Yükleniyor...

Basbakan Davutoglu’nun 23. Istisare ve Degerlendirme Toplantisi Kapanis konusmasinin tam metni

 

Türkiye’nin her bir köşesinden Afyonumuza selamlar, bereketler, güzel fikirler getiren değerli dava arkadaşlarım; hepinizi tekrar muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.

23. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızı biraz önce kapanış oturumuyla sona erdirdik. Aslında istişare bir süreç başladığı an çoğu zaman net olmadığı gibi, hiçbir zaman da bitmez. İstişare bir kültür o kültürü benimseyenler için her an ortak aklı üretmek üzere harekete geçmesi gereken bir zihni faaliyet. AK Parti birçok güzel geleneğe beşiklik etti, en güzel geleneklerden biri de yılda en az iki kere AK Parti fikriyatının, siyasetinin ve AK Parti istikbal vizyonunun temsilcileri, şekillendiricileri bir araya gelirler ve neredeydik, neredeyiz, nereye doğru gidiyoruz diye istişare ederler. Bugün 23.’sünü gerçekleştirdik, her birinize katılımlarınız dolayısıyla teşekkür ediyorum, aile fertlerinize yaptıkları fedakarlıklar dolayısıyla teşekkür ediyorum.

Tabii Afyonlu hemşerilerime de teşekkür ediyorum. AK Parti’nin ilk nüvesi Afyon’da, İstiklal Ordusu’nun hareket ettiği noktada başlamıştı. 2001’den bu yana yapılan bütün istişarelerde de hep Afyon’a atıf yapıldı. Afyon’a teşekkür ve minnet borçluyuz hem İstiklal Harbimizin başlangıç noktası olması itibariyle, hem de istikbal davamız olan AK Parti davasına beşiklik etmesi itibariyle.

Ayrıca, şahsen benim bir teşekkür borcum daha var; hemşerilerim derken tesadüfen demiş değilim, bir Afyon damadı olarak da Afyon’u temsil etmekten gurur duyuyorum.

Afyon Kabinimizde çok iyi temsil ediyor, bir bakanımız var, iki de damat var, Başbakan Yardımcımız Ali Bey’de Afyon damadı. Ayrıca, Sağlık Bakanımızın da Afyon’da lise okumuz olduğunu öğrendik. Dolayısıyla, herkes bir şekilde Afyon ruhuyla buluşuyor ve İstiklal ile istikbali birleştiren bu güzel mekanda bir özdeşlik kuruyor. Tekrar bütün Afyonlu hemşerilerimize, kardeşlerimize teşekkürü de bir borç biliyorum.

İstişare bir kültür dedim, gerçekten geleneğimizde istişarenin anlamını bilenler şunu da bilirler ki: Her konu da istişare etmek bir kültürel zarurettir ve aslında aynı zamanda istişareyle birlikte bir başka hususta gündeme gelir o da, istişare insanı kibirden uzak tutar. İstişare eden kişi ben her şeyi biliyorum diyerek istişareye başlamaz, muhatabı olan kimse ondan bir şey öğrenmek ister istişareye başlar. Bu geleneksel kültürümüzün son derece önemli bir ilkesi ve şahsiyetimizi de şekillendiren en temel süreçlerden birisi. AK Parti gelenek ile çağdaşlığı bünyesinde barındırma özelliğini her zaman temel niteliklerden biri olarak siyasete yansıtmıştır. Burada da geleneğimizin istişare esası ile çağdaş, kurumsal kültürün öz eleştiri esasını birleştiren bir süreç yaşıyoruz. Hem istişare ediyoruz, hem de gerektiğinde her an kendimizi hesaba çekerek ve çağdaş anlamda da kurumsal bir öz eleştiri yaparak acaba eksik bıraktığımız bir şey var mı, acaba milletin bize tevdi ettiği emaneti yerine getirirken bir an dahi ihmal ettiğimiz herhangi bir husus var mı diye yüz yüze, göz göze, gönül gönüle bakarak konuşuyoruz. Dün ve bugün bunun en güzel örneklerinden birini verdik.

Zihni ve siyasi yenilenmenin bir aracı olarak istişare, dün ve bugün yaptığımız toplantılarla aslında zamana da hitap ediyor. Zamanlaması önemliydi 23. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızın. Üç açıdan önemli, birincisi Türk siyasi tarihinde ilk defa iktidardaki bir parti liderini Cumhurbaşkanı yaptıktan sonra, geride genel başkanlık ve başbakanlık boşluğu oluşturmadan ve kesinlikle tek bir vücut halinde hiçbir ihtilaf olmaksızın suhuletli ve herkesin saygı duyduğu bir bayrak değiş, tokuşu yaşadı.

Bu dönemde son 2 ay içinde bütün AK Parti kurumsal yapısında yenilenme söz konusu oldu. Kabinemizde, MYK’da, parti yönetim kademelerinde, gençlik kollarında, kadın kollarımızda bir yenilenme söz konusu oldu. Bu yenilenme sonrasındaki ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasındaki ilk istişaremiz bu zamanlama bakımından önemli. Bir kez daha buradan son istişaremizde bu salonda bize hitap etmiş olan ve daha sonra halkımızın tertemiz oylarıyla Cumhurbaşkanlığı makamına seçilerek gelen ilk devlet başkanı olma hüviyetini taşıyan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a selam ve minnetlerimizi ifade ediyorum.

