Basbakan Davutoglu’nun Türk-Yunan Gala Yemegi’nde yaptigi konusmanin tam metni
İzmir müstesna bir şehir, tarih boyunca da Anadolu hinterlandını, Asya hinterlandını Akdeniz’e indiren ve Asya’yı Avrupa’yla buluşturan bütün o arka hinterlanttaki ticaret yollarının kesiştiği büyük bir merkez. O zaman zikretmiştim, belki hatırlayacaksınız; 19. yüzyılda İzmir’den Akdeniz’in değişik limanlarına giden 20 feribot seferi vardı. Marsilya’ya İzmir’den feribot vardı, Beyrut’a İzmir’den feribot vardı. Şimdi ise İzmir Selanik’e, hemen yanındaki o kardeş şehre feribot için çaba sarf ediyor.
Bunu şunun için zikrediyorum: Bir kez tarihte bu kadar önemli rol oynamış bir şehir hiçbir zaman önemini kaybetmez. İzmir, İpek Yolunun son halkası, İzmir bir şairin dediği gibi bir kısrak başı gibi milletimizin Akdeniz’e doğru uzandığı müstesna güzel bir diyar ve İzmir Türk-Yunan dostluğunun da bugün perçinlendiği güzel bir şehir.
Bugün Sayın Çipras’la çok güzel görüşmeler gerçekleştirdik. Tarihi bir gün, çünkü ilk kez İzmir’de Türk ve Yunan başbakanları buluşuyor ve 100 yıl sonra buradan denizin her iki yakasına dostluk mesajları iletiyorlar. Tarihi bir gün, çünkü geçen sene İzmir’e geldiğimde hatırlayacaksınız İzmir’de Başbakanlık Ofisi açma sözü vermiştim. Bu sözü geçen sene yaz aylarında gerçekleştirdik. Araya iki seçim girdiği için İzmir’de bazı resmi faaliyetleri yapma imkânı bulamamıştık. Bugün Başbakanlık Ofisi olarak İzmir’de ilk faaliyetimiz, daha önce başka faaliyetlerimiz oldu, ama ilk resmi faaliyetimiz olarak Sayın Çipras’ı ağırlamaktan büyük bir gurur duyuyorum. Başbakanlık Ofisi de tekrar hayırlı olsun ve İzmir tekrar Türk siyasetinin merkezi, Türk-Yunan dostluğunun odak şehri olma niteliği kazansın; bütün dileğimiz budur. Bundan sonra da sık sık İzmir’e geleceğiz, İzmir’de birçok faaliyetimizi yapacağız. Bugün bir vesileyle de söylediğim gibi, inşallah önümüzdeki haftalarda bir Bakanlar Kurulu’nu da İzmir’de toplayacağız. Böylece İzmir önemli kararların alındığı, Türkiye’nin ve bölgenin geleceğinin şekillendiği ve yükselen bir şehir olarak da dünyaya sesini duyuran çok önemli bir merkez haline gelecek.
Bugün İzmir için tarihi bir gün olduğu gibi, Türk-Yunan ilişkileri için de tarihi bir gün. 4. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konsey toplantısını İzmir’de gerçekleştirdik. Değerli dostum Sayın Çipras’la nerede yapalım diye konuştuğumuzda Ankara’ya geldiğinde, İzmir’i teklif ettiğimde onun da büyük bir memnuniyetle kabul ettiğini görmüştüm. Çünkü İzmir’de bu toplantının yapılması, bizatihi bir barış mesajıdır. İzmir’de bu toplantının yapılması Atatürk ile Venizelos arasındaki ruhun 21. yüzyılda da yaşadığını gösteren bir dostluk mesajıdır. Bugün Aleksis İzmir’i o kadar benimsedi ki, Türk siyasetini de o kadar benimsedi ki anlaşılan 2019 seçimlerine birlikte gireceğiz. Ama karşı karşıya değil, rakipler olarak değil, girerse bizim partiden girer başka türlüsü olmaz. Çünkü gerçekten şu kısa süre içinde çok sık görüştük Sayın Çipras’la değişik vesilelerle. Bugün kendisi de söyledi, bazen bakanlarımızdan daha çok birbirimizle görüşür hale geldik ve özellikle dünya sistemine bakışımızda çok önemli paralellikler, yaklaşım benzerlikleri var.
