Yükleniyor...

Basbakan Erdogan’in Istanbul Ilçe Aday Tanitim Toplantisi konusmasinin tam metni

 

Biz sizlerle gurur duyuyoruz, biz enerjimizi sizlerden alıyoruz, sizlerle bu yola çıktık, sizlerle yürüyoruz, sizlerle yürüyeceğiz.

Sevgili İstanbullular, sevgili kardeşlerim, çok değerli yol arkadaşlarım, sevgili gençler, değerli hanımefendiler, beyefendiler; sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Bugün açıklayacağımız ve kamuoyuna tanıtacağımız ilçe belediye başkan adaylarımızın güzel İstanbul’umuza hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Yeniden aday olan arkadaşlarımıza, ilk kez aday olan arkadaşlarımıza seçim sürecince ve vazifeyi devraldıktan sonra 5 yıllık süreçte şimdiden başarılar diliyorum.

Kardeşlerim, İstanbul çok farklı bir bahara hazırlanıyor. İstanbul, 30 Mart akşamı başlayacak ve 5 yıl boyunca inşallah hiç sona ermeyecek yeni bir baharın, yeni bir ilkbaharın coşkusunu yaşıyor; salon buna şahit, Türkiye’nin en büyük salonu buna şahit.

Büyükşehriyle, ilçeleriyle İstanbul yeni ve yeniden bir fethi mübinin heyecanını yüreğinde taşıyor. Şunu unutmayın sevgili kardeşlerim: Bizim için her gün yeni bir gündür, bizim için her başlangıç yeni bir başlangıçtır. Yunus Emre’nin söylediği gibi; biz her dem yeniden doğan gönül neferleri, gönül fatihleriyiz. Biz asırlardır devam eden bir yürüyüşün mirasını devraldık. İnşallah asırlarca devam edecek bir kutlu yürüyüşün sahipleri olarak hiç bitmeyen, hiç tükenmeyen, asla ara vermeyen bir hizmet yarışında son nefesimize kadar ülkemize, milletimize, şehirlerimize hizmet üreteceğiz.

Kardeşlerim, biz bu millete efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geldik. Bu hizmetimize devam edeceğiz.

Kardeşlerim, İstanbul sadece bir şehir değildir, İstanbul hakikati olan bir şehirdir. İstanbul felsefesi olan, tarzı olan, kimliği olan bir şehirdir. İstanbul medeniyetler inşa edecek birikimi olan, hazineleri olan, insanlığa istikamet gösteren bir şehirdir. Hiç kuşkusuz olmasın, İstanbul gönüllerin başkenti, dünyanın incisi, şehirlerin annesidir. İstanbul’a hizmet etmek için İstanbul’u anlamak gerek. İstanbul’a hizmetkar olmak öyle büyük bir makamdır ki bu yüce makama ulaşmak için İstanbul’un ruhunu, özünü, felsefesini teneffüs etmek gerekir. Fetih ve Fatih’i anlamayanlar, İstanbul’a hizmet edemezler. Bir gönül yapmanın, bir gönüle girmenin, gönüller fatihi olmanın ne anlama geldiğini bilmeyenler İstanbul’a hizmetkar olamazlar. İstanbul’un minarelerini, o minarelerden okunan ezanları, İstanbul’un türbelerini, makamlarını, camilerini, İstanbul’un makberlerini bilmeyenler, İstanbul’un surlarının anlattığı asırlık öyküleri dinlemeyenler, İstanbul’un sokaklarının konuştuğu dili anlamayanlar, İstanbul’a hizmetkar olma şerefine nail olamazlar.

Kardeşlerim, bu şehrin dünya bilimine, sanatına, siyasetine yaptığı katkıları göremeyenler, bu şehrin adının Mekke ile Medine ile Kudüs ile Şam ile aynı hizaya yazıldığını idrak edemeyenler, bu şehre hizmet edemezler. Kur’an-ı Mübin Mekke’de nazil oldu, Kahire’de okundu, ama İstanbul’da yazıldı. Bir Kur’an şehri olan İstanbul’un sayfalarını açıp okuyamayanlar, okumayanlar, İstanbul’un harfleriyle, İstanbul’un mürekkebiyle, İstanbul’un hatlarıyla gönül bağı kuramayanlar İstanbul için hizmetkar olma bahtiyarlığına erişemezler.

İstanbul’dan sadece batıya bakanlar yanılır. İstanbul’dan sadece doğuya bakanlar yanılır. İstanbul’da tarih ile modern, dün ile yarın arasında tercih yapanlar, geçmişle geleceğin irtibat köprüsünü kuramayanlar İstanbul’dan yalnızca bir kesime hitap edenler yalnız kalır. İstanbul, kucaklayan şehirdir, kuşatan şehirdir. İstanbul tüm sakinlerine eşit mesafede durabilen bir şehirdir. İşte onun için hoşgörüsü, şefkati, nezaketi olmayanlar gönül bağı kuramazlar. İstanbul, buraya gelenlerin değiştirdiği değil buraya gelenlerin değiştiği, İstanbullu olduğu, değiştiren ve dönüştüren bir şehirdir.

