Basbakan Davutoglu, Bingöl’de STK temsilcileriyle ile bulustu
Davutoğlu, Bingöl Sivil Toplum Kuruluşları Buluşması’nda yaptığı konuşmada, gün boyu kendisini ağırlayan Bingöllülere teşekkür etti.
Yoğun tempoyla çalıştıklarını ancak Bingöl’de yorgunluk hissetmediğini söyleyen Davutoğlu, bugün kendisini Bingöllü gibi hissettiğini belirtti.
Terör olaylarına değinen Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberini fırsat bilen bazı "hain" odakların tekrar harekete geçerek, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 1990’lı yılları andıran terör saldırını başlattıklarını anlattı.
Devlet ve millet olarak gerçekleştirilen mücadelede başta Bingöl olmak üzere bölge halkının bu mücadelenin yanında yer aldığına işaret eden Davutoğlu, halkın terör örgütünün provokasyonlarına izin vermediğini kaydetti.
Davutoğlu, Bingöllülere, bölge halkına ve sivil toplum kuruluşlarına sergiledikleri tavırdan ötürü teşekkür etti.
AK PARTİ’NİN DÜŞÜNCESİ
Ülkelerin, şehirlerin tarihleriyle ve coğrafyalarıyla kaderlerini belirlediklerini dile getiren Başbakan Davutoğlu, Bingöl’ün Anadolu’da ve ülke coğrafyasında hiç işgal görmemiş nadir illerden biri olduğunu ifade etti.
Bingöl’ün özgürlüğüne düşkün onurlu, kendi fikrine, iradesine sahip, onurlu insanların vilayeti olduğunu aktaran Davutoğlu, "Bingöl, yakın dönem siyasi tarihimizde hep müstesna adımların şehri oldu. 12 Eylül’den sonra bugün değiştirmeyi arzu ettiğimiz ve benim de şahsen ’hayır’ oyu vermiş olduğumu her zaman deklare ettiğim 82 Anayasası’na en yüksek oy oranıyla ’hayır’ diyen il de Bingöl olmuştur" diye konuştu.
Bingöl’ün eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’a da sahip çıktığını ve 1995 seçimlerinde büyük destek verdiğini, AK Parti’ye de oy oranlarını her seçimde artırdığını dile getiren Davutoğlu, "AK Parti düşüncesinin, felsefesinin nihai hedefi, Türkiye’nin üzerinde oyun oynamak isteyen herkese karşı ’hayır’ demektir, ona karşı da birliğimizi, beraberliğimizi temsil eden herkesle omuz omuza vermektir" dedi.
Davutoğlu, Bingöl’ün doğrunun, haklının yanında olduğunu söyledi.
Bingöl’de Gazi ve Şehit Aileleri Derneği’ni ziyaret ettiğini aktaran Davutoğlu, Bingöllülerin şehitlerine, gazilerine, hatıralarına sahip çıktığını kaydetti.
Bingöl’ün coğrafya açısından her türlü gelişmeye açık, bazı riskleri ve avantajları yakınında barındıran, çok kritik bir mekanda bulunduğuna işaret eden Başbakan Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Bingöl, sadece yolları, kervanları buluşturan bir şehir değil, yürekleri, zihinleri buluşturan bir şehir. Onun için Bingöl’ün huzuru Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu’nun huzuru için olmazsa olmaz şarttır, arkadaşlar. Bingöl, eğer kendi içinde sağlam ve doğru bir zeminde istikrar ve huzuru bulmuşsa çevredeki bütün vilayetleri bu yönde etkileyebilecek güce ve merkezi bir konuma sahiptir ama Bingöl eğer birtakım huzursuzluklara muhatap olmuşsa bunun çevreye yayılması da çok daha artan bir etkiyle olur. Onun için siyasetimizde Bingöl’ün özel bir önemi var."
Davutoğlu, tarihin kırılma noktaları olduğunu belirterek, "Aynen yüz yıl önce dedelerimizin Şeref Meydanı’nda, o kırılma noktasına ’Burada bundan sonra bizim sözümüz geçer’ diyerek mühür vurduğu gibi bugün de bir kırılma noktasındayız" ifadesini kullandı.