Bir istişareye ihtiyaç vardı, yenilenme olmuştu ve bu yenilenmenin dayandığı ilkeleri, bu yenilenme sonrasında atılacak adımları bir kez daha oturup birlikte planlamamız gerekiyordu. Zamanlamanın ikinci önemli noktası yeni yasama yılına başladık. Bu yasama yılı seçimler öncesindeki son yasama yılı dolayısıyla, milletimizin beklediği yasaların yasama sürecinden çıkarılması ve seçimlere kadar olacak olan yasama takvimi de dahil olmak üzere atılacak adımlarında istişaresi gerekiyordu.

Üçüncüsü, partimiz açısından son derece, partimiz ve Türkiye açısından zamanlama açısından son derece önemli olan üçüncü unsur ise inşallah önümüzdeki haftadan itibaren ilçe kongrelerine başlıyoruz. Partimiz merkezde, belediyelerde, Genel Merkezde, Hükümette, Parlamento Grubunda, belediyelerimizde bu yıl içinde yaşamış olduğu değişimi mahalli seçimler sonrasından bu yana, şimdi kongrelerle teşkilatımızın her kademesine yansıtacak ve her bir ilçemizde, her bir ilimizde, yönetim kadememizde aynen Başbakanlık ve Genel Başkanlıkta ve Cumhurbaşkanlığında olduğu gibi görev değişimi yapılacak, yine aynı ahlaki prensiplerle, yine aynı kararlılıkla, aynı azimle nasıl Ankara’da en yüksek makamlarda görev değişimi hiçbir sorun olmadan yaşanmışsa, inşallah önümüzdeki 3 aylık, 4 aylık süreçte de kongrelerimizde de bu görev değişimleri bir bayrak teslimi olarak, bir sancak teslimi olarak onurla yapılacaktır, herkes bu sürece katkıda bulunacaktır. Bu açıdan da zamanlama bakımından önemliydi.

Dün ve bugün ele aldığımız konular itibariyle bakıldığında, yine son derece önemli konuları ele aldık. İstişaremizde küçük bir format değişikliği yaptık ve üç konuda eş zamanlı olarak derinlemesine tartışma yapma kararı aldık. Bunlardan birisi çözüm süreci ve iç güvenlik reformu. İkincisi, dış politikada bölgemizde yaşanan değişim. Üçüncüsü ise küresel ekonomi ve Türkiye’deki değişim, Türk ekonomisindeki gelişmeler. Bu üç ana tartışma konusunda dün açılış konuşmasından sonra saatlerce süren istişareler yapıldı. Her biri yaklaşık 6,5-7 saat süren ve tamamıyla interaktif, sunumlara dayalı değil. Bütün katılımcı arkadaşlarımızın, dava arkadaşlarımızın görüşlerini açık yüreklilikle ifade ettiği istişareler yaşandı. Bunu çok önemsiyorum, çünkü aslında bir siyasi heyet olarak AK Parti’nin bu istişare ve değerlendirme toplantılardaki katılımcı niteliği ve niceliği Türkiye’nin en geniş siyasi platformudur. Çünkü Türkiye’nin her köşesinden, her ilinden, her bölgesinden milletvekillerimiz, teşkilat temsilcilerimiz burada. Başka hiçbir parti de, başka hiçbir siyasi harekette böyle bir temsil gücü yoktur. Hangi konuyu ele alırsanız alın, Türkiye’nin hissiyatını bu platforma taşıyan arkadaşlarımız bu toplantılara katıldı. Onun için çok büyük bir memnuniyetle bir kısmında katılamamış olmakla birlikte çok büyük bir memnuniyetle bütün bu oturumların son derece dinamik, son derece öz eleştiriye açık, ama aynı zamanda son derece yapıcı bir diyaloğun seyrettiği toplantılar haline geldi. Toplantıyı yürüten moderatör arkadaşlarımız dışında bakanlarımız ve görev yürüten Hükümet olarak görevi üstlenen bakanlarımız ve diğer arkadaşlar tamamıyla hiçbir kısıtlama olmadan önü açık tartışmalar, istişareler gerçekleştirdiler. Bu istişarelerin sonuçlarını biraz sonra sizlerle paylaşmayı arzu ediyorum, ama şunu da vurgulamak istiyorum ki: Bu istişarelerde ortaya konan ahlaki prensipler istişarenin muhtevası kadar önemlidir ve bugün kapanış oturumunda yine yaklaşık 6,5 saat süren kapanış oturumunda bu üç ana tema etrafında yapılan toplantıların özet sunuşları, genel kurul mahiyetindeki ortak toplantı da yapıldı ve daha sonra bugün yapılan genel toplantı da 43 arkadaşımız söz aldı, yorumlar yaptı, öneriler getirdi, gerektiğinde eleştiriler yaptı ve yine bakanlarımız, bu önerilere, bu yorumlara, bu eleştirilere cevaplar vererek son derece yapıcı bir diyaloğun gerçekleşmesine katkı yaptılar.

