Basbakan Davutoglu’nun Bingöl’de STK temsilcilerine yaptigi konusmanin tam metni
... Büyük bir misafirperverlikle bizi ağırlayan Bingöllü kardeşlerimize teşekkürü bir borç biliyorum.
Gerçekten dünkü yoğun Meclis mesai, bir önceki gün Konya’daki yine yoğun bir mesaim sonrasında Bingöl’de çok yoğun bir tempo olmasına rağmen hiç yorgunluk hissetmedim. Ve Konya’da nasıl sokaklarda, yolun her kavşağında hemşehrilerim beni büyük bir muhabbetle ağırladılarsa, Bingöl’de de aynı muhabbeti görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum ve kendimi Konya’da Konyalı hissettiğim gibi Bingöl’de de bugün Bingöllü olarak hissettiğimi ifade etmek istiyorum.
Bugünkü ziyaretimizin birçok vesilesi vardı, gün boyu da bu vesilelerle Bingöl’ümüzün değişik kesimleriyle biraraya geldik.
Her şeyden önce teşekkür etmeye geldim, çünkü 1 Kasım seçimlerinde Bingöl yeni bir destan yazdı ve yüzde 66’lık bir oy oranıyla ve Türkiye’de oyunu en fazla arttıran 3 ilden biri olarak bize büyük bir hediye sundu. Bingöl böyle güzel bir hediye sunar da biz o hediyeyi karşılıksız bırakır mıyız? Biz de Bingöl’ün ayağına geldik, huzuruna geldik ve bizzat teşekkür ediyoruz diyerek sizlere hitap etmek istedim.
Yine tabi bugünlerde ülkemizin etrafındaki ateş çemberini fırsat bilen bazı hain odaklar tekrar harekete geçtiler ve bu hareket etrafında da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da eski ayarlara dönerek 90’lı yılları andıran terör saldırıları başlattılar. Ona karşı, ki biraz sonra daha detaylı üzerinde duracağım, devletimiz, milletimizle birlikte büyük bir mücadeleye girdiğinde de, büyük bir gururla ifade ediyorum, başta Bingöl olmak üzere bütün bölge halkı bu mücadelenin yanında yer aldı ve terör örgütünün provokasyonlarına izin vermedi. Buradan hem Bingöllülere, hem bölge halkına ve bölge halkını ve Bingöllüleri temsil eden sivil toplum kuruluşlarına teşekkürü bir borç biliyorum.
Ne zaman nereye gidersem gideyim mutlaka sivil toplum kuruluşlarıyla buluşuyorum, ama bu buluşmanın özel bir önemi var. Müsaade ederseniz, bu özel öneme geçmeden önce Bingöl’le ilgili kanaatlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ülkeler gibi şehirler de geçmişleriyle, yani tarihleriyle ve coğrafyalarıyla kaderlerini belirler. Bugün çok sayıda hizmeti açtık, bu 3’üncü vesiledir ziyaretimizin, onlara geleceğim. Ama ondan önce Bingöl bizim için ne anlam ifade ediyor siyasi bakımdan, bunu ele alacağım, sonra bugünkü kritik dönemde Bingöl’den ve sizden beklentilerimizin ne olduğunu sizlerle paylaşacağım ve nihayet Bingöl’e bugün hizmete açtığımız değişik projeler bağlamında nasıl bir ekonomik gelecek düşünüyoruz, bunları da yine sizlere arz edeceğim.
Bingöl özel bir il. Niye biliyor musunuz? Bingöl Anadolu’da, ülke coğrafyamız içinde hiç işgal görmemiş nadir illerimizden biri. Bingöl, benim geçmişe dönüp tarihine baktığımda, özgürlüğüne düşkün, kendi fikrine, iradesine sahip onurlu insanların vilayetidir. Rus işgal orduları Karlıova’dan Solhan’a doğru gelirken, Solhan yolu üzerinde şimdi Şeref Meydanı diye adlandırdığınız yerde Bingöl’ün yiğit insanları bu işgal ordularına dur dedi ve buradan öteye geçemezseniz dedi, buradan ötesine sizin gücünüz yetmez dedi. O gün bu işgal ordularına dur diyerek Bingöl’ü işgalden kurtaran ve Bingöl’ü hiç işgal görmemiş bir şehir olarak bize emanet bütün Bingöllü ecdada da teşekkürü bir borç biliyorum.
Bingöl nasıl o dönemde böyle şanlı, güzel bir direniş sergilemişse, yine yakın dönem siyasi tarihimizde Bingöl hep müstesna adımların şehri oldu. 12 Eylül’den sonra bugün değiştirmeyi arzu ettiğimiz ve benim de şahsen hayır oyu vermiş olduğumu her zaman deklare ettiğim 82 Anayasasına en yüksek oy oranıyla hayır diyen de Bingöl olmuştur. Dolayısıyla, Bingöl’le aramızda çok ortaklık var.
Yine daha sonraki dönemlerde; ki bugün vefat yıl dönümüdür, rahmetli selefim Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamıza da sahip çıkmış, 95 seçimlerinde çok yüksek bir oy oranıyla 3’te 3 yapmıştır Bingöl. Bingöl hep doğrunun, hakkın yanında yer almış. Böyle olunca, Bingöl AK Parti siyasetinde de hep bize destek verdi, yüzde 32’yle başladık yüzde 66’ya kadar çıkan oy oranıyla hep destek verdiniz, çünkü sizin dünyaya bakışınızla bizim dünyaya AK Parti olarak bakışımız arasında tam bir aynilik var. Çünkü siz nasıl istiklal mücadelesinin doğudaki bayraktarlığını üslenip işgale hayır dedinizse, aslında AK Parti düşüncesinin, felsefesinin de nihai hedefi, Türkiye üzerinde oyun oynamak isteyen herkese karşı hayır demektir, ona karşı da birliğimizi, beraberliğimizi temsil eden herkesle omuz omuza vermektir.
Biraz önce şehit ve gazilerimizin derneğini ziyaret ettim. Orada şöyle bir resimleri… Bingöllüler o anlamda hatıraya çok sahip çıkıyorlar, tebrik ediyorum.
