Basbakan Davutoglu’nun 20 Mayis tarihli Il Baskanlari Toplantisi konusmasinin tam metni
Alanda çok yoğun siyasi kampanyamız devam ederken, Ankara’da tekrar Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında birarada olmaktan mutluluk duyuyorum.
Böyle bir toplantıyı tertip etmemizin birçok gerekçesi var. Ama her şeyden önce tabii birinci gerekçe; kampanyamızın neredeyse tam yarısındayız. 81 vilayetimizde miting yapmayı düşünmüştük, başta 72 idi, sonra 81’e kadar genişleterek ülkemizin her yanında, her ilimizde miting yapabilecek kudrette ve her yerde vatandaşlarımızla göz göze gelebilecek, diz dize oturabilecek beraberlikte olduğumuzu cümle alemin görmesi için 81 vilayetimize de gideceğiz inşallah.
İlk 40 vilayeti tamamladıktan sonra İstanbul Mitingimizi yaptık, dün ve evvelsi gün 6 miting daha yaptık, 47. Mitingimizi de tamamlamış olduk. Ben her şeyden önce bütün bu çalışmalarda katkıda bulunan bütün arkadaşlarımı, il başkanlarımızı, teşkilatlarımızı, gençlik ve kadın kolları başkanlarımızı, üyelerimizi, belediye başkanlarımızı tebrik ediyorum. Şu ana kadar gittiğimiz her ilde büyük bir coşku, büyük bir katılımla gerçekten tarihi nitelikte toplantılara, coşkulara şahitlik ettik. Bu toplantılarımıza katılan bütün vatandaşlarımızı da buradan tebrik ediyor, onlara teşekkür ediyorum ilgileri dolayısıyla.
İkinci aşamaya geçerken önümüzde yaklaşık 20 günden az bir süre kaldığı için topluca bir istişare yapmanın faydalı olacağı kanaatine geldik. Her şeyden önce şunu ifade etmek isterim. Özellikle son günlerde muhalefet partilerinin yoğun bir şekilde tahrikkar bir tutum içine girdiğini görüyoruz. Birçok yerde il binalarımıza, milletvekili adaylarımıza yapılan saldırılar söz konusu oldu. Van’da, Ağrı’da, Siirt’te doğrudan milletvekili adaylarımızın otobüsleri ve kendileri hedef edinildi. Biz en başından itibaren Erzurum’da ilk mitingimizi yaptığımızda ki o zaman daha hiçbir muhalefet partisi mitingleri başlamamıştı, ilk mitingi yaptığımız gün ben oradan bir çağrıda bulunmuştum. Gelin bu seçim dönemini, kampanya dönemini bir barış ve demokrasi şöleni haline dönüştürelim. Her yerde bütün liderler birbirlerine saygılı olsunlar. Hakarete varan ifadeler kullanmayalım. Siyaseti edep-haya üzerinde inşa edelim ve güzel bir örnek teşkil edelim. Oradan da bütün AK Parti Teşkilatlarına talimat mahiyetinde bir mesaj da iletmiştim. Kim ne yaparsa yapsın, AK Parti her zaman meşru zeminde olacak, AK Parti her zaman siyasette ahlak dilinin sözcüsü ve öncüsü olacak. Ama maalesef son iki hafta içinde yaşadıklarımız, ne zaman AK Parti adayları saldırıya uğrasa, ne zaman AK Parti binaları saldırıya uğrasa diğer partilerden tek bir destek mesajı gelmedi. Tek bir parti lideri dahi çıkıp bu saldırıları kınamadı. Ama ne zaman herhangi bir partiye dönük herhangi küçük bir saldırı veya bir ifade olmuşsa, anında hem ben, hem ilgili arkadaşlarımız bunu kınadık ve soğukkanlı olma davetinde bulunduk.
Yine mitinglerde dozun düşmesi için, karşılıklı saygının egemen olması için birçok mitingde genel başkanlar yuhalandığı zaman bunları bizzat durdurdum ve buna izin vermeyeceğimi söyledim. Buna mukabil maalesef muhalefet liderleri her mitingde neredeyse hakareti aşan ölçülere varacak şekilde ve tahrikkar tutumlarla Sayın Cumhurbaşkanımızı da bu seçim kampanyasının içine neredeyse katarak ona, bana, bütün AK Parti teşkilatına ağır hakaretlerle şu ana kadar bir kampanya yöntemi geliştirmeye çalıştılar.
Ben bütün vatandaşlarımıza hitaben öncelikle şunu ifade etmek isterim: Biz her zaman siyasette edebin, hayanın sözcüsü olduk ve AK Parti teşkilatları hiçbir yerde gerginliğin tarafı olmayacaklardır ve süreç içinde inşallah suhuletle seçime gitme konusunda da alınacak her türlü tedbiri alacağız. AK Parti Genel Başkanı olarak bütün AK Parti teşkilatlarına bu anlamda gerekli mesajları verdik. Buradan da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak gönlü başka partilere oy verme niyetinde olmuş olan vatandaşlarımızı da içine katarak, onlara da seslenerek ifade ediyorum; hangi partiye nerede bir saldırı olursa, biz bunu bütün partilere ve temelde de Türk demokrasisine yapılmış saldırı olarak görürüz. Ve onların görüş ayrılıklarımız olsa da, diğer muhalefet partisi liderlerinin ya da teşkilatlarının güvenliği, onuru bizim için korunması gereken asli hususlardır ve bu konuda da hükümet olarak her türlü tedbiri aldık, almaya devam edeceğiz. Hal böyleyken özellikle son iki gün içinde Adana ve Mersin’de HDP binalarına yapılan saldırıdan hareketle yapılan yorumlar, gerçekten bu saldırıların arkasındaki güçlerin neyi planlamak istediğini açık bir şekilde ortaya koyuyor. O olaylar olduğu anda bunu şiddetle telin ettik ve İçişleri Bakanlığımız da ve Emniyet birimlerimiz de yoğun bir şekilde faallerinin bulunması için çalışmalarını sürdürüyor. Bugün İçişleri Bakanımızdan bu anlamda kapsamlı bir brifing aldım ve faillerin bulunması için de her türlü çalışma yapılma talimatını bir kez daha verdim.
Biz bu tepkiyi gösterirken bir baktık HDP Eşbaşkanı açık bir şekilde bunun sorumlusunun Hükümet, hatta Hükümetin de ötesinde, AK Parti’nin ötesinde Cumhurbaşkanımız olduğuna dair hiç mesnedi olmayan ve seçimlere bir anlamda bir öfke ve kutuplaşma virüsü bulaştırmaya çalışan bir yaklaşım sergiledi. Hemen onu takiben sanki HDP ile MHP perde gerisinde paslaşıyormuş gibi, HDP’liler; burada MHP işaretleri yapılıyor, ama biz onların yapmadığına inanıyoruz diyerek bir pas verdi. MHP’liler de, onlar da bu koroya katılıp AK Parti’nin bu saldırıların arkasında olduğunu ifade eden yaklaşımda bulundular. Kılıçdaroğlu, daha olayın üzerinden birkaç saat geçmeden yine partimizi suçlayan açıklamalarda bulundular. Kimse AK Parti’ye meşruiyet dışı bir tutum ve tavır izafe edemez, bunu buradan ifade etmek isterim. 2008 yılında iktidardayken ve geride çok parlak icraatları bırakmış, yapmış bir Hükümet olarak hakkımızda kapatılma davası açıldığında dahi tek bir AK Partili sokağa çıkmadı, tek bir AK Partili herhangi bir şiddete tevessül etmedi, tek bir AK Partili herhangi bir şekilde sözle dahi tepkisini ifade etmedi. Sayın Cumhurbaşkanımız o zaman Genel Başkanımız olarak açık bir tavır sergiledi ve Anayasa Mahkemesi’nin bir an önce kararı alması için çağrıda bulundu ve Türkiye’yi krize sevk etmek, kriz girdabına sokmak isteyenlerin oyunlarını bozduk. O zaman haksız bir muamelede ve antidemokratik bir müdahalede dahi bu basiretli tavrı sergileyen AK Parti yönetimi ve kadroları bugün kazanacağımız bir seçime doğru giderken niçin herhangi bir şekilde toplumda kutuplaşmaya sebebiyet verecek bir tavır içinde olalım. 13-14 yıllık geçmişi içinde AK Parti’yi hiçbir şiddet eylemi içinde kimse görmedi, önümüzdeki seçim sürecinde de hiçbir AK Partili herhangi bir seçim sürecini bir anlamda şüpheye düşürecek herhangi bir eylem içinde olmayacaktır. Bu tablo açık bir şekilde gösteriyor ki karşımızda bir iktidarda koalisyon kurma iddiasını hiçbir zaman gerçekleştiremeyecek olanlar muhalefette bir koalisyon kurmuş görünüyorlar ve tek hedefleri AK Parti’nin güç kaybetmesi, AK Parti’nin güç kaybetmesi üzerinden de Türkiye’nin 13 yıllık birikiminin tehlikeye atılması. Biz bu tuzaklara geçmişte gelmedik, şimdi de gelmeyeceğiz. Her yerde sizler il başkanları ve belediye başkanları, Gençlik Kolları, Kadın Kolları başkanlarımız olarak her yerde başınız dik bir şekilde Türkiye’de demokrasiyi, hukuku, meşruiyeti savunmaya devam edeceksiniz. Hiçbir yerde herhangi bir gerginliğin tarafı olmayacaksınız. Ama bize dönük bir baskı, bir tehdit, bir şantaj söz konusu olduğunda da başınız dik bu şantajlara, tehditlere karşı da dimdik duracaksınız, talimatımız budur.