Bir hususta daha bu istişarelerde vurgulamak istiyorum, dün bu eş zamanlı toplantılar sürerken kurucular kurulumuzda bir araya geldim 13 sene önce AK Parti’nin kurucular kurulu mensubu, üyesi olma onurunu taşımış olan bu öncü arkadaşlarımıza bir kez daha teşekkürü bir borç biliyorum, hepsine minnet duygularımı ifade ediyorum.

Son derece his dolu bir buluşmaydı, onlardan da daha ilk günlerin heyecanını dinlemek bize de enerji verdi. Onlarda ilk günlerin heyecanı görmüş olmakta AK Parti davasının bir yorgunluk davası olmadığını ve olmayacağını hepimize gösterdi. Yine yeni oluşmuş olan Kadın Kolları ve Gençlik Kolları Merkez Karar Yönetim Kurullarıyla bir araya geldik gece yarısına kadar, onlarla da değerlendirme yaptık.

Şimdi esas itibariyle muhtevaya dönük ulaştığımız sonuçlar göz önüne alındığında birincisi, çözüm süreci ve iç güvenlik reformu bağlamında dün yapılan toplantı da arkadaşlarımızın ortak aklı şu noktalarda özellikle tebellür etti eski güzel tabiriyle ve AK Parti’nin genel siyaset felsefesini yansıtan bir nitelik kazandı. Birincisi, çözüm süreci 100 yıllık bir dünya savaşından sonra açılan yaraları sadece ülkemizde değil, bütün bölgede açılan yaralar itibariyle söylüyorum bu uzun muhasebe döneminden sonra Türkiye’de yürütülmekte olan çözüm süreci sadece Türkiye için değil, bölgemiz içinde tek başarı hikayesidir, en önemli başarı hikayesidir ve her ne surette olursa olsun, kim sabote etmek isterse etsin, etmeye çalışırsa çalışsın mutlaka kararlılıkla sürdürülecektir. Çünkü bizim için bu mesele milletimizin bütünleşmesi, milletimizin her kesiminin temsil bakımından siyasi hayat içinde, kültürel hayat içinde, ekonomik hayat içinde yer alması bakımından önemlidir ve ülkemizin bekası açısından kaçınılmazdır. Bu çözüm süreci demokratikleşme ve özgürlük alanlarının genişletilmesiyle desteklenmeye devam edilecektir ve kararlılıkla sürdürdüğümüz bu politikaların özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden gelen arkadaşlarımızın da gözlemleriyle, halkımızda nasıl bir güven uyandırdığı, nasıl bir iyimser, olumlu perspektifle ülkenin geleceğine baktıklarını görmekte bizim bu kararlılığımızı teyit etmek bakımından önemli olmuştur.

Çözüm süreci kararlılıkla sürdürülürken, kamu düzeni konusunda herhangi bir ihmale, tereddüde fırsat verilmeyecektir. Bunu buradan Afyon’dan, istiklalimizin ve cumhuriyetimizin beşiği olan bu güzel şehirden bir kez daha bütün milletimize hitaben söylüyorum ki, bu ülkenin her bir santimetrekaresinde sadece ve sadece milletten meşruiyetini almış olan siyasi iktidarın teminatı altında olan kamu düzeni egemen olacaktır her bir bölgesinde.

Kamu düzeniyle, çözüm süreci arasında bir tür ikilem oluşturmaya çalışanlara fırsat verilmeyecek. Ne çözüm süreci bahane edilerek kamu düzeninden taviz verilebilir, ne de kamu düzeni provoke edilmek suretiyle çözüm süreci akamete uğratılabilir. Ortak aklımız bize şunu söylüyor: Diyor ki; bu milletin her bir ferdini, bu ülkeye Türkiye Cumhuriyeti Devletine aidiyet bağıyla bağlamak bu ülkenin ikbali ve istikbali için temel bir zarurettir. Bu aidiyeti bağının zayıfladığı toplumlarda Suriye’de, Irak’ta neler olduğunu hepimiz gözlüyoruz. Aslında AK Parti böyle bir aidiyet ve meşruiyetin adresidir.

Şimdi bakınız, iki kongre v iki değerlendirme süreci neredeyse eş zamanlı yapıldı. Bir AK Parti Olağanüstü Kongresine bakınız çok önemli görev değişimin yapıldığı kongreye, oradaki vakara, oradaki kararlılığa, oradaki sürekliliğe yeni Türkiye kavramıyla yeniliği ifade ederken aynı zamanda 12 yıllık bir yol arkadaşlığı bağlamında bir de sürekliliği ifaden kavram ki bunun üzerinde biraz daha durmak ihtiyacı var bir ona bakanız. Birde yaptıkları yanlış tercihlerle türbülansa giren Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra türbülansa giren siyasi partilere bakınız özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nin olağanüstü kongresine. Her türlü ithamın, hakaretin, karşılıklı olarak yürütülen kampanyaların egemen olduğu bir anlayış. Şimdi de eş zamanlı olarak biz Afyon’da toplanıyoruz, onlarda güzel ülkemizin bir başka vilayetinde. Ama iki istişare ve değerlendirme toplantısının konularına, öncesinde yaşananlara, sürecine baktığımızda aradaki farkı görürsünüz. Eğer diğer partilerde bu dönemlerde böyle istişareler yapmış olsaydı şu farkı herkes görecekti: AK Parti’nin istişaresine Türkiye’nin her yerinden katılım var, her kesim temsil ediliyor. Hakkarili de var, Şırnaklı da var, Diyarbakırlı da var, Edirneli de, İzmirli de, Rizeli de, Konyalı da, Kayserili de, herkes, her yerden var. Eğer bir ortak akıl üretilecekse siyaset, siyaset ortak bir vicdanın eseri olacaksa işte platform burada. Ama diğer partiler bir araya geldiklerinde sadece ülkemizin bir kesimine ya da bir bölgesine hitap ediyorlar. Konuştukları dil, kullandıkları siyasi terminoloji ve sürdürdükleri politikalar hep bir kesimi dışlayan politikalar.