Şehit ve Gaziler Derneğimize. Burada da ailelerini ağırladığımız şehitlerimize de bir kez daha rahmet diliyorum. O Şehit ve Gaziler Derneği’nde Koreli şehitler, Kıbrıs’ta şehit düşen Bingöllüler ve son dönemde teröre karşı şehit düşen Bingöllülerin resimleri yan yanaydı. Bingöl, milli bir dava varsa orada hep olmuştur, hep olacaktır, 1 Kasım’da bunu gösterdiniz. Tarihi bu olunca bir şehrin, meselelere bakışı da farklı oluyor. Onun için Bingöl bütün bu terör faaliyetleri karşısında da hep en doğru tavrı ve siyasi gelişmelerde de en özgürlükçü tutumu takındı.
Burada bir de Bingöl’ün coğrafyasından bahsetmek isterim. Biraz önce Bakanımız da zikretti; ki Bingöllülerin kendisiyle gurur duymakta son derece haklı olduğu, ahlak ve edep örneği güzel bir siyasi geçmişi Cevdet Yılmaz kardeşimle de biz de bir kez daha gurur duyduğumuzu burada ifade etmek istiyorum.
Bingöl doğu-batı, kuzey-güney, Karadeniz-Mezopotamya, Kafkasya-Harran ovalarının ortasında her türlü gelişmeye açık, bazı riskleri belki yakınında barındıran, ama çok büyük avantajları da barındıran çok kritik bir mekanda bulunuyor. Bingöl’ü merkez alın, bir daire çizin, Mezopotamya’ya, Kafkasya’ya, Karadeniz’e, Akdeniz’e neredeyse optimum uzaklıktadır. Şehirlerimizi itibarıyla da batıda Elazığ’a, güneyde Diyarbakır’a, kuzeyde Erzurum’a, Muş’a 120 ila 160 kilometre arasında bir mesafededir. Bütün geçişkenlikler, kesişimler bu hat üzerinde oluyor. Dolayısıyla Bingöl, bugün de zikrettiğim gibi sadece yolları, kervanları buluşturan bir şehir değil, yürekleri, zihinleri buluşturan bir şehir. Onun için Bingöl’ün huzuru Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ve İç Anadolu’nun huzuru için olmazsa olmaz şarttır arkadaşlar.
Bingöl eğer kendi içinde sağlam ve doğru bir zeminde istikrar ve huzuru buluşmasa, çevredeki bütün vilayetleri bu yönde etkileyebilecek güce ve merkezi bir konuma sahiptir. Ama Bingöl eğer birtakım huzursuzluklara muhatap olmuşsa bunun çevreye yayılması da çok daha artan bir etkiyle olur. Onun için siyasetimizde Bingöl’ün özel bir önemi var ve dediğim gibi teşekkür ziyaretimi de, Mardin’den, Erzincan’dan sonra Bingöl’e gelerek devam ettirdim.
Değerli sivil toplum kuruluşları, tarihin kırılma noktaları vardır, aynen 100 yıl önce dedelerinizin şeref meydanında o kırılma noktasına, burada bundan sonra bizim sözümüz geçer diyerek mühür vurduğu gibi, bugün de bir kırılma noktasındayız.
Dün Mecliste hitap ederek söyledim, 2016 yılı iki olayın 100. yılıdır, Kut’ül Amare zaferi ve Sykes-Picot planı.
Kut’ül Amare zaferi, Irak’ta Bağdat yakınlarında müstevlilere, işgalcilere karşı Arap’ın, Türk’ün, Kürt’ün, Müslüman’ın, Hıristiyan’ın, Yezidi’nin ortak olarak direndiği son savaştır ve zafer kazandı. Aynen Alp Arslan’ın ordusunda, Selahaddin’in ordusunda bu halkların biraraya gelerek Moğollara, Haçlılara karşı direnmeleri gibi ve aynen İstiklal Harbinde bütün bu halkların birlikte direnmesi gibi.
Değerli arkadaşlar, 100 yıl geçti, tam o Kut’ül Amare zaferini biz kazandığımız günlerde bir başka plan yapıldı Sykes-Picot diye. Bu planın esası şuydu: Asırlarca birarada yaşamış, birlikte yaşamış hakları birbirinden koparmak ve Osmanlı Devleti’ni tasfiye etmek. Doğru, Osmanlı Devleti’ni tasfiye ettiler, ama geride bu devletin devamı, bakiyesi anlamında Türkiye Cumhuriyeti Devleti çevrede ne zaman sıkıntı yaşansa, sıkıntı yaşayan herkesin başvurduğu nihai merci olarak kaldı. Orada da büyük kısıntılar yaşadık, 12 Eylül baskısını gördük, 28 Şubat zulmünü gördük ve AK Parti’yle son 15 yıl içinde devlet ile millet bütünleştiğinde bütün çevre coğrafyaların mazlumlarının yönlerini Türkiye’ye dönüp bizden yardım istediğini de gördünüz.
Bugün 1 Kasım seçimlerinde bir Suriyeli alimin ifade ettiği gibi, oylarını Türkiye’deki kardeşlerimiz elleriyle sandığa attı, biz avuçlarımızı açarak Rabbimiz nezdinde oy kullandık. Çünkü biliyorlardı ki onlar, Somali’dekiler, Gazze’dekiler, Bosna’dakiler, Suriye’dekiler, son sığınak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprakları da parçalansa, son sığınak olarak gördükleri Anadolu toprakları da huzursuz bir istikrarsızlığa yönelse gidecek başka yer yok. Herkes bir yere gidebilir, ama bizim gidecek başka toprağımız, başka vatanımız yok arkadaşlar, aynen 100 yıl önce olduğu gibi.
Bizim torunlarımızın onurla, vakarla yaşamasını istiyorsak, hep beraber bu toprakları koruyacağız. Bu, sadece devletin üstlendiği bir görev değil, milletin de gereğini yapması gereken bir görev, çünkü artık devletle millet bizim iktidarımız döneminde bir ve bütün oldu. eğer şu veya bu özellikleri dolayısıyla, eğer şu veya bu etnik ya da mezhebi kimliği dolayısıyla herhangi bir vatandaşımıza herhangi bir devlet bürokratı yan gözle bakarsa, o gözün karşısında önce biz dururuz, hep beraber dururuz. Türkiye, Dersim yıllarının tek parti zulmünü yaşamıyor arkadaşlar. Türkiye, 27 Mayıs döneminin, ki bütün Türkiye sathında Demokrat Partili bilinen herkesin hemen hemen suçlu görüldüğü, başkanların asıldığı bir Türkiye de değil. Türkiye, Diyarbakır Cezaevi’yle anılan 12 Eylül dönemini de yaşamıyor. Türkiye, başörtülülerin baskı altında olduğu, fikir söylemenin imkansız görüldü 28 Şubat döneminde de değil. Ve hatta Türkiye, 27 Nisan e-muhtırasıyla milli iradeye meydan okunan 2007 yılında da değil. Yeni Türkiye derken biz bunu bahsediyoruz. Yeni Türkiye kökünü Şeref Meydanı’ndan alan, Sarıkamış’tan alan, Çanakkale’den alan, Kut’ül Amare’den alan birleştirici ruhun adıdır. Eski Türkiye’den kalan alışkanlıklar ise ülkeyi şu veya bu kimlikle bölmeye çalışanların adresidir.