TBMM Genel Kurulunda dün yaptığı konuşmayı hatırlatan Davutoğlu, "2016 yılı, 2 olayın 100. yılıdır. Kut’ül Amare Zaferi ve Sykes-Picot Planı. Kut’ül Amare Zaferi, Irak’ta Bağdat yakınlarında işgalcilere karşı, Arap’ın, Türk’ün, Kürt’ün, Müslüman’ın, Hristiyan’ın ve Yezidi’nin ortak olarak direndiği son büyük savaştır ve zafer kazandığı. Aynen Alparslan’ın ordusunda, Selahaddin’in ordusunda bu halkların bir araya gelerek Moğollara, Haçlılara karşı direnmeleri gibi. Ve aynen İstiklal Harbi’nde bütün bu halkların birlikte direnmesi gibi" diye konuştu.
Sykes-Picot Planı ile asırlardır birlikte yaşanmış halklarının birbirinden kopartılması ve Osmanlı Devleti’nin tasfiye edilmesinin amaçlandığını bildiren Davutoğlu, Osmanlı Devleti’nin devamı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin çevresinde ne zaman bir sıkıntı yaşansa, sıkıntı yaşayan herkesin başvurduğu nihai bir merci olduğunu ifade etti.
Davutoğlu, Türkiye’de de büyük sıkıntılar yaşandığını anımsatarak, "12 Eylül baskısını gördük, 28 Şubat zulmünü gördük ve AK Parti ile son 15 yıl içinde devlet ile millet bütünleştiğinde bütün çevre coğrafyaların mazlumlarının yönlerini Türkiye’ye dönüp bizden yardım istediğini de gördünüz" dedi.
Suriye’deki, Somali’deki, Gazze’deki ve Bosna’daki mazlum insanların Türkiye’yi son sığınak bildiklerine işaret eden Başbakan Davutoğlu, "Son sığınak olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları da parçalansa, son sığınak olarak gördükleri Anadolu toprakları da huzursuz bir istikrarsızlığa inerse gidecek başka bir yer yok. Herkes bir yere gidebilir ama bizim gidecek başka bir yerimiz yok, başka vatanımız yok. Aynen yüz yıl önce olduğu gibi. Torunlarımızın onurla, vakarla yaşamasını istiyorsak hep birlikte bu toprakları koruyacağız" diye konuştu.
Toprakları korumak için sadece devletin üstlendiği bir görev olmadığını bildiren Davutoğlu, milletin de gereğini yapması gereken bir görev olduğunu, devlet ile milletin kendi iktidarlarında bir ve bütün olduğunu söyledi.
MOSKOVA’YA GİDİP TÜRKİYE KAŞISINDA İŞBİRLİĞİ YAPIYORLAR
Herhangi bir bürokratın, etnik ya da mezhebi dolayısıyla bir vatandaşa yan gözle bakması halinde onun karşısında önce kendilerinin duracağını belirten Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Türkiye, Dersim yıllarının tek parti zulmünü yaşamıyor. Türkiye, 27 Mayıs döneminin, başbakanların asıldığı bir Türkiye de değil. Türkiye, Diyarbakır Cezaevi’yle anılan 12 Eylül dönemini de yaşamıyor. Türkiye, başörtülülerin baskı altında olduğu, fikir söylemenin imkansız olduğu 28 Şubat döneminde de değil. Ve hatta Türkiye, 27 Nisan e-muhtırası ile milli iradeye meydan okunan 2007 yılında da değil. ’Yeni Türkiye’ derken biz bunu bahsediyoruz. Yeni Türkiye, kökünü Şeref Meydanı’ndan alan, Sarıkamış’tan alan, Çanakkale’den alan, Kut’ül Amare’den alan birleştirici ruhun adıdır. Eski Türkiye’den kalan alışkanlıklar ise ülkeyi şu ya da bu kimlikle bölmeye çalışanların adresidir."
Türkiye’nin bir daha 1990’lı yıllara, 1980’li yıllara, 27 Mayıs dönemine ve Dersim dönemine dönmeyeceğini bildiren Davutoğlu, "Son 13 yılda yaptıklarımız, bunun en önemli teminatıdır. Olağanüstü Hal’i, Kürtçe, Zazaca ve diğer yerel dillerdeki yasakları kaldıran biziz. Hapishaneye gittiğinde evladıyla Kürtçe konuşamayan annelerin üzerindeki yasağı kaldıran biziz, TRT Kürdi’yi kuran biziz" dedi.