Şimdi HDP’nin en iyi açıklamalarına dün baktığınızda dahi, en barışçıl görünen açıklamalarına bırakınız Türkiye’nin bütünü kuşatmayı, Türkiye’nin batısında, ortasında yaşayan ve barış içinde diğer vatandaşlarla, kardeşleriyle birlikte yaşayan Kürt vatandaşlarımıza dahi hitap etmez sadece belli bir bölgedeki vatandaşlarımıza hitap etmeye çalışır ve onunla siyasetin bittiğini düşünür. Siyasetin hedefi de bir kesime ait, kullandığı dilde bir kesime ait.

Ya da Milliyetçi Hareket Partisi aynı şekildi bir araya geldiklerinde belli bölgelerin oralardaki o istişarelerle temsil edilmediğini görürsünüz belli toplumsal kesimlerin. Cumhuriyet Halk Partisi içinde bu geçerli. Aslında bu karşılaştırmalar AK Parti’nin kaderiyle, Türkiye’nin kaderinin nasıl örtüştüğünü açık bir şekilde ortaya koyuyor. AK Parti kadroları bir araya geldiği zaman dışarıda kimse kalmaz, kimse kendisini dışlanmış hissetmez, kimse kendisini ötekileşmiş hissetmez.

Dün çözüm sürecinin en kritik aşamasında son derece dinamik bir şekilde süren oturumda bir Diyarbakırlı kardeşimle, bir İzmirliyi ya da Edirneli kardeşimin nasıl farklı perspektiflerle bazen, ama aynı hedefe odaklandığını görmek bizi ümitlendirdi, bir kez daha ümitlendirdi. Aziz milletimizin de ümitlenmesi için söylüyorum, herkes ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir dil kullanırsa kullansın, kim hangi kesimleri dışarıda bırakırsa bıraksın mademki AK Parti vardır, bu milletin ortak vicdanı vardır, bu milletin ortak aklı vardır ve olacaktır.

Ve AK Parti var oldukça da, bu emaneti taşıdıkça da hangi formatta, hangi şekilde olursa olsun hiçbir vesayetçi, hiçbir paralel yapılanmaya da izin verilmeyecektir. Yine dün ve bugün süre giden istişarelerimizin ortak aklı bu gerçeğe de işaret etmektedir. Çözüm süreci siyasi meşruiyetin nihai kaynağının sadece ve sadece millet iradesi olduğunu ve bu millet iradesini savunmak gerektiğini de AK Parti kadrolarının her türlü çabayı göstereceğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Yine bu çerçevede, Türkiye’de açılmış onlarca yıldır yanlış politikalarla açılmış ya da dış destekli güvenlik ve terör tehditleriyle yıpranmış bu aidiyet bilinci güçlendirilirken, çağdaş demokratik sistem içinde geleneksel tarihi bağlarımız tahkim edilirken, bir taraftan da Türkiye’nin oluşturduğu bu model aslında çevre bölgelerde de ilham kaynağı olmuştur. Biz bunu kendimiz için yaptık, kendi geleceğimiz için. Ancak, Türkiye’de demokrasinin kökleşmesinin milli birliği nasıl güçlendirdiğini bir işaret olarak aldığımızda aslında çevremizde yaklaşık 7-8 dost ve kardeş ülkede yaşanan travmaların çözüm yolları da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çevre ülkelerde, bölgelerde bu bölgelerin istikrara, huzura kavuşması için dış politika oturumunda da arkadaşlarımızın mutabık kaldığı şekilde Türkiye elinden gelen bütün çabayı gösterecektir.

Yine Türkiye’nin siyasi istikrarı ve ekonomik kalkınmasını sürdürebilmek için çevremizdeki bu ateş çemberinden ülkemizi azade kılmak,  beri tutmak için ne gerekiyorsa her türlü tedbiri alacağız. Bu yangının ülkemize sirayet etmemesi için, gelecek nesillere parçalanmış, zihnen parçalanmış ya da kültürel olarak ötekileştirilmiş bir ülke bırakmamak için çevremizdeki bu ateş yangının Türkiye’ye sirayet etmemesi anlamında her türlü tedbiri alacağız.