Bugün sabah dahi Mardin’de yine bir saldırı söz konusu oldu bizim Parti binamıza, el bombasıyla saldırıya tevessül edenler oldu. Birileri şunu göstermek istiyorsa: AK Parti’ye oy verirseniz şu veya bu şekilde şiddete maruz kalırsınız. Bir kez daha bu sefer Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak ifade ediyorum; ne 7 Haziran öncesinde, ne de 7 Haziran sonrasında seçim neticeleri ne olursa olsun hiçbir şekilde ülkemizin kaosa veya kriz ortamına sürüklenmesine izin vermeyiz, her türlü tedbiri alırız, ama bu ülkeyi vandallara, şiddet yanlılarına, nefret yanlılarına terk etmeyiz, etmedik etmeyeceğiz.
Kampanyamızın ikinci dönemi başlıyor. Aslında iktidar içindeki bu kutlu yürüyüşümüzün de ikinci atılım dönemi başlıyor. Şimdiye kadar ilk dönemde kampanyamızda daha çok geçmişte yaptığımız hizmetlere ağırlık vermiştik ve vatandaşlarımız bunu çok iyi algılıyor, görüyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde 12-13 yıl içinde büyük bir hamleyle Türkiye hasta adam statüsünden çıktı ve yükselen bir güç haline geldi. Bizden önceki 33 hükümetin ortalama ömrü 1 yıldı. Bu ülkede 90’lı yıllarda 33 günlük hükümet var, 33 günlük. Son 12 yıl içinde AK Parti hükümetleri istikrarla Türkiye’yi bu hasta adam konumundan, IMF önünde borç isteyen ülke konumundan dünyada en fazla dış yardım yapabilen ülke konumuna getirdi.
Başbakanlık görevini aldıktan sonra Hükümet programında da ifade ettiğim gibi şimdi ikinci atılım dönemine girmiş bulunuyoruz. Nedir burada temel hedeflerimiz ve vizyonumuz, bunu kamuoyuyla sizlerin alanda, bizlerin de Türkiye genelinde paylaşmamız lazım. Birinci dönemde, şu ana kadarki 12-13 yıl içinde dağılmış, parçalara ayrılmış, darbe yemiş bir demokrasiden istikrarlı bir demokrasiye geçmeye çalıştık.
Evvelsi Kırşehir’deydik, çok güzel bir Ahi sözüyle başladım, Ahi Evran’ın sözüyle. Ahi, dağıtan değil, toparlayandır. Ahi, yıkan değil yapandır. Biz Ahi geleneğinin takipçileriyiz, dağılanı toparlıyoruz, yıkmaya çalışanlara da karşı da Türkiye’yi yeniden inşa ediyoruz.
2002’de ondan önceki dönemlerde neler dağılmıştı; devlet otoritesi dağılmıştı, Bakanlar Kurul toplanamıyordu, 3’lü koalisyonda ancak 3 lider biraraya gelmişse birkaç ayda karar alınabiliyordu.
Devlet ekonomisi dağılmıştı, devlet en temel ihtiyaçlarını bile karışlayamaz haldeydi. Ekonomide bir gecede yüzde 7000’lik faizlerle Türkiye’deki finans sektörü dağılmıştı.
Demokrasimiz dağılmıştı, 28 Şubat dayatmalarıyla ülkede ne yargı bağımsızlığı kalmıştı, ne de üniversiteler başta olmak üzere herhangi bir kurumda ya da toplumsal herhangi bir huzur kalmıştı. Bin yıl sürecek dedikleri bir darbe döneminin izlerini taşıyordu ülke siyaseti, ülkenin toparlanmaya ihtiyacı vardı.
Sağlık sistemi dağılmıştı, günlerce süren kuyruklar, randevu alınamayan hastaneler, ilaç bulamayan hastalarla sağlık sistemi tarumar haldeydi.
Ulaştırma alanında yollar bırakın gelişmeyi, geriye doğru gidiyordu, demir yolları mefluçtu, demir yolları diye bir ulaşım hattı düşünülemiyordu bile, kimse aklına bir yerden bir yere gideyim derken demir yolunu getiremiyordu. İlginç bir şekilde şimdi MHP’de yine önemli bir görevde olan MHP’nin o zamanki Ulaştırma Bakanı, hızlı tren projesi önüne geldiğinde diyor ki, hızlı treni biz, değil çocuklarımız, torunlarımız bile göremez diyordu. Muhtemelen şimdi aynı MHP yetkilisi hızlı trenle konfor içinde seyahat ediyordu.
Her alanda, eğitimde sınıflar 100-120 kişilik sınıflara dönmüştü, derslik yapılamıyordu.
Deprem olduğunda ki dün Düzce’deydik, ülkenin Başbakanı Ankara’dan günlerce deprem mahalline gidemiyordu.
Ülkenin tabiri caizse lif-lif bütün kurumları çözülmüş, dağılmış, ama en önemlisi de milletin özgüveni kalmamıştı, kendisine güveni kalmamıştı. Her ilk fırsatta acaba yurt dışında bir iş imkanı bulabilir miyim diye ve başörtüsü sebebiyle okuyamayanlar, katsayı zulmü sebebiyle Türkiye’de üniversiteye giremeyenler, dışarıda okuyup acaba istikbalimi kurtarabilir miyim diye bir kaygı içindeydiler.
Kişiler dağılmıştı, kurumlar dağılmıştı, toplumsal kesimler dağılmıştı. Bütün bu dağınıklığı toparlaması gereken bir Ahi teşkilatına ihtiyaç vardı ve o Ahi teşkilatı Ağustos 2001’de kurucu Genel Başkanımız Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde kuruldu ve Ahiler tekrar Anadolu’yu, Trakya’yı toparlamak üzere harekete geçti. Bu hareketin adı AK Parti hareketidir.
AK Parti hareketi her zaman vurguluyorum; konjonktürel şartlarda çıkmış konjonktürel bir hareket değildir. Aynen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 20. yüzyılın konjonktürel şartlarında çıkmış bir devlet olmadığı gibi. Selçuklu, Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl süreklilik çizgisi gösteriyorsa, Ahilik geleneği, Mevlana geleneği, Seyyid Harakani’nin başlattığı Anadolu’daki gönül erenleri geleneği, Hoca Ahmet Yesevi geleneği, ilim geleneği, ahlak geleneği bugünkü tecessüm etmiş haliyle AK Parti teşkilatı şeklinde tekrar tarihe geri dönmüştür. Biz tarihi içinde yürüyen tarihin özneleriyiz. Aramızdaki fark da bu. Dikkat ediniz; İstanbul mitinginde kısmen bahsettim, şu anda Türk siyasetinin öznesi AK Parti’dir, Türk siyasetini belirleyen AK Parti’dir, Türkiye’de milli birliği temsil eden AK Parti’dir. Türkiye’de her yerde miting yapabilen, her yerde vatandaşlarla buluşabilen AK Parti’dir. Onlar ise nesne, nasıl nesne? Dikkat edin bütün politikaları, bütün önermeleri sadece AK Parti’yi zayıflatmaya dönük, sadece AK Parti’yi takip etmeye dönük. Sayın Bahçeli’nin bundan iki ay önce bir sözü olmuştu; sizi ensenizden takip edeceğiz gibi, ensenizdeyiz gibi. Bu bile bütün siyasetlerinin bizi takip etmek üzere olduğunu gösteren bir ifade, bir itiraf aslında. Kendin yolunda yürü, benim ensemde ne arıyorsun, kendi yolunda, istikametinde yürü, millet ne diyecekse seni görsün. Hayır, ama onu bile yapamadılar. Dikkat ediniz, diğer liderlerin miting programlarına bakın, Türkiye’nin belli köşesine sıkışmış durumdalar.
Sayın Bahçeli bu takibi yapacak olsa, herhalde benim gittiğim, şu ana kadar gittiğim ve gideceğim programları da takip etmesi lazım, ama edemez. Çünkü politikaları, siyasetleri tamamıyla nesne siyaseti, tepki siyaseti. Ümit ediyorlar ki ve bekliyorlar ki; tepkiyi yoğunlaştırarak, şiddeti artırarak veya şiddet dilini artırarak AK Parti’ye dönük bir toplumsal tepki alanı oluşturabilsinler. Hayır, bunu hiçbir zaman yapamayacaklar. Çünkü AK Parti dediğim gibi milletin ta kendisidir. Milletten vücut bulmuştur ve ne zaman herhangi bir zorlukla karşılaştığında da millete hiç düşünmeden dönmüş ve sadece milletten destek beklemiştir.