Şunu özellikle vurguluyorum: İstanbul bir karma şehir, bir melez şehir, bir toplama, yapay şehir değildir. İstanbul, medeniyetlerin bir potada eridiği değil medeniyetler inşa eden bir şehirdir. Yani İstanbul omurgalıdır, İstanbul dik duran bir şehirdir. İstanbul etkilenen değil etkileyen bir şehirdir. İstanbul her rüzgar karşısında eğilen, yalpalayan değil rüzgarlara yön veren, gerektiğinde fırtınaları söndüren, gerektiğinde fırtınalar oluşturan şehirdir. İşte bu şehrin hizmetkarı, bu şehrin taşını toprağını olduğu kadar, havasını, suyunu olduğu kadar sokağını, ruhunu, özünü anlamış, bunlara nüfuz etmiş, bunları içselleştirmiş olmak zorundadır. İstanbul’a zaman zaman alelade hizmetkârlar da seçildi. İstanbul zaman zaman İstanbul’un ruhunu anlamayan, tanımayan başkanlara şahit oldu. İstanbul’un o dönemlerde nasıl eza ve cefa çektiğini, İstanbul’un o dönemlerde nasıl haksız muameleye, nasıl zulme uğradığını sizler de gördünüz, sizler de yaşadınız. Artık o dönemler geride kaldı, o dönemler milletin derin hafızasında yer etti, ama artık tarihte kaldı. İstanbul AK Parti yönetiminde şanına yaraşır, büyüklüğüne yaraşır, ihtişamına yaraşır şekilde hizmetle buluştu. Küçük ya da büyük, irili-ufaklı nice projeyle İstanbul’un çehresi değişti. Bizim irademizde İstanbul’un sadece çehresi değil talihi değişti, mecra değişti, geleceği, istikbali şekillendi.

Bakın sevgili kardeşlerim, az önce ekranda izledik, ekranlarda izledik. Kardeşlerim, bütün bu gördükleriniz 94’ten bu yana attığımız adımlardır. Bütün bu gördükleriniz 94 öncesine ait değil, orada onların en ufak bir çakılı çivisi yok. İşte bu kardeşiniz İstanbul’u Cumhuriyet Halk Partisi’nin o aciz, o zavallı, gaflet dolu yerel yönetiminde devralmıştı. Hatırlayın o günleri, İstanbul susuzdu, İstanbul hava kirliliğinden geçilmiyordu. İstanbul çöp dağlarıyla maalesef kirliydi. Ve aynı zamanda İSKİ yolsuzluklarıyla da CHP zihniyeti yolsuzlukların, rüşvetin tescil edildiği bir CHP iktidarıyla evet baş başaydı. Kardeşlerim, biz geldik İstanbul’a temizlik geldi, biz geldik İstanbul hava kirliliğinden temizlendi. Biz geldik İstanbul yeşillendi, biz geldik çöp dağlarından evet İstanbul’u tertemiz hale getirdik. Öyle ki HABİTAT-2 Toplantısında dünyanın en temiz şehirlerinden bir tanesi olarak İstanbul ilan edildi, buna ulaştık. Kardeşlerim, susuz İstanbul suya kavuştu. Ve üstelik bir taraftan denizin altından, bir taraftan 180 kilometreden Istranca Dağlarından dağları delerek İstanbul’umuza suya getirdik. Birileri bizden önce CHP’li yerel yönetici güya bulutlara yağmur bombaları atarak su getirecekti, gelmedi. Yalova’dan tankerlerle su taşıyacaktılar, olmadı. Çünkü CHP zihniyetinin olduğu yer kuraktır, o zihniyetin olduğu yer kirlidir, o zihniyetin olduğu yerde bereket yoktur bunu böyle biliniz. Biraz sonra size bazı belgeleri açıklayacağım.

