Basbakan Erdogan’in Ankara Ilçe Aday Tanitim Toplantisi konusmasinin tam metni
Bugün bu coşkulu merasimle açıklayacağımız ve tanıtacağımız Ankara’nın ilçelerinde belirlediğimiz adaylarımızın Ankara için, ilçelerimiz için, tüm Ankaralılar için şimdiden hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.
Tüm adaylarımıza 30 Mart’a kadar devam edecek büyük yolculukta, ardından milletten yetki almak suretiyle başlayacak hizmet yolculuğunda Allah’tan sonsuz başarılar diliyorum. Allah yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Rabbim inşallah utandırmasın.
Evet, AK Parti olarak 12 Haziran 2011’de seçim sandıkları kapandığı andan itibaren bir sonraki seçimin startını vermiştik.
Keçiören, sandıkları patlattığınız gün bir başka olacak, ona göre.
30 Mart seçimlerine biz teşkilat olarak 2,5 sene öncesinden hazırlanmaya başlamıştık. 30 Mart mahalli seçim sürecine girdiğimizde hazırlıklarımız belli bir aşamaya gelmiş, çalışmalarımız belli bir seviyeye ulaşmıştı. Son aylarda çalışmalarımıza, hazırlıklarımıza hız verdik. Büyükşehir belediye başkan adaylarımızdan belde belediye başkan adaylarımıza kadar, il genel meclis üyelerimizden belediye meclis üyelerine kadar her kademede bütün araştırma metotlarını kullanarak, bütün kriterleri dikkate alarak herkesin görüşüne değer vererek son derece hassas bir tespit sürecinden geçtik. Bakın burada büyük bir gururla ifade etmek istiyorum; Türkiye’de 81 il, 919 ilçe, 392 belde var. Yani, toplamda 1392 belediye var. Bize sadece belediye başkanlığı için aday adaylığı başvurusunda bulunanların sayısı 6415 kişi. Bu ne demek biliyor musunuz? 1392 adaylık için 5 katı, 6415 aday adayı başvuruda bulundu. Bize adaylık için başvuran bu 6415 arkadaşımızın hemen tamamı belediye başkanımız olacak ehliyete ve liyakate sahiptir. Takdir edersiniz ki bir eleme yapmamız gerekiyordu, işte bu elemeyi kılı kırk yaran böyle bir hassasiyetle, bir kuyumcu hassasiyetiyle çok sayıda veriyi, çok sayıda kriteri, metodu kullanarak yaptık. Halkın nabzını tuttuk, anketler yaptık, bir değil, iki değil, bazı yerlerde üç anket yaptık. Performansları ölçtük, temayül yoklamaları yaptık. Bakalım teşkilatımız ne diyor, bunu öğrendik. İl başkanlarımızın, ilçe başkanlarımızın, kanaat önderlerimizin, Kadın, Gençlik Kollarımızın, milletvekili, bakan, Genel Başkan yardımcılarımızın değerlendirmelerini aldık. Bütün verileri bir masa üzerinde topladık, son istişarelerimizi yaptık ve adaylarımızı belirledik. 81 ilimizin adaylarını daha önceden belirleyip kamuoyuna açıkladık ve tanıttık.
Şimdi ilk kez Başkent Ankara’da ilçe belediye başkan adaylarımızı tanıtıyoruz. Bazı illerde bakan, Genel Başkan yardımcısı arkadaşlarım o illerdeki belediye başkan adaylarımızla beraber büyükşehirleri kastediyorum, ilçe belediye başkan adaylarını tanıttılar. Şimdi Pazar günü de İstanbul’da İstanbul ilçe adaylarımızı açıklayacak ve tanıtacağız. Değişik illerde de yine bakan, Genel Başkan yardımcısı arkadaşlarım, büyükşehir belediye başkan adaylarımızla beraber ilçe belediye başkan adaylarını tanıtmaya devam edecekler. Süreç içinde tüm adaylarımız belirlenmiş şekilde tam kadro sahadaki yerimizi almış olacağız.
Sevgili Ankaralılar, maşallah, 30 Mart’a kadar aynı kararlılıkla, aynı heyecanla varız değil mi? Aynı kararlılıkla, aynı heyecanla varız değil mi?
Sandıklar AK Parti’nin inşallah ampulüyle Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresini aydınlatacak, buna varız değil mi? Eyvallah.
Sevgili Ankaralılar, sevgili kardeşlerim; son derece önemli bir seçime giriyoruz. 11 yılın en önemli, en hayati, aynı zamanda da demokrasi sürecimizdeki en tarihi seçime giriyoruz. Evet, 30 Mart seçimleri çok önemli. 30 Mart millet egemenliğinin, milli iradenin, sandığın ve demokrasinin zaferini ilan edeceği, kayıtsız ve şartsız hakimiyetini ilan edeceği, ülkemiz ve milletimiz adına dönüm noktası niteliği taşıyan bir seçim. Şunu bilmenizi istiyorum: 30 Mart, bugün hala sandık dışı yöntemler arayanların heveslerini kursaklarında bırakacak. 30 Mart, bugün hala demokrasi dışı yöntemlerden medet umanları daimi bir yenilgiye uğratacak. 30 Mart, bugün hala milli iradeden, millet egemenliğinden başka yollar arayanların umutlarını bir daha canlanmamak üzere kıracak, statüko 30 Mart’la birlikte tüm umutlarını yitirecek. Demokrasi düşmanları, millet düşmanları, sandık düşmanları 30 Mart’la birlikte tüm çabalarının beyhude olduğunu görecektir.