Dün Mecliste gördünüz, bütün o partiler hepsi bir diğerine hiçbir şey söyledi, hepsi birden bize yönelttiler tenkitlerini, en ağır hakaretleri bize yönelttiler. Neden? Çünkü onlar eski Türkiye’nin geri dönmesini istiyorlar. Eski Türkiye dönerse 90’lı yıllara, PKK’nın ekmeğine yağ sürülecek ve istismar edilecek dosyalar açılacak. Eski Türkiye dönerse, ki bölücü terör örgütü onun bir parçasıdır, onun yaptığı terör olayları üzerinden demokrasimiz askıya alınacak. Eski Türkiye dönerse bir başka partinin temsil ettiği tek parti zihniyeti ve ideolojisi geri dönecek.
Arkadaşlar, 12 Eylül Anayasasına hayır diyen Bingöllüler, sivil toplum denilen bir yapı varsa bunu Şeref Meydanı’nda gösteren Bingöllüler, son dönemde referandumlarla yaptığımız bütün anayasal özgürlük çabalarına en büyük desteği veren Bingöllüler; biliniz ki, o defter kapanmıştır, Türkiye bir daha 90’lı yıllara da, 80’li yıllara da, 27 Mayıs dönemine de, Dersim dönemine de dönmeyecektir.
Son 13 yıl içinde yaptıklarımızın bunun en önemli teminatıdır. Olağanüstü hali kaldıran biziz. Kürtçe, Zazaca ve diğer yerel dillerdeki yasakları kaldıran biziz. Hapishaneye gittiğinde evladıyla Kürtçe konuşamayan annelerin üzerindeki yasağı kaldıran biziz. TRT Kürdi’yi kuran biziz. Her sözümde söylüyorum, dilleri kıymetli kılan o dilde kullanılan kelimeler değildir, o dilin ruhudur, o kelimelerin ruhudur. Eğer bir dilde, güzel Türkçemizde Yunus Emre’nin muhabbetini dile getiriyorsanız o güzeldir, güzel Kürtçemizde Feqiye Teyran’ın dilini kullanıyorsanız o güzeldir, ama hangi dilde olursa olsun nefret dili kullanıyorsanız, şiddet dili, terör dili kullanıyorsanız o dil çirkindir bizim nezdimizde. Bütün bu yasakları kaldırdık.
Ben bugün hitap ederken Zazaca ve Kürtçe hitap ettim. Türkiye’de eskiden olsaydı kıyamet kopardı herhalde, kimse bundan rahatsız olmuyor, çünkü artık herkes biliyor ki bu diller, hepsi bizim anamızın ak sütü kadar helaldir. İşte buradan da söylüyorum, sizin güzel Türkçemizle hoş geldiniz demenize, ben de güzel Zazacamızla “…” diyorum, güzel Kürtçemizle “…” diyorum, “…” diyorum, Bingöl ikinci evimiz diyorum. Çünkü biz kelimelerin arkasındaki anlama bakarız, dilin arkasındaki gönle bakarız.
Buradan ister Edirne’de Rumeli lehçesiyle konuşulmuş olsun, ister Orta Anadolu’da Karamanoğlu Mehmet Beyin Türkçesi olsun, ister dediğim gibi Feqiye Teyran’ın, Ahmed-i Hani’nin Kürtçesi olsun, ister Ezanı Muhammedi’nin Arapçası olsun, hepsi bizim, hepsi güzel, hepsi mübarek, hepsi aziz. Artık bu dosyalar kapandı, kimse kimseye bir şey dikte etmeyecek, kimse kimseye şunu yaparsın, bunu yapamazsın demeyecek.
Peki, bu dosyalar kapanmışken değerli arkadaşlar, bu terör piyonları, bu bölücü terör örgütü terör dosyasını tekrar niye açtı; hepinize soruyorum, niye açtı, ne istiyorlar? 2,5 yıl boyunca çözüm süreci bağlamında atılması gereken her türlü adımı attık biz. Onlarsa biz bu adımları atarken bu ülkenin dağlarına, bu ülkenin ilçelerine yığınak yapmakla meşguldüler.
Bakın, çok çarpıcı bir şekilde soruyorum; 90’lı yıllar boyunca ve hatta bizim iktidarımızın ilk yıllarında hep yol aramalarından şikayet edildi. Ya çok yol araması var, bunları durdursak ne güzel olur diye talep edildi. Yol aramalarını kaldırdık, Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi seyahat özgürlüğünü en iyi şekilde yapalım dedik. Bundan bütün bölge halkı memnun oldu, ama birileri, hatta şu anda Parlamentoda olan bir milletvekili de arabalarının arkasına bixileri, silahları alıp bir yerlere silah taşıdılar. Özgürlük verilince bunu istismar edenler, baskı gelince onun üzerinden Kürt vatandaşlarımızı tahrik edenler ne istiyorlar biliyor musunuz? Bu ülkenin insanlarının kardeş kavgasıyla birbiriyle girmesini istiyorlar. Onlar, Şeref meydanı’nda durduğunuz Rus işgalcilerin içeride işbirlikçisi olan o zamanki Ermeni çeteleri gibi bugün de Moskova’ya gidip Türkiye’ye karşısında işbirliği yapıyorlar. Dillerinde Türkiyelileşmek iddiası, ama zihinlerinde Türkiye’deki insanları birbirine kırdırma düşüncesi.