İstanbul, 80 vilayetin ona baktığı, ona yöneldiği bir şehirdir. Ekranda gördünüz, hamdolsun, Rabbime hamdolsun, İstanbul’a bu şekilde hizmet etmeyi bize nasip etti. Ve biz CHP zihniyetinden devraldıktan sonra İstanbul halkı, tüm İstanbullular bir daha bizden başkasına İstanbul’u teslim etmedi. Çünkü onlara inanmıyordu, onlara güvenmiyordu. Biliyordu ki İstanbul ancak bu zihniyetle daha ilerilere gider, daha modern bir şehir olur. Hele hele yerel yönetimle merkezi yönetim bütünleştikten sonra kardeşlerim konuşmaya gerek yok, eserleri gördünüz, eserleri yaşıyorsunuz. Toplu taşımda gördünüz, çevrecilikte, yeşillendirmede gördünüz. Kardeşlerim, 153 yıllık hatırayı gerçekleştiren iktidarımızı gördünüz. Boğazın 62 metre derinliğinden Marmaray’ı geçiren, günde ortalama 150 bin kişinin taşındığı İstanbul’un Marmaray’ını gördünüz. Acaba bizden öncekiler bunları niye yapamadı, ayaklarına pranga mı vurmuşlardı, elleri kolları bağlı mıydı? Kardeşlerim, Kadıköy’den tutun ta Kartal, Pendik, Tuzla o taraflara kadar, öbür tarafta tutunuz Avrupa Yakasında hafif raylı sistemlerde ta Halkalı’ya kadar uzandı uzanıyor. Ve inşallah 400 kilometrelik bir metro, hafif metro ağıyla raylı sistemlerle güçlenen bir İstanbul, inşallah bu 720 kilometreye kadar uzanacak. Bu ağların yanında metrobüslerle çok farklı bir İstanbul’u yaşıyoruz. Artık bu duraklarda 10 binlerce İstanbullu hamdolsun her geçen gün toplu taşımacılık kültürünü yaşamaya başladı. Ve bütün bunlar İstanbul ulaşımına bir rahat nefes aldırabilmek içindi. Fakat burada sıkıntılar yaşıyoruz, bunu inkâr etmemiz mümkün değil. Bu biraz da lüksün artmasından kaynaklanıyor. Artık düşünün ki bir kapıcı, bir odacı rahatlıkla otomobil alabilir duruma geldi, bu da bir refah düzeyinin ifadesidir. Dün akşam bir misafirliğe gittim, orada bana ev sahibi şunu söyledi: Yanımda çalışanlar dedi, verdiğim ücret şu ama buna rağmen otomobil alıyor. Oğlum, daire alsana, niye otomobil alıyorsun dediğimde; olur mu efendim, herkes arabaya binerken benim de arabaya binmem lazım diyor. Böyle bir yapı var.

Kardeşlerim, inşallah bu güzelliklerle her geçen gün daha güzel olan bir İstanbul. Şimdi ulaşıma çok daha farklı bir adım atıyoruz. Neyle? İki tane projeyle. Bunun bir tanesi biliyorsunuz Marmaray’ın biraz daha güneyinden iki katlı tüp geçitle otomobil geçidini sağlayacağız. Ahırkapı’dan inşallah Haydarpaşa’ya, bunu yapıyoruz. 2015’te, önümüzdeki yıl onu da açacağız. Bir diğer adım o da kuzeyde, Karadeniz’e çıkışta orada biliyorsunuz Yavuz Selim Köprüsü’nü başladık ve kuleler şu anda neredeyse 170 metreye yükselmiş durumda, karşılıklı 170 metre. Fazla kalmadı, çoğu gitti azı kaldı. İnşallah 2015’te evet Yavuz Sultan Selim köprünü de açacağız. Ve böylece ağır vasıtalar şehir merkezine giremeyecek, ağır vasıtalar oradan gidecekler ve otomobiller de oradan gidebilirler. Ama bir özelliği daha var; 4 gidiş, 4 geliş, ortasından da onun da bir raylı sistem geçiriyoruz. Orada da bir toplu taşıma olayını ayrıca yaşayacağız.

Kardeşlerim, bütün bunları yaparken dikkat ediniz. Burada bir kararlılık var, nedir o? Bugüne kadar memuruna, işçisine bizden önce maaşını veremeyen iktidarlar vardı, maaşını veremeyen iktidarlar vardı. Bakınız biz şimdi bu yatırımları yapabiliyoruz, bir sıkıntımız yok. Ve üçüncü köprüde devletin kasasından, kesesinden para çıkmadan bunu yaptırıyoruz. Bedeli ne? 2.5 milyar dolar, önümüzdeki yıl açıyoruz.

Bitmedi, bakınız çok daha önemli bir şey var; sevgili kardeşlerim, üçüncü havalimanını yapıyoruz. Çünkü artık Sabiha Gökçen Havalimanı yetmiyor, ihtiyacımızı karşılamıyor ve artık havada yarım saat, 45 dakika bakıyorsunuz uçaklar inemiyorlar, dolayısıyla kalkışta tehirler var. Sonunda dedik ki biz çok daha büyük bir hava limanını yapalım, dünyada ilklerin arasına girsin, 100 milyon/yıl yolcu kapasiteli bir havalimanı yapalım dedik. 100 milyonun üzerinde olacak. Maliyeti ne biliyor musunuz değerli kardeşlerim? 42 milyar dolar, 42 milyar dolar. Yine biz cebimizden para vermiyoruz. Tamamıyla para yüklenici firmalar tarafından çıkıyor. Diyoruz ki; al sana 20 yıl, 20 yıl burayı çalıştır, 20 yıl çalıştırdıktan sonra bu tesisler ne olacak? Ya tekrar devlete teslim veyahut da yeniden oturacağız anlaşacağız ve bedelini alacağız ve yola devam edecekler.

