlar, bakanlar da yok. Bizi bu makamlara millet getirdi, milletin mührü bütün mühürlerin üzerindedir. Milletin imzası tüm imzaların üzerindedir. Hiçbir atanmış kalkıp da milletin temsilcilerine ders vermeye yeltenmesin.
Bakın kardeşlerim, dün Danıştay’ın malum kuruluş yıldönümündeydik, 146. kuruluş yıldönümü. Devletin zirvesi orada. Dünkü konuşmamda teferruatlı olanı kapanış konuşmasında bugün yapacağımı söylemiştim. Çünkü, bazı şeyler var ki bunların milletçe bilinmesi lazım. Ben şu anda sadece istişare toplantısındaki siz değerli kardeşlerime değil aynı zamanda ekranları başında bizi izleyen 77 milyon vatandaşıma sesleniyorum; bu gerçeği çok iyi bilmemiz lazım, çok iyi bilinmesi lazım. Çünkü bizler “Korkma…” diye başlayan bir İstiklal Marşını sahiplenmiş milletin evlatlarıyız. “Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum” diye tarif edilen bir Asım’ın nesliyiz. Bunu bir defa çok iyi anlamamız gerekiyor.
Dünkü toplantıda malum sabah 10:00’da burada olacaktık. Fakat, gerçekten Sayın Başkan’ın o nezaketli daveti sebebiyle buradaki konuşmamızı öğleden sonra 14:00’e aldık ve saat 10:00’da toplantıya Adalet Bakanımla birlikte katıldık. Sayın Cumhurbaşkanımız da orada, Genelkurmay Başkanı orada, bakanlar orada, tabii tüm yargı camiasının mensupları orada. Danıştay’ın Başkanı çıkıyor, 25 dakikalık gerçekten herkesin saygı duyacağı bir konuşmayı yapıyor. Gerek yasamayla, gerek yürütmeyle, gerekse yargıyla ilgili değerlendirmelerini geniş bir açıdan, gayet güzel bir şekilde takdim ediyor ve 25 dakika süren konuşma yapıyor. Kim bu? Ev sahibi. Ev sahibi bu konuşmayı yaptıktan sonra, orada konuşma hakkı olmayan, konuşma yetkisi olmayan, araştırmasını da yaptırdım, ne içtüzüğünde ne tüzüğünde, yasalarda zaten yok, onu orada söyledim, onu biliyorum. Ama daha sonra incelettim ki tüzüğünde, içtüzüğünde böyle bir şey yok. Meğerse bu bir gelenek olduğu için, bunları da savunma makamı olarak kabul ettikleri için söz verirlermiş. Yargıtay’da da bu şekilde, hani adli yılda da Yargıtay’da bu konuşma yapılır ya, orada da yıllar yılı maalesef buna benzer şeyler hep oldu, daha sonra tabi gitmedik. Danıştay’da bundan dolayı böyle bir söz verildi. Şimdi tabii oraya konuşmaya çıkan kişi karşısındaki insanların herhangi bir savunma hakkı var mı? Hukukçusun, orada konuşmanı yapacaksın, ama karşısına gelen devlet ricaline orada her türlü saygısızlığı, hakareti yapacaksın.
İşte Baro Başkanı çıkıyor ve Sayın Danıştay Başkanı’nın 25 dakika konuşma yaptığı yerde, ki kendisine de 15 dakika, bilemedin 20 dakika konuşması söylenmiş, 1 saat konuşma yapıyor. Devlet protokolünde böyle bir şey olamaz. Yani sen misafir olarak geliyorsun, orada konuşma hakkın yok, çıkıyorsun orada 1 saat zehir zemberek bir konuşma yapıyorsun ve seçilmişlere işte o hücrelerine sinmiş kibirle parmak sallamaya yelteniyor.
İnsanda en başta bir nezaket olur. Devlet protokolünün karşısında nasıl konuşulacağını, ne kadar konuşulacağını, ne konuşulacağını insan bir kendisine dert eder ve bunu düşünür. CHP Kurultayının kürsüsünden değil Danıştay kürsüsünden konuşuyorsun ya. Belki haberiniz olmayabilir ama, tek parti CHP dönemi kapanalı işte önümüzdeki Çarşamba itibariyle, 14 Mayıs itibariyle tam 64 yıl olacak. İnanın, Danıştay salonunda mıyız, yoksa CHP kurultayında mıyız şaşırdım. Şu hale bakın, bir yüksek mahkemenin kuruluş yıldönümünde memleketin son 100 yılındaki tüm gündem konularını tek tek hatırlatıyor, her bir gündem maddesi üzerinden siyasete, siyasetçiye hiza vermeye çalışıyor.