Bugün üç partinin söylemlerine bakın. Birbirlerine karşı ideolojik olarak karşı safta durduklarını iddia eden partiler dahi HDP ve MHP, birbirlerine karşı bir şey söylememeye özen gösteriyorlar, aralarında zımni bir anlaşma olduğu çok açık bir şekilde hep birlikte AK Parti’ye yöneliyorlar. Çünkü gerilerindeki üst akılın ve onları yönlendirenlerin temel hedefi; Türkiye’nin ikinci büyük istikrar dönemini dumura uğratmak. Birisi; Adnan Menderes’in döneminde 10 yıl, diğeri AK Parti döneminde. Rahmetli Özal’ın dönemi bile ancak 7 yıl sürmüştü. 10 yılı yakalayabilen iki istikrar dönemi var, demokratik istikrar dönemi. Tek parti dönemi belki parti olarak istikrarlı görünür, ama istikrar hiçbir şey getirmez, çünkü demokratik bir istikrar değil. İki dönemde bir şekilde durduruldu. Yani 27 Mayıs’ta rahmetli Menderes’in, 91’de de rahmetli Özal’ın o istikrar dönemi durduruldu. Ama bütün milletimiz bilsin ki AK Parti’nin getirdiği demokratik istikrar dönemi durdurulamayacak. Bütün partilerin seçim beyannamelerine, yaklaşımlarına, söylemlerine bakın. Teklifleri nedir? Popülist bazı tavırlar dışında ki ona geleceğim 90’lı yılların önermeleri; koalisyon dönemi, 90’lı yıllarda yaşanan bütün hastalıkların tekrar döneceği şeklinde pazarlıklar dönemi, perde gerisinde siyasetle alakası olmayan çevrelerini siyaset üzerine vesayet kuracakları dönemler, kısa dönemli birtakım koalisyon çabaları, ama hiçbir şekilde şu anda kadar milletin önüne bir vizyonla gelmediler.
Biz ne yaptık? 12 yıl içinde demokrasiyi toparladık, yasakları kaldırdık, özgürlük alanlarını genişlettik. Bugün iki miting daha yapacağımız için Çorum ve Yozgat’ta, bütün detaylar girmeye vaktimiz yok. Ama DGM’leri kaldırdık, EMASYA’yı kaldırdık, işkenceyi tarihe gömdük, olağanüstü hali kaldırdık, anadil ve lehçeler üzerindeki yasakları kaldırdık, başörtüsü yasağını kaldırdık, katsayı zulmünü bitirdik. Türkiye’de herkesin istediği gibi siyasi propaganda yapmasının önünü açtık. Siyasi partilerin kapatılmasını imkansızlaştırdık. Azınlık vakıflarının varlıklarını iade ederek, her dine gösterdiğimiz saygıyı ortaya koyduk. Bütün bu standartları liste olarak alın, Türkiye’nin Cumhuriyet dönemindeki en geniş kapsamlı demokratikleşme projesini biz hayata geçirdik, özgürlükleri biz koruduk. Kimse özgürlük dersi veya otoriterleşmeye karşı demokrasi dersi veremez bize. Türkiye’de milletten gücünü almayan otoritelerin kaynaklarını biz kestik.
Aynı şekilde sağlık sistemini tümüyle rehabilite ettik, 737 hastane, 1737 ilk basamak sağlık tesisi kurduk, şimdi toplum sağlık merkezleriyle bunu yayıyoruz. Sağlık sistemini bütünüyle reforme ettik. Eczacılık; ilaç alma, hastanelerde kuyrukta bekleme gibi sorunlar ortada kalmadı.
Eğitim; 235 bin derslik yaptık, 471 bin öğretmen atadık, Türkiye’deki toplam 870 bin öğretmenin 475 binini biz atadık. Dersliklerde bir anlamda şu anda 40-50 öğrenciyi geçen derslik kalmadı. Hasbelkader bazen okulların önünden geçerken bizzat soruyorum mitinglerde, kaç kişisiniz sınıfta diye. 30-40-20 civarında rakamlar veriliyor. Bedava ders kitapları dağıttık.
Türkiye’de, devrim mahiyetindedir, biz geldiğimizde 76 üniversite vardı, 117 üniversite kurduk, şimdi 193 üniversite var, sizin bulunduğunuz her ilde üniversite var.
Eğitimde de önümüzdeki dönemde yapacağımız hamleler var, onlara geleceğim.
Yine ulaştırmada; ulaştırma alanında olağanüstü hamleler yaptık, 6700 kilometre civarındaki yolları 17 bin kilometre yolla takviye ettik. Demir yollarında hızlı tren dahil yepyeni dönemi başlattık, bütün demir yollarını rehabilite ediyoruz.
Hava alanında, 26 havaalanı vardı 26 ilimizde, şu anda 53 ilimizde havaalanı var, millet hava yoluyla tanıştı.
Her yerde bir toparlanma, enerji; 9 ilimizde doğalgaz vardı, şu anda 74 ilimizde doğalgaz var.
Tarımda; biz geldiğimizde 1.8 milyar Türk Lirası tarımsal destek vardı, şimdi 10 milyar Türk Lirası. Bu seneki 10 milyar Türk Liralık desteğin 6.4 milyarı da çiftçilerimize ödendi. Biz geldiğimizde Kılıçdaroğlu’nun şimdi akıl hocası yapmaya çalıştığı Kemal Derviş bütün tarım desteklerini kesmişti. Gübre desteğini, mazot desteğini ilk olarak biz başlattık. Bu sene de gübreyi ve mazotu yüzde 10 miktarında desteğini artırdık.
Enerjide devrim mahiyetinde adımlar attık.
Bütün bunlar ilk atılım dönemi dediğimiz dönemde elimizde var olanı derleyip toparlamaya dönük çalışmalardı. Ne varsa elimizde olağanüstü bir eforla bunları derledik, toparladık.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde dirayetle her alanda bu hamleler gerçekleştirildi.
Ve büyük imkanlar sunduk, bütün alanlarda toplum kesimlerini, esnafı, emekliyi, çitçiyi, her kesimini tatmin eden olağanüstü hamleler yaptık, ki bunlar üzerinde biraz daha duracağım.
Şimdi ikinci atılım döneminden kastettiğimiz şey nedir?
Değerli arkadaşlar, AK Parti 4 yıl istemez Kılıçdaroğlu gibi, biz 4 yıllık bir parti değiliz, konjonktürel bir partide de değiliz, biz 400 yıllardan gelen bir geleneğin bugünkü adıyız. Halktan istediğimiz zaman ne isteriz biliyor musunuz? Emanetin hakkını veriyorsak bizimle devam edin, emanete eğer herhangi bir şekilde haksızlık yaptığımızı düşünüyorsanız, o zaman bizden hesap sorun. Biz hesap verilme makamındayız, hiçbir zaman halkımızın karşısında hesap vermekten de çekinmedik.
Ama birileri Adnan Menderes’in Yassıada’da ya da Mursi’nin bugün Mısır’da gördüğü türden bir hesabı bizimle görmek isterse, iste o zaman elif gibi, kaya gibi bütün bu hesap sorma makamlarının karşısında dururuz.
Konjonktürel olmadığımız için geride bıraktığımız 12 yılın üzerinde neler yapabiliriz diye planlamamız zaten yapıldı, geçtiğimiz yıllarda da 2023 hedeflerini bu çerçevede dokumuştuk. Şimdi bazı köşe yazıları görüyorum, AK Parti’nin yeni vizyonunda neler var bilemiyoruz. Biliyorlar aslında neler olduğunu, popülist politikalar dışında bizin neler yapmak istediğimizi çok iyi bilirler ve bizim hedeflerimizi de gayet iyi bilirler, seçim beyannamemiz de açık. Türkçe bilen herkes bu beyannameye girdiğinde AK Parti’nin vizyonunu görür, Türkiye’de nasıl bir demokrasi özlediğimizi Yeni Türkiye Sözleşmesiyle 100 maddede kaleme aldık. Hangi partinin böyle bir sözleşme metni ortaya çıktı?
Çağrıda bulunduk, siz de kendi metinlerinizi ortaya koyun diye. Onlar metin ortaya koymak, bağlayıcı bir söz söylemek, bağlayıcı bir demokrasi andında, ahdinde bulunmak yerine, yalanlara, iftiralara, provokasyonlara meyil ettiler. Hala meydan okuyorum buradan, bizim 100 maddelik Yeni Türkiye Sözleşmesinin karşısında nasıl bir Türkiye istediğinizi ortaya koyun, gelin karşılaştıralım. Yeni anayasa nasıl tanzim edilecek, bunu birlikte konuşalım. Ama karşımızda herhangi bir şekilde sistematik bir tarzda ortaya konmuş bir vizyon yok, AK Parti dışında sistematik bir vizyon yok.
Nasıl biz demokrasiyi derleyip toparlamışsak, şimdi önümüzdeki dönemde de temel vizyonumuz şudur: Demokrasiyi derleyip toparladığımız gibi, Türkiye’de sivil-asker ilişkini rayına oturtturduğumuz gibi, yasakları kaldırdığımız gibi, önümüzdeki dönemde de demokrasiyle ilgili iddiamız net ve açıktır. AK Parti Genel Başkanlığı görevini, bu ağır sorumluluğu Sayın Cumhurbaşkanımızdan devraldığım gün söyledim, bizim dönemimizin adı yeniden inşa dönemidir. Ortalıkta korozyonla neredeyse bütün sütunları sarsılmış bir binadan, onları sağlamlaştırdık, şimdi yeni bir bina inşa ediyoruz. Bu yeni binanın demokratik anlamda inşası özgürlüklerin korunduğu, insan onurunun korunduğu ve bu özgürlüklerle insan onurunun yeni sivil anayasamızın temel alanı olduğu yepyeni bir dönemi işaret ediyoruz.