Biz dünyaya adalet ve vicdanın sesi olmak üzere siyaset yapıyoruz. Türkiye’de AK Parti iktidarlarının başlangıcından itibaren bugüne kadar hep dünyada nerede bir mazlum varsa, nerede ihtiyaç sahibi birisi varsa onun yanında olmuş, nerede bir eşitsizlik, nerede bir zulüm varsa onun karşısında olmuş bir harekettir. Bugün de tekrar vicdanımızı harekete geçirmemiz gereken bir süreçten geçiyoruz. Türk-Yunan dostluğu da salt çıkar ortaklığına dayanan bir dostluk değildir. Aksine ortak değerlere, ortak kültüre dayanan bir dostluktur. Türk-Yunan dostluğu anlamında bugün masaya oturduğumuzda masanın iki tarafında oturan 11’er bakan, 22 bakan toplamda birbirleriyle konuştuklarında sadece iki ülkenin ortak çıkar alanını değil aynı zamanda Ege’nin iki yakasında paylaştığımız ortak değerleri de konuştuk. 22 bakan, herhalde 15-20 sene önce böyle bir tablo hayal bile edilemezdi. Herhalde 15-20 sene önce Türk ve Yunan başbakanlarının dün olduğu gibi Brüksel’de, Avrupa’da aynı dilde, belki dil anlamında farklı dillerde, ama aynı felsefede ve aynı terminolojide konuşacaklarını da kimse hayal edemezdi. Bugün biz masanın etrafında otururken, aynen Ege’nin iki yakasında oturan iki komşu halk gibi birbirimize bakarak geleceğimizi inşa etmenin yoluna baktık. Hatta bir ara takıldım heyetlerimiz karıştığında, acaba baksak dedim Türkler ve Yunanlar ayrılsa dense, heyette kimin Türk, kimin Yunan olduğunu ayırt etmek çok kolay olmazdı. Birbirimize benziyoruz, aynı coğrafyanın çocuklarıyız. Akdeniz’in güzel esintilerinden barış rüzgârları almışız. Birbirimize benziyoruz, çünkü aynı coğrafyadaki meydan okumalarıyla karşı karşıyayız. Birimizin başarısı, diğerimizin başarısızlığı üzerine yükselemez. Birimizin gelecek anlamında yükselttiği değer diğerleri aleyhine olamaz. Bütün bu siyasi hayat içinde öğrendiğimiz çok açık bir gerçek var, ya hep beraber yükseleceğiz, ya hep beraber büyük sıkıntılar yaşayacağız.
Dün Avrupa’da Brüksel’de 28 ülke, benimle birlikte 29 ülke lideri bir masa etrafında saatlerce görüştüğümüzde de, herhalde herkesin fark etmesi gereken gerçek; bütün o masa etrafındaki ülkelerin geleceğinin ortak olduğu gerçeğidir. Avrupa bizim kıtamız, Akdeniz bizim denizimiz. Bu denizde ve bu kıtada ne olacaksa hep birlikte yaşayacağız.
Çok güzel bir tesadüf, planlamamıştık, ama çok güzel bir tesadüfle Brüksel’den birlikte İzmir’e geldik ve bu kendisi bile Brüksel’de dün biraraya geldiğimiz liderlere Türkiye ile Yunanistan’ın kaderinin ve geleceğinin aynı olduğunu gösteren bir mesajdı. Düşününüz, deprem olduğunda biz aramızdaki ihtilafların, Ege içindeki kayalıklarda vesairede olan ihtilafların ötesinde, bütün o ihtilafların ötesinde ortak bir kaderi paylaştığımızı derinden hissettik. İstanbul’da deprem olduğunda, Kocaeli’nde, Sakarya’da, Yunan komşularımız bizim gibi hissettiler ve yardımımıza koştular; hiç unutmayacağız. Biz, bize yönelen eli hiçbir zaman unutmadık, hiçbir zaman unutmayacağız. Bu sebepledir ki Atina’da deprem olduğunda da ilk yardıma koşanlar Türkler oldu. Fark ettik ki o zaman bir felaketle karşılaştığımızda o felaketin mahiyeti ne olursa olsun ırk, mezhep, etnisite, din ayrımı yapmadan o felaket bizi bulabiliyor. Fark ettik ki o zaman bu coğrafyanın deprem gibi bir realitesi varsa, o realiteyle yüzleşmek için de birarada olmak durumundayız.