Engelliler konusundan başlıyor ki anlattığı şeylerden görüyorum ki engellilerle ilgili ne yaptığımızdan adamın haberi yok. Ya Cumhuriyet tarihinde AK Parti iktidarının engelli vatandaşlarımıza yaptıklarını bugüne kadar hiçbir iktidar yapmadı. Baba, dedesi de yapmadı, onun iktidarda olduğu partiler yapmadı, biz yaptık, ama haberi yok. Oradan geçiyor basın özgürlüğüne, oradan çıkıyor çevre meselesine, oradan çıkıyor sokak olaylarına. Van depreminden de bahsediyor. Ya Van depreminden bahsederken Van’da bir şey yapılmadığından bahsediyor. Şimdi orada insan nasıl olacak da buna tahammül edebilecek?
Avrupa Birliği’nden de bahsediyor. Aselsan, Roketsan, Havelsan’dan da bahsediyor. Ya sen kim Aselsan kim, Havelsan kim, kimsin sen ya? HSYK yasasına da değiniyor, sanat hakkında da görüşlerini anlatıyor tövbe tövbe.
Arkadaşlar, Van’da deprem oldu, aynı günün akşamı ben ve arkadaşlarım süratle Van’a hareket ettik. Aynı anda Ankara’dan Kızılay, AFAD başta olmak üzere ilgili kurumlarımız, arama-kurtarma yardım ekiplerimiz Van’a yola çıktılar. İlk etapta Van’da 13 çadır kent, 35 konteyner kent kurduk. Öyle bir yığılma oldu ki Van’da, biz o akşam araçlarımızla Van’da, Erciş’te dolaşamadık. Her yerden herkes araçlarıyla gereçleriyle oraya geldiler. Ve oraya ekiplerimizi kurduk, bakan arkadaşlarımızı görevlendirdik. Dedik ki; siz şuraya komuta edeceksiniz, siz şuraya komuta edeceksiniz, buradan ayrılmak yok. Ve başlarına da Başbakan Yardımcımız Beşir Bey’i getirdik ve çalışmaları orada koordine ettik. Toplam 29.486 konteyneri depremzedelerin barınma hizmetine sunduk. 175.070 afetzede bu konteynerlerde geçici olarak barındı.
Bunlarla kalmadık, Türkiye’nin genelinde nerede devletin sosyal tesisleri varsa bu sosyal tesislere biz Van’daki depremzedelerimizden arzu edenleri otobüslerle taşıdık. Kalıcı konutların temelini depremden 39 gün sonra attık ve ilk yıl bu konutların çoğu tamamlandı. Van, Edremit, Erciş’te şu ana kadar 17.489 konut inşa ettik. Evini yapana yardım yöntemiyle köylerde 6.202 konut ve 2.325 ahır inşa edildi. Toplamda inşa edilen konut sayısı 23.691’e ulaştı; bunlar 1 yılda oluyor. Van’a depremden sonra değerli arkadaşlar, bütün bu süre içerisinde yaptığımız yatırım 5 milyar, eski rakamla 5 katrilyon. Bundan haberin var mı senin ya? Neymiş, ona öyle bilgi verilmiş. Ya sen bilginin kaynağına inmemişsin ki. Senin gibi düşünenler, senin şaklabanların sana geliyor bu bilgiyi veriyor ve sen çıkıyorsun bu işin asıl sahibinin karşısında bu doğru olmayan sözleri konuşuyorsun. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar ya, sana yalan konuşmak yakışır mı? Sen bir hukukçusun. Güya önünde de profesör var, nasıl bunu yapıyorsun? Şimdi tutturmuşlar bir konteyner kent istismarıdır gidiyor. Arkadaşlar, şu anda konteynerlarda sadece 67 aile kalıyor ve bunlar da hak sahibi olan afetzedeler değil. Ve bizler orada hak sahibi olanlara yaptığımız konutlardan verirken arta kalan konutlardan da kiracı olanlara kura çekmek suretiyle verdik. Kiracı kiracıdır, ama bir kısmına verebildik. Eğer diğer kiracılar da almak istiyorsa onlar yine ya kiracı olarak bir yerlere yerleşecek veyahut da Toplu Konut İdaresi olarak zaten yine konutlar yapmaya devam ediyoruz. Eğer illa konut almak istiyorsa, Toplu Konut İdaremizin konutlarına girer oradan da konut alır. Sen nasıl hukukçusun ya? Eğer hukukçuysan hak sahibi olan, orada hak sahibi olan kişi neyse ona bizim önce çözüm bulmamızdır. Kiracı olana bizim al sana da ev deme mecburiyetimiz yok, ama ona kiraya yer bulduğumuz gibi konteynerları bulduk, konteynerları oraya getirdik ve bunların dışında da devletin bütün sosyal tesislerinde onları misafir ettik ülkemizin çok değişik yerlerinde. Şu anda bütün konteynerler boşaltıldı, artık konteyner kentler kaldırılıyor. Fakat bu 67 aile buraları boşaltmak istemiyor, bunlar direniyor. İşte böyle BDP, CHP, MHP zihniyetindeki istismarcılar fotoğrafın bütünü bir kenara bırakıyor, bu 67 aileyi istismar ediyor. Yani biz 23.691 konut inşa ettik onlar görülmüyor, onlar takdir edilmiyor, şu anda hak sahibi olmayan bu 67 aile bütün Van’ın manzarası gibi sunuluyor.