Maalesef geçtiğimiz 12 yıl içinde çok arzu etmemize, 2007’de seçim sonrasında Anayasa Komisyonu kurmamızı, 2011’de seçim sonrasında Meclis içinde bir Anayasa Komisyonu kurmamıza rağmen, diğer partilerin uzlaşmaz tavırları ve birbirleriyle yaptıkları çekişmelerle sivil anayasası, doğrudan halkın temsilcileri tarafından yazılmış anayasayı şu ana kadar gerçekleştiremedik. Ama en büyük vizyonumuz ve en büyük hedefimiz, aynen Türkiye’nin kurucu birinci Teşkilat-ı Esasiye Kanununda olduğu gibi, kısa, öz, ama vatandaşlık tanımı net, millet tanımı net, devletle millet ilişkisine bakış net, her şeyin temelinde de etnik ve mezhep ayrımı gözetmeden insan onurunu barındıran, güçler ayrılığı prensibi üzerine oturan, bu çerçevede başkanlık sistemini ele alan ve bu çerçevede Türkiye’nin bütün idari yapısını tekrar inşa edecek olan yen bir anayasa. Bizim demokraside ve siyaset alanında şu andaki beyannamemizin de, 2015 seçimlerine giderken de halka teklifimizin de en önemli maddesi budur, yine sivil, özgürlükçü bir anayasa. Darbe yönetimlerinin yazdığı değil, vesayetçilerin kalem aldığı değil, ne emrederseniz ona göre anayasa yazalım diyen 27 Mayıs hukukçularının değil, 28 Şubat’ın sınırlayıcı zihniyetinin değil, 12 Eylül’ün darbecilerinin, 5 generalinin belirlediği, Danışma Meclisinin yazdığı anayasa değil, milletin yazdığı yeni bir anayasayı öyle veya böyle inşa edeceğiz, kuracağız.
Buradan da seçim öncesinde, sonrasında da bütün bu tartışmaların rasyonel bir zeminde yapılmasını arzu ettiğimizi ifade etmek istiyorum. Herkes kendi anayasa metnini ortaya koysun, biz koyduk, genel çerçevesiyle Yeni Türkiye Sözleşmesini. CHP ne düşünüyor, MHP ne düşünüyor, hangi sistemi savunuyor, bunları da net bir şekilde ortaya koymaları lazım, aynı şekilde HDP’nin. Sonra bu metinler arasında müzakereler yapılsın, görüşülsün. Biz hiçbir fikre kapalı değiliz. Ama geçmişte parlamenter sistem tehdit edildiğinde, her vesileyle tehdit edildiğinde, yani 28 Şubat’ta parlamenter sisteme en büyük darbe vuruldu, seçilmiş Hükümetin Başbakanı MGK’da hesaba çekilmiş parlamenter sistemin hükümetinin, Anayasa Mahkemesinde o mahkemesinde o vakur duruşuyla saatlerce ayakta ifade verdi savunan adam -Allah rahmet eylesin- Necmettin Erbakan Hocamız. O zaman parlamenter sistemi savunmayanlar, e-muhtıra 27 Nisan’da verildiğinde, aynen 12 Mart muhtırası gibi siyasi iktidarın geri adım atılacağı düşünülerek verilen ve AK Parti’den cumhurbaşkanı seçtirmeyiz, özeti bu olan e-muhtıra verildiğinde hiç sesi çıkmayanlar -o zamanki CHP Genel Başkanı destek de beyan etti- bir anda parlamenter sistemin savunucusu kesildiler. Ama 27 Nisan’ın farkı şuydu: 12 Mart’ta olduğu gibi şapkayı alıp gidecek bir Başbakan değil, dimdik milletin verdiği emaneti koruyacak bir Başbakan orada oturduydu, fark oydu. Ve o Başbakanın arkasında kale gibi duran bir AK Parti Teşkilatı vardı, AK Parti Grubu vardı, bir tek fire verdiremediler bize.
Bu süreçleri çok acılı şekilde biz geçmişken, tekrar demokrasimizi tartışma konusu yapacak, insanımızın, vatandaşımızın özgürlük alanlarını daraltacak hiçbir teşebbüse izin vermeyiz. Başkanlık sistemi de dahil, anayasayı herkesle özgür bir ortamda konuşalım, ama kimse geçmişte savunmadığı değerleri bugün savunmaya kalkarak ve meseleleri şahsileştirerek bu konuların çözülebileceği kanaatini taşımamalıdır. Yeni bir anayasayı özgürlükçü bir şekilde ve açık ve net bir tarzda, bu anlamda da idari sistemimizi yeniden gözden geçirerek tartışmak, inşa etmek durumdayız. Siyasi alanda, anayasal alanda perspektifimiz bu.
Ekonomi alanındaki perspektifimizi iki boyutta sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bir; Türkiye’nin makro olarak hedeflediği çizgi.
İki; her bir toplum kesimimizin mikro olarak hayatlarında düşündüğümüz düzenlemeler.
Yani geçmişte şöyle idi: Devlet zengin idi, millet fakirdi. Bazı durumlarda da, hortumcuların olduğu dönemlerde hortumcular zengindi, devlet de fakirdi, geniş halk kesimi de fakirdi. 1990’lı yılların sonlarında bankalar batarken, o bankaları hortumlayanlar zenginleşti, devlet ise kendi memurunun maaşını ödemeyecek hale düşürüldü, halk kesimleri fakirleştikçe fakirleşti. O çarpık yapıyı biz yerle bir ettik, küresel krize rağmen yerle bir ettik.
Ve 90’lı yıllarda dünya ekonomisi büyürken Türk ekonomisi 200 milyar dolardan, 230 milyar dolara çıktı sadece 30 milyar dolar artış oldu. Dünya ekonomisi küresel krizle küçülürken, bizim 12 yılımızda ekonomi 230 milyar dolardan, 830 milyar dolara çıktı. Neden? Çünkü milletin verdiği her kuruşu emanet olarak gören bir iktidar vardı. Neden? Çünkü millete acaba nasıl hizmet ederim, nasıl yol götürürüm, nasıl hastalara deva olurum diye düşünen bir zihniyet vardı. Şimdi bütün bu birikim üzerinden devletimizin makrohedefleri bağlamında niteliksel bir dönüşüm gerçekleştirmektir hedefimiz, ikinci atılım döneminin de esası budur, niteliksel bir dönüşüm. Yani var olan yapının tanzim edilmesiyle elde ettiğimiz birikimi bir sıçrama gerçekleştirerek başka bir düzeye taşıyacağız. Hani rahmetli Özal’ın çağ atlamak diye bir tabiri vardı, aslında biz o günden, bugüne bir yüzyıl geçti, ama gerçekte 20 yıl geçti biz bir çağ atlattık Türkiye’ye, şimdi ikinci bir çağı atlatmanın eşiğindeyiz. Nasıl? Ulaştırmada tek yönlü yollardan, duble yollara mı geçtik? Şimdi ki hedefimiz oto yolları inşa etmek, Türkiye’nin her yerinde oto yolları yaygınlaştırmak. İstanbul, İzmir Otoyolu işte geçtiğimiz hafta Balıkesir’deydik, Bursa’daydık. İstanbul 3 arasını 3,5 saate, Bursa, İzmir arasını 1,5 saate kadar indirecek otoyollar. Nasıl mı? Bu otoyolu İstanbul’dan ta Gaziantep’e kadar kesintisiz kılmak Ankara Niğde arasını yapmak diğer bağlantıları ve Habur’a kadar otoyol yapacak bir vizyonu barındırmak. İstanbul’dan Doğu sınırlarımıza kadar otoyolu yaygınlaştırmak ve kademeli bir şekilde Türkiye’nin karayolları standardını bir üst düzeye çıkarmak. Nasıl bu ulaştırmada niteliksek değişim, konvansiyonel trenlerin rehabilitasyonundan hızlı treni, yüksek hızlı treni, şimdiki yeni projemizde de süper yüksek hızlı trene, yani Ankara’yla İstanbul’u 1,5 saate indirecek yüksek hızlı trene geçmek. Biz bunu zikrediyoruz, AK Parti’nin bu konulardaki vizyonunu soruyorlar, çünkü kulaklarını kapatmak istiyorlar. Bizim beyannamemizi okusalar bütün bu niteliksel dönüşüm projeleri orada var. Bunlar hem geçmiş tabiriyle çılgın projelerdir, ama aynı zamanda akıllı çılgın projelerdir. Kılıçdaroğlu’nun ise akılsız, çılgınlaşmış, çılgınlaşmaya çalışan projeleri var. Biz akılla cesareti yan yana getirip çılgın proje üretiyoruz. Palavrayla yüreksizliği yan yana getirmek değil. Aynı şekilde yüksek hızlı tren bağlamında bakınız Ankara ve gururla ifade ediyorum konjonktürel bir parti olmadığımızın işareti şimdi network içinde Türkiye’nin ilk başkentiyle, Türkiye’deki ilk başkentimiz Anadolu’daki Konya ikinci başkentimiz Bursa, bir aşama sonra birleşecek ama Dersaadet Osmanlı Başkenti İstanbul ve Ankara Cumhuriyetimizin başkenti birbiriyle hızlı trenle buluştu. Şimdi önümüzdeki dönemde inşallah bu hızlı tren hattını Bilecek üzerinden Bursa’yla, Eskişehir’le bağlantılandırıyoruz bir başka başşehrimiz bununla buluşacak. Yine Antalya’yla, İstanbul arasında hızlı tren Türkiye’nin en büyük iki destinasyonu turizm destinasyonu. Yine Antalya, Konya, Aksaray, Nevşehir, Kayseri hattıyla Kapadokya’yla turizm hattı anlamında Antalya’yı birleştiriyoruz. Bunlar proje değilse projeyi nerede arıyorlar? Bu bağlamda dün Zonguldak’taydım Filyos Limanı’yla, Mersin Limanı ve Çandarlı Limanı arasındaki üç büyük limanımız olacak, yine hızlı trende dahil bu hatta demiryollarının bütünüyle yük ve insan taşımacılığına açılmasını istiyoruz. Toplamda 3567 kilometrelik hızlı tren projesini önümüzdeki 2023’e kadar hayata geçirmeye kararlıyız ve adım adım ilerliyoruz. Marmaray’ı yapmışsak Marmaray’ı sadece İstanbul’un ulaşımı bağlamında yapmadık, Şimdi Avrasya tünelini yapıyorsak sadece İstanbul’un ulaşımı değil, biz İstanbul’u birbirine bağlarken Anadolu’yla Trakya’yı, Asya’yla Avrupa’yı Londra’yla Pekin’i birbirine bağlıyoruz, kıtaları birbirine bağlıyoruz.