Şimdi herkes birbirine sorsun, siz, özellikle de siz sivil toplum kuruluşları olarak hiç korkmayın, çekinmeyin, ayağa kalkın ve sorun, 2013 Mart’ında silahları bırakacağız sözü, silahlı gruplar Türkiye’yi terk edecek sözünün gereği niye yapılmadı? Silahları bırakacağız deyip sizleri ve bizleri aldatarak daha çok silahı Türkiye’ye sokarak ne elde etmek istediler? Nedir biliyor musunuz? Çünkü irade onların iradesi değil, onlar sadece piyon, birilerinin talimatını alan piyonlar. Şimdi Cizre’de, Silopi’de olanları istismar ediyorlar, Sur’da olanları, hiç daha ötesini söylemeye gerek yok.
Bakınız, Diyarbekir’in Hazreti Süleyman’ı bizim için Konya’nın Hazreti Mevlana’sı gibi mübarek, Diyarbakır’ın Ulu Camii Bursa’nın Ulu Camii kadar aziz, Diyarbakır’ın Suriçi İstanbul’un Suriçi kadar mukaddestir ve mutlaka korunacaktır. Ama oraları silah deposu haline getiren kim? Keskin nişancıları oralara, buralara yerleştiren kim? Evleri, barkları duvarları delerek birbirine bağlayıp, orada kandırdıkları gencecik çocukları ölüme götüren kim? Bütün bu bölgenin ilim merkezi olan Cizre’yi kana bulayan kim? Cizre’de o halka hizmet için gitmiş olan sağlık mensuplarını, ambulansları yakanlar, tarayanlar, devlet hastanesine 24 saatte 20 roket gönderenler kim? Bekliyorlar ki şu: Onlar onları yapacaklar, devlet, yani sizin devletiniz, yani sizin oy vererek beni koruyun diye görevlendirdiğiniz bizler onları seyredeceğiz. Allah aşkına, bir, biz seyreder miyiz? Seyretmeyiz. İki, biz seyretsek siz razı olur musunuz? Olmasınız, sizin rıza göstermediğiniz hiçbir şeyi yapmayız.
Burada gerçek zulmü çekenler Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan Kürt vatandaşlarımızdır. Onlar en büyük zulmü önce burada yaşayan Kürt vatandaşlarımıza yapıyorlar. Ve burada yaşayan Kürt vatandaşlarımızın haklarını, hukukunu korumak için, buradaki Kürt vatandaşlarımızın çocuklarıyla birlikte, Trakya’nın, Ege’nin, Akdeniz’in, Karadeniz’in, İç Anadolu’nun çocukları da beraber şehit oluyorlar, işte bugün Şehit ve Gaziler Derneği’nde gördüğümüz gibi. 33 eri Diyarbakır’da 1993’te de aynı hedef için şehit ettiler, o zaman da barışa çok yaklaşmıştık. Bingöl’de şehit ettiler 24 Mayıs’ta, o zaman da çok yaklaşmıştık barışa. Bir el bizim istikrarımız sağlamlaştığı zaman müdahale ediyor. Çünkü biliyorlar ki arkadaşlar, Türkiye bu anlamda bütün mazlum milletlerin umudunu bağladığı son kaledir. O kalenin düşmesine izin vermeyeceğiz. Eğer böyle bir sığınak olmamış olsaydı 2,5 milyon kardeşimiz, Araplar, Kürtler, Türkmenler nereye gideceklerdi? Halep’in halini görüyorsunuz, o güzel Halep’in, bu hale getirmek istediler şehirlerimizi.
Şimdi sizlere, özellikle de bu çerçevede sivil toplum kuruluşumuza düşen görev… Devlet sizin devletinizdir, kimin idare edeceğini siz seçersiniz. Devlet artık size tahakküm etme makamı değil, size hesap verme makamıdır. Tek bir vatandaşımızın hakkına, hukukuna bir halel gelirse, onun karşısında duracak olan hep beraberiz. O zaman size düşen en önemli görev, sivil toplum olarak ayağa kalkmanız, bu topraklar bizim, bu şehir bizim, bu ilçeler bizim, bu dağlar, bu ırmaklar, bu vadiler bizim diyerek hiç kimseye, hiçbir terör odağına bu güzel beldeleri, bu güzel mekanları terk etmemenizdir.
Biz bölge halkının yanındayız ve aslında biz bölge halkından da farklı değiliz, hepimiz tek bir halkız. Sizin Bingöl’de ne kadar hakkınız, hukukunuz varsa her santimetrekaresinde, Konya’da da aynı derecede hakkınız ve hukukunuz vardır. Benim Konya’da ne varsa, Bingöl’de de hakkım, hukukum vardır. Kimin nerede doğacağına biz karar vermedik, Rabbimiz karar verdi. Ama biz şuna karar verdik hep beraber: 81 vilayetin çocukları 81 vilayette de eşit hakka ve hukuka sahiptir.
Birtakım ifadelerle özyönetim vesaire gibi, böyle bir durum olduğunda ne demektir bu? Bir ilçeden bir başka yere gittiğinizde, oradan bir başka yere gittiğinizde her biri ayrı otorite anlamına gelecek yaklaşımlar. Biz buna izin verir miyiz?
Ayrıca, her şey konuşulabilir, dile getirilebilir, ama biz teröre, şiddete boğun eğer miyiz? Bütün bu mücadeleyi birlikte yürüteceğiz. Ortadoğu’yu parçalama, Sykes-Picot’u, hani Ortadoğu Bölgesi’ni bütünüyle küçük parçalara ayıran o plan var ya 2016’da, Devleti Aliyye Osmaniye’yi parçalayan bölen, şehirlerimizi bölen, Kobani’yi Suruç’tan, Ceylanpınar’ı Resulayn’dan, Tel Abyad’ı Akçakale’den ayıran o plan var ya, Yayladağı’nı Türkmen Dağı’ndan ayıran o plan var ya, kardeşi kardeşten ayırdı. Biz takip ettiğimiz dış politikayla 13 yıl içinde bunların birleşmesi için her şeyi yaptık. Suriye rejimi halkına zulmetmezken, biz onlarla birlikte vizeleri kaldırarak bu şehirleri birleştirmeye gayret ettik. O dönemlerde Suriye rejimi oradaki Kürt kardeşlerimize nasıl zulüm yapıyordu biz biliyoruz, hep bu zulmün kalkması için onlara telkinde bulunduk. Suriye rejimi zulmetmeye başladığında da o kardeşlerimizin hukuku için öne biz ayağa kalktık. Ama birileri diyor ki şimdi, bırakın Suriye rejimi Arapları katletsin, Türkmenleri katletsin ve dahi Kürtleri katletsin, sadece PYD zihniyetine sahip olmayan Kürtlere hayat hakkı tanısın, biz o rejimi alkışlarız. Kobani’den, Haseke’den ilk kaçan göçmen grubu Kürtler, PYD’nin zulmüne, YPG’nin zulmüne boğun eğmeyen KDP ve diğer siyasi görüşlere sahip olan Kürtlerdi. Bunların zihninde ikinci bir görüşe izin yok.