Bu Beyefendi Danıştay kürsüsünden yakın zamanda gösterilerde hayatını kaybedenlerin isimlerini sayıyor, ölümler üzerinden istismar yapmaya çalışıyor.
İstanbul’daki olayı anlatıyor, isim vermeme gerek yok. İstanbul’da işte yatıyorlar kalkıyorlar Berkin Elvan, o da o gün onu zikrediyor yine. Yüzünde maskesi, sapanı, cebinde patlayıcılar, ama kalkıyor bakıyorsun malum medya ekmek almaya giderken. Ekmek almaya giderken maskeyle mi gidilir, sapanla mı gidilir, patlayıcılar mı gidilir, bu nasıl bir iştir; her şey ortada. Ama yine aynı o olayların olduğu günde kalkıp da terör örgütü Okmeydanı’nda gelip Burak Can’ı orada şehit ederken o Burak Can’ı bu Baro Başkanı zikretmiyor. Burak Can’dan niye bahsetmiyorsun? Çünkü o teröre kılıf bulmamıştı, o evinin kapısının önünde oradaki gelen kalabalıkların o gelişinde kurban olmuştu; sıkıntı burada. Çünkü Burak istismara elverişli değildi, ama diğerleri istismara elverişliydi. Burak için belki her yıl bir mütevazi anma töreni yapılacaktır ama, bunlar için bu isimler tamamen istismara açık, her yıl yapacakları kutlamalarla kendilerine göre bunlardan oy devşireceklerini zannedeceklerdir, çünkü hayatları bunun üzerine kuruludur.
1960 darbesinden ve Menderes’in idamından bahsediyor, ondan sonra üç gencin açılmasından, Nazım Hikmet’in çektiği acılardan bahsediyor. Ya Nazım Hikmet’e vatandaşlığını iade eden kim? Bizim iktidarımız ya, bunu yapan biziz. Ne zaman kalktınız da bir teşekkür ettiniz ya? Ama burada bir şeyi şimdi söyleyeceğim, inanıyorum ki birçok arkadaşım bunu belki bilmiyor. Bütün bu acıları çektiren kim biliyor musunuz, bu idam kararlarını veren kim? Bu konuşanın dede, babası da o imzaların içinde. O üç tane idamla ilgili Turan Feyzioğlu’nun da orada ismi var, yani o zamanki heyetin içinde o da var; sen önce bunun hesabını ver ya. Türkiye’ye bu büyük acıları yaşatan genel başkanı olmayı heveslendiğin parti yani CHP’dir. Arkadaşlar, işte bu CHP zihniyetidir, bu pişkinliktir, bu yüzsüzlüktür.