Kardeşlerim, 30 Mart artık kalıcı olarak Türkiye’de demokrasinin yerleştiğinin, Türkiye’de iktidarları milletin belirlediğini en güçlü bir şekilde gördüğü gün olacak.
Bakın sevgili kardeşlerim; burada sizlere yakın tarihimizin son derece üzücü bir olayını tekrar hatırlatmak istiyorum. 27 Mayıs 1960’da demokrasiye bir müdahale yapıldı, siyasete el kondu. Başbakan ve arkadaşları Yassıada’ya gönderildi. Düzmece bir mahkemeyle yargılandı ve maalesef Başbakan ve 2 bakanı idam edildi. Şurası son derece önemli: 27 Mayıs cuntasının Başbakan ve iki bakanını idam etmesi sadece o güne has bir olay değildir. Demokrasiye, sandığa, milli iradeye kastedenlerin aslında çok farklı bir niyetleri vardı. Merhum Menderes ve iki bakanını idam edenler aslında geleceğin başbakanlarına, geleceğin hükümetlerine çok açık, ama aynı zamanda çok korkunç bir mesaj vermek istiyorlardı. Şunu söylüyorlardı: Eğer bizim çizgimize girmezseniz akıbetiniz işte böyle olur. Bizim irademize ram olmazsanız, milletin iradesini dikkate alırsanız, işte sonunuz böyle olur mesajını veriyorlardı. 27 Mayıs’ın bu korkunç mesajı yıllar boyunca hükümetlerin üzerinde bir tehdit olarak sallandı. Başbakanları böyle korkuttular, bakanları böyle korkuttular, bürokratları böyle korkuttular. Menderes’e yapılan zulmü yıllar boyunca bir tehdit olarak, bir korkutma ve sindirme aracı olarak hükümetlere karşı kullandılar. İşi elbette şansa bırakmadılar, kurdukları yeni kurumlarla siyasetin üzerine tesis ettikleri vesayetlerle ve hükümetleri, siyaseti, yasama ve yürütmeyi her zaman kontrol altında tutmak istediler.
Biz 3 Kasım seçimlerine girerken işte en başta bu tehdide, bu korkutmaya, bu sindirmeye itiraz ettik. Daha yolun başında ne dediğimizi lütfen unutmayın. Ne dedik? Yeter, söz de, karar da milletindir dedik.
Sevgili kardeşlerim, bu öyle kuru kuruya bir slogan değildir. Bizim siyaset anlayışımızın en temelinde işte hep bu ilke yer aldı. Partimizi kurduğumuz andan itibaren 11 yıllık iktidarımız boyunca bu ilkeden asla taviz vermedik, bu ilkeyi unutmadık, ötelemedik, bu ilkeyi geri plana asla itmedik. Milletin kararını yok sayanlara karşı cesaretle milletin kararını savunduk. Milletin sözünü tahkir edenlere karşı kararlılıkla milletin sözünü savunduk. Milletin yetkisini, iradesini, egemenliğini küçümseyenlere karşı ısrarla, inatla, cesaretle, umutla milleti savunduk, milletin mührünü savunduk.
Kardeşlerim, mafyayla, cuntayla, çetelerle mücadele ederken işte biz bu ilkeden hareket ederek sonuna kadar bunun arkasında durduk. Demokrasi dışı müdahalelerle mücadele ederken işte bu ilkeyi yanımıza aldık. Darbe senaryolarına, komplolara, sabotajlara karşı bu ilke hep yol arkadaşımız oldu, azığımız oldu, gayemiz, maksudumuz oldu. 11 yıl boyunca her ne yaptıysak millet için yaptık, milletle birlikte yaptık, milli iradeyi ve demokrasiyi güçlendirmek için yaptık. Neyin karşısında durduysak, neyi desteklediysek millet için destekledik. Demokrasi ve milli iradeye güç kazandırmak için hiç kimsenin cesaret edemediği, yanına yaklaşamadığı, hatta hayalini dahi kuramadığı reformları biz gerçekleştirdik. Bakın bu ülkede malum bir medya zihniyeti, malum bir medya yapılanması vardı. Ağız birliği yaparak emir ve talimat alarak milletin değil kendilerinin ve kendi sahibi olan holdinglerin çıkarlarını gözeterek hükümet kuruyor, hükümet yıkıyorlardı. Çıkarlarına uyanı göklere çıkarıyor, uymayanları hedef alıp acımasızca yıpratıyorlardı. İşte o malum medya bu 11 yıllık süreçte milli irade üzerindeki etkisini, gücünü yitirdi. Milleti artık inandıramıyorlardı. Milletim, sizler artık manşetlerin dilini çözdünüz. Fotoğrafların, başlıkların, haberlerin, köşe yazılarının dilini ve maksadını milletim artık çok iyi anlıyor. İşte bu malum medya bu olumsuz etkisini yitirdiği için milli irade üzerindeki etkisini yitirdiği için şu anda son bir gayretle demokrasiye saldırıyor. Demokrasi ve milli irade üzerinde keyfince tasarrufta bulunan bir başka kesim de sermayeydi. Onlar da millet iradesini yok saydılar, onlar da bu ülkede hükümet kurdular, hükümet yıprattılar, hükümet yıktılar. Eski günlerdeki gibi şu anda bunu yapamıyorlar. Yine belli yerlerde toplanıyorlar, biraraya geliyorlar ve oralarda acaba AK Parti iktidarını nasıl yıkarız, bunun hesaplarını yapıyorlar. Fakat şimdi milli iradeye söz geçiremiyorlar. Milletin üzerinden bir güç olarak siyaset sahasında varlık gösteremiyorlar. İşte onun için yeni Türkiye’den rahatsız oluyorlar. Eski günlere dönmek için feryat ediyorlar.