Şimdi bizim görevimiz, hep beraber bu coğrafyayı tekrar bütünleştirme çabası içine girmektir. Biz buna çabalarken, onlarsa hani Suriye, Irak gibi o zaman bölünen toprakları daha da küçük parçalara bölmek ve Türkiye’yi de daha küçük parçalara bölerek mümkünse bir daha dünya 5’ten büyüktür diyecek bir sesin çıkmasına izin vermeyecek, bir daha Somali’de gözlü yaşlı çocukların yaşını silmeyecek, bir daha dünyada zulüm olduğunda sesini yükseltmeyecek, bir daha Filistin halkı adına konuşamayacak kadar zayıf bir Türkiye olsun, bütün hedefleri bu.
Şimdi Türk’üyle, Kürt’üyle, Sünni’siyle, Alevi’siyle bütün bu şanlı geçmişin sahipleri olarak bizlerin hep beraber, biz aklın, vicdanın, merhametin sesi olan Türkiye’yi susturulmasına izin vermeyeceğiz demektir. Biz Filistin’e gittiğimizde, Gazze’de bombalar altında gittiğimizde sizler adına gittik. Biz Myanmar’da Arakan’a oradaki kardeşlerimize yine çok zor şartlar altında gittiğimizde sizler adına gittik, hep beraber 78 milyon adına. Şimdi öyle bir şey istiyorlar ki, Türkiye’nin başı belaya girsin, bu hain çeteler, odaklar, teröristler Türkiye üzerinde öyle bir baskı uygulasın ki, bir daha Türkiye’nin sesi çıkamaz hale gelsin. Siz sivil toplumsunuz, siz halkın sesini tutuyorsunuz, siz buna izin verir misiniz? Türkiye’nin zayıflaması demek, her bir vatandaşımızın zayıflaması demek. Türkiye’nin zayıflaması demek, gönül coğrafyamızdaki her bir sesin kısılması demek. Onun için Türkiye’nin bütün Ortadoğu halkları, bütün Balkan hakları, bütün Kafkas halkları, bütün Afrika ve Asya halkları adına ayakta olması lazım, dimdik olması, gücünün, kuvvetinin yerinde olması lazım. O için Bingöl’ün sesine ihtiyacımız var, onun için Doğu’nun, Güneydoğu’nun sesine, irfanına ihtiyacımız var.
Sizlerle bu anlamda Başbakan olarak ikinci buluşmam, Dışişleri Bakanı olarak da gelmiştim, daha sık geleceğim, daha sık görüşeceğiz, halleşeceğiz, dertleşeceğiz, ama zinhar kardeşle kardeşin arasına fitne sokulmasına izin vermeyeceğiz. Bütün demokratik kazanımlarımızı koruyacağız, hakkımızı, hukukumuzu, insan onurunu koruyacağız, ama düşmana da fırsat vermeyeceğiz. Bu çerçevede son dönemde, özellikle 20 Temmuz Suruç saldırısıyla başlayan, 22 Temmuz Ceylanpınar’da PKK’nın 2 polisimizi şehit etmesiyle başlayan süreçte nihai bir karar olarak, Türkiye’nin huzuru, her bir vatandaşımızın gönül rahatlığı içinde emniyetini koruyabilmek için başlattığımız demokrasi ve huzur operasyonu devam ediyor.
Şimdi bu operasyon ikinci bir aşamaya geçti. Elhamdülillah, gerek o saldırıları planlayan Kandil’deki odakları, gerekse Türkiye’de kırsal kesimde ve mücavir bölgedeki yapılanmaları, son olarak da bazı ilçelerimizde yoğunlaşan şehir eşkıyalarını etkisiz kıldık. Şimdi yaraları sarmak üzere, birlikteliğimizi daha da pekiştirmek üzere her yerde bir imar faaliyeti başlatmak için üzere, birlik, huzur ve demokrasi eylem planımızı hazırladık. Bunu Mardin’de paylaştım, gittiğim her yerde de paylaşıyorum, bu eylem planının esaslarını tekrar tekrar vurguluyorum. Bu eylem planının esası, devletle milletin el ele vererek yaraların sarılmasıdır. Ekonomik boyutu vardır, esnafımızın, bütün burada yaşayan vatandaşlarımızın terörden gördükleri zararın telafi edilmesi anlamında. Sosyal boyutu vardır, yerinden göç etmek durumunda kalan vatandaşlarımızın tekrar en iyi şekilde kira yardımıyla, diğer sosyal desteklerle bulundukları yerlerde en iyi şartlarda hayatlarını idame ettirmeleri için.
Buradan bir vesileyle de, Diyarbakır’da çok Bingöllü kardeşimiz olduğu için, Sur’dan Bingöl’e gelen kardeşlerimize el açtığınız, yardım ettiğiniz için de sizlere teşekkür ediyorum.