Bingöl ziyareti kapsamında yaptığı konuşmada vatandaşlara Kürtçe ve Zazaca seslendiğini hatırlatan Davutoğlu, "Eskiden olsa kıyamet kopardı herhalde. Kimse artık rahatsız olmuyor, çünkü artık herkes biliyor ki bu dillerin hepsi anamızın ak sütü kadar helaldir. Biz kelimelerin arkasındaki anlama bakarız, dilin arkasındaki gönüle bakarız. İster Edirne’de Rumeli lehçesiyle konuşulmuş olsun, ister Orta Anadolu’da Karamanoğlu Mehmet Bey’in Türkçesi olsun, ister Ahmed-i Hani’nin Kürtçesi olsun, ister Ezan-ı Muhammediyye’nin Arapçası olsun. Hepsi bizim, hepsi güzel, hepsi mübarek hepsi aziz" diye konuştu.
Kimsenin kimseye bir şeyler dikte edemeyeceğini belirten Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Artık bu dosyalar kapandı, kimse, kimseye ’Şunu yaparsın, şunu yapamazsın’ demeyecek. Peki bu dosyalar kapanmışken, bu terör piyonları, bu bölücü terör örgütü, terör dosyasını tekrar niye açtı? Ne istiyorlar? Çözüm Süreci bağlamında 2,5 yılda atılması gereken her türlü adımı attık biz. Onlarsa, biz bu adımları atarken, bu ülkenin dağlarına, bu ülkenin ilçelerine yığınak yapmakla meşguldüler. 90’lı yıllar boyunca ve hatta bizim iktidarımızın ilk yıllarında hep yol aramalarında şikayet edildi. Yol aramalarını kaldırdık, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi seyahat özürlüğünü en iyi şekilde yapalım dedik. Bütün bölge halkı bundan memnun oldu. Hatta şu an parlamentoda olan milletvekillerinden biri arabasının arkasına biksileri, silahları alıp bir yerden bir yere silah taşıdılar. Özgürlük verilince bunu istismar edenler, baskı gelince onun üzerinden Kürt vatandaşlarımızı tahrik edenler, neyi istiyor biliyor musunuz? Bu ülkenin insanlarının, kardeş kavgasıyla birbirlerine girmesini istiyorlar. Bunlar, Şeref Meydanı’nda durdurduğunuz Rus işgalcilerin içerideki işbirlikçisi olan o zamanki Ermeni çeteleri gibi bugün de Moskova’ya gidip Türkiye karşısında işbirliği yapıyorlar. Dillerinde Türkiyelileşmek iddiası ama zihinlerinde Türkiye’deki insanları birbirine kırdırma düşüncesi."
BİRİLERİNİN TALİMATINI ALAN PİYONLAR
Davutoğlu, herkesin ve özelikle sivil toplum kuruluşlarının korkmadan ve çekinmeden ayağa kalkıp "2013 Mart’ında ’silahları bırakacağız’, ’silahlı gruplar ülkeyi terkedecek" sözünün gereğinin niye yapılmadığını sormasını istedi.
Başbakan Davutoğlu, "Silahları bırakacağız’ deyip, sizleri ve bizleri aldatarak, daha çok silahı Türkiye’ye sokarak ne elde etmek istediler. Nedir biliyor musunuz? Çünkü irade onların iradesi değil onlar sadece piyon. Birilerinin talimatını alan piyonlar" diye konuştu.
Cizre, Silopi ve Sur’da yaşananların istismar edildiğini belirten Davutoğlu, Diyarbakır’ın Hazreti Süleyman’ının Konya’nın Hazreti Mevlana’sı gibi mübarek, Diyarbakır’ın Ulu Camisi’nin Bursa’nın Ulu Camisi kadar aziz, Diyarbakır’ın sur içinin İstanbul’un sur içi kadar mukaddes olduğunu ve mutlaka korunacağını söyledi.