Merhum Ahmet Kaya için söylemiştim, hatırlarsınız; 27 Mayıs olurken bunlar zihniyetleriyle oradaydılar. Menderes idam edilirken bunlar zihniyetleriyle, partileriyle, dede-babalarıyla oradaydılar. Çorum, Kahramanmaraş, Sivas olayları olurken, Danıştay saldırısı olurken, terör 30 yıl bu ülkede can alırken işte bunlar zihniyetleriyle iktidardı, hep oradaydılar. Danıştay’ın faturasını kime kesmek istediler hatırlayın? Sonra altından ne çıktı. Üç genç idam edilirken, 12 Eylül idamları yapılırken, masum insanlar hapsedilirken, hukuk çiğnenirken, faili meçhuller ülkeyi karartırken bunlar ve bunların zihniyeti hep oradaydı. 1 Mayıs 77’de işçiler ölürken de oradaydılar, katliamların üzeri örtülürken de oradaydılar. Biz gelene kadar 1 Mayıs işçi bayramı, emeğin bayramı olarak ilan edilebildi mi? Edilemedi. Çıkmış yine sıkılmadan şunu söylüyor: 2010’da, 2011’de Taksim Meydan’ın da en ufak bir olay olmadı diyor. Onu HAK-İŞ’in Başkanına sor, TÜRK-İŞ’in önceki Başkanına sor, olay oldu mu-olmadı mı? Orada da kollar kırıldı, hatta onları konuşturmadılar bile. Türkiye’nin şu anda en büyük işçi sendikası TÜRK-İŞ, ikinci sırada HAK-İŞ, onlar konuşma fırsatı bile bulamadılar, zor alanı terk ettiler. Ve sanki alan kendilerine tahsil edilmiyormuş gibi orada kalkıyor konuşma yapıyor, çünkü orada asıl itham ettiği kişilerin kalkıp da kendisi orada çıkıp bir şey konuşamıyor ki. Nasıl olsa diyor şimdi ben burada ne söylersem yanıma kar kalacak, meydanı boş buldu konuşuyor. Bir yere kadar buna tahammül edilir. Bunlar hukuk siyasallaşırken de oradaydılar, sanki hiç orada değillermiş gibi pişkince sıyrılmaya çalışıyorlar. Hiç kaçamazlar, biz orada değildik diyemezler. Dede-babalarıyla, zihniyetleriyle, değişmez Cumhuriyet Halk Partisi ruhuyla hep oradaydılar. İşte şimdi tarih, arşivler konuşuyor.
Şu kullandığı ifadeye bakar mısınız: Seçmenin seçimler yoluyla iktidarın değişmeyeceğini düşünmeye sevk edilmesi demokrasiye büyük zarar verirmiş. Bunu kim söylüyor? Bu adam söylüyor. Oldu. CHP bu ülkede hiç seçim kazanamıyor, ne yapalım? Alın siz yönetin mi diyelim? Demokrasi anlayışınız bu mu? İhtilal gerekçeleriniz bu mu? Arkadaşlar, bazı şimdi köşe yazarları bunları biliyorsunuz göreve davet ediyor, neredesiniz diyorlar?
Dün devlet protokolüne karşı yapılan bu saygısızlık aslında tek bir şahsın değil, bir zihniyetin değişmez ruh halidir. Her yıl dönümlerinde biz nezaketle, anlayışla, hoş görüyle kutlamalara katılıyoruz. Ama birileri bunu bir fırsat olarak görüp o kürsüleri siyasetçiye fırça çekebileceği imkan olarak görüyor. Siz kimsiniz ya, siz kimsiniz siyasetçiye ayar verme cüretini kendinizde görüyorsunuz? Ve seçilmişlere kibirle parmak sallamaya hiçbir zaman hakkınız yok. Bunların dede-babalarının alışkınlığıydı, bitti, o artık mazi oldu. Biz 5 yılda bir milletin huzuruna çıkacağız, hatalarımızın-doğrularımızın hesabını millete vereceğiz. Ama bu beyefendiler ömür boyu kuruldukları koltuklarından millete ve milletin temsilcilerine tepeden bakacaklar; yok öyle yağma. Biz bu ülkede siyasete itibar kazandırdık ve bu itibarın zedelenmesine, bu itibarın çiğnenmesine asla izin vermeyeceğiz. Siyasetin alanının daraltılması özlemi içinde olanlar fırsat tanımayız. Bu törenlerin her yıl ihtilalci zihniyet tarafından siyasetçiye ayar verme ayinlerine dönüşmesinden de çok rahatsızız ve bunu da önümüzdeki günlerde konuşacak bir usule bağlayacağız. Ve bu makamda olduğum sürece de bunlar böyle bunların konuşacağı yere hiçbir zaman katılmam; ne adli yıl açılışına, ne diğerlerine. Çünkü bunların burada konuşma hakkı olmadığı halde bunlara söz veriliyor. Sayın başkanlar çıkar konuşmalarını