Bu sene Bakü-Tiflis-Kars hattını tamamlıyoruz. Marmaray’dan Ankara’ya kadar da hızlı tren geliyor, Ankara Sivas hattında çalışmalar sürüyor, Sivas, Erzincan, Erzurum hattı da tamamlanacak Kars’a kalacak gelecek. Ve böylece İpek Yolu Anadolu’yu merkez kılan geleneksel dönemde, kadim dönemde ticaret merkezi kılan o İpek Yolu şimdi tren hatlarıyla buluşacak işte bu niteliksel dönüşüm, ikinci atılım dönemini tanımlayan niteliksel dönüşüm. Bununla da durmuyoruz, hava yolu alanında sadece 26’dan 53’e çıkarmadık İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanını niye yapıyoruz? Guinness Rekor Kitabına girmek için değil, İstanbul’u tekrar 16. yüzyılda olduğu gibi dünyanın en büyük ticaret merkezi yapmak için. Kanuni Sultan Süleyman dönemi 1597 Avrupalı nüfus istatistiklerinin yaptığı çalışmalarla ilgili akademik dönemde ben yoğun bu konularda çalışmıştım. Dünyanın en büyük şehri 1597’de İstanbul’du, ikinci Kahire’ydi, Üçüncüsü Pekin’di Avrupalı şehirler daha kategoriye giremiyorlardı. Bizim devletimiz küçüldükçe İstanbul ve şehirlerimizin de önemi azalır göründü. Şimdi tekrar devletimiz büyüdükçe şehirlerimizin merkez konumu da güçlenecek. Bütün bağlantıları bu şekilde hesap ediyoruz. Tesadüf değildir, kimse bunu tesadüf görmesin. 2013 Mayıs’ında IMF’ye borçlarımızı ödeyip, İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanını temelini altığımızda, üçüncü köprünün temelini attığımızda Gezi olaylarıyla Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmaya çalışmasını kimse tesadüf olarak görmemeli. İstanbul Havalimanını dünyanın en büyük hava limanı olmasından kimler rahatsız oluyorsa o gün de AK Parti’nin karşısındaydılar, bugünde karşısındalar, yarında karşısında olacaklar. Ama onlar karşımızda olsunlar, biz hiç içeride ve dışarıda onlar iş birlik içinde karşısında olsunlar biz vizyonumuzdan bir adım, bir milim dahi sapmadan Türkiye’yi küresel güç, İstanbul’u dünyanın merkezi yapmaya kararlıyız.
Vizyon soruyorlar, üç katlı tünel dünyada ilk defa biz bunun seçim kampanyasının bir parçası haline getirmedik çılgın bir proje olarak ilan etmek yani öyle bir şey içine girmedik telaş içine. Üç katlı tünelle iki kat kara, bir katta demiryoluyla dünyada boğazın altını dördüncü kez geçmiş olacağız, bir de Melen su geçişi var o da dünyada bir ilktir. İstanbullular bilir. Hasdal Kavşağıyla, Ümraniye Çamlık Kavşağının arası 11 dakikaya inecek 11 dakikaya. Bu 20 yıl öncesi için, 12 yıl, 13 yıl öncesi için imkansız olan bir yaklaşım. Kanal İstanbul’u yapıyoruz, bu ulaştırma projeleriyle biz Türkiye’de niteliksel bir dönüşümü ve ulaştırma projeleri üzerinden de kendilerimizin niteliksel sıçramasını gerçekleştiriyoruz.
Gelelim sağlığa, sağlık alanında şimdiye kadar hastanelerimizin kapasitelerini genişlettik devlet hastaneleri, ilçelerde kurduğumuz hastanelerle rahat ilaç alımını sağladık. Şimdiki hedefimiz yine Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde tespit edilen perspektif çerçevesinde Türkiye’de her biri 700 ila 1200-1300 bazıları İstanbul Sancaktepe de olduğu gibi 2003-2006 kişilik, 3800 kişilik şehir hastaneleri kompleksi kuruyoruz. Artık eskiden çalışmayan hastanelerden çalışan devlet hastanelerine geçtik, şimdi paradigma sıçramasıyla şehir hastaneleri kompleksi kuruyoruz. Yine 25 öncelikli dönüşüm programında bunu açıkladık ulaştırmadan lojistiğe geçeceğiz dedik, turizmden de sağlık turizmine öyle bir yaklaşımla sağlığı yeniden inşa edeceğiz ki dünyada en fazla sağlık turizmi çekebilen ülkeler arasına gireceğiz. Her bir şehrimizi bu anlamda planlıyoruz jeotermal kaynakların olduğu şehirlerde şifa turizmi ve diğer alanlarda diğer sağlık tesislerini yaygınlaştıracağız. Biz iktidara geldiğimizde nitelikli yatak sayısı yüzde 6’larda, yüzde 10’lardaydı, şimdi yüzde 40’lar civarında. Paradigma sıçraması ne demek? Yüzde 90’lara çıkaracağız nitelikle yatak sayısını. Bu ne demek? Hemen hemen her oda da kişilerin bir veya en fazla iki kişi ve lavabolu, tuvale olduğu odalarda kalması demek, işte bu çağ atlamak bu. Ambulans gittiğim yerlerde bazen hayretle istatistiklere bakıyorum. Düşünebiliyor musunuz? Mesela Düzce’de 3 veya 4 ambulans var, Bitlis’te iki ambulans, Ağrı’da iki ambulans biz gelene kadar. Şimdi her birinde 20-30-50 ambulans var ve her birinde de kar paletli ambulans var, helikopter ambulans var, uçak ambulans var. Biz geldiğimizde 611 ambulans varmış toplam, şimdi 4387 ambulansımız var 4387. Bir seferinde Sağlık Bakanımızla Tekirdağ’da 789 ambulansı aynı anda şehirlere gönderme töreni yaptık 2-3 ay önce işte paradigma sıçraması bu. Şimdi halkımıza buradan hitaben söylüyorum, böyle bir Türkiye mi istersiniz, Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu, hastaların 5’te 6’da hastane kapısında nöbet tutarken vefat ettiği bir Türkiye’mi? Biz bunu daha ileri aşamalara götüreceğiz.
Eğitimde olağanüstü bir hamleyle kapasitemizi kullandık, yeni dönemde yeni atılım döneminde eğitimde ar-ge çalışmalarına ağırlık vereceğiz, ihtisas üniversiteleri kuracağız, FATİH Projesiyle her bir gencimizi bilgisayar teknolojisiyle tanıştıracağız. Ama dün söylediğim gibi bilgisayar teknolojisiyle gençlere hitap ederken söyledim, tanışmak kitabı unutturmak anlamına gelmez. Kitap kokusunun olmadığı yerde bereket ve ilim olmaz. Dün söyledim iki koku insanidir çocuk kokusu, kitap kokusu. Çocuk kokusuna nasip olmayanın merhameti, kitap kokusundan nasibi olmayanın ilmi, irfanı olmaz.