"Oraları, silah deposu haline getiren kim? Keskin nişancıları oralara, buralara yerleştiren kim? Evleri, barkları, duvarları delerek birbirine bağlayıp, orada kandırdıkları gencecik çocukları ölüme götüren kim? Bütün bu bölgenin ilim merkezi olan Cizre’yi, kana bulayan kim? Cizre’ye halka hizmet için giden sağlık mensuplarını, ambulansları yakanlar, tarayanlar, devlet hastanesine 24 saatte 20 roket gönderenler kim" diye soran Davutoğlu, "Bekliyorlar ki onlar, onları yapacaklar, devlet yani sizin devletiniz, yani sizin oy vererek, ’beni koruyun’ diye görevlendirdiğiniz bizler, onları seyredeceğiz. Allah aşkına bir, biz seyreder miyiz? Seyretmeyiz. İki, biz seyretsek siz razı olur musunuz? Olmazsınız. Sizin rıza göstermediğiniz hiçbir şeyi yapmayız" şeklinde konuştu.
Burada gerçek zulmü çekenlerin Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan Kürt vatandaşları olduğuna işaret eden Davutoğlu, en büyük zulmün Kürt vatandaşlarına yapıldığının altını çizdi.
Buradaki Kürt vatandaşların haklarını, hukukunu korumak için bu vatandaşların çocuklarıyla birlikte Trakya’nın, Ege’nin, Karadeniz’in, Akdeniz’in, İç Anadolu’nun çocuklarının da beraber şehit olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Bingöl’de 1993’te 33 askerin şehit edildiğini anımsattı.
Davutoğlu, "O zaman da barışa çok yaklaşmıştık. Bir el bizim istikrarımız sağlamlaştığı zaman müdahale ediyor. Çünkü biliyorlar ki Türkiye, bu anlamda bütün mazlum milletlerin umudunu bağladığı son kaledir. O kalenin düşmesine izin vermeyeceğiz" değerlendirmesinde bulundu.
Böyle bir sığınak olmasaydı, Arap, Kürt, Türkmen 2,5 milyon kişinin nereye gideceğini soran Davutoğlu, Halep’in halinin görüldüğünü, şehirlerin de bu hale getirilmek istendiğini söyledi.
Devletin artık tahakküm makamı değil, hesap verme makamı haline geldiğini belirten Davutoğlu, sivil toplum kuruluşlarına, "Bu topraklar, şehirler, ilçeler, dağlar, ırmaklar, vadiler bizim" diyerek, hiç kimseye ve terör odağına bu yerleri terketmeme görevinin düştüğünü ifade etti.
Bölge halkının yanında olduklarını dile getiren Davutoğlu, Bingöllülerin Bingöl’de ne kadara hakkı ve hukuku varsa, Konya’da aynı derece de hakkı ve hukuku bulunduğunu kaydetti.
81 VİLAYETİN ÇOCUKLARI 81 VİLAYETTE DE EŞİT HAKKA HUKUKA SAHİP
Kimin nerede doğacağına Allah’ın karar verdiğine dikkati çeken Davutoğlu, "Ama biz hep beraber şuna karar verdik. 81 vilayetin çocukları 81 vilayette de eşit hakka ve hukuka sahiptir. Bir takım ifadelerle, öz yönetim vesaire gibi. Böyle bir durum olduğunda ne demektir bu, bir ilçeden bir başka yere gittiğinizde oradan bir başka yere gittiğiniz de her biri ayrı otorite anlamına gelecek yaklaşımlar. Biz buna izin verir miyiz? Ayrıca her şey konuşulabilir, dile getirilebilir ama biz teröre, şiddete boyun eğer miyiz? Bütün bu mücadeleyi birlikte yürüteceğiz" ifadelerini kullandı.
Davutoğlu, Sykes-Picot Anlaşmasının, Osmanlı Devletini parçalayan, şehirleri bölen, Kobani’yi Suruç’tan, Ceylanpınar’ı, Resulayn’dan, Telebyat’ı Akçakale’den, Yayladağı’nı Türkmendağı’ndan ve kardeşi kardeşten ayırdığına dikkati çekti.
Takip edilen dış politikayla 13 yılda bunların birleşmesi için herşeyin yapıldığını söyleyen Davutoğlu, Suriye rejiminin halkına zulmetmediği dönemde, vizelerin kaldırılarak bu şehirleri birleştirmesi için gayret sarfettiklerini söyledi. Davutoğlu, o dönemlerde Suriye rejiminin oradaki Kürtlere nasıl zulüm yaptığını bildiklerini ve zulmün kalkması için de telkinde bulunduklarını belirtti.
HEDEFLERİ ZAYIF BİR TÜRKİYE
Suriye rejimi zulmetmeye başladığında bu kişilerin hukuku için önce kendilerinin ayağa kalktığını anımsatan Davutoğlu, birilerinin "bırakın Suriye rejimi Arapları, Türkmenleri ve Kürtleri katletsin biz o rejimi alkışlarız" dediğini dile getirdi.