Bütün bu eylem planının en çok önem verdiğim ayaklarından birisi, her ilde sivil toplum kuruluşlarından oluşan istişare meclisleri kurulmasıdır. Valilerimizi Ankara’da topladım ve onlara söyledim… Hani hep şu sitemi sizden duyduk sivil toplum adına, niye sadece bir kesimi muhatap alıyorsunuz diye; haklı bir sitemdi. Niye sadece bir kesimle konuşuyorsunuz diye. Bu haklı sitemi karşılamak üzere bundan sonra diyoruz ki, bu yeni süreçte muhatabımız milletimizin tamamıdır ve illerde muhataplarımız da sivil toplum kuruluşlarımızın meşru temsilcileridir, başka da muhatabımız olmayacak. Elinde silah olan, tetiği elinde tutan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan, yollara mayın döşeyen, molotof kokteyli elinde bulunduran kimseyi muhatap almayacağız. Önce bütün o silahları bırakacaklar, Türkiye’ye silah sokmayı durduracaklar ve bütün bu terörle aralarına mesafe koyacaklar. Bizim için tek muhatap bundan sonra sizin oluşturduğunuz sivil toplum kuruluşları forumlarıdır, meclisleridir. Valimiz bu görüşmeleri başlatmış, bundan sonra yakından takip edeceğim, ne talebiniz varsa karşılanacak. Ne isteniyorsa, demokratik hak ve özgürlükler bakımından size zarar veren ne varsa konuşacağız. Sizi herhangi bir şekilde rahatız eden hangi uygulama varsa anında tedavülden kaldıracağız. Sizin bu ülke benim de diyerek sahiplendiğiniz ve aidiyet hissettiğiniz bu ülke, benim gibi, bütün bakanlarımız gibi eşit şartlarda sahiplendiğiniz ülkede, sizin bu ülkeye aidiyetinizi sarsan, zayıflatan ne varsa, onunla mücadele edeceğiz. Ne istiyorsanız… Ama sizden de istediğimiz, aidiyetinizin derinlemesine sahip olduğunuz bu aidiyet bilinciyle Türkiye’yi, Bingöl’ü, Doğu ve Güneydoğu’yu kan çağına döndürmek isteyenlere karşı omuz omuza durmanız, sivil toplum olarak bu bizim şehrimiz, bu bizim sokağımız, burada çukur açamazsınız, burada mayın döşeyemezsiniz, bu benim yaylam, bu benim dağım, bu benim dedemin bana miras bıraktığı topraklar, buralarda benden habersiz, bana rağmen herhangi bir şey yapamazsınız diye sesinizi yükseltmenizdir. Şeref Meydanı’na çıkan yiğitlerin torunları da bugün aynı şerefli mücadeleyi vermek durumundadırlar.
Şimdi tehdit ediyorlar, baharın gelmesiyle birlikte bütün Türkiye’de, işte Ankara terör eyleminde olduğu gibi batıda şehirlerde masum canlara kıyacağız, doğuda da kırsal kesimde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yeni mücadeleler başlatacağız. Yahu bunların bahardan anladığı, sadece ve sadece böyle bir nefret dilinin yaygınlaşması, inlerine girmiş teröristlerin o inlerden, mağaralardan çıkıp insanları hayatı karartmaları. Biz ise bahardan, Nevruz’dan yeni bir aydınlık ışığın doğması için bakarız. Biz baharı barış ile bekleriz. Biz baharı şiirle, destanla, aşkla, sevdayla bekleriz. Bizim baharımızda da, güzümüzde, kışımızda da, yazımızda da emin olun sadece ülke ve millet sevdası var, sadece bu topraklardaki çocukların analarının ağlamaması için yürütülecek insanca mücadele var, sadece ve sadece herkesin omuz omuza verdiği, barış içinde yaşadığı bir Türkiye var.
Onlar baharı karartmaya hazırlansınlar, ben buradan bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya sesleniyorum, biz bahar aydınlığına hazır olalım. Onların karşısında kesinlikle başınız eğik olmasın. Hiçbir şekilde, hiçbir şartta, herhangi bir toprak parçamızda bu terör şebekelerine izin vermeyeceğiz. Bahar, yaylalarımıza yeni bir dönemin bereketli mevsimini getirecek. Bahar, şehirlerimize Nevruz ateşinin yandığı güzel şenlikleri getirecek. Bahar bize Hıdrellez’in güzel atmosferini getirecek. Hep beraber Nevruz’u böyle karşılayalım, baharı böyle karşılayalım, Hıdrellez’i böyle karşılayalım, kardeşçe, omuz omuza karşılayalım. İşte bunun için buradayız, sizlerden şu ana kadar gösterdiğiniz desteğini daha fazla da göstermek için. Onun için aslında bugün çok sembolik bir törende de biraraya gelmiş olduk ve çok sayıda tesisi açtık.
Bakın, bundan 4 ay önce değerli Bakanımız 323 milyon Türk Liralık, eski rakamla 323 trilyonluk tesisi açtı çok sayıda. Ben Bingöl’e gelmeye karar verdiğimde Cevdet Beye dedim, ben Bingöl’e elim boş gitmem. Bingöllüler bizi boş sandıkla karşılamadı, sandıkları oylarıyla doldurdular, biz de Bingöl’ü hizmetlerimizle doyuracağız dedim ve yeni bir paketle geldik.
Bakın burada ne var? Hani birileri baharı şiddetle, nefretle karşılıyor ya, bugün Hesarek Kayak Tesislerini açtık, çok önemli, sembolik bir değeri var. Biz diyoruz ki, bu dağlar kanların döküldüğü, bu dağlar gencecik çocukların bedenlerinin toprağa düştüğü dağlar olmasın, bu dağlar o karşı karşıya çatışan gençlerin omuz omuza kayak yaptığı dağlar olsun.
İnerken ne kadar güzeldi; her zaman söylüyorum, bazı vilayetlerimiz çok şanslı, Bingöllüler de çok şanslı, dağda kar vardı, indik hava alanında güneş vardı. Karla güneşi aynı anda ağırlayabilen, bu kadar güzel havaya sahip olan… Rivayet edilir ki, bunu da eskiler biliyor olması lazım, rivayet edilir ki, Büyük İskender buradan geçerken, burası dünyanın en şifalı diyarlarından biridir diyerek konaklayıp buradaki termal tesislerde kalmış. Ta o zamandan beri Bingöl şifa diyarıdır. Şimdi biz bu şifa diyarını şenlendirmeye çalışıyoruz, onlar bunu bozmaya gayret ediyorlar.
Terminal binasını açtık. Hesarek Kayak Tesisleri sizlere hayırlı, mübarek olsun.
Tarımsal sulama tesislerini ve göletleri, yani bereket gelsin. Ne demek Nevruz? Tarımın yeniden doğması, doğanın yeniden hayat bulması demek, onun için biz buraya tarımsal sulama tesislerini ve göletleri bugün açarak geldik.
Yine bütün bu kıskançtan çıkışımızın tek yolu eğitimdir, gençlerin eğitilmesi. Biz FATİH Projesi çerçevesinde binlerce tableti Bingöllü gençlerimize dağıttık, on binlerce tableti de Doğu Anadolu’daki gençlere, Güneydoğu Anadolu’daki. Biz onların eline silah vermedik, biz onların eline molotof kokteyli vermedik, biz onların mayın vermedik. Biz onların eline tablet verdik, kitap verdik, gönüllerine aşk verdik, sevda verdik, muhabbet verdik.