Kardeşlerim, bu anlayış bunlarda olmadı. Neden? Çünkü bunların kafa yapısında ülkeye hizmet yok, insanına hizmet yok, bunların derdi başka. Bunlar sadece çamur atarlar tutmasa da iz bıraksın diye. Eğer İstanbul’u bir dünya başkenti yapacaksak bu eserlere ihtiyaç var. Ve kardeşlerim, bakın şimdi önümüzde Kanal İstanbul var ve Kanal İstanbul bunları rahatsız ediyor. Ve Kanal İstanbul’la beraber 42 kilometre bir kanal açıyoruz, Karadeniz’i Marmara’ya bağlıyoruz. Buna ne diyorlar? Olmaz. Siz olmaz diyeceksiniz, biz olduğunu ispat edeceğiz; bize yakışan bu. Çünkü bunların hayallerinin ulaşamadığı yere bizim icraatımız ulaştı-ulaşır, hiç endişeniz olmasın.

Kardeşlerim, İstanbul, Ankara arasına yüksek hızlı treni yaptık mı? Yaptık. Eskişehir-Ankara çalışıyor, şurada bir-iki ay içinde İstanbul-Ankara yüksek hızlı tren çalışır hale gelecek, test sürüşleri bitmek üzere. Ankara-Konya bitti, çalışıyor. Konya-Eskişehir bitti, çalışıyor. Şimdi diğer illerle bağlantılar devam ediyor yüksek hızlı trenle.

Kardeşlerim, bu arada İstanbul-İzmir otoyolu yapılıyor ve inşallah 15 Mart gibi en geç bu İzmit geçidinde muhteşem bir asma köprü yapılıyor. Dünyada ilkler arasında bu asma köprü de, şu anda çalışmalar bitmek üzere, inşallah gideceğiz ve o gün de evet sömel betonlarını atmak üzere inşallah çok kısa bir zamanda betonların suyun üstüne çıktığını göreceğiz. Çünkü betonlar suyun altında oralara atılıyor. Çok enteresan bir teknolojiyle bu adım atılıyor ve süratle de bunun yükselmeye başladığını göreceğiz.

Kardeşlerim, biz bunların akıllarının muhassalasının almadığı şeyleri gerçekleştiriyoruz. Çünkü dertliyiz, çünkü biz bu millete sevdalıyız, bu ülkeye sevdalıyız. Evvel Allah dünyada ne yapılıyorsa onun daha iyileri olanını yapmanın gayreti içerisindeyiz. İstanbul dünya şehirlerinin, dünya başkentlerinin timsali bir şehir, işte bunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık, hiçbir zaman çıkarmayacağız. 80 vilayetin İstanbul’a bakıp İstanbul’u örnek aldığını unutmayacağız. Dünya şehirlerinin, dünya başkentlerinin İstanbul’dan ilham aldıklarını unutmayacağız. İstanbullu olmak, İstanbul’da yaşamak, elbette bir insan için büyük bahtiyarlıktır, büyük talihtir. Ama İstanbullular 80 vilayete karşı, dünya başkentlerine karşı omuzlarında bir sorumluluk taşırlar, işte bu sorumluluğu hiçbir zaman unutmayacağız.

Kardeşlerim, 30 Mart bu sorumluluğun tecelli edeceği tarihtir, 30 Mart İstanbul’un dünyaya bir kez daha demokrasiyi, barışı, kardeşliği, dayanışmayı haykıracağı bir tarihtir. 30 Mart İstanbul’un tüm dünyaya Türkiye’nin etkisini, Türkiye’nin gücünü, Türkiye’nin tarihiyle, ecdadıyla, medeniyet tasavvuruyla büyüklüğünü göstereceği tarihtir. Kardeşlerim, 11 yılın en önemli seçimine giriyoruz, sadece İstanbul için değil Türkiye için, hatta tüm dünya mazlumları için son derece önemli bir seçime giriyoruz. Bir anlık ihmale bile tahammülümüz yok, bir anlık rehavete dahi fırsatımız olamaz. İki ay boyunca bütün İstanbul’u kapı kapı dolaşmaya hazır mıyız? (“Evet” sesleri) Hazır mıyız? (“Evet” sesleri) Bütün İstanbul’la yüz yüze, göz göze, ru be ru görüşmek zorundayız, buna hazır mıyız? (“Evet” sesleri)

Bakın dikkat edin, bizim seçim stratejimiz; her zaman, her seçimde gönülden gönle irtibat kurma üzerine inşa edilmiştir. Kampanyamız için elimizdeki tüm imkanları sonuna kadar kullanacağız. Ama hepsinden daha çok gönlümüzü, kalbimizi ortaya koyacağız. Samimiyet, kararlılık, cesaret bu seçimde de şiarımız olacak. Yaptıklarımız bu seçimde de bizi anlatan eserlerimiz olacak.