Çevre bölgelerde sadece Suriye ve Irak’ta değil, bütün Balkanlarda, Ortadoğu’da, Kafkasya’da, Orta Asya’da kardeş halklarımız, bizimle tarihi paylaşmış olan kardeş halklarımız bize dönük herhangi bir taleple geldiklerinde bir an bile tereddüt etmeden onların taleplerine her türlü imkanımızla karşılık vermeye çalışacağız. Nasıl ülke içinde ayrım gözetmiyorsak, nasıl bizim felsefemizde vatandaşlık ilkesi söz konusu olduğunda etnik, mezhebi, dini ayrım söz konusu değilse, çevre, dost ve komşu halklar için de aynı prensip geçerlidir. Suriye’den gelen bir kardeşimize nasıl Türkiye’de bu salonda bulunan değişik bölgelerden gelen vatandaşlarımız arasında bir soru sormadığımız gibi, bizden yardım isteyen kardeşlerimize de sen Arap mısın, Kürt müsün, Türkmen misin, Şii misin, Sünni misin diye sormayız; bu bizim temel inanç ilkelerimize de, siyaset felsefemize de aykırıdır. Dün ulaştığımız ve bugün ortak toplantımızda da üzerinde mutabık kaldığımız husus, kim ne derse desin, kim Türkiye’yi ne şekilde yurt içinde ve yurt dışında itham etmeye, karalamaya kalkışırsa kalkışsın, Türkiye çevredeki bütün halklar için bir sığınak, bir liman, bir dost olmaya devam edecektir.

Ve Kobani’den gelen Kürt kardeşimiz, Telabyad’dan gelen Akçakale’ye geçen Arap kardeşimiz, Bayırbucak’tan gelip Yayladağı’ndan Hatay’a giren Türkmen kardeşimiz arasında bir fark görmedik, görmeyeceğiz. İşte zaten temel ilkesel anlayış farkı da buradan çıkıyor. Başka partiler, şu etnik gruba sahip çıkalım, diğerlerine ne olursa olsun hiç önemli değil diyorlar işte HDP’nin yaptığı gibi ve Türkiye’de sadece Suriye’deki etnik ayrışmayı Türkiye’ye yansıtmaya çalışıyorlar. Ya da diğer partilerde şu kökenden olursa yardım edelim, şu kökenden olmazsa yardım etmeyelim veya en azından uzak duralım gibi bir anlayışla ayrımcılık yapıyorlar. Bizim için bu ayrımcılıkların hepsi gayri insanidir ve gayri millidir. İnsani ve milli politikamız bunların hepsine sahip çıkmayı gerekli kılar, bundan sonra da bu politikamızı devam ettireceğiz.

Türkiye’yle ilgili uluslararası medyada sürdürülen belli terörist gruplarla alakalandırma çabalarına içeriden yardım edenler de, uluslararası medyada bunun öncülüğünü yapanlar da, aslında Türkiye’ye karşı kurulan bir tuzağın piyonlarıdır. Türkiye hiçbir dönemde, hele hele AK Parti dönemlerinde herhangi bir radikal grubu, terör grubunu, şiddet grubunu desteklememiştir, desteklemeyecektir. Onlara nasıl karşı çıkmışsa, halkının üzerine varil bombaları yağdıran, kimyasal silah kullanan, scud füzeleri göndererek 300 bin masumu katleden Suriye rejimine ve benzer rejimlere de karşı çıkmıştır, karşı çıkmaya devam edecektir. Bu açık ve şeffaf politikamız sürdürülecek.

Yine dün yapılan toplantılarda bugün sunumda hepinizin üzerinde mutabık kaldığı hususlardan biri de; Türkiye başta Avrupa Birliği perspektifi olmak üzere dünyayla bütünleşme çabalarını sürdürecektir. Avrupa Birliği ve Avrupa içindeki özellikle ekonomik kriz sonrasında tırmanan yabancı düşmanlığına ve Avrupa kıtasını, ortak kıtamızı tek bir etnik ya da dini yapıyla izah etme çabalarına karşı biz Brüksel’de de, dünyanın her yerinde bir Avrupalı olarak Avrupa hepimizin ortak kıtasıdır. Bütün dinlerin, bütün milletlerin ortak kıtasıdır demeye devam edeceğiz. Ve özgürlük ve demokrasi prensipleri etrafında Avrupa Birliği standartlarının da üstüne çıkarak Ankara kriterlerini uygulamaya kararlılıkla devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde ki 10 gün sonra G-20 toplantısı için Avustralya’ya hareket edecek, küresel alanda da G-20 Dönem Başkanlığını üstleneceğimiz 2015 yılı ve dünyada ilk defa tertip edilecek olan Birleşmiş Milletler İnsani Zirvesi’ne 2016’da ev sahipliği yapacağız. Bu her iki zirvede de Türkiye’nin küresel bir aktör, küresel bir öncü, vicdan ülkesi olma özelliğinin gereğini yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

Ekonomi alanında son derece kapsamlı ve ilgili ekonomi bakanlarımızın ekonomiyle ilgili doğrudan ya da dolaylı ilgili bütün bakanlarımızın katılımıyla yine 6 saat süren küresel ekonomideki değişimler ve Türkiye’nin o anlamda ekonomik kalkınması konusunda da çok verimli fikir alışverişi yapıldı.