Daha sonra bir başka deprem geldi 2008’den itibaren, ekonomik kriz depremi. O da bir depremdi, ekonomik deprem. Yapıları sarstı, şirketleri, bankaları devirdi, ülkelerin ekonomilerini ters-düz etti. Ekonomik depremin gerçek fiziki depremden farkı, sadece binaları yok etmesi değil aynı zamanda insanların ruhunu da, ahlakını da etkileyecek bir çöküntüye sebebiyet vermesi. Bu zor deprem esnasında da biz tam o deprem yaşanırken Yunanistan’a yüksek düzeyli işbirliği konseyi teklifinde bulunduk. Ve o teklifte, o zaman Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakandı, ben Dışişleri Bakanıydım, Sayın Papandreu’ya bu teklifte bulunurken perspektifimizi de çizdik. O zaman Yunanistan krizle derin şekilde yüzleşmişti, kendisine orada ifade ettiğim sözü şimdi burada da ilk teklifi götürdüğümde Atina’da Sayın Çipras’a da ifade ediyorum; biliniz ki kaderimiz ortaktır.
Biz yanı başımızda güçlü, sağlam ekonomiye sahip, istikrarlı bir Yunanistan istiyoruz. Komşularımızın başarısızlığı üzerine eğer biz bir başarı hikâyesi yazacaksak, biz böyle bir başarı hikâyesi istemeyiz. Komşularımızın acıları üzerine biz yükseleceksek biz böyle bir yükseliş istemeyiz. Onun için el ele verdik Yunanistan’la bu 4. Yüksek Düzey İşbirliği Konseyi, bir günde 48 anlaşma imzaladığımız toplantılar yaptık. Ve Yunanistan’la bugün geldiğimiz düzeyde bunu şükrederek söylüyorum, aramızda gerginlik, düşmanlık, bırakın düşmanlığı gerginlik ve tansiyon yüksekliği olmadığı gibi, bakın bugün yaklaşık –artık bizim ritmimize Aleksis de hep beraber uydu, gece yarılarına kadar toplantılar yapıyoruz, faaliyetlerde bulunuyoruz- 12 saattir beraberiz. Aramızda tek bir ihtilaf, tek bir yüksek dozlu birbirimize eleştiri olmadı. İhtilaflarımızın farkındayız, Ege’deki sorunların farkındayız, Kıbrıs’la ilgili sorunların farkındayız, birçok konunun farkındayız, ama şunun da farkındayız: Bu sorunlar ancak ve ancak konuşularak çözülür, bu sorunlar çatışarak değil bir masa etrafında konuşarak ve dürüstçe konuşarak çözülür. Etrafımızda ateş çemberi var Türkiye’nin de, Yunanistan’ın da bu ateş çemberinin bize yaklaşmaması için bizim ele ele vermemiz ve bu ateş çemberine karşı ortak tavır sergilememiz lazım, onun için önümüzde fırsatlar var. Bakınız biraz önce zikrettim burada da İzmir ve Selanik arasındaki bağlantıyı değerli dostum Aleksis de vurguladı, bugün kendisine de ifade ettim ben Selanik’i çok severim, aşkla severim, şu günlerde yazmakta olduğum bir kitabında önemli bir bölümünü oluşturuyor. Ama Selanik hinterlandını Doğu Avrupa Selanik, Doğu Avrupa’ya, Avrupa’ya, Balkanlara açılan en büyük limandı tarihte. İzmir’de Asya’ya açılan, Anadolu’ya açılan en büyük liman. Şimdi bunlara bu iki şehrin kaderini tekrar birleştirmenin vakti geldi. Bugün aldığımız kararla inşallah feribot seferleri başlayacak ve İzmir’e gelen Yunan malları İzmir üzerinden hinterlandı da organize ettiğimiz için hızlı trenlerle Ankara’ya, ta Hazar’a kadar gidebilecek, otoyollarla aynı güzergâhtan Asya’nın derinliğine gidebilecek. İzmir’den ve Selanik’e ulaşacak olan Asya derinliğinden gelen mallarda Avrupa Birliği’nin içine doğru seyrüsefer halinde seyredebilecek. Yine Selanik ile İstanbul arasında hızlı tren planlıyoruz ta ki bu iki kadim şehir birbirleriyle irtibatlansın ve bu şekilde ekonomilerimiz entegre olsun, ticaretimiz entegre olsun. Gurur duyuyoruz Yunanistan’ın en fazla ihracat yaptığı ülkenin Türkiye olmasından. Ve yine bu ilişkimizin son yıllarda son iki yılda dünya ekonomisindeki daralma dolayısıyla ticaret hacmimizin 3.2 milyar dolara gerilemiş olması karşısında bu gün, bu toplantıyı organize eden TOBB’dan da, İzmir Ticaret Odasından da, onların muadili olan Yunan iş çevrelerinden de beklentimiz en kısa zamanda bu ticaret hacmini 10 milyar dolara çıkarmanızdır.