yapar, biz onları dinleriz. Ama bunların orada konuşma hakkı yok. Eğer orada konuşması gereken birileri varsa bunların irtibatı olan adli yılda Adalet Bakanına söz verilmesi gerekir eğer illa böyle bir şey gerekiyorsa, öbür tarafta da en azından özlük hakları noktasından Başbakan Yardımcısı Danıştay’da ona söz verilir o gider orada konuşur eğer verilecekse. Yoksa bunun dışında, çünkü idareyle ilişkisi olması bakımından burada Danıştay böyle bir durumda olabilir, öbür tarafta da Adalet Bakanı olabilir. Ama diğerinin hiçbir bu noktada kalkıp da ne tüzükte, ne şurada-ne burada böyle bir söz hakkı yok. Dün o kürsüde o konuşmayı yapan zat, belli ki CHP kurultayında yapacağı konuşmayla Danıştay konuşmasını karıştırmış; sıkıntı burada. Bir Baro Başkanı CHP’ye genel başkan olma sevdasıyla kürsüyü bu şekilde istismar edemez. Nerenin çatısı olacaksa olsun, ama bilsin ki cübbelerine sığınanların bizi hizaya çekme cüretlerine asla pabuç bırakmayız ve bırakmayacağız.
Değerli arkadaşlarım, daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi 30 Mart’ta milletimiz bize paralel yapıyla mücadele talimatı verdi. Bu konuda bizler hep birlikte görevlendirildik. 30 Mart öncesinde biz bu mücadeleyi yeni bir istiklal, istikbal mücadelesi olarak isimlendirmiştik. Gerçekten de paralel yapının lojistik desteğinde ülkemize, birliğimize, bağımsızlığımıza yönelik çok alçakça, çok haince, aynı zamanda unutulması, üstünün örtülmesi, af edilmesi mümkün olmayan bir saldırı yapıldı. Arkadaşlar, karşımızda mertçe ortaya çıkan, mertçe iddialarını ortaya koyan, silahlarını, araçlarını, hedeflerini mertçe sergileyen bir yapı yok. Bu öyle bir yapı ki sütün içine karışmış bir pis suya benziyor. 35 yıl boyunca o ak sütün içine sızmışlar, orada çok rahat şekilde her türlü hileyi kullanarak gizlenmişler. Dışarıdan baktığınızda nasıl ki sütün içindeki o pis su anlaşılamazsa, gözle görülemezse, bu yapı da maalesef bakmakla görülemiyor. Çünkü amaçları için her yol bunlara meşru, her yol. Yalanla, takiyeyle, kendisini özellikle sinsice gizlemek suretiyle olduğundan farklı görünerek, düşündüğünün tersini söyleyerek, inandığının tersini yaparak bu yapı hücrelere sirayet etmiş. Eğer karşımızda mert bir düşman olsaydı karşımıza çıkar, hamlesini yapar, sonra da şerefli bir düşman gibi yenilgiyi kabul edip kenara çekilirdi. Ama ne yazık ki hasımlarımız en asgari insani vasıflardan, en asgari şeref belirtilerinden dahi yoksunlar. Tabii düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışıyla bu yapının Türkiye içinden de destek gördüğüne şahit olduk ve oluyoruz. CHP bütün ilkelerini, bütün tarihini, tüm söylemlerini ayaklar altına alarak bu yapıyla iş birliğine gitti. İşte seçim sonrası kendi aralarında ne hale geldiler gördünüz. MHP aynı şekilde istismar ettiği milliyetçiliğin, vatanseverliğin tüm ilkelerini çiğneyerek bu yapının arkasında vagon oldu. Yargı içinde, emniyet içinde kimi unsurlar vicdanı bir kenara bıraktılar, bu yapının tahakkümü altına girdiler. Şunu da açık açık ifade etmeliyim ki, hiç ummadığımız, hiç tahmin etmediğimiz makamlar tarafından bu yapı desteklendi. Desteklenmese bile bu yapıya karşı sessiz kalındı, tepkisiz kalındı. Biz işte böyle çok zor bir yapıyla mücadele ediyoruz. Hem mertçe kendisini göstermeyen, hem de hasımlarımız, rakiplerimiz tarafından kullanılan bir yapıya karşı mücadele veriyoruz. Bu mücadelenin zorlukları olacaktır arkadaşlar, ama şundan emin olunuz ki bu yapının ayakta kalması Türkiye’ye yeni zararlar vermesi artık mümkün değildir. Bu yapının ana damarları, beslendiği ana kaynaklar zaten ciddi şekilde köreltildi, yıpratıldı. Anadolu’da, Trakya’da bu