Bunun için gençlerimize yepyeni ufuklar açacağız. Dün Gençlik ve Spor Bayramıydı, Gençlik Spor Bayramı çerçevesinde de ifade ettim, biz geldiğimizde hani şimdi bütün toplum kesimleriyle ilgili rasgele rakamlar zikrediliyor. Bir gencimizin lisans bursu 45 liraydı, şimdi aynı genç 330 lira alıyor. Yüksek lisans bursu 660 lira, doktora bursu 990 lira. Hani asgari ücret tartışması yapanlar veya Türkiye’de yoksulluk tartışması yapanlar Kılıçdaroğlu rakam bilmediği için Türkiye’de 17 milyon kişi 200 liranın altında yaşıyor diyor, hane halkı ne demek, öğrenci ne demek bilmediği için. Türkiye’de öğrencinin aldığı bursu 330 liraysa nasıl Türkiye’nin 4’te 1’i 17 milyon kişi 200 liranın altında yaşıyor bunu bir matematiksel olarak izah etsin. Bunu söylüyorum yalan söylüyorsun diye, hala aynen tekrar ediyor, çünkü eline ezbere kağıtlar veriliyor o onun fikri değil. Deniyor ki, sen bu yalanları tekrar edersen öyle veya böyle bir iz alır. Hani çamur at izi kalsın şeyi gibi yalan söyle izi kalsın. Bu memleket böyle geçici yalanlarla iktidara gelenlerden çok çektiği için sadece icraata bakar. Onun için ne kadar güzel tuttu bizim sloganımız onlar konuşur AK Parti yapar öyle tuttu ki. Mitinglerde bazen ben daha konuya girmeden oradan ses vermeye başlıyorlar interaktif bir şekilde onlar konuşur, AK Parti yapar diye çünkü halk bunu algılıyor.
Şimdi gençlerimiz, 441 bin kişi genç burs alıyordu, şimdi 996 bin. Her bir gencimizin geleceğini planlayacağız ve imkanlarımızı işte yine atılım döneminde o gençlere daha iyi bir Türkiye bırakacağız. Tarımsal alanda geçmiş 12 yıl içinde bütün tarımsal alanda teşviklerimizi artırdık ve Türkiye dünyada ve Avrupa’da dördüncü tarım ülkesiyken, birinci tarım ülkesi oldu. 26 milyar dolarlardan üretimi 23 milyar dolarlardan 61 milyar dolarlara çıkardık tarımsal hasılayı. Avrupa’nın en büyük birinci dünyanın en büyük 6. Tarım ülkesi haline geldi. Şimdiki hedefimiz ne? Organik tarımı geliştirmek, yeni atılım döneminde organik tarımı geliştirmek, tarımda verimliliği artırmak. Sulanmayan hiçbir arazi bırakmamak, toplulaşmamış hiçbir arazi bırakmamak. Biz gelene kadar 450 bin hektar arazi toplulaşmıştı, şimdi 4,5 milyon sadece bizim dönemimizde toplulaşma ve verimli sulamayla yeni bir çığır açacağız tarımda. Yine kurduğumuz sistemler TARGEL ve diğer tarım envanter sistemleri dünyada ilk niteliğinde sistemlerdir bunları da hayata geçireceğiz. Bunlar bizim makro olarak halkımızla birlikte gerçekleştireceğimiz hedefler. Ayrıca mikro düzeyde gündeme getirilen konular itibariyle, yani halkımızın günlük hayatıyla ilgili bir kere eğer milli gelir 2500-3000 dolarlardan 10500 dolara çıkmışsa burada zaten gelir dağılımı ve gelir gücü itibariyle olağanüstü bir sıçrama yapılmış demektir. Önümüzdeki dönemde bunu daha da ileri aşamalara götürmeye kararlıyız. Rakamlar etrafında ve rakamları doğru okumadan yapılan analizler maalesef olumsuz sonuçlar veriyor. Şimdi esnaflarımıza, ki burada esnaflarımızla bu 8 ay içinde benim bir araya gelmediğim toplum kesimi kalmadı. Esnaflarla bir araya geldik bir toplantıda ne talep ediyorsunuz dedik dediler ki, 500 milyon Türk Liralık faiz sübvansiyonunu 700 milyona çıkartın bizimde toplam alabileceğimiz kredi 15 milyara kadar çıksın. Orada karar verdik ve esnafa bu imkanı sağladık. Yüzde 46’yla 50’yle borçlanıyordu esnaf, şimdi yine gelen talep üzerine 3 yıl ustalık belgesi olan ustaya yeni ustaya iş yeri açması durumunda faizsiz kredi veriyoruz, sıfır faiz kredi. Yine yok olmaya yüz tutmuş mesleklerde sıfır faizle kredi veriyoruz, faizsiz kredi veriyoruz. Alışveriş merkezlerinde perakende yasasını çıkardık belli oranda esnafa yer ayrılacak ve rayiç bedelin 4’te 1’i kira verilecek yani esnafımızı alışveriş merkezlerinin ve büyüyen ticaret alanlarının baskısı altında ezdirmedik ezdirmeyeceğiz.
Bu çerçevede yine çok istismar edilen konulardan birisi taşeronluk. Geçen sene taşeronlarla ilgili yasa çıkarttık ve taşeronlar konusunda, alt işveren konusunda asli işlerin alt işveren tarafından yapılamayacağını kayda bağladık. Bunu da Bakanlar Kurulu kararıyla tanzim ediyoruz, bütün kurumlardan görüş alıyoruz. Karayolları işçileriyle ilgili yaptığımız toplantıda açık bir şekilde dile getirdim, Karayollarında çalışan işçiler asli iş yaptıkları için hepsini kadroya aldık. Buradan bir kez daha bütün taşeron şirketlerde alt işveren şirketler çalışan kardeşlerimize seslenmek istiyorum. Seçim sonrasında alt işveren işçisi olarak çalışanlar asli iş yapıyorlarsa kesinlikle kadroya alınacaklar, asli iş yapan kimse taşeron statüsünde kalmayacak. Bunu defaatle söyledik, ama aynı istismarı sürdürüyorlar. Zannediyorlar ki bu konuda yapacakları bazı spekülatif yorumlarla bu işçilerimizin gönlüne girecekler. İşçilerin gönlüne girmek dürüstlükle, emekçilerle beraber olmakla olur. Dün Zonguldak’taydım emekçi kardeşlerimizin ne kadar büyük bir muhabbetle bizi bağırlarına bastığını görmekten de mutluluk duydum. Madem işçilerimizin bütün haklarını yaptığımız son düzenlemelerle, özellikle iş güvenliği, sağlığı düzenlemesiyle hayata geçirdik. Artık maden işçileri en az iki asgari ücret alacak. 5 gün 7,5 saat çalışacaklar haftada iki gün tatil yapacaklar. Bu hakları verince işverenlerimiz bir kısmı zor durumda kaldı ve bazı işçilerimiz çıkartılmıştı biliyorsunuz Zonguldak’ta 4300 kadar işçimiz. Dün imzaladığımız kararnameyle fiyat farkları kararnamesini çıkardık ve işverenin sorununu çözdük, işçilerin tümünün de geri alınmasını sağlayacak düzenlemeyi yaptık.
Bunları özellikle zikrediyorum bu toplantı da ki döndüğünüzde her biriniz bu konuları buluştuğunuz vatandaşlarımızla paylaşın. Bu salonda kalsın diye söylemiyorum, anlatmıyorum her biriniz döndüğünüzde illerinizde, ilçelerinizde bu vizyonumuzu, bu kararlılığımızı bütün bu sorunlara getirdiğimiz çözümü paylaşın.
Emeklilerimiz konusuna gelince, baktılar ki bütün milletimizle ilgili yaptıkları manipülasyonlar fayda vermiyor, emekleriyle bu ülkenin kalkınmasına katkı da bulunmuş, o onurlu emekli kitlemiz, emeklilerimiz üzerinden siyaset yapmaya kalkıyorlar. Geçmişte emeklilerimize sesleniyorum bu Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü olduğu dönemde yaşlı emeklilere bir sorun SSK’dan nasıl muamele görüyorlardı, yine o yaşlı emeklilere sorun bir emekli maaşı almak için kaç saat kuyruktu bekliyorlardı, kaç gün banka önlerinde sırada bekliyorlardı. Şimdi banka önünde herhangi bir emekli görüyor musunuz? Bir devletin itibarı özellikle yaşlılara, çocuklara, engellilere, zayıflara gösterdiği merhametle ölçülür. Biz emeklilerimize büyük bir merhametle yaklaştık. Hak ettikleri her şeyi verdik vermeye devam edeceğiz. Bakınız SSK işçi emeklisinin 2002’de maaşı 257 liraydı şimdi 1070 lira, toplamda 4 katı bir artış ve yüzde 316. SSK tarım işçisi 216 liraydı, şu anda 966 ki bunların hepsi 1000 liraya tamamlandı onu da söyleyeyim zikredeceğim. BAĞKUR esnafı 148’di, şu anda 868 yine dört misli, 5 misli. BAĞKUR tarım 66’ydı, 648 lira 66 liradan 648 liraya 10 misli, 10 kat arttı. Emekli Sandığı emeklisi 376 liradan 1350 liraya bunlar en düşük rakamlar yanlış anlaşılmasın hepsi en düşük rakamlar.
Yine 5 misli artış en düşük memur maaşı 392 liradan, 2097 liraya yaklaşık 7 misli. Ortalama memur maaşı 578 liradan, 2481 liraya yine 6 misli. Bunlar AK Parti döneminde emeklilerimize ve çalışanlarımıza sağladığımız imkanlar. Bütün bu 12 yıl içinde kümülatif enflasyon ise yüzde 162 toplamı hepsi, yani 1,5 katı kadar artış var hepsinde ise 4 katı, 5 katı artış. Biz popülist bir politikayı hiçbir zaman benimsemedik vermeyeceğimiz sözü söylemedik, söylediğimiz her sözü de yerine getirdik ve yerine getiriyoruz.