Kardeşlerim, şimdi Türkiye’nin en büyük salonlarından biri olan bu salondan, Ankara Arena ifadesi biraz bana farklı geliyor ama, bu kapalı spor salonundan evet Türkiye’ye sesleniyorum, bunu iyi dinleyin. Dün TÜSİAD Başkanı çıkıyor, olduğundan çok farklı bir Türkiye, olduğundan çok farklı bir manzara çizmeye çalışıyor. Neymiş? Hakimler Savcılar Kurulu bununla ilgili kanun teklifinden büyük rahatsızlık duyuyorlarmış. Senin rahatsızlık duyduğun ne? Bir defa sen şu anda neden rahatsızlık duyduğunu hiç gelip de bu ülkenin yetkili birimi olan Adalet Bakanıyla veya Hükümetiyle görüştün mü? Bu nedir, ne değildir diye sordun mu? Yok. Etrafınızdaki belli maaşlı memurlarınız var, onların size vermiş olduğu bilgilerle mi siz bunu değerlendiriyorsunuz? Siz işinize geleni yanınızda barındırırsınız, işinize gelmeyeni hemen kapıya koyarsınız. Peki Hükümet şu anda bu ülkenin menfaatlerini korumayan insanları acaba istediği gibi sağa sola atama imkanına sahip mi? Maalesef değil, eli kolu bağlı. İşte biz onları düzenliyoruz. Peki, ey TÜSİAD ananas meselesinden niye rahatsız değilsin? Uganda’da sizlere rafineri bağlantısı kuranlardan niye rahatsız değilsin? Yargı içindeki paralel örgütlenmenin iş dünyası üzerindeki ağır baskısından, şantajından rahatsızlıklarınız niye yok? Niye? Çünkü, bazılarının işleri tıkır tıkır yürüyor. Ananaslar gelip gidiyor. Herhalde bu bildiğiniz ananas değil yani anlıyorsunuz. Ananas bunun kod adıdır, kod. Ve rafineri dağıtımları da yapılıyor. Yargıda bazı işler çözülüyor, beyefendiler bundan rahatsız olmuyorlar. Rafineriyi alırken rahatsız değilsin, peki cezalar kesilirken niye rahatsız oluyorsun? Yanlışın var da onun için. Devlet içindeki paralel yapıdan değil o yapıyla mücadele için attığımız adımlardan rahatsız oluyorlar. Yargının bağımsızlığını savunur gibi yapıyor, ama yargıda bozulan tarafsızlığı hiç dile getirmiyorlar. Biz sadece bağımsız yargı demiyoruz, bağımsız ve tarafsız yargı diyoruz.
TÜSİAD kusura bakmasın, maalesef bugüne kadar hiçbir zaman milletin yanında durmadılar, bugün de milletin yanında durmuyorlar. Ama biz TÜSİAD’a rağmen iş dünyasının üzerindeki baskıyı, şantajı, tehditleri biz kaldırdık, biz kaldırıyoruz. Eğer bugün kendi ifadeleriyle bire beş kazandık diyenler var bunların içinde, bizzat bana söylediler, bana. Sizin döneminizde bire beş kazandık dediler. Şimdi utanmadan sıkılmadan böyle bir ülkeye küresel sermaye gelmez diyorlar. 120 milyar dolarlık sermayeyi siz mi getirdiniz bu ülkeye? Üyeleriniz küresel sermayelerle ortaklık kurarken neye dayanarak kurdular? Bu ülkedeki bu güzel atmosfere dayanarak buraya geldiler. TÜSİAD’ın üyelerinin birçoğunun küresel sermayeyle ortaklıkları var. Nasıl geldiler? Bu havayı görerek geldiler. Türkiye’yi güvenli bir liman olarak gördükleri için buraya geldiler. Ben şaşıyorum. Bu TÜSİAD bugüne kadar bu ülkede hiç samimi davranmadı, hiç samimi davranmadı. Ve yeri geldi şu ifadeyi de kullandılar: Hükümet başarılı ama, bizim oyumuz başka yerin, bunu da kullandılar. Ya zaten vermezsen verme, bize milletimiz yeter. Siz yine gidin o yolsuzluklarla iç içe olanlarla oturun belli yerlerde lobi faaliyetlerini yapmaya devam edin. İşte ana muhalefetin zaten lobisini yaptığı bunlar. Bunlarla beraber çalışıyorlar, bunu biz gayet iyi biliyoruz. Ama bugüne kadar sustuk, bundan sonra susmayacağız. Bunları artık yeri geldiği zaman biz de teşhir edeceğiz. Çünkü, AK Parti iktidarına karşı bu kadar açık bir şekilde tavır ortaya koyanlar bilsinler ki bundan sonra biz de onlara karşı bu tavrı koyacağız. Bunlar bu ülkede hükümete karşı yapılan bu darbe girişimine yönelik bir tavır ortaya koymadılar. Siz darbe girişimine karşı ortaya tavır koymuyorsunuz öyle mi? O zaman karşınızda bizi bulacaksınız. Samimi, dürüst her işinizde yanınızdayız. Ama yanlışınızda asla bizi yanınızda bulmayacaksınız, bugüne kadar bulmadığınız gibi; bunu çok açık, net söylüyorum. Ve bugüne kadar kendileriyle birçok kez bunları konuştuk, dürüst davrandığınız sürece sizin yanınızdayız, ama yanlışınızda bizi yanınızda bulamazsınız; bunu kendilerine her zaman söyledik.