Ve şunu da taahhüt olarak söylüyorum: Artık aynı siyasi partide olmayı bile düşündüğümüz için Sayın Aleksis onun adına da söylüyorum, bilin ki bu yönde sarf edeceğiniz her çaba da o ve ben yanınızda olacağız. Hiçbir bürokrasi ister Türkiye’de, ister Yunanistan’da sizin işlerinize engel olamayacak, ne engel varsa bunu kaldırma sözünü veriyoruz. Ama sizlerin de büyük bir gayretle bu siyasi iradenin içini doldurmanız lazım. Aynı şekilde Hazar’dan TANAP ile ve TAP ile Yunanistan’a ve Adriyatik’e uzanacak enerji koridorlarında konuştuk. Unutmadan bir güzel haber vereyim, İzmir-Atina arasında şu anda Ege Hava Yolları Aegean Airways işliyor. Anlaşılırsa Türk Hava Yolları da başlayabilir, ama bugün aldığımız bir kararda Ankara-Atina seferleri başlıyor iki baş şehir hava yoluyla birleşecek. İzmir’in Atina’ya bağlanması konusunda biz hazırız, ancak Yunanistan bu anlamda muhatabımız hava yolu şirketinin de zarar etmemesi için bir formül üzerinde çalışılacak. Daha fazla ulaşımı, daha fazla demiryolu ulaşımı, daha fazla ticaret, daha fazla bağlantı şart. Turizm olağanüstü bir imkân, bugün aldığımız kararlarla ortak turizm paketleri oluşturacağız. Ege’nin iki yakasını bir araya getireceğiz, bir daha ayrılmamak üzere bir araya getirmeye kararlıyız.
Nihayet bugün Avrupa içinde önemli bir gün. Tabi başka bir önemli gün buradaki hanımefendilerin Dünya Kadınlar Gününü de kutluyoruz unutmadan. Türk ve Yunan kadınları, Türk ve Yunan anneleri gelecek nesillere dostluk türküleri öğretsinler, Ege’nin dostluk şarkılarını öğretsinler. Ümidimiz budur ve Ege’nin iki yakasında bir daha hiçbir şekilde kadınların ağladığı, hüzün duyduğu anılar yaşanmasın, acı göçler, acı savaşlar yaşanmasın.
Sayın Çipras biliyorsunuz İstanbul kökenlidir dolayısıyla, bu anlamda bu topraklarda derinden bağlıdır. Bu salonda Selanik kökenli olanda çok İzmirli var, İzmir bu anlamda göç alan bir yerdir, göç veren bir yerdir. Yine bugün Sayın Çipras’la Girit’ten gelen Türklerin yaşadıkları nostaljiyi, hatıraları Trabzon’dan giden Yunanlıların hatıralarıyla karşılaştırdık, bunların hepsi bizim hatıralarımız, hiçbir hatıra diğerinden daha baskın olmaz.
Avrupa için önemli bir gün dedim, çünkü bugün uzun yıllar Avrupa’nın en önemli meselelerinden biri gibi görülen Türk-Yunan geriliminin aksine Brüksel’de aynı mesajları vermiş iki Başbakanın zirvesine şahit oldu Avrupa. Ne mesajı verdik Brüksel’de biliyor musunuz? Dün yapılan ve saatlerce süren 17 saate yakın neredeyse toplantılar yapıldı, süren toplantılarda Türkiye ve Yunanistan aynı mesajı verdi ve Avrupa’ya aynı çağrıda bulundu. Gelin dedi mültecileri çaresiz bırakmayalım, gelin bu sorunun kökenine gidelim, Suriye’de bu meseleyi tartışalım, ama mültecileri Ege’nin sularında ölüme terk etmeyelim; ben de bunu söyledim, Sayın Çipras da. Avrupa’da bazıları Müslümanların bu kıtada yeri yok derken, takdir ediyorum, Sayın Çipras Müslümanların da, Türklerin de bu anlamda Avrupa’nın ayrılmaz parçası olduğunu ve Türkiye’nin Avrupa Birliği entegrasyonunu desteklediğini dün de ifade etti.