Dün vurgulamıştım, birçok iş çevrelerinin ve küresel alandaki think-tank’lerin, fikir kuruluşlarının da göz ardı etmemesi gereken bir gerçeklik var, o da şu: 90’lı yıllar dünya ekonomisinin genişlediği ve bu genişleme içinde özellikle finansal alanda çok ciddi bir akışın olduğu dönemde hemen hemen bütün ülkeler ekonomik kalkınma anlamında büyük mesafeler kat ettiler. Maalesef Türkiye o dönemde dünya ekonomi büyürken yerinde saydı, hatta 94’te, 99’da, 2001’de yaşadığı ekonomik krizlerle daha önce ait olduğu ekonomik sınıflandırmanın da gerisine düştü. Çünkü o dönemlerde ne yaptığını bilmeyen iktidarlar vardı. Çünkü o dönemde milletle bütünleşmediği için milletin kaynaklarını verimli şekilde kullanamayan iktidarlar vardı. AK Parti döneminde ise tam aksine dünya ekonomisi küçülürken 2008’de 1929’dan bu yana yaşanan en büyük ekonomik kriz yaşanmışken, AK Parti yönetimindeki Türk ekonomisi büyümeye devam etti. Ortalama yüzde 5 civarında büyümeyi her sene gördük ve gayri safi milli hasılamız 3,5-4 misli arttı. Şimdi dünya piyasaları daralıyor, ciddi sıkıntılar var, ama kararlı ekonomi politikalarımızla ekonomimizden güzel haberler gelmeye devam ediyor. Dün bir kısmını paylaşmıştım, dün benim konuşmam biter bitmez açıklanan rakamlar var ihracatla ilgili. Ekim ayı ihracatımız 12 milyar 598 milyon dolar oldu. Bu geçen yılın Ekim ayına göre yüzde 6,7’yi işaret ediyor ve Ekim ayında Cumhuriyet tarihinin en yüksek ihracatı gerçekleştirildi.

Şimdi bu şu açıdan önemli: Hani birileri Türkiye’yi karamsar tabloların içine hapsetmek istiyor ya, hani birileri ah ayakları bir tökezlese, ah bir sendeleseler de beddualar ya da başka kötü niyetler doğru çıksa diyor ya, onun inadına millet iradesinin bereketlendirdiği Türk ekonomisi istikrarlı şekilde yoluna devam ediyor. Büyük bir ülke olmanın getirdiği birçok travmaları, sıkıntıları, kendi içimizde yaşadığımız yeni meydan okumaları görüyoruz, ama ekonomimiz inadına büyüyor ve milletimizin iktidarımıza olan güveni de inadına artıyor. Ben bu başarıya imza atan bütün ihracatçılarımızı buradan tebrik ediyorum, onlara teşekkür ediyorum.

TÜİK rakamlarına göre Ocak-Eylül ayında 2013 yılında 112 milyar 373 milyon dolar olan ihracatımız, bu yeni rakamlarla Ocak-Eylül ayları arasında bu sene 118 milyar 542 milyon dolar oldu, bu da yüzde 5,5 artışa işaret ediyor. Bu niçin önemli biliyor musunuz? Eğer ekonomide içeride belli tedbirlerle ekonomik istikrarı, mali istikrarı korurken iç talep ki gereksiz bir balon gibi büyüdüğünde nasıl sonuçlar doğurduğunu Avrupa ekonomilerinde gördük, böyle bir dikkatli politika yürütülürken ekonominin büyümesinin temel motor gücü dış talep olmaya başlar. Ve biz bu konuda 2008’den bu yana, küresel ekonomik krizden bu yana öylesine ilkeli bir politika takip ettik ki Avrupa ekonomilerinde dıştan kaynaklanan dış talep daraldığı zaman, biz hükümetler arası konferanslarla ve diğer faaliyetlerle çevre bölgelere yöneldik, Ortadoğu’ya özellikle. Ortadoğu’da bu kaos dönemine girilip dış talep alanı daralmaya başladığında Afrika’ya yöneldik, Latin Amerika’ya yöneldik. İşte ekonomik zihniyetin siyasetle birleştiği yer bu. Bu, ekonomi politik zihniyettir. Yani, ekonomiyle politikayı iç içe değerlendirebilen, ekonomik büyümenin mekanizmasını, dinamiklerini siyasi politikalarla teşvik eden, tahkim edebilen bir anlayıştır. Dünya ekonomi politiği krizdeyken, Türkiye ekonomi politik alanda attığı adımlarla gerçek bir başarı hikayesi oluşturmuştur.

Yine bu anlamda iç talepte aldığımız tedbirlerle bir başka önemli gelişmeyi daha yaşadık, Ocak-Eylül ayları esas alındığında, geçen sene 2013’te 187 milyar 625 milyon dolar olan ithalatımız, bu sene aynı aylar itibariyle 179 milyar 681 milyona geriledi. Yani ithalatımız yüzde 4.2 düşüş yaşadı. Toplam olarak baktığımızda Ocak-Ağustos döneminde geçen ayın aynı dönemine göre cari işlemler açığı 16 milyar 199 milyon azalmıştır. Bu da cari işlemler açığının geçen sene yüzde 7.9 olan cari işlemler açığının bu sene yüzde 5.7 olması anlamına geliyor. Bu o kadar önemli bir endikasyon ki Türk ekonomisinin temel kaynağı insan kaynağıdır, iyi eğitilmiş, dinamik insan kaynağı, coğrafyasıdır. Temel zaaf noktası da özellikle enerji bağımlılığı dolayısıyla ithalatımızı ara mallar itibariyle düşürme imkanımızın olmaması. Ve bu yüzden cari işlemler açığımızdaki fark hep bizim için temel ekonomik problemlerden biri haline gelmişti. Şimdi cari işlemler açığının düşmesi, Türk ekonomisinde yapısal anlamda da çok sağlıklı bir aşamaya gelindiğini gösteriyor. Bu çalışmaları sürdüreceğiz. Dünya ekonomisinde krize girildi diye Türkiye’de karamsar tablo üretmeye çalışanlar başarılı olamayacaklar.