Değerli kardeşlerim; şimdi enteresan, devlete paralel yapının, ki TÜSİAD’ın içinde bu şekilde olanların birçoğunun şahsımla gelip yaptıkları görüşmelerde söyledikleri ifadeler vardır. Ve dönemimizde nasıl imkanlarını nerelere götürdüklerini kendileri bize ifade etmişlerdir. Ha yeri geldiği zaman, vakti geldiği zaman onu da açıklarız ha, onu da söyleyeyim, onu da açıklarız. Ama ben şunu söylüyorum: Kalkıp da TÜSİAD’ın Başkanı böyle bir ülkeye küresel sermaye gelmez ifadesini kullanamaz. Eğer kullanıyorsa, bu ülkeye karşı bir ihanettir. Bunu dediğin andan itibaren sen hangi yüzle, hangi yüzle bu idarenin, bu Hükümetin bakanlarını TÜSİAD’a davet edeceksin? Hangi yüzle buradaki yatırımlarında sen başta Başbakan olmak üzere bizimle kalkıp da herhangi bir işini görme yoluna gideceksin? Onun için dürüst olmaya mecburlar. Dürüst olmadıkları sürece kusura bakmasınlar, biz bu makamlara TÜSİAD’la gelmedik, TÜSİAD’a rağmen geldik. TÜSİAD’a rağmen de milli iradeyi, demokrasiyi savunmaya, paralel örgütle mücadeleye devam edeceğiz. Türkiye’ye yabancı sermaye gelmez diye adeta kendi ülkelerini kendi Hükümetlerini tehdit ediyorlar, öyle mi? O zaman cevabını alacaksınız. AK Parti iktidarına kadar 79 yılda Türkiye 15 milyar dolar uluslar arası yatırım çekebildi. Dikkat edin buraya, iktidarımıza kadar 15 milyar dolar, 11 yılda ise Türkiye’ye gelen uluslararası yatırım miktarı 120 milyar doların üzerinde. 79 yılda yapılanın neredeyse 10 katını biz şu 11 yılda yaptık, bunu AK Parti iktidarı başardı. Bunu istikrar sayesinde, güven sayesinde, başta yargı olmak üzere her alanda yaptığımız reformlar sayesinde yaptık, bunu da TÜSİAD’a rağmen başardık. İstikrar ve güven içinde göreceksiniz çok daha fazlasını yapacağız.
Millet iradesi güç kazandıkça, demokrasinin standartları daha ileri seviyelere ulaştıkça, devlet içine sızmaya çalışan çeteler temizlendikçe, Türkiye ekonomisinin de, uluslararası yatırımların da çok daha arttığını hep birlikte göreceğiz.
Medyaya, belli sermaye gruplarına değil, millete kulak verdiğimiz için bugünlere ulaştık, aynı şekilde milletimizle çok daha iyisini başaracağız.
Kardeşlerim, şimdi dün tabi TÜSİAD’ın ifadesi, bazı çevrelerin yaptığı açıklamalar, onun için burada onu açıklamak zorundayım. Gündemimizde olan malum, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’yla ilgili Parlamentodaki görüşmeler.
Kardeşlerim, bu konu önemli, bunu dinlemenizde fayda var.
Biliyorsunuz, günlerdir Parlamentoda, komisyonda, şimdi de Genel Kurulda bazı sıkıntılar yaşanıyor. Tabi yaptığımız görüşmelerde gönlümüz arzu ederdi ki, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’yla ilgili düzenleme, Adalet Akademisiyle ilgili düzenleme, bu konuların hepsini biz bir anayasa değişikliğiyle çözelim. Ve bu konuyla ilgili olarak Sayın Cumhurbaşkanımız bizleri davet etti, tek tek iktidar ve muhalefet partisinin genel başkanlarıyla görüşmeler yaptı. Ve bu görüşmelerde ben Sayın Cumhurbaşkanımıza birinci derecede anayasa değişikliği konusuna taraftarız, elimizden geleni yapmaya hazırız. Gerçi dedim ben inanmıyorum bunların bize destek vereceklerine, katkı vereceklerine, fakat sizin mademki böyle bir arzunuz, böyle bir talimatınız var, biz buna uyarız ve ben yarın arkadaşlarımı bizzat muhalefet partilerine göndereceğim dedim. Ve ertesi gün değerli arkadaşlar, Adalet Bakanımla Grup Başkanvekilim Nurettin Canikli Bey’i gönderdim. CHP anında cevap vermedi, dedi ki, biz Perşembe günü cevap verelim.