Yine dün konuşurken Türkiye’nin götürdüğü öneriler üzerinde tartışırken bu önerilere ilk desteği Sayın Çipras verdi, çünkü ben öneriyi götürürken bu önerinin hazırlıklarını yaparken de Yunanistan’ın menfaatiyle, Türkiye’nin menfaatini veya kaygılarını hiç ayırt etmeden bu öneriyi yapmıştım ve nihayet ulaştığımız nokta da Yunanistan’ı çevrilen fenslerle, barikatlarla Balkanlarda, bir anlamda Yunanistan’dan herhangi bir mültecinin gitmesine izin verilmediği bir görüntüyle Yunanistan üzerine gelecek yükü bu anlamda Türkiye’nin yükü üzerine gelecek yükle birlikte aynı sesle karşı çıktık. Ve bugün ulaştığımız nokta da ümit ederiz ki, bu formülle Ege’nin o güzel mavi sularında bir daha çocuk cesedi görmeyeceğiz. Ümit ederiz ki, alçakça, canice o insanların güzel gelecek hayalini istismar eden insan kaçakçılarına karşı hep beraber mücadele edeceğiz.
Aziz İzmirliler, bu insan kaçakçılarına karşı mücadelede sizin desteğinize ihtiyacımız var, özellikle İzmirli yüreği vicdanı tertemiz, yüreği insan sevgisi dolu ve çağdaş değerleri milli değerlerle birleştirmiş İzmirlilerin buralarda, bu şehirden ve bu topraklardan insan kaçakçılığı üzerinden işlenen cinayetlere açık ve net bir sesle karşı çıkması ve bunu kim istiyorsa onun karşısında tavır sergilemesi lazım. İnsan kaçakçılarının İzmir’de barınmasına izin vermeyeceğiz. İnsan kaçakçılarının Türkiye’de barınmasına izin vermeyeceğiz, insan kaçakçılarının Ege’de, Ege’nin iki yakasında barınmalarına izin vermeyeceğiz.
Bu formül üzerinde anlaştıktan sonra bir güzel haberi de sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum. Getirdiğimiz yeni formülle Ege’den aldığımız her mülteci karşılığında Türkiye’de düzenli bulunan mültecilerden Avrupa’ya mülteci gidecek, yani bu maceraya yönelmeyen ve sırasını bekleyen mülteciler Avrupa’ya gidecek. Dolayısıyla Türkiye sayı itibariyle bu sebeple herhangi bir mülteci artışına şahit olmayacak. Ne kadar bize geliyorsa, o kadar Avrupa’ya gidecek; vardığımız prensip anlaşması bu. Ama bunun yanında geri kabul anlaşması işlemeye başladığı için dün ve evvelsi gün Avrupalılardan net bazı taahhütler istedik. Bunlardan biri de; artık Türkiye’nin Avrupalı kimliğini tartışmayacaklarının bir işareti olarak vize muafiyetinin bir an önce devreye girmesi ve nitekim dün vardığımız mutabakatla inşallah en geç Haziran sonuna kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başları dik, ellerinde de kudretli aziz Türkiye Cumhuriyeti pasaportu olarak Avrupa’ya serbestçe girebilecekler.
Zor oldu, gerçekten bu süreç zor yaşandı. 2010’da ilk bu talepte bulunduğumuz Avrupa Birliği’nden vize muafiyeti talebinde, neredeyse o kadar bir şeyle, çok olağanüstü bir şey talep etmişiz gibi bir tepkiyle karşılaşmıştık. Ve o zaman Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin kararıyla Türkiye ve Yunanistan birlikte birkaç günlüğüne adalara gidebilmek için Türklere muafiyet tanınsın mı diye aylarca müzakere etmek zorunda kalmıştık. Şimdi böyle bir müzakere olmayacak. İzmir’den, Anadolu’dan adalara, Yunanistan’a rahatlıkla, serbestçe, herhangi bir vize gerekliliği olmadan gidip gelinecek. Bu haklı bir talepti. İki gün müzakere edildi, tatlı-sert görüşmeler oldu, ama sonunda hakkımız olan bu hususu elde ettik.
Yine aynı şekilde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne entegrasyonunun önünü açacak olan fasılların, 5 faslın açılması için de prensip kararına varıldı. Gerekli şartlar bu anlamda konuşulacak ve açılacak.