paralel yapıyı bir hizmet örgütü zannederek destekleyen samimi, ihlaslı vatandaşlarımız artık bu yapıyla aralarına mesafe koymaya başladılar. Anneler, babalar artık çocuklarını bu yapının okullarından, dershanelerinden almaya başladı. Öyle zannediyorum ki önümüzdeki yıl çok farklı bir yıl olacak. Şu anda tabii okullar henüz kapatılmadı ve böyle bir süreç içerisinde herkes kesin kararını veremiyor. Ve bunlar tabii aileleri birbirine düşürdüler. Bunlar evde karı-kocayı birbirine düşürdüler. Böyle bir noktaya, böyle bir aşırılığa işi getirdiler. Bu yapının dini değerlerimizi, milli ve manevi değerlerinizi, Hazreti Kuran’ı, Hazreti Peygamberi, mübarek zatları, işte Bediüzzaman Said Nursi’yi nasıl istismar ettiği artık herkes tarafından açıkça görüldü. Hayatlarını, birikimlerini, mal ve mülklerini bu yapı için seferber eden samimi, ihlaslı, temiz insanlar aslında farkında olmadan bir uluslararası ihanet şebekesine destek verdiklerini anladı ve desteklerini çekmeye başladılar.
Bugün buradan yine söylüyorum; eğer samimiysen, eğer dürüstsen Pensilvanya’da ne işin var, çık kendi ülkene gel. Gel ülkene, madem suçun filan da yok gel ülkene. Niye gelemiyorsun? Gel. Demek ki vatansever değil, milliyetperver değil. İnzivaya çekilmiş. Nasıl oluyor da Pensilvanya inziva yeri oluyor ya. (Alkışlar) Benim bu güzel vatan topraklarımda çok inzivaya çekilecek yerler var. Hani sen Bediüzzaman’ı çok seviyordun ya. Bediüzzaman’ın Emirdağ Risalesi’ni hiç okumadın mı? Bak Afyonkarahisar’da, gel Emirdağ’da inzivaya çekil. Gel Bursa’da çekil, memleketin Erzurum’da çekil; buralar güzel yerler. Münzevi insanlar için çok güzel yerler, madem münzevisin gel buraya. Ama gelemez, çünkü o suçluluk psikolojisi içerisinde orada duruyor. Ama ne olursa olsun takipçisiyiz. Uluslararası platformlarda bu yapının gerçek yüzü artık görülmeye başlandı. Hukuk içinde henüz arzu ettiğimiz derecede olmasa bile bu yapıya karşı cesur çıkışlar başladı. Adana’da, İstanbul’da, Ankara’da yürekli savcılar, yürekli hakimler tüm baskılara, tüm tehditlere göğüs gererek mesleklerinin gerektirdiği vicdani sorumluluğu yüklendiler ve vatanseverce adımlar attılar, atıyorlar. 1999’da Türkiye’den çıkış ve 15 yıl niye gelemiyorsun? Gel.
Burada birkaç noktanın üzerinde özellikle durmak istiyorum. Paralel yapıyla mücadelenin bir cadı avına dönüşmesini ikide bir konuşuyorlar. Eğer bu ülkeye ihanet edenlerin bir görevden alınıp bir başka yere atanması cadı avıysa, evet biz bu cadı avını yapacağız, bunu da bilin. (Alkışlar) Evet. Bakanlıklarımızda oturdukları makamlarda her türlü orada provokatif eylemleri sinsice yapanları bulup çıkardıkça gereğini yapacağız. Eğer yapmazsak biz bu ülkede ihanet içerisinde oluruz. Bunu ben defaatle bakan arkadaşlarıma da söyledim. Bunları adım adım takip etmek durumundayız. Çünkü bu işin mücadelesi öyle sıradan bir mücadele değil. Onun için ben siz değerli arkadaşlarıma da söylüyorum, bu konuda nerede, kim, nasıl, neler yapıyorsa bunları bize bildireceksiniz. Bütün vatandaşlarıma da söylüyorum, bildireceksiniz ki gereğini yapalım. Bakın açık söylüyorum, yani tüm belediye başkanlarıma, il başkanlarıma, hepsine de söyledim, ama milletvekili arkadaşlarıma da, tüm kurucu arkadaşlarıma, hepsine söylüyorum; hukukun ve demokrasinin dışına çıkmadık, çıkmayacağız, çıkılmasına da müsaade etmeyeceğiz. İnançlı kesimlerin, dernek, vakıf, insani yardım kuruluşlarının, cemaatlerin, dayanışma ruhunun yıpratılmasına da asla meydan vermeyeceğiz. Bir cerrah hassasiyetiyle sütün içine karışmış bu pis suyu gerekirse kaynatarak, gerekirse moleküllerine kadar tespit yoluyla sterilize edeceğiz, bunu yapacağız.