Konya’da seçimi kazandığım gün akşamı söylediğim sözü, bir teminattır o, Hazreti Mevlana’nın huzurunda 1 Kasım seçimi akşamı Hazreti Mevlana’nın bir sözüyle hitap etmiştim hatırlarsanız, biz bu topraklara sadece muhabbet tohumu ekmeye geldik, Allah şahit, biz bu topraklara sadece muhabbet tohumu ekmeye geldik.
Bu eğitim faaliyetleri çerçevesinde Yatılı Bölge Okulu, Kız Meslek Lisesi, Yedisu Lisesi, Cumhuriyet Kız Yatılı Bölge Okulu ve Anadolu Lisesi’nin pansiyonlarını bugün açtık, Anadolu Lisesi spor salonunu açtık. Yani dediğimiz, mesajımız şu: Bu gencecik çocuklar daha iyi şartlarda okusunlar, daha güzel imkanlar bulsunlar.
Bugün gözlerimi yaşartan, ama mutlu eden bir şey, gün boyu çok bereketli geçti, sabah bu açılışları yaptık, oradan çıktık hemen yanındaki sevgi evine girdik. Bingöllüler, ne olur, devletin merhamet elini görmek istiyorsanız, hani devlet deyince hep böyle güç ile hatırlanır, böyle yansıtmaya çalışır bunlar, Bingöl’de sivil toplum kuruluşları eğer görmemişlerse, tören yaptığımız kapalı spor salonunun hemen yakınındaki sevgi evlerine gitsin. Her biri birinci sınıf villa şartlarında yetim ve sahipsiz çocukların bir aile ortamında kaldığı evler. Gidin ve görün, zaten görmek sizin üzerinize farzdır, hani dini bir hüküm olarak demiyorum sadece, ahlaki olarak görmeniz farzdır. Eğer bir belde kendi yetimlerine sahip çıkmazsa, geleceğinden emin olamaz. Bizim dinimizin bize öğrettiği şey, yetim başını okşamayanın merhameti olmaz. Eğer bir yetim başını kendi çocuğunuz, kendi kızınız, oğlunuz gibi okşamamışsanız, merhamet duygusunuz gelişmez. Eğer görmeyenler varsa gitsinler görsünler. Gurur duydum, devletin imkanlarıyla o sahipsiz gibi görünen çocuklarımıza en büyük sahipliği Bingöllü arkadaşlarımız yapmış, tebrik ediyorum.
Oturdum, satranç oynadım o çocuklarla, 1 saate yakın kaldık. Her birinin hayallerini konuştuk, kimi doktor olmak istiyordu, doktor olmak isteyen de azdı galiba ama, kimisi mühendis, çoğu da öğretmen olmak istiyordu; o kadar sevindim ki. Ve bu çocuklar, düşünün, eğer sahip çıkılmazlarsa beyni yıkanmış bir şekilde bambaşka yerlerde olabilirlerdi; sahip çıkacaksınız.
Sivil toplum kuruluşlarımızdan ricam, topluca kendi beldelerine sahip çıktıkları gibi, o beldenin gençlerine de sahip çıkmaktır. Bizim görevimiz, onlar için istihdam şartları oluşturmak, yapıyoruz, şahitsiniz, yapıyoruz. Ve yine şahitsiniz, bunlar yapmaya çalıştığımız her barajı yıkmaya çalışıyorlar, kurduğumuz her şantiyenin iş makinelerini yakıyorlar, açtığımız hastanelerin ambulanslarını yakıyorlar. İşte buna karşı bizim bu gençlere sahip çıkmamız lazım. İstihdam için her türlü imkanımızı kullanacağız, eğitim için her türlü seferberliği yapacağız. Ama sizin göreviniz, bu bölgenin çocuklarına sahip çıkmak, bizim kadar, devlet kadar da o bölgenin eşrafının, ayanın, o bölgenin seçkinlerinin görevidir. Sivil toplum olarak mutlaka onlara sahip çıkmanız gerektiğini düşünüyorum.
Kültür merkezi açtık, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nü açtık, öğretmen evini açtık. Organize sanayi bölgesi çağrı merkezini açtık, işte istihdam. Tıbbı atık tesisini açtık, işte sağlık. Kent güvenliği sistemini, iş makineleri ve 15 köyümüze de parke düzenlemesi yaptık köylere kadar. Bunları yapmaya devam edeceğiz.
Bunları yaptık derken sizi borçlandırmak için söylemiyorum, bunlar bizim vazifemiz. Bunlar benim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak vazifem, bunlar Cevdet Yılmaz kardeşimin Bingöllü bir Bakan olarak vazifesi, yapacağız, daha fazlasını yapacağız, ne istiyorsanız yapacağız ve yaptık da.
Bakınız, son 14 yılda Bingöl’de tam 8 milyar liralık yatırım yapmışız, 8 katrilyonluk, tam 4739 projeyi Bingöl’e kazandırdık.
14 yılda 1539 derslik inşa ettik, 6202 öğretmen atadık. Bugün Bingöl’de derslik başına düşen öğrenci sayısı 23, sadece 23, Türkiye genelinde 25. Bingöl’ün bu anlamda şartları eğitim bakımından en iyi şartlar. 9 milyon ders kitabını ücretsiz dağıttık. 2191 etkileşimli tahta, 4361 tablet bilgisayar dağıttık.
2007’de Bingöl Üniversitesi’ni kurduk ve şehirle iç içe geçmiş olmasından da memnun oldum. Bugün itibarıyla 13195 öğrenci var.
11 spor tesisi, 16 sağlık tesisi, 5544 konut, ki bir kısmını gördüm, son derece modern, çağdaş konutlar, bunları daha da yaygınlaştıracağız. 79 ıslah tesisi, 7 adet gölet ve sulaması inşa ettik, 2,4 milyon da fidan diktik.
194 kilometre bölünmüş yol yaptık. Herhalde 2002’den önce Bingöl’de bölünmüş yol 5 kilometreydi, bakın sadece 5 kilometre, şimdi 200’ü bulmuştur, 194 kilometre, son yapılanlarla 200’ü mutlaka bulmuştur. Bingöl’ü Elazığ’a ve Muş’a bölünmüş yollarla bağladık.