Kobani’den, Haseke’den ilk kaçan göçmen grubu Kürtlerin, PYD ve YPG’nin zulmüne boyun eğmeyen KDP ve diğer siyasi görüşlere sahip Kürtler olduğuna işaret eden Davutoğlu, bu örgütlerin zihninde ikinci bir görüşe izin vermediğini ifade etti.
Davutoğlu, "Şimdi bizim görevimiz, hep beraber bu coğrafyayı tekrar bütünleştirme çabasına girmektir. Biz buna çabalarken, onlarsa Suriye ve Irak gibi, o zaman bölünen toprakları daha da küçük parçalara bölmek ve Türkiye’yi de daha küçük parçalara bölerek mümkünse bir daha ’dünya 5’ten büyüktür’ diyecek bir sesin çıkmasına izin vermeyecek, bir daha Somali’de gözü yaşlı çocukların yaşını silmeyecek, bir daha dünyada zulüm olduğunda sesini yükseltmeyecek, bir daha Filistin halkı adına konuşamayacak kadar zayıf bir Türkiye olsun, bütün hedefleri bu" dedi.
Türküyle, Kürdüyle, Sünnisiyle, Alevisiyle, bütün bu şanlı geçmişin sahiplerinin hep beraber, aklın ve vicdanın, merhametin sesi olan Türkiye’nin susturulmasına izin vermeyeceğini belirten Davutoğlu, "Şimdi öyle bir şey istiyorlar ki Türkiye’nin başı belaya girsin, bu hain çeteler, odaklar, teröristler, Türkiye üzerinde öyle bir baskı uygulasın ki bir daha Türkiye’nin sesi çıkamaz olsun. Siz sivil toplumsunuz, siz halkın sesini tutuyorsunuz siz buna izin verir misiniz? Türkiye’nin zayıflaması demek her bir vatandaşımızın zayıflaması demek" dedi.
Davutoğlu, Türkiye’nin bütün Ortadoğu, Balkan, Kafkas, Afrika ve Asya halkları adına ayakta, dimdik, gücünün kuvvetinin yerinde olması gerektiğinin altını çizdi.
Davutoğlu, bütün demokratik kazanımları koruyacaklarını ancak düşmana da fırsat vermeyeceklerini belirterek, Türkiye’nin huzuru için başlatılan demokrasi ve huzur operasyonunun sürdüğünü, saldırıları planlayan odaklar ile kırsal ve mücavir kesimdeki yapılanmalarının etkisiz hale getirildiğini söyledi.
Yaraların sarılması, birlikteliğin pekiştirilmesi için bir imar faaliyeti başlatmak üzere birlik, huzur ve demokrasi eylem planının hazırlandığını anımsatan Davutoğlu, bu eylem planının esasının devlet ve milletin el ele vererek yaraların sarılması olduğunu belirtti.
Bu arada, Diyarbakır Sur’dan gelenlere yardım elini uzatan Bingöllülere teşekkür eden Davutoğlu, ekonomik, sosyal boyutu bulunan eylem planının en çok önem verdiği ayaklarından birinin her ilde sivil toplum kuruluşlarından oluşan istişare meclisi kurulması olduğunu ifade etti.
Başbakan Davutoğlu, "Bundan sonra diyoruz ki, bu yeni süreçte muhatabımız milletimizin tamamıdır ve illerde muhataplarımız da sivil toplum kuruluşlarımızın meşru temsilcileridir. Başka da muhatabımız olmayacak. Elinde silah olan, tetiği elinde tutan ve ne zaman, ne yapacağı belli olmayan, yollara mayın döşeyen, molotof kokteyli elinde bulunduran kimseyi muhatap almayacağız. Önce bırakacaklar, bütün o silahları bırakacaklar, Türkiye’ye silah sokmayı durduracaklar ve bütün bu terörle aralarına mesafe koyacaklar. Bizim için tek muhatap bundan sonra sizin oluşturduğunuz sivil toplum kuruluşları forumlarıdır, meclisleridir" diye konuştu.