Ve MHP bir çay dahi ikram etmedi, arkadaşlarımızın girişiyle çıkışı neredeyse anında oldu. Ya randevu veriyorsun be, bu milletin bir ananesi var, örfü var. Eskiden diyorlardı ki, kahve içerler giderler, ama bu sefer bunu da unuttular; önemli değil.
Arkadaşlarımız BDP’ye de gittiler, BDP önce olumlu bir refleks verdi. Tabi anayasa değişikliği için BDP’nin oyu yeterli değil.
Perşembe günü CHP’den cevap geldi, biz katılmıyoruz dediler. Bunu bilmenizi istiyorum, çünkü bu CHP’nin Genel Müdürü her zaman akşam başka konuşmuştur, sabah başka konuşmuştur, dürüst değildir; sıkıntı burada. Tabi durum böyle olunca biz o zaman dedik ki, yasal düzenlemeyi yapmaya devam edeceğiz ve kavga, gürültü, neyse komisyondan geçti ve Genel Kurula geldi, Genel Kurulda da kardeşlerim, yine her türlü yaygara yapılıyor, maalesef dün de bildiğiniz gibi arzu edilmeyen durumlar oldu.
Peki, niye oldu? Kardeşlerim, siz bu ülkenin Başbakanına, bakanlarına, bu ülkenin bu insanlarının ailelerine varıncaya kadar her türlü hakareti yapacaksınız, bu tür hakaretlere karşı oradaki AK Parti Grubu, kusura bakmayın, biraz açık konuşacağım ama, herhalde şamar oğlanı değil. Onlar da bir yere kadar sabır sabır sabır, ondan sonra da artık dayanmıyor, tahammülün de bir sınırı var, onlar da kalkıp, bizim de onurumuz var, haysiyetimizi var deyip onun gereğini yapıyor.
Şimdi burada bir şeyi söylemek zorundayım, bakınız, şu ana kadar partimizle alakalı olarak bizim en güçlü yanımız nedir? Yola çıkarken söyledik, yolsuzlukla mücadele, yasaklarla mücadele, yoksullukla mücadele. Biz yolsuzlukla mücadelede başarılı olamasaydık ülkemizi bu değişim, dönüşüme kavuşturamazdık.
Hatta, bugün bir tane köşe yazarı, demek ki bizi hiç takip edemiyor zavallı, diyor ki, Erdoğan diyor 11 yılda 6 bin kilometre yol yaptık, eğer bu kadar yol yapmasaydık yolsuzlukla mücadele noktasında iyi noktada olabilir miydik. Bak, takip edemiyor. Ey köşe yazarı, 6 bin kilometre yolu 79 senede bizden öncekiler yaptı, biz 10 yılda 17 bin kilometre bölünmüş yol sığdırdık, önce bunu öğren. Yani bizim yaptıklarımıza bunların hayalleri bile ulaşamıyor.
Kalkmış, şunu da bilmiyor, ya köşe yazarısın be, bir aç, karıştır: Biz geldiğimizde milli gelir 239 milyar dolarmış. Ah garibim ah, 230 milyar dolar, onu önce bir düzelt.
İki; şu anda geldiğimiz milli gelir de 800 milyar doların üzerinde. Bak, nereden nereye geldik.
Niye yazmıyorsun orada Marmaray’ı bu iktidar nasıl yaptı? Bu iktidar yüksek hızlı treni nasıl yaptı? Eskişehir-Ankara, Ankara-Konya, Konya-Eskişehir, bu yüksek hızlı trenleri nasıl yaptı?
Eğitimde verilen burslar, krediler, kim müracaat ederse burs, kredi alıyor? Cumhuriyet tarihinde yapılan okulların yarısı kadar okul yaptık. Bunları gör be.
Hastanelere baktığımız zaman aynı şekilde, artık hastanesi olmayan ilimiz kalmadı, ilçelerimizin ciddi bir kısmında yeni hastanelerin yapımı devam ediyor.
Enerjide aynı şekilde, KÖYDES’le tüm köylerimize ulaştık, içme suyunda, yollarda vesaire. Ama bunları göremezler, niye? İftira atacak. Çünkü vatandaşımızın yolsuzluk konusunda hassasiyeti var, ama biz yolsuzlukla mücadelede başarılıyız.
Önce sen ey Genel Müdür, o klasöre elini koyarak durduğun pozun var ya senin; neydi? İstanbul’a şimdi aday gösterdiğiniz şahsın yolsuzluk klasörüydü. Onun partinizden ihraç ederken o yolsuzluk klasörünün önünde sen poz veriyordun poz.
Şimdi ben buradan sesleniyorum; sana Pazar gününe kadar müsaade, eğer Pazar gününe kadar sen İstanbul Büyükşehir adayınla alakalı o yolsuzluk klasörünü açıklamazsan, ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin özet raporunu kendim açıklayacağım, kendim açıklayacağım. Eğer dürüstsen, eğer yolsuzluğa karşı mücadelede samimiysen, önce İstanbul adayının klasörünü açıkladı, yoksa ben açıklayacağım, yoksa ben açıklayacağım.