Deminki coğrafi resmi onun için verdim, Erzurum’a, Elazığ’a, Muş’a, Diyarbakır’a aynı uzaklıktasınız. Bu şu demek: Erzurum üzerinden hızla Kafkasya’ya ve Karadeniz’e, Elazığ üzerinden, Malatya üzerinden İç Anadolu’ya, Diyarbakır üzerinden Urfa ve Harran’a, Muş üzerinden Mezopotamya’ya, aşağıya doğru, rahatlıkla doğuya doğru açılabilirsiniz. Onun için çok doğru bir benzetme yaptı Cevdet Bey bugün, Afyon’a benzetti. Afyon da öyledir, görünüşte çevre illere göre daha küçük gibi görünür, ama bütün iller onun üzerinden birleşir. Ve kardeş şehirler projesi de varmış Afyon’la. Aynı şekilde Diyarbakır’a, Erzurum’a, Elazığ’a ulaşacak her yolun mutlaka en iyi şartlarda bölünmüş yol olarak ulaşması için Bingöl’e 194 kilometre yol yaptık.
Bingöl’e 2013 yılında Cumhurbaşkanımızın katılımıyla havaalanı kazandırdık, 136 bin yolcu var. Şimdi düşünün, biraz önce Ilıca Beldesinin Belediye Başkanını partimize kattık, termallerin yoğun olduğu. Şimdi kayak tesisleriniz var, çok da kayakçı yetiştirmişsiniz, termal tesisleriniz, ılıcalar var, bu havaalanı artık Bingöl’e gelen ve başka yerde yaşayan Bingöllüleri taşımamalı sadece, dünyanın her yerinden gelen turistleri taşımalı, şifa için gelen yolcuları taşımalı, ama bunun için barış ve huzur ortamı olması lazım.
Çok sevindim, 4 tane 4 yıldızlı otelimiz olmuş, Dışişleri Bakanı olarak geldiğimde galiba 2 taneydi, bu sayı daha da artacak, ama şartı huzur ve istikrar ortamını sağlamak.
Bingöl’deki belediyelerimize 14 yılda 828 milyon Türk Lirası kaynak aktardık. Ve bakın, Bingöl Belediye Başkanımızdan dağılımı istedim, 2014’te personele yüzde 17, yatırıma yüzde 76 kaynak ayırmış Bingöl Belediyemiz. 2015’te yatırıma yüzde 46, personele yüzde 18. Bu, AK Parti belediyeciliğiyle HDP belediyeciliği arasındaki temel farktır. Mardin Belediyesi’nin harcamalarını birçok yerde paylaştım, yatırıma yüzde 7 ayırıyor, personele yüzde 80, çünkü o personel üzerinden terör örgütlerinin militanlarına kaynak aktarılıyor. Sadece Mardin’de değil Van’da, Diyarbakır’da, birçok yerde; bunların hepsini denetleyeceğiz. Bizim Bingöl Belediye Başkanım ve ilçe belediyelerimiz gibi, halka hizmet için çaba sarf eden herkesin arkasında olacağız, yerel yönetimleri güçlendireceğiz, ama yerel yönetim kaynaklarının başka şekilde değerlendirilmesine de imkan tanımayacağız.
34550 dönüm araziyi sulamaya açtık ve çiftlerimize yıllık 14 milyon Türk Lirası zirai gelir artışı sağladık. Gülbahar Barajı’nı hizmete aldık. Bingöl’e toplam 132,9 milyon Türk Lirası tarımsal destek sağladık.
Biz iktidara geldiğimizde Bingöl’de organize sanayi bölgesi yoktu, biz açtık. Aralarında sporcu fabrikasının da olduğu 4 spor tesisini daha yapıyoruz ve dev bir enerji projesi olan Kiğı Barajı’nı da inşallah tamamlayacağız.
Bütün Bingöllülerin biliyorum bir haber olarak beklediği 2 husus vardı. Ben buraya gelirken… Yani daha önce seçimde verdiğim bütün sözleri tek tek yaptık, bu kayak tesisleri vesaire. 2 konuda beklentiniz olduğunu biliyorum, söz verdik ve bunlar yapılacak. Son 2 ay içinde milletimize verdiğimiz vaatlerin yüzde 82’sini yaptık, Bingöl’e verdiğimiz vaatlerin de yüzde 100’ünü en kısa zamanda tamamlayacağız.
Birisi, üzerinde çok konuşulduğunu hissediyorum, devlet hastanesi inşaatı, evet, bitecek demiştik, müteahhitten kaynaklanan bazı sebeplerle gecikmiş, en kısa sürede bitirilmesi talimatını verdim. Önce Cevdet Bey bunu takip edecek, sonra da bizzat ben takip edeceğim, en kısa zamanda bitirilecek, hiç kimsenin tereddüdü olmasın.
İkincisi, doğalgaz istemiştiniz benden, iletim hattı inşaatları tamamlandı, şimdi ev ev, dükkan dükkan dağıtımını yapmak üzere çalışmalar yapıyoruz, inşallah doğalgaz da en kısa zamanda evlerinize ulaşacak, gelecek kışı kesinlikle doğalgazla geçireceksiniz, bundan emin olabilirsiniz.
Değerli dostlarım, kardeşlerim, hemşehrilerim; 2 milletvekiliniz var görünüyor, ama 3’üncüsü benim, bundan emin olun. Bingöl’ün bizim için hem derinden duyduğumuz bir muhabbet yönü var, hem de Türkiye’nin kalkınması ve bölgenin huzuru için bulunduğu stratejik konum var. Her zaman yanınızda olacağız, sizden de sivil toplum olarak her zaman bu ülkenin birliğinin, dirliğinin yanında olmanız konusunda beklentilerimiz var.
Biz bütün asırlar boyunca bir olduğumuz gibi, kıyamete kadar da bir olacağız. Birliğimizi, dirliğimizi, kardeşliğimiz pekiştireceğiz. Bugün Bingöl’de bu iradeyi görmekten büyük mutluluk duydum. Bu güçlü iradeyi sergileyen Bingöllüleri gerçekten tekrar tebrik ediyorum.
Allah yolumuzu açık eylesin, baharımızı gerçek bahar eylesin, yazımızı gerçek yaz eylesin, bu baharı, bu yazı karartmak isteyenlere de fırsat vermesin, birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin.
Hayırlı akşamlar diliyorum.