NE TALEBİNİZ VARSA KARŞILANACAK
Valililiğin görüşmeleri başlattığını, bundan sonra yakından takip edeceğini belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne talebiniz varsa karşılanacak. Ne isteniyorsa demokratik hak ve özgürlükler bakımından size zarar veren ne varsa konuşacağız. Sizi herhangi bir şekilde rahatsız eden hangi uygulama varsa anında tedavülden kaldıracağız. Sizin bu ’ülke benim de’ diyerek sahiplendiğiniz ve aidiyet hissettiğiniz bu ülke, benim gibi bütün bakanlarımız gibi eşit şartlarda sahiplendiğiniz ülkede, sizin bu ülkeye aidiyetinizi sarsan, zayıflatan ne varsa onunla mücadele edeceğiz. Ne istiyorsanız. Ama sizden de isteğimiz aidiyetinizin derinlemesine sahip olduğunuz bu aidiyet bilinciyle Türkiye’yi, Bingöl’ü, Doğu ve Güneydoğu’yu kan çanağına döndürmek isteyenlere karşı omuz omuza durmanız, sivil toplum olarak ’bu bizim şehrimiz, bu bizim sokağımız. Burada çukur açamazsınız, burada mayın döşeyemezsiniz. Bu benim yaylam, bu benim dağım, bu benim dedemin bana miras bıraktığı topraklar’ Buralarda benden habersiz, bana rağmen herhangi bir şey yapamazsınız’ diye sesinizi yükseltmenizdir. Şeref meydanına çıkan yiğitlerin torunları da bugün aynı şerefli mücadeleyi vermek durumundadırlar."
Terör odaklarının, "baharın gelmesiyle bütün Türkiye’de masum canlara kıyacağız, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yeni mücadeleler başlatacağız" tehdidinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, bunların, bahardan, sadece ve sadece böyle bir nefret dilinin yaygınlaşmasını, inlerine girmiş teröristlerin o inlerden, mağaralardan çıkıp insanlara hayatı karartmalarını anladığını söyledi. Kendilerinin ise bahara, nevruza yeni bir aydınlık ışığın doğması için baktıklarını aktaran Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Biz baharı barış ile bekleriz. Biz baharı şiirle destanla aşkla sevdayla bekleriz. Bizim baharımızda da güzümüzde de kışımızda da yazımızda da emin olun sadece ülke ve millet sevdası var. Sadece bu topraklardaki çocukların analarının ağlamaması için yürütülecek insanca mücadele var. Sadece ve sadece herkesin omuz omuza verdiği, barış içinde yaşadığı bir Türkiye var. Onlar baharı karartmaya hazırlansınlar, ben buradan bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya sesleniyorum, biz bahar aydınlığına hazır olalım. Onların karşısında kesinlikle başınız eğik olmasın. Hiçbir şekilde, hiçbir şartta herhangi bir toprak parçamızda bu terör şebekelerine izin vermeyeceğiz. Bahar yaylalarımıza yeni bir dönemin bereketli mevsimini getirecek. Bahar şehirlerimize nevruz ateşinin yandığı güzel şenlikleri getirecek. Bahar bize hıdırellezin güzel atmosferini getirecek. Hep beraber nevruzu, baharı, hıdırellezi böyle karşılayalım, kardeşçe omuz omuza karşılayalım."
GENÇLERİN OMUZ OMUZA KAYAK YAPTIĞI DAĞLAR OLSUN
Bingöl’ün sandıkları oylarıyla doldurduğunu, kendilerinin de buna hizmetlerle karşılık vereceklerini belirten Davutoğlu, bugün Hesarek Kayak Tesislerini açtıklarını anımsattı. Davutoğlu, "Çok önemli, sembolik değeri var. Biz diyoruz ki, bu dağlar kanların döküldüğü, gencecik çocukların bedenlerinin toprağa düştüğü dağlar olmasın. Bu dağlar, o karşı karşıya çatışan gençlerin omuz omuza kayak yaptığı dağlar olsun" dedi.
Diğer yatırımlara ilişkin de bilgi veren Davutoğlu, "Allah şahit, biz bu topraklara sadece muhabbet tohumu ekmeye geldik" diye konuştu.
Çocukların daha iyi şartlarda okumasını istediklerini, bunun için adımlar attıklarını belirten Davutoğlu, devletin merhamet elini görmek isteyenlerin her biri birinci sınıf villa şartlarında yetim ve kimsesiz çocukların aile ortamında kaldığı sevgi evlerine bakmasını istedi.