Son derece 62. Hükümet programını yazarken de vurguladığımız gibi daha önceki dönemlerde sağlanan ekonomik ivme, şimdi yapısal reformlarla kalıcı ve sürdürülebilir bir hale gelecek. Onun için önümüzdeki günlerde 25 sektörel değişim programı, dönüşüm programı açıklanacak, 1200 eylem planı da devreye sokulacak. Bu şu açıdan önemli: 62. Hükümeti kurarken bir seçim hükümeti kurmadık. Aslında geçmişte de hiçbir zaman seçim ekonomisi uygulamadık. Çünkü biz şundan emindik: Önümüzdeki o kısa ve orta gelecekte bizim iktidarımızın alternatifi yoktur. Ha uzun gelecekte de yoktur ama, mütevazı olmaya çalışıyorum, uzun vadede de yoktur ama mütevazı olmaya çalışıyorum, yoktur. O zaman biz seçim kaygısıyla şu seçimi bir atlatalım, sonra bakarız diyemeyiz. Çünkü o seçimi atlattıktan sonra da biz iktidar olacağız. Yani popülist politikalarla halka 90’lı yıllarda biz bu yüzden kaybettik ekonomiyi, popülist politikalarla bir sonraki seçimde kazanıp-kazanamayacağını bilmeyen iktidarlar öylesine popülist politikalar uygulanır ki şimdi zikretmek istemem ama, sadece birini söyleyeyim; 91-92 yıllarında sosyal güvenlik alanında atılan adımların hala bedelini bu halk ödüyor. Hangi ekonomik reform programıyla ilgili adım atarsak atalım, o günlerde sosyal güvenlik alanında yapılan hataların bedelini karşımızda görüyoruz, bir kara delik gibi aradan kaç yıl geçmesine rağmen ya da diğer popülist politikaları. Bizim için böyle bir alternatif söz konusu değil. Onun için 62. Hükümet programını hazırlarken bütün ekonomi alanındaki kurmaylarımızla, yetkililerimizle hep bu planlamayı yaptık ve inşallah 2015 seçimlerinden sonra da o seçimsiz geçecek 4 yıl için daha büyük yapısal hamleleri gerçekleştirebilmek için şimdiden ekonominin altyapısını tahkim etmeye karar verdik. Bizden kimse seçim gerekçesiyle şu veya bu şekilde ekonomik disiplinden vazgeçeceğimizi beklemesin. Hem iç piyasalara, hem dış piyasalara buradan seslenmek istiyorum; biz önümüzdeki 10 yılı planlayarak adım atıyoruz ve bu anlamda da kimsenin Türk ekonomisindeki istikrardan şüphe ve tereddüt etmemesi gerekir.

Bunun bir çarpıcı istatistiğini de sizlerle yine paylaşmak istiyorum. Merkezi yönetim bütçe açığı 2014 için yüzde 1.9 olarak hedeflenmişti, şu anki tahminimiz, yani 1.9 olarak hedeflenen tahminimiz son pozitif gelişmelerle yüzde 1.4’e geriledi. 2017 hedefimiz ise, yüzde 0.3, yani binde 3. Yani bütçe açığını bir anlamda tamamıyla sıfırlama yönünde kararlı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz. Bu anlamda dış borç, AB tanımlı borç stoku oranımız da dünyada en iyi ülkelerden biriyiz. Bu borç stok oranı mesela Avro Bölgesinde yüzde 96,4, Japonya’da yüzde 245, Amerika’da yüzde 105 iken, Türkiye’de sadece yüzde 33.1. İstikrarlı bir ekonominin bütün göstergelerine sahibiz.

Sadece ekonominin gelişme ve büyüme rakamları itibariyle değil aynı zamanda nihayet ekonomik kalkınma insan içindir, insanın istihdamı ve refahı içindir. 2008 krizinden bu yana bütün dünyada istihdam rakamları olumsuz seyrederken, Avrupa ülkelerinde yüzde 20’lere işsizlik varmış ve insanlar sokağa dökülmüşken ve hala istikrarlı bir istihdam gözlenmezken ve büyüme rakamları yüzde 1’ler civarında seyrederken, Türkiye Nisan 2009’dan bu yana 5 milyon 688 bin istihdam oluşturdu, sadece geçen sene 1 milyon 187 bin vatandaşımızı işe kavuşturduk, istihdam alanı açtık. Bunlar istikrarlı bir ülkenin ayak sesleri. Sadece istikrarlı değil, tarihte yeni ve güçlü bir özne olarak yürümek isteyen bir milletin ayak sesleri. Bu ayak seslerini dost ve düşman duysun ve bilsin.