Değerli arkadaşlarım, paralel yapıyla mücadele AK Parti’nin sarsılmaz bir misyonu haline gelmiştir. Çünkü, AK Parti 30 Mart’ta yüzde 45.5 oy oranıyla bu misyonu yüklenmesini, bu cerahati temizlemesini istemiştir partimizden. Kim? Millet. Paralel yapıyla mücadele herkes bilsin ki şahısların değil devletin misyonu. AK Parti’nin de siyasetidir, bunu böyle bileceğiz. Milletin partisi olan, milletin kurduğu ve milletle yürüyen AK Parti devletle birlikte milleti ve ülkeyi tehdit eden bu yapıyla her ne pahasına olursa olsun mücadeleyi sürdürecektir. İşte son iki Milli Güvenlik Kurulu toplantımızın sonuç bildirgelerinde de ne yayınladık? İlk madde; milli güvenliğimizi tehdit eden illegal yapılanmalara karşı devlet her türlü tedbirini alır, olay budur. Bu mücadelede ihmalkar davranan milletin emanetine haksızlık eder. Bu mücadelede geri adım atan, uzlaşmaya niyetlenen, yaşananları unutan milletin emanetini yere düşürür. Bu mücadelede sessiz kalan, tepkisiz kalan, susan, tehdide şantaja boyun eğen, fırsat kollayan da biliniz ki milletimizin nazarı dikkatinden kaçmaz ve tarihe de o şekilde kaydolur.
Şunu burada tekrar hatırlatmak isterim değerli arkadaşlar: 30 Mart öncesinde bu yapı eliyle şahsıma çok ağır saldırılar yapıldı. Bununla yetinmediler, aileme, çocuklarıma açıkça saldırdılar. Bununla yetinmediler, arkadaşlarıma da saldırdılar, Partimize, Hükümetimize, ekonomiye, çözüm sürecine, kardeşliğimize saldırdılar. Bizim üzerimizden Filistin davamıza, Mısır’daki demokrasi davasına, Suriye’deki insanlık davasına saldırdılar. Eğer tüm bunlar yeterli değilse, hatırlatmalıyım ki bunlar MİT tırları üzerinden, Dışişlerindeki gizli toplantılar üzerinden istiklalimize, bayrağımıza, toprağımıza saldırdılar. Bana, aileme, arkadaşlarıma, davamıza saldırıldığında susanlar olabilir. Ama onları diyorum ki vatanınıza saldırıldı, bayrağınıza saldırıldı, yani şerefinize taarruz edildi, en azından bunun için susmayın diyorum.
Değerli arkadaşlar, susanı tarih affetmeyecek. Sessiz-tepkisiz kalanı inanın tarih affetmeyecek. Unutmayın haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Göreceksiniz başta CHP ve MHP olmak üzere bu suskunluk, bu tepkisizlik, bu destek tarihe kara bir leke olarak geçti. AK Parti bu kara lekenin ortağı olmayacak. Süt gibi beyaz hayat şeridine inşallah leke sürdürmeyecek. İşte onun için değerli arkadaşlar, makamlar, görevler değişse de AK Parti var olduğu sürece Allah’ın izniyle bu mücadele kesintisiz devam edecek. Şunu bilin ki bu alçakça saldırıları nefes alıp verdiğim müddetçe unutmayacak ve affetmeyeceğim. Çünkü birçoklarıyla bunu çok yaşadım, çok iyi tanıyorum bunları, artık çok iyi öğrendim. Ama ben bunların bu kadar yalancı, bu kadar takiyeci, bu kadar müfteri olacaklarına inanmıyordum. Ama yaşayınca bunları öğrendik. 2010 bize çok şey öğretti. Ve 2010’dan sonraki süreçte işte her şeyi açık açık görmeye başladık. Bunu şahsım için değil, neferi olmaktan gurur duyduğum davam için unutmayacağım, davam için bunu affetmeyeceğim. İnanıyorum ki bütün arkadaşlarım, bütün sevenlerimiz, bütün yol arkadaşlarımız da bu şuurla, bu hissiyatla hareket edeceklerdir.