Ve benim oğlumla alakalı, şahsımla alakalı söylediğin şeyleri de, eğer namusluysan, şerefliysen, kalk belgelerini ortaya koy. Benim oğlumu hiçbir zaman bu tür şeylere karıştıramazsın. Ama biz senin Sosyal Güvenlik Kurumu’ndaki yaptığın yolsuzlukları da biliyoruz, onları da ben Büyükşehir Belediye Başkanım Melih Bey’e havale ediyorum, onları da sen açıkla, onları da sen açıkla. Ankara’da bunları yakından takip etmişsindir, bunları açıkla.
Ve Rahşan affı çıkmamış olsaydı bugün başka yerdeydin,
İki; zaten sen kendi Genel Başkanına eğer o kaset olayını yapmamış olsaydın bugün zaten burada değildin. Bak, Sayın Baykal’a bu tezgahı kuranın da kim olduğu ortaya çıkıyor zaten. İşte demek ki paralel kasetçiler de var herhalde, her şey çıkıyor ortaya. Ve buralara gelmek isteyenler işte bu oyunları da kullanmak suretiyle buralara gelebiliyorlar, bu kadar da mahirdir, onu da özellikle vurgulamak istiyorum.
Değerli kardeşlerim, onun için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’yla alakalı dünkü olaylardan sonra akşam arkadaşlarımı toparladım ve onlara dedim ki, gelin biz Adalet Akademisiyle ilgili olan kısmı, bunu Meclisten geçirelim, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’yla olan kısmı şimdilik kaydıyla donduralım ve mesafe alalım, çünkü seçim yaklaşıyor, Mart 1’den itibaren de Mecliste artık çalışmalar artık duracak. Arkadaşlarımızla hemfikir olduk, sadece Adalet Akademisiyle ilgili kısmı, bunun yanında 1-2 madde daha var, onları da buna ilave ederek çıkaracağız ve böylece bu işi kapatmış olacağız.
Şimdi bazıları diyor ki, bir yerden emir mi aldın? Kusura bakmayın, Tayyip Erdoğan emirle iş yapmaz, bunu bilmenizi istiyorum, bunu özellikle bilmenizi istiyorum. Kimsenin emriyle iş yapmam, bu benim karakterime terstir, yapıma terstir. Bizimle ancak müzakere yapılır, ondan sonra ortak karar, ortak akıl verilir. Ama emir denince, çünkü biz aldığımız kararları istişareyle alırız, dolayısıyla emirler de bunu değiştirmez. Bunu da ben özellikle milletimin bilmesini istiyorum.
Öyle gazetelerde bazı köşe kapanların, köşe kapmaca oynayanların yazdıkları yazı AK Parti iktidarına da yön vermez, bunu da bilmelerini istiyorum.
Kardeşlerim, Türkiye’de demokrasi, sandık ve milli irade için ilkeli tutum benimsemeyen bir başka kesim de statüko partileri oldu. Bakınız, bu CHP, statüko partileri 27 Mayıs darbesinden bugüne kadar her darbenin, her darbe girişiminin yanında, arkasında durmuş, ne yazık ki mertçe cesur bir tavır takınmamışlardır. İşte şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’nin tavrına, tutumuna dikkat edin, nerede darbe varsa, nerede darbe girişimi varsa, nerede millete ve millet egemenliğine karşı bir hareket varsa, muhtevasına bakmadan, içine, içeriğine bakmadan CHP’nin orada destekçi olarak yer aldığını görüyorsunuz.
Biliyorsunuz, geçen yıl kendilerini aştılar, sınırların ötesine geçtiler, Mısır’daki darbeyi bile savundular. Türkiye’de darbe zemini bulamazlarsa gidip yurt dışındaki darbeleri destekliyorlar. Şu anda paralel yapının, 17 Aralık darbe girişimini CHP var gücüyle destekliyor, kim oldukları CHP için hiç önemli değil, geçmişte ne dedikleri hiç önemli değil, ideoloji, ilke, fikir CHP için hiç önemli değil, yeter ki demokrasiye bir saldırı olsun CHP hemen orada vazife üstleniyor.
Daha bir ay öncesine kadar yargıya, hakimlere, savcılara en ağır hakaretleri yapan CHP, şu anda aynı yapıyı var gücüyle savunuyor. Yıllardır Silivri’nin hakimlerini, savcılarını, mahkemelerini en ağır şekilde en ağır ifadelerle eleştiren CHP, şu anda aynı kadronun, aynı mahkemelerin arkasında duruyor. Devlet içine sızmaya çalışan örgüte yıllarca düşmanlık yapan CHP, şu anda örgütün taşeronluğunu, borazanlığını yapıyor.
CHP Genel Müdürü göreve geldiği andan itibaren eline tutuşturulan boş belgeleri, sahte belgeleri sallıyor, bunu da muhalefet zannediyor. Geçmişte sağdan, soldan gelen elektronik postaları belge diye sallıyordu, şimdi terfi etti, üzerinde tutanak yazan belgeleri sallıyor. Her şekilde mahcup olacaklar, ama hiç beklemeyin utanmayacaklar, yüzleri kızarmayacak, bunu da bilesiniz.
Bugüne kadar bizimle, partimizle, Hükümetimizle ilgili ne kadar yolsuzluk iddiasında bulundularsa altında kaldılar. CHP Genel Müdürünün asılsız yolsuzluk iddiaları sayesinde Kayseri biliyorsunuz sucuğa doydu. Şimdi benim de kazandığım davalar var bu Genel Müdürden, bayağı dava kazandım, ben de şimdi o biriken paraları nerede, hangi meydanda vatandaşlarımızın hangi kısmıyla ne şekilde paylaşayım diye onun hesabını yapıyorum.