Kardeşlerim, İstanbul’dan tüm Türkiye’ye sesleniyorum; bizde proje var, bizim eserlerimiz var, muhalefetin anlatacak hiçbir eseri yok, hiçbir eseri yok. Projelerimiz bu seçimde de bizim avantajımız, bizim alametifarikamız olacak. Eğitimde anlatacaklarımız var, sağlıkta anlatacaklarımız var, adalette anlatacaklarımız var, emniyette anlatacaklarımız var, ulaşımda anlatacaklarımız var, tüm alt yapı-üst yapıda anlatacaklarımız var, enerji de anlatacaklarımız var. Değerli kardeşlerim, bütün bunların yanında gıdada, tarımda anlatacaklarımız var, sosyal yardımda anlatacaklarımız var. Bütün bunların yanında düşmüşün yanında oluşumuz, yoksullukla mücadele de, yasaklarla mücadelede, kardeşlerim yolsuzlukla mücadele de anlatacaklarımız var. Biz popülizmle işi idare edenlerden olmadık-olmayacağız. Biz Kaf Dağının ardındakileri vaat edenlerden olmayacağız. Biz ilkesiz, ufuksuz, plan ve projesiz, yerel ve küresel ölçekte vizyonsuz söyleme, üsluba başvuranlardan olmayacağız. Kardeşlerim, bizi eserlerimiz anlatıyor ve anlatacak, ama yetinmeyeceğiz. Yeni projelerle, yeni ufuklarla İstanbul’un ve İstanbulluların huzuruna çıkacağız.

Bakın şunu asla unutmayın değerli kardeşlerim: İstanbul’u İstanbul’un dostları kadar, İstanbul’un kardeşleri kadar, İstanbul’un hasımları da çok yakından izliyor. Yurt dışına çıktığım zaman bütün devlet başkanları, hükümet başkanları bana ne diyor biliyor musunuz? 10 yıl önce İstanbul’a gelmiştim bambaşkaydı, ama 2 yıl önce uluslararası bir toplantı için geldim farklı bir İstanbul’u gördüm. Bu şehriniz gerçekten bizi büyülüyor, şimdi eşime sözüm var eşimle beraber İstanbul’a geleceğim diyorlar; işte İstanbul böyle bir şehir.

İstanbul ve Türkiye’nin değiştiğini görenler bunu durdurmak için, bunu engellemek, önünü kesmek için gayret gösteriyorlar. Gezi olayları sırasında unutmayın Kadıköy’de eylem yapanlar, polisle çatışanlar, o gün duvara bir slogan yazdılar, bu sloganı asla unutmayın sevgili kardeşlerim. Neydi o slogan? Bu çok önemli, “Zulüm 1453’te başladı.” Kardeşlerim, CHP zihniyeti budur. Konstantiniye’yi İstanbul yapan ecdadını zulmeden olarak görenlerin bu şehre verebileceği hiçbir şey yoktur. Evet, İstanbul Kadıköy’ün duvarına bunu yazdılar, çünkü bunların zihniyetine bu yakışır. Bunlar hiçbir zaman Fatih’i ve onun ordusunu benimseyemediler, hep kahrettiler, yakıştıramadılar, çünkü bir karanlık çağın kapanmasını hazmedemediler. Çünkü bunlar, karanlık odakların takımıdır, bunlar aydınlığa yabancıdır. Aydınlatan biziz, aydınlığı egemen kılacak olan biziz değerli kardeşlerim. Ben bu haince sloganın üzerinde durmayacağım, bunu üzerinde duracak değerde bile görmüyorum. Ama şunu bilin ki; Gezi olaylarında da, 17 Aralık operasyonunda da bir şeyin hesapları görünmek istendi. Siz o bir şeylerin ne olduğunu çok ama çok iyi anladınız bu dönemde. Benim ülkemin masum vatandaşları, masum gençleri, hatta Emniyetin, yargının içindeki benim ülkemin memurlarını kullanmak istediler, ama çok kirli, çok çirkin, hem de çok kadim bir hesap içinde kullanıldı. Gezi olaylarıyla 17 Aralık operasyonu arasında temel bir benzerlik var. Gezi olaylarında Taksim Platformu üçüncü havalimanına, üçüncü köprüye, enerji santrallerine ve Kanal İstanbul’a karşı çıkmıştı. Başbakan Yardımcıma geldikleri zaman bunları önüne koydular. Yazıklar olsun size, yazıklar olsun size. Çünkü bu ülkede bunlar birinci köprüye de karşı çıktılar, bunlar ikinci köprüye de karşı çıktılar, ama ondan sonra da utanmadan, sıkılmadan bu köprülerin üzerinden seyrüsefer ettiler. 17 Aralık’ta işte bu büyük projelerin, bu küresel projelerin yüklenici firmaları hedef alındı. Bakın burası çok önemli. Gezi’de başaramadıklarını 17 Aralık’ta başarmak istediler. Aktörler farklı olabilir, maşalar farklı olabilir, bu işin bilerek ya da bilmeyerek taşeronluğunu üstlenenler farklı olabilir. Kardeşlerim, patronlar aynı, bunları yönlendiren, bunlara emir ve talimat veren, bunlara istikamet gösteren aynı. İşte kadim bir zihniyet, tarihi bir hesabı görmek için maalesef Türkiye içindeki saf, masum insanları kullanarak ya da hainleri kullanarak Türkiye’nin kutlu yürüyüşünü durdurmaya çalışıyor. Biz bu işin arkasında başka hesaplar var dediğimizde, bu işin arkasında uluslararası bazı odaklar var dediğimizde birileri buna inanmak istemiyordu, buna istihza ile yaklaşıyor. Peki, ben onlara buradan soruyorum; Gezi olaylarında, ardında 17 Aralık darbe girişiminde neden milli çıkarlarımız hedef alındı, neden milli kurumlarımız hedef alındı, neden küresel projelerimiz hedef alındı? Dikkat edin, 17 Aralık darbe girişimin hedef aldığı tüm kurumlar, kişiler, projeler, politikalar, Türkiye’nin milli kurum, kişi, proje ve politikalarıdır. Milli İstihbarat Teşkilatımız, milli bankamız Halkbank, artık kendi ayakları üzerinde durabilen, dünyada takdirle izlenen ekonomi, milli dış politikamız, enerji politikamız, Hükümetimiz ve elbette milli irade. Bu kadar milli değere bir anda saldıranlar, kusura bakmayın asla ve asla milli değildir.