Yine bu bağlamda seyyanen 100 lira zam yaptık ki bu belli kategorilerde yüzde 20’ye yakın bir zam bunları inşallah yasal dönem Temmuz’da başladığı için Temmuz’da uygulamaya başlayacak. Emeklilerimizin hakkını, hukukunu koruduk korumaya devam edeceğiz. Ülke ekonomisinin büyümesiyle birlikte şundan emin olsun ki bütün emeklilerimiz her türlü iyileştirmeleri yapmaya kararlıyız. Gerçek olmayan ve olmayacak olan vaatler yerine biz çok iyi hesap edilmiş ve emeklilerimizin de inşallah en iyi şartlarda hayatını sürdürecek imkanları sağlamaya kararlıyız. Ayrıca bu konu sadece maaş meselesi de değil, emeklilerimizi de ilgilendiren birçok sosyal düzenleme yaptık, yani 65 yaş üzerindekilere sağladığımız ücretsiz seyahat avantajı, bunun getirdiği katkıları da emekli maaşının üzerine eklemek lazım. Yani eşi vefat etmiş dul hanımlara, hanımefendilere iki ayda bir 500 lira katkı emekli olsa da, olmasa da yapılan bir katkı. Yani oğlu askerde olan bir aileye verdiğimiz 250 lira, emekli de olabilir bunlar hepsi bu sosyal yardımları arka arkaya koyduğunuzda Türkiye’de büyük bir imkan artışı yaşanmıştır, bundan sonra da buradan ifade ederek söylüyorum emeklilerimiz ve çalışanlarımızla ilgili her türlü iyileştirmeleri yapacağız, emeklilerimizi böylesine manipülatif, spekülatif politikacıların eline hiçbir zaman terk etmeyeceğiz.
Asgari ücret bağlamında söylenen hususlarda, biz iktidara geldiğimizde 184 liraydı, şimdi son yaptığımız alınan kararla 1000 lira, ama burada öylesine bir oyun oynanıyor ki, asgari ücret devletin ya da Hükümetin belirlediği bir ücret değildir. Asgari ücret işverenle, işçinin üzerinde mutabık kaldığı bir ücrettir. Yani işveren sendikalarıyla, işçi sendikaları oturur, kamuda üçüncü taraf olarak oturur, birlikte şu düzeyi makuldür diye karar verilir ve o düzey o makuliyet üzerinde bir fiyat tespiti yapılır, asgari ücret tespiti yapılır. Sanki fermanla belirleniyormuş gibi asgari ücreti yaklaştığınız zaman hem aldatmış olursunuz, hem de bu tür uçuk ifadeler üzerinden geçen Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde TOBB’da da ifade ettim işverenlerin buna cevap vermesi lazım. Buradan da çağrıda bulunuyorum, her fırsatta açıklama yapan TÜSİAD çıksın bir açıklama yapsın. Türkiye’de asgari ücret 1500 liraya ya da 5 bin liraya çıkarsa bazısı da 5000 diyor açık artırmaya çıktı, palavrada açık artırmanın önü yok. Biz de böyle bir şey söyleyebilirdik, ama biz söylemeyiz çünkü biz 8 Haziran’da da bu sorumluluk bizim üzerimizde kalacak. TÜSİAD’a buradan çağrıda bulunuyorum, her fırsatta Hükümeti eleştirmek için açıklama yapıyor ve ona bağlantılı medya kuruluşları. Çıksınlar bir istatiksel hesap versinler asgari ücret 1500 lira olursa kaç iş yeri kapanır? Asgari ücret 5 bin lira olursa açık iş yeri kalır mı? Bunun hesabını bir versinler çıksın söylesin perde gerisinden muhalefet partilerine destek vermek değil, çıksınlar açıkça destek versinler desinler ki, bir tane bir TÜSİAD çıksın ben Kılıçdaroğlu’nun görüşünü destekliyorum desin. Türkiye’de asgari ücret 1500 lira, hatta 2 bin lira, 2500 lira olsun desin hadi TÜSİAD çıksın. Karşımıza perde gerisinden çıkmasınlar açıkça çıksınlar, konuşacaklarsa açıkça konuşsunlar, AK Parti gitsin de Türk ekonomisi çökse de bir çaresine bakarız dediğiniz zaman o çöken ekonominin altında önce siz kalırsınız. Bütün bu işveren teşkilatlarına sesleniyorum, bu ücretleri siz belirlediniz biz belirmedik. Ayrıca CHP Genel Başkanı eğer bu kadar asgari ücreti artırmaya meraklıysa belediyelerin elini tutan yok İzmir Belediyesi çıkarsın asgari ücreti, diğer belediyeler çıkarsın. İstismarın esası burada işte seçim maskeleri indiriyor. Biz işveren kuruluşuyuz ama her konuda fikir beyan ederiz deyip eğitimle ilgili fikir beyan edeceksiniz, Türkiye’deki basınla ilgili fikir beyan edeceksiniz, ama sizin tespit ettiğiniz, sizi temsil eden işveren kuruluşlarının tespit ettiği asgari ücret konusunda sus pus kesileceksiniz böyle olmaz. Aramızdaki fark bu biz açık ve net konuşuyoruz, mücadelemizi mertçe veriyoruz, karşımızda da mert görmek isteriz, mert.
Bu çerçevede gençlerimizle ilgili biraz önce bursları zikrettim.
2008 yılıydı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, kendisi de buradadır, 50 bin öğrenciye burs verme kararı aldı İstanbul’da, Belediye Meclisinden de geçti. Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine gitti, iptal ettirdi. Bu nasıl bir ikiyüzlülük ki, hem gençlere dönüp veya sosyal yardım şeylerinden bahsedeceksiniz, hem de kendi belediyeleriniz burs vermediği gibi, burs verecek belediyelerin de önüne engel çıkarıyorsunuz.
İşte bizim davamız, bizim meselemiz değerli dava arkadaşlarım, şu anda, geri kalan yaklaşık 20 gün içinde halkın her kesimine gideceksiniz, herkesle konuşacaksınız, diyeceksiniz ki; bir, biz şiddettin her türüne karşıyız, barış içinde bir seçime gitmeyi arzu ediyoruz, bu konuda da kararımız kesin.
İki, Türkiye’nin makro hedefleri konusunda vizyonlarımız, biraz önce anlattım, ulaştırmada, sağlıkta, eğitimde, tarımda, bunları hayata geçirmeye kararlıyız ve bunları paylaşacaksınız.
Üç, her toplum kesimine gidip, bu toplum kesimine bizim sağladığımız imkanları tek tek anlatacaksınız.
Bu sabah 8260 kadar, 8 bini aşkın vatandaşımıza istihdam imkanı oluşturduk şehit ve gazi yakınlarına, engellilerimize ve sosyal hizmet kurumlarında yetişen gençlerimize. Ve bunların hepsi, özellikle engellerimiz neredeyse sokağa çıkmazlardı. Beni en fazla mesut eden hususlardan biri, her gittiğimiz yerde engel tanımayan o cesur insanların artık görünür olmaları, kendi emekleriyle, kendi güçleriyle var olmaları. Şehit ve gazi yakınlarımız, sabah bahsettim, ama gurur duymanız için, AK Parti’nin kadroları olarak sizlerin de bu gururu paylaşması için zikretmek isterim.
Dün Bolu mitingi muhteşem geçti, bütün mitinglerimiz muhteşem, bütün illerimize teşekkür ediyorum miting yaptığımız. Eminim bundan sonraki mitinglerimiz daha da muhteşem olacak. Daha bizi sükutu hayale uğratan hiçbir miting olmadı, olağanüstü heyecan, coşku. Bolu güneş battıktan sonra da ayrılmamız için sürekli alanda kaldılar ve gönül beraberliğinde birarada olduk.
Tam Bolu’ya indiğimizde Koruma Müdürüm dedi ki, efendim, bir teyzesi sizi aradı telefondan, Sebahat teyze, mutlaka görmek istiyor. Bu şekilde çok talep gelir, talebini alın dedim. Yok, sizi bizzat görmek istiyor. Peki dedim. Miting meydanına çıkacağım, orada baktım 85 yaşında bir teyze, elini öptüm, bir şehit annesiymiş, 93’te oğlu şehit olmuş bir polis memuru. Dedi ki, ben buraya bir şey talep etmeye gelmedim oğlum dedi, seni oğlum gibi görüyorum. Sadece şunu demeye geldim: Allah sizden razı olsun, ne talep ettiyseniz verdiniz, şehitlerimizin yakınları olarak bize onurla yaşatıyorsunuz, bunun için dua etmeye, bunu sana ifade etmeye geldim dedim.
Böyle bir iltifattan daha büyük bir iltifat olur mu? Böyle bir sözden daha güzel bir söz olur mu? Biz bütün mazlumları, mağdurları dünyanın her yerinde koruduğumuz gibi, ülkemizde de korumaya devam edeceğiz.