Değerli arkadaşlarım, 22. İstişare Toplantımızda Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, bu seçimlerin öncesini ve sonrasını da burada etraflıca değerlendirdik. Dün bu konudaki düşüncelerimizi etraflıca ifade ettim. Adayımız kim olursa olsun, aramızdan kim Cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin ilkelerimizde, istikametimizde, davamızın seyrinde en küçük bir sapma olmayacaktır. Arkadaşlar gerek Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde, gerek sonrasında Partimiz içine nifak tohumları serpmek, Partimiz içinde fitne çıkartmak isteyenler unutmayın mutlaka olacaktır. Allah’a şükür biz bunlara karşı şerbetliyiz. Bugüne kadar böyle nice girişimler gördük ve hepsini hamd olsun boşa çıkardık. Partimizden ayrılıp parti kuranlar olmadı mı? Oldu. Şimdi neredeler? Hatırlıyor musunuz? Şöyle isimleri sayın desem belki bir tane, iki tane isim ya hatırlarsınız ya hatırlamazsınız. İşte şimdi bu dönemde de yine biliyorsunuz tuzluklar çıktı, şimdi bu tuzlukların markasını da unutacaksınız, unutacaksınız. Niye? Çünkü ihanet edenleri hiçbir zaman tarih tutup da böyle anıtlaştırmaz, onları gömer. Bakın hep söylüyoruz Menderes’i idam edenler, onun idam kararını verenler konuşuluyor mu? Unutuldu gitti. Ancak böyle bu işin ilmini yapanlar, tarihçiler vesaire onlar bunu konuşur. Ama halk, ama halk Menderes’i unutmuyor, Fatin Rüştü Zorlu’yu unutmuyor, Hasan Polatkan’ı unutmuyor. Ama o kararı verenleri hatırlamıyor.
Arkadaşlar, bizim çok sağlam çatımız var, öyle inanıyorum. Şimdi birileri de çıkmış çatı aday bulacağız diyorlar. 30 Mart’ta milletin estirdiği rüzgar bunların çatılarını uçurdu arkadaşlar, uçurdu. Şimdi bunların üstünde çatı filan yok, şimdi yeni çatı kurmaya çalışıyorlar. CHP Genel Müdürü ne diyor? Adayımız MHP’nin desteğini alacak diyor. Aynı zamanda Kürtlerin desteğini alacak diyor, aynı zamanda sosyalistlerin desteğini alacak diyor. Haliyle hem ulusalcı olacak, hem milliyetçi, hem kapitalist olacak, hem sosyalist, hem kucaklayıcı olacak, hem de faşist olacak. Gerektiğinde bozkurt işareti yapacak, gerektiğinde zafer işareti yapacak. Aslında Pensilvanya’daki akıl hocaları bu tarife uyuyor, ama onun da üniversite mezuniyeti yok, sıkıntı burada. CHP ile MHP’nin üzerine üçgen çatı kuracak adayı doğrusu biz de merakla bekliyoruz. Ödünç oyla, taşıma suyla çatı kurulmaz. İnşallah 10 Ağustos’ta bunu bir kez daha millet onlara öğretecek.
Değerli kardeşlerim, şimdi sözlerime son verirken 22. İstişare Toplantımızın ben tekrar hayırlara vesile olmasını diliyorum. Özellikle bu organizasyonda emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Gösterdiğiniz ilgi alakaya teşekkür ediyorum. Tabii bugüne kadar alışkanlığımız çoluk çocuk bir arada olmaktı, çoluk çocuğa da selamlarımızı iletin diyorum.
Bugün Anneler Günü, annelerimize, annelerinize selamlarımı, hürmetlerimi iletmenizi sizlerden rica ediyorum. Tekrar söylüyorum; Afyonkarahisar başlangıçtı, ama son değil. İlk yola çıktığımız noktadan daha güçlü, daha heyecanlı, çok daha coşkulu şekilde inşallah yeniden yola çıkıyor, yeniden bismillah diyoruz. Allah yolumuzu açık etsin. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.