Yolsuzluk konusunda bu kadar hassasiyetiniz var madem, İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapacak başka isim bulamadınız mı ya? Kurultayda bu ismi yolsuzlukları nedeniyle ihraç ettiniz, şu andaki Genel Müdür İstanbul adayının yolsuzluk dosyaları önünde biliyorsunuz poz verdi. Ve az önce de söylediğim gibi, Pazar gününe kadar izin, Pazar gününe kadar açıkladın açıkladın o dosyayı; açıklamadın, ben sizin kendi hazırladığınız CHP’nin özet dosyasını ben açıklayacağım.
Kardeşlerim, bakınız, çok enteresan, son günlerde Suriye’deki katliamın boyutları gözler önünde, çok çarpıcı, vicdanları sızlatan bazı fotoğraflar yayınlandı. CHP’den bu insanlık dışı manzara karşısında samimi bir söz işittiniz mi, soruyorum, işittiniz mi? Daha dün akşam kem-küm etmeye başladılar, çünkü ikaz ettiler, ya bu işe sessiz kalmayalım dediler, onun için o da baktım kem-küm ediyor. Biri çıkıyor yarım ağızla Esad’ı kınıyor, hemen arkasından bir başkası çıkıyor Esad’dan daha iyisini görmedik diyor. Defalarca söyledim, Esad’ın o insanlık dışı, vicdan dışı, insaf dışı vahşetine CHP ortak olmuştur, Esad’la bu olaylar başladıktan sonra aynı karede poz veren CHP’lilerin üzerine bu kan sıçramıştır. Bütün dünya fotoğraflar karşısında insanlığından utanırken, CHP dostu Esad’ı temize çıkarmak için yine zulmün, yine vahşetin yanında yer almıştır.
Çıkıyor, Dışişleri Bakanı Montrö’de utanmadan, sıkılmadan teröristlerin Türkiye’de eğitildiğini söylüyor. Eğer bunların burada eğitildiğini ispat edemezseniz alçaksınız, alçaksınız. Türkiye bugüne kadar hiçbir Suriye’deki terörist gruba eğitim vermemiştir, o sizin işinizdir, o Suriye’nin işidir. Ve Suriye’de bugün terör örgütleri varsa bunların oluşmasına neden olan da Esad rejimidir.
Sadece CHP değil, bu vahşet kareleri karşısında susan, tepkisiz kalan herkes, bu insanlık dışı manzaranın ortağıdır. Suriye’de tarihin en büyük katliamlarından biri yaşanıyor, 55 bin fotoğraf karesinde 15 bin insanın nasıl öldürüldüğünü görüp de hala Esad’ın yanında yer alanlara sesleniyorum, bunu hesabını tarihe nasıl vereceksiniz?
Sadece Suriye’de insanlar değil, insanlık katlediliyor, 150 bine yakın insan hayatını kaybetti, milyonlarca Suriyeli evlerini terk etti, dünya artık bu vahşete daha fazla sessiz kalamaz, tepkisiz kalamaz, insanlığa karşı suç işleyen, savaş suçu işleyen Esad artık Suriye’nin başında daha fazla kalamaz. Suriye’de katliam yapılıyor, dünya sessiz. Suriye’de toplu göçler yaşanıyor, dünya sessiz. Silahlar kullanılıyor, masum çocuklar, bebekler öldürülüyor, dünya sessiz. İnsanlar şehirler büyüklüğünde toplama kamplarında açlıktan ölüyor, dünya sessiz. Ama sistematik işkenceyi, insanlık dışı muameleyi, savaş suçlarını ortaya koyan bu fotoğraflardan sonra dünya daha fazla sessiz kalamaz. Cenevre Toplantısının insanı insanlığından utandıran bu fotoğraflardan sonra Suriye için acil bir çözüm üretmesi en büyük arzumuzdur ve bunun için çabalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.
Tüm imkanlarımızla, yardımlarımızla ayrım yapmadan Suriye halkının yanında yer aldık ve yer alacağız. Türkiye’nin insani yardım tırlarını durduranların da bu fotoğraflardan sonra kendilerinden utanmış olmalarını diliyorum. Umarım o tırları durduranlar, o tırları engellemek isteyenler kime ve neye hizmet ettiklerini görmüşlerdir, eğer zerre kadar vicdanları varsa umarım mahcup olmuşlardır.
Bir ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı kendi ülkesi için çalışır, kendi milleti için çalışır. Milli İstihbarat Teşkilatı’na silah kaçakçısı ithamında bulunan CHP’nin Genel Başkanını ben milletime havale ediyorum. Bunu olsa olsa düşman ülkelerin liderleri yapar. Hale bak ya, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın bu yardım tırlarıyla ilgili söylediği ifadeye bakın, Milli İstihbarat Teşkilatı silah kaçakçılığı yapıyor, şu hale bak. Oradaki mağdur, mazlum insanlara her türlü insani yardımı ve yardımı biz getireceğiz, getirmeye devam edeceğiz. Bizim atacağımız bu adımları, ey Kılıçdaroğlu, sen belirleyemezsin. Bizde vicdan var, ama sende var mı bilmiyorum. Bizde sorumluluk var, ama sende var mı bilmiyorum. Biz tarihinden ders alarak büyümüş, yetişmiş bir neslin torunlarıyız, onun için bizim bakışımız farklı.