Kadınlarımıza dönük olarak yaptığımız çalışmalar herkesçe malum. Kadınlarımızın özellikle son çıkan Ailenin Korunması ve Nüfus Dinamizminin Korunması yasasında da ilk doğan çocuğa 330, ikincisine 400, üçüncüsüne 600 lira, geçen hafta uygulamaya başladık. Bugün yine bu törende bir hanımefendi oradan seslendi, adlarını sizin isimlerinizi koyacağım diye. Bütün kadınlarımızın en onurlu şekilde yaşaması için her türlü tedbiri alıyoruz.
Kanunun bir başka veçhesi vardı, çeyiz hesabı. Yani çocuklarını evlendirmek için tasarruf yapanların yüzde 20’si devlet tarafından karşılanacak, konuk hesabı, yüzde 20’si devlet tarafından karşılanacak. Kadınları onurlu bir hayat temin edilmiş toplumların gelecek nesilleri de teminat altına alınmış olur.
Ama bir adım ötesine geçecektik, yani kadınlarımıza doğum izni sonrası ek izin düzenlemeleri yapacaktık, maalesef Mecliste muhalefetin blokajı yüzünden gerçekleştiremedik, seçimden sonra ilk fırsatta ilk çıkaracağımız kanunlardan birisi, çalışan kadınlarımızın aynı zamanda anneliği de en hakkıyla yapmalarını temin edecek doğum izni sürelerinin uzatılmasıyla ilgili düzenleme olacak; bu da bizim kadınlarımıza bir borcumuzdur.
Yine bazı hususlar var ki geçtiğimiz günlerde bakanlarımızla, bugünlerde tabi sürekli alanda olduğumuz için Bakanlar Kurulu toplantısını tamamlamıştık, bazı hususlar var ki buradan zikretmek istiyorum, Bakanlar Kurlunda aldığımız, ilgili icracı bakanlarımızla görüşerek aldığımız bazı kararlar var, bunları da sizlerle paylaşarak sonra kapalı oturuma geçmek istiyorum.
Birincisi; TOKİ’de yeni bir hamle başlatıyoruz, TOKİ Başkanımıza gerekli talimatları verdik, geçmişte 631 bin konut inşa etmişti TOKİ, şimdi 200 bin yeni konut projesini hayata geçiriyoruz, 200 bin. Başta emekliler olmak üzere, özellikle dar gelirlilere hitap etmek üzere 75 metrekarelik geçmişte ürettiğimiz konutları, hem de mimari olarak da en uygun şartlarda üretilen konutları şimdi 240 ay vadeyle ve sadece 250 lira taksitle hizmete sunacağız inşallah. Kılıçdaroğlu TOKİ’yi bilmediği için veya yapılan hizmetleri, bizim çok iyi şartlarda sağladığımızın ötesinde şeyleri yeni vaat vermeye çalışıyor, daha yüksek taksitleri. Ama bu 200 bin konutla dediğim gibi başta emeklilerimiz olmak üzere konut ihtiyacını tümüyle karşılayacağız.
Yine bu çerçevede devlet memurlarımızı ilgilendiren bir düzenleme… Alanda bana çok talep geliyor, tabi mitinglere gitmenin, illeri ziyaret etmenin bu güzelliği oluyor, alandan gelen talepleri tek tek tespit ediyoruz ve hemen döndüğümde ilgili bakanımızla konuşup uygulamaya geçiyoruz.
Yine baktım birkaç ilde birden benzer talep geldi, hemen bir düzenleme yapma kararı aldık, devlet memurlarının özel sektörde çalışan eş durumlarıyla ilgili yer değiştirme yönetmeliğinde kesintisiz 3 yıl prim ödeme şartı vardı, yani özel bir şirkette çalışıyorsa eş durumundan gelmesi için 3 yıl prim ödeme şartı. Kırşehir’de bu şekilde bir kardeşimiz geldi, ne olur, biz hanımla ayrı yerlerdeyiz, birleştirin, bu durumu anlattı. Gelir gelmez arkadaşlarla konuştum, bu 3 yıl prim ödeme şartını 2 yıla düşürüyoruz ve son 1 yılı da kesintisiz olmak üzere 2 yıla düşürüyoruz. Dolayısıyla, burada istismarları da engellemek için bu düzenleme daha önce yapılmıştı, özel bir şirkete girdim gözüküyor, çalışmadan eşini getirince işten ayrılıyor. Buna da engel olmak, ama samimi olduğunu da gösterenle mağdur olmaması için 2 yıla indiriyoruz.
İş güvenliği kapsamında biraz önce zikrettiğim gibi, madencilerimizin sorunlarını Zonguldak’ta çözdük, o konuda da gerekli adımları attık.
Tarımsal kooperatifte, tarım alanında çok talep geliyordu, onlardan da bazı hususlarda aldığımız kararlı özellikle siz de paylaşın gittiğiniz yerlerde diye zikredeceğim, tarımsal kooperatiflerin borçlarını ertelemeye karar verdik, tarımsal kooperatiflerin bütün borçları ertelenecek ve yeniden yapılandırılacak.
Tarımsal sulama ve sulama birliklerinin elektrik borçların bir kanun çıkararak yeniden yapılandıracağız, kooperatiflerin de, sulama birliklerinin de.
Damlama sulama yapanların elektrik fiyatlarını da yine 2015 yılsonundan itibaren mevcut tarımsal sulama fiyatlarının altına çekiyoruz.
Beşincisi; seracılık faaliyetlerini, ki özellikle teşvik ettiğimiz bir alandır seracılık verimli tarım için, 2015 yılı sonundan itibaren tarımsal sulama tarifesi kapsamına alıp sulama maliyetlerini, elektrik maliyetlerini düşürüyoruz.
Birçok ilden gelen bir teklifti, son olarak yine Kırşehir’den veya Nevşehir’den gelmişti, 42 ilimiz Avrupa Birliği aracılığıyla IPARD desteklerinden yararlanabiliyordu, geri kalan 39 ilimizin de ulusal bütçe üzerinde bu programdan yararlanmasını sağlayacağız. Yani 42 ilin kriterleri AB tarafından belirlenen IPARD kredisiydi, biz geri kalan ilimizi bütçeden karşılayacağız, ama aynı kriterleri uygulayacağız. Takriben 1 milyara yakın bir destek demektir bu tarım sektörüne.
Eski serası olanların seralarını yenilemesi veya büyütmesi için faizsiz kredi veya hibe programı oluşturuyoruz.
Bir kararımız da, inşallah önümüzdeki günlerde önce Ordu ve Giresun’a, sonra Trabzon’a gideceğiz, gitmeden önce bu kararı çıkarmalarını istemiştim Tarım Bakanımızdan, Maliye Bakanımızdan, 2015 yılı yaş çay alım fiyatını belirledik. Geçen yıl 1,5 lira olan bu fiyatı bu yıl yüzde 13 artışla 1.70 liraya çıkartıyoruz. Bu, şuna kadar yapılan en yüksek artışı temsil ediyor.
Ayrıca, Bursa’da dile getirilen bir talep vardı, birçok ilimizde olabilir, kentsel dönüşüm içine girmiş olan alanlarda elektrik ve su kesintileri veya düzenlemeleriyle ilgili olarak mutabakata varılması ve mutabakat alınması halinde bu tür kesintiler de yapılmayacak kentsel dönüşüm programı çerçevesinde. Gördüğünüz gibi, bir taraftan alanda vizyonumuzu anlatıyoruz, paylaşıyoruz, diğer taraftan da tespit ettiğimiz sorunları hemen gerekli adımları atıyoruz.
Memurlarımıza dönük olarak da zaten daha önce yaptığımız düzenlemeyi de bir kez daha hatırlatayım, bütün memurlarımıza bir derece yükselme hakkı tanımıştık.
Bunlar şunu gösteriyor özetle: Türkiye’nin makro hedeflerini yeniden belirliyoruz, her alanda büyük niteliksel dönüşüm programını başlatıp ikinci atılım döneminin ana parametrelerini ortaya koyuyoruz. Her toplum kesiminin ihtiyaçlarını karşılayacak müdahalelerde ve çözümlerde anında bulunuyoruz. Sizlerden talebim, inşallah bugün öğleden sonra da bu istişareler devam edecek, alanda gördüğümüz coşkuyu Ankara’ya getirdiniz, şimdi Ankara’da gördüğünüz kararlılığı alana götürmek, alana taşımak sizden en büyük talebimiz.
Ankara’da bütün AK Parti yönetiminde, kadrosunda Türkiye’ni ikinci atılım dönemiyle ilgili olarak belirlenmiş hedefler konusunda vatandaşlarımızı bilgilendirmek ve vatandaşlarımızın heyecanını, coşkusunu 7 Haziran akşamına kadar hiç kesintisiz şekilde sürdürmek sizin asli göreviniz.
Coşku olsun şiddet olmasın, kararlılık olsun tereddüt olmasın, vizyon olsun vizyonsuzluk ya da herhangi bir şekilde popülizm olmasın. AK Parti siyaseti her zaman zikrettiğim gibi en başında da, bir ahlak siyasetidir, bir edep ve haya siyasetidir, bir vizyon siyasetidir. Bu vizyonun parçası olan bütün dava arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.
Bu kampanyanın ikinci yarısında inşallah başarılı bir çalışmayla 7 Haziran akşamı demokrasi bayramını hep beraber kutlama dileğiyle saygılarımı sunuyorum.