Bu istikrarlı kalkınmamızın siyasi temellerini de, yani demokrasimizi de güçlendirme yönünde kararlı yürüyüşümüze devam edeceğiz.

Son olarak şu perspektifi de paylaşmak istiyorum: 2001’de Afyon’dan yola çıkılmıştı, Rabbimizin takdiri, milletimizin teveccühüyle 2002 3 Kasım’ında -yani yarın yıldönümünü kutlayacağız- iktidar olduk. Demokratik ülkelerde nadir görülen bir şeydir, 1,5 yıllık bir partinin iktidar olması çok kısa bir sürede. Neden biliyor musunuz? Milletin ümidi tükenmişti, milletin geleceğe bakışı karamsarlaşmıştı. Milletin ülkenin ekonomisine, ülkenin siyasetine, ülkenin yargısına, ülkenin düzenine güveni kalmamıştı. Başbakanlık önünde hesap makineleri kırılıyordu, sokaklar perişan haldeydi, her açıdan bir çöküş dönemi yaşanıyordu. Şimdi bize yeni Türkiye’den ne kastediyorsunuz diyenlere işte cevabımız burada; 2002 3 Kasım’dan önceki eski Türkiye’nin alternatifini teklif ediyoruz. Ona karşı demokrasisi güçlü, ekonomisi kalkınmış yeni bir Türkiye vaat ettik. Özgürlüklerin teminat altına alındığı bir Türkiye.

12 yılda çok büyük hamleler gerçekleştirildi. Ne engeller çıkarıldı, dün üzerinde durduk, bugün tartıştık kendi aramızda. Önümüze ne tehditler, ne şantajlar, ne engeller, ne provokasyonlar çıkarıldı hepimiz biliyoruz, kararlılıkla yola devam edildi.

Şimdi 2002’den 2014’e kadar bu engellemeler karşısında özgürlükler insan haklarına dayalı siyasal yapıyı, insan odaklı ekonomik kalkınmayı ve itibarlı dış politikayı kurumsallaştırma yönünde büyük hamleler yapmış olan AK Parti’nin önümüzdeki 8 yıl içindeki ikinci yeni Türkiye’nin devamı hamiyetindeki temel vizyonu; bu yapıyı, yani bu yapının bütün bu ilkelerin uygulandığı devlet yapısının, siyasi hayatın, başta yeni anayasa olmak üzere yeniden tanzim edilmesidir. Meşruiyetin güçlendirildiği, ekonominin yapısal anlamda sağlam zemine oturtulduğu, uluslararası alandaki itibarımızın, onurumuzun bütün dünyaca takdir edildiği bu yürüyüşe kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Yeni tabiri bu anlamda tarihi çerçeve içinde büyük milletler için çok uzun tarihi evrelerin bir dönemini ifade eder. Bazı milletler için yeni dediğinizde 3 yıllık, 5 yıllık süreçtir, bazıları için 10 yıllıktır. Milletlerin tarihi derinliğine doğru ne kadar giderse, ki bizim milletimizin böyle tarihi bir derinliği var, gelecek perspektifi de o derece uzun ömürlü olur. Biz bu yeni Türkiye yürüyüşünün ilk 12 yılını tamamladık, şimdi önümüzde Cumhuriyetin 100. yılına giderken ikinci aşamasında bütün milletimize hiçbir zaman demokrasinin bir daha tehdit edilemeyeceği, hiçbir vesayetçi yapının bu ülkede bir tehdit odağı haline gelemeyeceği tahkim edilmiş, güçlendirilmiş bir demokrasi vaat ediyoruz. İnsanlık onurunun baş tacı edildiği, insanlık onuruna aykırı her türlü uygulamanın kesinlikle hayat alanı bulamadığı yeni bir siyasal düzen teklif ediyoruz. Ekonomimizin dönemsel iniş-çıkışlarla değil kalıcı ve istikrarlı sürdürülebilir kalkınmayla büyüdüğü ve insanımızın başı dik, onurlu bir şekilde yaşadığı müreffeh bir Türkiye vaat ediyoruz. Ve bütün bunlar üzerinde insan hakları, insanlık onuru adına kadim değerlerle çağdaş değerleri buluşturan, milli değerlerle evrensel değerleri bütünleştiren yepyeni bir kültürel uyanışın merkezi olan, bir medeniyet merkezi olan Türkiye vaat ediyoruz.

Önümüze engeller çıkaracaklar, biliyoruz. Yine tehditlerine, provokasyonlarına devam edecekler, biliyoruz. Yine tuzaklar kuracaklar, biliyoruz. Ama onlar da bilsin ki; biz bu tuzaklar karşısında vizyonlar üreteceğiz. Bu provokasyonlar karşısında vakur bir şekilde siyasi yürüyüşümüze devam edeceğiz. Bu hile ve desiseler karşısında hiçbir zaman dürüstlüğümüzü, samimiyetimizi ve millete olan inancımızı kaybetmeyeceğiz. Tuzak onlara, vizyon bize yakışır. Hile ve desise onlara, dürüstlük ve samimiyet bize yakışır. Hakaret ve tahkir onlara, edep bize yakışır. Kriz çıkarmak onlara, deva bulmak bize yakışır. Çatışma çıkarmak onlara, çözüm bulmak bize yakışır. Allah bizi bu yoldan ayırmasın.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.