Vize muafiyeti bağlamında bu vesileyle sizlerin üzerinden, özellikle de işadamlarımız bundan çok mağdur olduğu için ben şunu biliyorum: İşadamlarımız fuarlara katılmak için gitmek istediklerinde mal gider, işadamı burada kalırdı. Yani malın gitmesinde bir problem yok Gümrük Birliği üzerinden, ama işadamının gitmesinde problem vardı, sanki mallar işadamlarından daha kıymetli gibi; böyle bir anlayış olabilir mi? İşte şimdi bunlar yıkılacak. Buradan ki önümüzdeki günlerde daha kendileriyle de bu konuyu görüşmek istiyorum, muhalefet parti liderlerine de bir çağrıda bulunmak istiyorum; Haziran ayında vize muafiyetini alabilmemiz için Mart ve Nisan ayında gerekli olan düzenlemelerin, 9 kanunun çıkması lazım. Bunun için Meclis’in bloke edilmeden çalışması ve bu 9 kanunun Meclis’ten çıkması konusunda herkesin işbirliği yapması lazım. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum; vize muafiyeti yasaları bloke edilmesin, tartışmalar başka eksene kaydırılmasın, yoksa gecikmenin vebali bu Meclis çalışmalarını bloke edenler üzerinde olur. Biz Hükümet olarak gereğini yaptık, AK Parti olarak da gereğini yapıp bütün bu yasaları önümüzdeki günlerce Meclis’e sevk edeceğiz ve o andan itibaren diğer partiler bir sınavla karşı karşıya kalacak, çok açık söylüyorum. Ya bu yasalara destek verecekler ki hepsi çağdaş Avrupa standartlarına ulaşmak için yasalar ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bir an önce vize muafiyeti hakkını elde edecekler ya da engelleyecekler, o zaman da millete vermek zorunda oldukları bir hesap olur.
İşte biz bugün Avrupa içinde bu anlamda bir tarihi dönemeci geçtik. Avrupa’nın ayrılmaz parçası olan ve Asyalı olduğu kadar Avrupalı bir halk olan milletimizin Avrupa’ya tam entegrasyonu yolunda en önemli adımlardan birini attık. Yine bugün insanlık vicdanı adına Avrupa’ya dönük olarak Türkiye ve Yunanistan birlikte attıkları imzalarla, yaptıkları anlaşmayla illegal göç konusunda ortak tavır alacaklarını ilan ettiler ve bunu metne bağladılar. Bugün bu anlamda tarihi bir gün, bu tarihi günü bizimle birlikte yaşayan Sayın Çipras’a ve arkadaşlarına teşekkürü bir borç biliyorum.
Böyle bir tarihi günü çok yoğun bir programın sonrasında böyle güzel bir birliktelikle sona erdirmemizi sağlayan İzmir Ticaret Odası’na, TOBB’a tekrar tekrar teşekkür ediyorum. 131 yıllık tarihinde İzmir Ticaret Odası Değerli Başkanımızın da ifade ettiği gibi çok güzel mutlaka buluşmalara şahit olmuştur, ama herhalde bu buluşmaların tacı Türk ve Yunan başbakanlarının bu salondan, İzmir Ticaret Odası ve TOBB üzerinden denizin karşı yakasına verdiği barış mesajıdır. Bu mesajı vermemiz için fırsat sağlayan sizlere de teşekkür bir borç biliyorum.
Ve bir kez daha İzmir’den Atina’ya, Selanik’e, Ankara’dan, İstanbul’dan, Konya’dan bütün Anadolu’dan Yunanistan’a dostluk mesajlarımızı iletiyoruz. Birlikte acı-tatlı geçmiş tarihi tecrübelerimiz oldu. Bunların olumlu yönlerini öne çıkararak, varsa ki bütün milletler arasında vardır, olumsuz yönlerinden dersler çıkararak beraber el ele Ege’yi bir barış denizi, Doğu Akdeniz’i bir refah bölgesi yapmak konusunda güçlü bir siyasi irade sergilemeliyiz.
Ben tekrar bu vesileyle değerli dostum Aleksis’e ve bütün Yunan halkına parlak bir gelecek, huzurlu ve istikrarlı bir yeni dönem dileğinde bulunuyorum.
Hayırlı akşamlar diliyorum, teşekkür ederim.