Kardeşlerim, ben bir örnek vereceğim. Bakınız Halk Bankası’nın biz göreve geldiğimizde 2003’ün başı, ederi neydi biliyor musunuz, burası çok önemli. 500 milyon dolar. Değerli kardeşlerim, 2013 Mayıs Halk Bankası’nın değeri ne oldu biliyor musunuz? 25 milyar dolar, pardon 25 milyar TL ve aradaki fark dikkat edin kardeşlerim nereden nereye çıktı. Şimdi neredeyse aradaki farka baktığımızda 1’e 25 artış söz konusu. 17 Aralık sonrası değer tabi hemen değerli kardeşlerim bir anda düşüşle 16 milyara düştü. Bunun sorumlusu kim? İşte bu kampanyayı başlatanlar. Çünkü onlar milli bankamızın güçlenmesinden rahatsızdılar, dünyanın her yerine bunu lanse ettiler, rahat durmadılar. Toparlayacak, Halkbank yine eski gücüne ulaşacak, bundan hiç endişem yok. Ziraat Bankası daha önce görev zararı yazıyordu, ama şimdi böyle bir şey yok, artık kar hanesine yazıyor, Vakıfbank aynı şekilde. Kardeşlerim, bütün bunlara karşı bu adımlar manidardır.

Milli İstihbarat Teşkilatımız, bir ülkenin en önemli kuruluşu istihbarat örgütüdür. İstihbarat örgütü olmayan bir devlet düşünülemez, o devlet devlet olmaktan çıkar, adeta bir muhtarlık olur. Ve bizim Milli İstihbarat Teşkilatımızı tehdit eden zihniyet hangi zihniyet? Ana Muhalefet Partisi CHP.

Kardeşlerim, bakıyorsunuz paralel devlet yargısıyla bir kısım yargı ve bunun yanında güvenlik gücünün bir kısmıyla bağlantı kurmaya çalışıyor ve bu bağlantı neticesinde Milli İstihbarat Teşkilatının araçlarına el koymak istediler. Reyhanlı’daki operasyonda güvenlik güçlerimiz bu tavra karşı tavır koydu. Çünkü bir savcının benim iznim olmadan bu tür bir müdahale yetkisi yoktur. Milli İstihbarat Teşkilatının Yasasının 26. maddesi çok açık, net ortadadır, benden izin alması lazım. Bunu almadan böyle bir operasyona girince, güvenlik güçlerimiz hayır dediler, biz size bunu baktırmayız, baktırmadılar ve geçtiler görevlerini ifa ettiler, yerine getirdiler.

İkincide bu defa baktı ki polisle bunu yapamıyoruz, hemen Jandarmadaki ayaklarıyla bu işi yürütmeye kalktılar ve bununla böyle bir adım attılar, çok enteresandır Milli İstihbarat Teşkilatının bu araçlarına yaklaşık 200-250 kişiyle gittiler. Tabi orada Milli İstihbarat Teşkilatının 10 kadar elemanı var ve bunları yere yatırdılar, ellerini kelepçelediler, bunların içinde asker de var, üsteğmen var, yanılmıyorsam yüzbaşı da var. Dediler ki, ya biz MİT elemanıyız, aynı zamanda da biz askeriz, buna rağmen direnmeye kalktılar. Tabi bütün hazırlıklarıyla geldiler, ellerinde kompresörleriyle, her şeyiyle geldiler. Çünkü o sandıklarda ne var-ne yok bunu göreceklerdi. Ve ne oldu? CHP’nin Genel Müdürü çıktı Milli İstihbarat Teşkilatı kaçakçılık yapıyor, silah kaçakçılığı yapıyor dedi. Kardeşlerim, tabi şu anda Milli İstihbarat Teşkilatımız, Başbakanlık olarak biz bu Genel Müdürle ilgili olarak tüm yasal yolları harekete geçireceğiz, o ayrı mesele, gereği neyse bunu yapacağız. Bu millete, bu vatana asla ihanetten başka bir şekilde izah edilemez. Çünkü bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatını böyle bir durumda takdim etmek, silah kaçakçısı olarak takdim etmek senin haddine mi ya? Sen önce siyaseti öğren, sen hala SGK’daki yaptığın yolsuzluklarla yola devam ediyorsun. Rahşan affıyla kurtuldun, kasetle geldin Genel Başkan oldun, seni bu millet çok iyi tanıyor.