"Eğer bir belde kendi yetimlerine sahip çıkmazsa geleceğinden emin olamaz, bizim dinimizin bize öğrettiği şey yetim başını okşamayanın merhameti olmaz. Eğer bir yetim başını kendi çocuğunuz, kızınız, oğlunuz gibi okşamamışsanız merhamet duygunuz gelişmez. Eğer görmeyeniniz varsa gitsinler görsünler" ifadelerini kullanan Başbakan Davutoğlu, satranç oynadığı, sohbet ettiği çocukların kiminin mühendis, kiminin doktor, çoğunun da öğretmen olmak istediğini, buna çok sevindiğini aktardı.
BAMBAŞKA YERLERDE OLABİLİRLERDİ
Davutoğlu, "Bu çocuklar düşünün eğer sahip çıkılmazlarsa beyni yıkanmış şekilde bambaşka yerlerde olabilirlerdi" dedi.
Sivil toplum kuruluşlarından gençlere sahip çıkmasını isteyen Başbakan Davutoğlu, "Bizim görevimiz onlar için istihdam şartları oluşturmak, yapıyoruz, şahitsiniz ve yine şahitsiniz bunlar yapmaya çalıştığımız her barajı yıkmaya çalışıyorlar. Kurduğumuz her şantiyenin iş makinelerini yakıyorlar, açtığımız hastanelerin ambulanslarını yakıyorlar. İşte buna karşı bizim bu gençlere sahip çıkmamız lazım. İstihdam için her türlü imkanımızı kullanacağız. Eğitim için her türlü seferberliği yapacağız ama sizin göreviniz bu bölgenin çocuklarına sahip çıkmak, bizim kadar, devlet kadar da o bölgenin eşrafının, seçkinlerinin görevidir. Sivil toplum olarak mutlaka onlara sahip çıkmanız gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.
Bingöl’e yapılan yatırımları anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Son 14 yılda Bingöl’de tam 8 milyar liralık yatırım yapmışız, 4 bin 739 projeyi Bingöl’e kazandırdık. 14 yılda bin 539 derslik inşa ettik, 6 bin 202 öğretmen atadık. Bugün Bingöl’de derslik başına düşen öğrenci sayısı 23, Türkiye genelinde 25, Bingöl’ün eğitim bakımında şartları en iyi şarttır. 9 milyon ders kitabını ücretsiz dağıttık. 2007’de Bingöl Üniversitesini kurduk ve şehirle iç içe geçmesinden memnun oldum. Bugün itibariyle 13 bin 195 öğrenci var. 11 spor tesisi, 16 sağlık tesisi, 5 bin 544 konut yaptık, daha da yaygınlaştıracağız. 79 ıslah tesisi, 7 gölet ve sulaması inşa ettik."
Bingöl’ün kayak ve termal tesislerinin olduğunu anımsatan Başbakan Davutoğlu, artık mevcut havaalanının sadece Bingöllüleri değil dünyanın her yerinden gelen turistleri taşıması gerektiğini belirtti.
Bingöl’deki belediyelere 14 yılda 828 milyon lira kaynak aktarıldığını dile getiren Davutoğlu, "Bingöl Belediye Başkanımızdan dağılımı istedim, 2014 yılında personele yüzde 17, yatırıma yüzde 76 kaynak ayırmış. 2015’te yatırıma yüzde 46, personele yüzde 18, bu AK Parti belediyeciliği ile HDP belediyeciliği arasındaki temel farktır. Mardin Belediyesi’nin harcamalarını bir çok yerde paylaştım, yatırıma yüzde 7 ayırıyor, personele yüzde 80 çünkü o personel üzerinden terör örgütlerinin militanlarına kaynak aktarılıyor. Sadece Mardin’de değil, Van’da, Diyarbakır’da bir çok yerde. Bunların hepsini denetleyeceğiz" değerlendirmesinde bulundu.
Halka hizmet eden herkesin arkasında olacaklarını vurgulayan Davutoğlu, yerel yönetimleri de güçlendireceklerini aktardı.
Bu arada, Başbakan Davutoğlu, AK Parti İl Başkanlığı, Bingöl Şehit Aileleri Gazileri ve İnsan Hakları Derneğini ziyaret etti. Davutoğlu, burada dernek yöneticileri ve şehit yakınlarıyla bir süre görüştü.