Dünyanın hiçbir yerinde kendi ülkesinin istihbarat örgütünü yıpratmaya çalışan birini bulamazsanız. Türkiye’de bu CHP tarafından yapılıyor, CHP’yi kıskacına almış bir örgüt tarafından yapılıyor. Ne yaparlarsa yapsınlar, büyük Türkiye’nin, yeni Türkiye’nin yürüyüşünü asla engellemeyecekler.
Bakın, şunu burada açık açık söylüyorum: Millet önce Gezi olaylarında, ardından 17 Aralık darbe girişiminde neyin ne olduğunu, kimin ne yapmak istediğini açık ve net olarak gördü, millet bu ihanete asla geçit vermeyecek.
Sevgili kardeşlerim, burası Ankara, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nin şehri, bu Ankara İstiklal Savaşının sevk ve idare merkezi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Ulus’ta çalışırken Polatlı’dan top sesleri duyuluyordu, milletin iradesini temsil eden Meclis Polatlı’da işgali durdurdu, İzmir’e kadar düşmanı önüne kattı ve kanıyla, canıyla istiklal destanını yazdı; şimdi yeni bir istiklal mücadelesi veriyoruz, 30 Mart bu kadar önemli.
Kardeşim, hiçbir maşa örgüt bu ülkenin istiklalini elinden alamaz. Hiçbir örgüt devletin içinde ur gibi, virüs gibi büyüyüp Türkiye Cumhuriyeti’ne paralel bir yapı oluşturamaz. Bu millet tarihi boyunca düşmana da, haine de geçit vermedi, bundan sonra da vermez, vermeyecek. 90 yıl önce olduğu gibi, bugün de Ankara’dan başlayarak dalga dalga yayılarak istiklalimize, kutlu yürüyüşümüze kastedenlere gereken cevabı 30 Mart’ta sandıklarda vereceğiz.
Hiç endişeniz olmasın, başınız asla öne eğilmesin, umutsuz olmayacaksınız, yeise, hüzne kapılmayacaksınız, yılmayacaksınız, vazgeçmeyeceksiniz onlar ne yaparlarsa yapsınlar. Siz milletsiniz, siz milletin kalbi olan Ankara’sınız, siz bu ülkenin asli sahipleriniz ve bunlara haddini 30 Mart’ta sandıkta siz bildireceksiniz, işte 30 Mart bunun için çok önemli, çok çalışacağız, kapı kapı dolaşacağız. Hanım kardeşlerim, sizlere özellikle sesleniyorum, kapı kapı dolaşarak sandıkları siz ayağa kaldıracaksınız. Bundan önceki seçimlerde çalıştığımızın 2 katı, 3 katı çalışacağız. 30 Mart’ta demokrasinin, milli iradenin, sandığın zaferini ilan edecek ve şer odaklarının tamamını inşallah mutlak bir yenilgiye hep birlikte mahkum edeceğiz.
Bu süreçte şunu Ankara’ya, Ankaralı tüm kardeşlerimize özellikle anlatmanızı sizlerden rica ediyorum: 17 Aralık darbe girişimi sadece AK Parti’ye, sadece AK Parti Hükümetine yönelik bir girişim değildir. 17 Aralık’tan bugüne kadar Türkiye’nin kaybettiklerine bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bunlar AK Parti’ye, Hükümete değil, aslında Türkiye’ye zarar vermeye çalışıyorlar. Bunlar sadece AK Parti’ye değil, CHP’ye de, MHP’ye de, BDP’ye de zarar vermeye çalışıyorlar. Bunların hedefi sadece AK Parti değil, bunların hedefi büyüyen ekonomi, bunların hedefi çözüm süreci, bunların asıl hedefi büyük Türkiye. Bütün Ankara’nın, bütün Türkiye’nin bu komployu görmesini sizler sağlayacaksınız.
Tüm AK Parti teşkilatının önümüzdeki 2 ay boyunca olağanüstü çalışmasını bekliyor ve arzuluyorum. Bir tek kişi bile ihmalkar olursa, inanın kaybeden Türkiye olur. Nasıl olsa aday çalışıyor deyip rehavet gösterilirse, inanın kaybeden Türkiye olur. Her kademedeki arkadaşımın aşkla, şevkle, büyük bir inançla çalışmasını bekliyorum.
Ankara’dan sadece başarı değil, Ankara’dan unutulmaz bir demokrasi müjdesi istiyorum. Bunu başaracağınıza, Başkent olarak 80 vilayete örnek teşkil edeceğinize yürekten inanıyorum.
Ankara, bir dünya şehridir, bir dünya Başkentidir. Ankara, mazlumların, mağdurların, dost ve kardeş ülkelerin barış şehridir. Ankara’nın başarısı sadece 80 vilayetin değil, dünyanın, tüm mazlumların başarısıdır.
Dünya başkenti Ankara’ya yaraşan bir sonucu elde edeceğinizi biliyor ve hepinize şimdiden teşekkür ediyorum.
Hepinize bu gösterdiğiniz ilgi sebebiyle, alaka sebebiyle teşekkür ederken, şimdi adaylarımızı tanımak üzere sözü Orhan Bey’e takdim ediyorum.
Kalın sağlıcakla diyorum.