Kardeşlerim, millet bu oyunu, bu tuzağı, bu saldırının asıl niyetini görmüştür. Millet bu saldırının rüşvet ve yolsuzluk operasyonu değil Türkiye’ye yönelik bir saldırı olduğunu hissetmiş Hükümetine sahip çıkmıştır.

Şimdi şuraya dikkatleriniz çekiyorum: 17 Aralık’tan bugüne kadar malum örgüt ve onunla ittifak yapanlar, sürekli yolsuzluk ittifaklarını dile getiriyor, sürekli bizim yargı ve Emniyetteki operasyonlarımızı eleştiriyorlar. Medya kuruluşları bunu yapıyor, başta TÜSİAD olmak üzere bazı iş çevreleri bunu yapıyor. Uluslararası bazı medya kuruluşları, bazı odaklar bunu yapıyor, bazı siyasi partiler de bunu yapıyor. Ama dikkat edin, bütün bu çevrelerin yargı içinde, Emniyet içinde, diğer devlet kurumları içinde artık tehlike arz eden paralel yapıdan bahsettiklerini, onu eleştirdiklerini göremezsiniz. Yolsuzluk diyerek paralel yapının üzerine örtmeye çalışıyorlar. Bu arada ananası da görmüyorlar. Gazetelerinde benim eşime ananas ikram ettiğimi görüntülüyorlar. Evet, ben öyle bir görüntü eğer vermişsem, benim verdiğim görüntü doğal ananastır, ama sizin ananasınız ihaledir ihale ihale, aradaki fark bu. Rafineri paslaşmasıdır bunlar, devletin kurumları içinde yapılmış usulsüzlüklerdir bunlar. Sabah-akşam yolsuzluk ve rüşvet diyerek Türkiye’ye, milli iradeye, milli kurum ve değerlere yapılan saldırıyı örtmeye çalıştınız. Tüm milleti dinlediniz, görüntülediniz, ondan sonra utanmadan, sıkılmadan şantajlarla tehdit ettiniz, hala şantajlarla tehdit ediyorsunuz. Elinizde ne varsa açıklayın, açıklamıyorsanız namertsiniz. Ne varsa açıklayın, açıklamıyorsanız namertsiniz. Eğer Tayyip Erdoğan’la ilgili bir şey varsa onu da açıklayın, abdestimden şüphem yok, namazımdan da şüphem yok açıklayın.

Kardeşlerim, şunu da açık söylüyorum, bu örgüte gönül vermiş kardeşlerime sesleniyorum, tabanda tertemiz, pırıl pırıl olan kardeşlerime sesleniyorum: Artık bu oyunu görmeniz lazım diyorum. Devlet dairelerinde olanların kaynağında himmet adı altında paralarını almak suretiyle onları yanlış yöne saptıranlara karşı artık tavır zamanı gelmiştir diyorum. Ve ben tüm kardeşlerime sesleniyorum, diyorum ki; kula kulluk yok, sadece Allah’a kulluk var. Böyle uydurma, safsata, işte hani ne yanılgılar, biz de yanılmışız, biz de yanılmışız. Sevgililer sevgilisi Peygamberimizi olimpiyatlarda Halkalı’daki Atatürk Stadyumunda gösterecek kadar anlatımda bulunanları izledik, dinledik, bunları yaşadık, sürekli orayla irtibat halinde olanları görüyoruz. Bu oyunu 30 Mart’ta ben inanıyorum ki o samimi kardeşlerim bozacaklar, inanıyorum ben buna. Bu oyunu, bu samimi kardeşlerim bozacaklar. Ama anlatın, siz de anlatın, çünkü biz ubudiyet anlayışımızda kula kul olmayız, sadece Allah’a kul oluruz. Biz asla bugüne kadar bu yolda kula kul olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Ve bir Genel Başkan olarak arkadaşımla hep bunu istişare ederek, müzakere ederek hep bunun adımlarını attık ve biz de kendimize asla böyle bir beklenti içerisine girmedik, varsa bunların hepsi iftiradır, hepsi karşı olduğumuz anlayışlardır. Kardeşlerim, bu yolda biz bir kul olarak hep meydanlarda hatırlarsanız şunu söyledik, neydi söylediğimiz: Yarın öleceğiz, 2,5 metreküplük bir çukura bizi koyacaklar, öyle mi, hep bunu anlatmadık mı? Cumhurbaşkanı olsan ne yazar seni de oraya koyacaklar, başbakan olsan ne yazar seni de oraya koyacaklar, milletvekili, belediye başkanı olsan ne yazar seni de oraya koyacaklar, trilyarder olsan ne yazar seni de oraya koyacaklar.

Kardeşlerim, şunu unutmayın: Hoca efendi oraya geldiği zaman cumhurbaşkanı niyetine demiyor, başbakan niyetine demiyor, filanca zengin niyetine demiyor, ya? Er kişi niyetine diyor, hatun kişi niyetine diyor, gömüyorlar ve gidiyorlar. Sizinle gelen bir şey var mı? Var var, eğer bu dünyada yaptığınız hayırlar varsa, işte onlar sizinle gelecek, şerler varsa, onlar da sizinle gelecek. Onun için Baki’nin ifade ettiği gibi, “Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş” meğer diyeceğiz yola devam edeceğiz.

Kardeşlerim, onun için biz kavga için gelmedik. Burada önemli bir şeyi söyleyeceğim; bizim bu hareketimizin temelinde kardeşlerim, her türlü hırsızlık kötüdür, her türlü yolsuzluk kötüdür. Yola çıkarken ne dedik, demin de söyledim; yolsuzlukla mücadele, yasaklarla mücadele, yoksullukla mücadele, üç Y ile mücadele dedik yola böyle çıktık. Fakat en büyük hırsızlık, en büyük yolsuzluk; milli irade hırsızlığı, milli irade yolsuzluğudur. Milli iradeyi çalan, milli iradeyi çalmaya kast eden asıl hırsızdır, asıl yolsuzdur.

Kardeşlerim, gidin darbe dönemlerine bakın, 27 Mayıs’a, 12 Mart’a, 12 Eylül’e, 28 Şubat’a bakın, Türkiye tarihinin en büyük yolsuzlukları bu dönemlerde yapılmış, demokrasi ve hukuk rafa kaldırıldığı için de bunların hesabı sorulmamıştır. Başta CHP olmak üzere darbe destekçisi parti ve kadrolar hem darbe dönemlerinde, hem sonrasında çalmayı adeta alışkanlık, adeta politika haline getirmiştir. Şuna da herkes bilsin: Biz 11 yıl boyunca milli iradenin çalınmasına izin vermedik, bundan sonra da milli iradeye uzanan her el karşısında bizi bulacaktır, bunu böyle biliniz. Çünkü milli iradeyi çalan her şeyi çalar, milli iradeyi gasp eden her şeyi gasp eder. Milli iradeyi de çalamayacaklar, milletin hazinesine de el uzatamayacaklar. AK Parti milli iradeye sahip çıktığı için, hırsızlıkların, yolsuzlukların önüne geçmiştir. AK Parti milli iradeyi cesaretle koruduğu için, ülkenin soyulmasını engellemiştir.

Kardeşlerim, söylüyorum, ama bundan da bazı medya grupları rahatsız oluyor. Diyorum ki; eğer yolsuzlukların iktidarı olsaydı bu iktidar 230 milyar dolardan milli gelir olarak devraldığımız Türkiye şu anda 800 milyar doların üstüne çıktı milli gelirimiz, nasıl oldu, nasıl oldu? Kardeşlerim, demek ki paramız bereketlendi, dolarımız bereketlendi ve rakamlar 230 milyar dolardan 800 milyar doların üzerine çıktı. Kardeşlerim, bitmedi, borcumuz biz göreve geldiğimizde milli gelirin yüzde 73’ü, evet kamu borcuydu. Şimdi ne oldu biliyor musunuz, yüzde 35, buraya düştü. Yani 100 liranın 73 lirası borçtu, şimdi 100 liranın 35 lirası borç, buradayız. Güçlenerek devam ediyoruz. Devlet borçlanırken kardeşlerim, 100 liraya 63 lira faiz ödüyordu, ama şimdi devletin borçlanma faizi bakın 7-8, buralara düştü. Ve üstelik de vadeler noktasında çok çok kısa vadeyle borçlanırken şimdi hamdolsun gayet uzun vadelerle borçlanma şansını yakaladı, buraya geldi. Enflasyon, canavar yüzde 30’du, şimdi enflasyon değerli kardeşlerim yüzde 30’dan o da tek haneli rakamlara düştü, bunu bu iktidar başardı, biz hallettik bunu, daha da iyi olacak, hiç endişeniz olmasın. İhracatımız 36 milyar dolardı, kardeşlerim şimdi 152 milyar dolar oldu. Bunlar durup dururken yan gelip yatarak olmadı, daha da artacak. Ve kardeşlerim, bütün bunların yanında bakınız geçenlerde bir ihale yapıldı, ekonomik kriz var, ama buna rağmen Zeytinburnu’nda yapılan ihalede Emlak Gayrimenkul Yatırım Şirketimiz herkesin katılmayacak, kimse buna gelmez dediği bir dönemde evet 5 kadar konsorsiyum katıldı ve 1,5 katrilyona orası alım buldu ve satıldı. Ve herkes, piyasalar şaşırdı bu nasıl böyle gitti diye. Türkiye’de şu anda hamdolsun gayet iyi bir noktadayız. Çünkü bu iktidara güven var, burada disiplin var. Ve biz diyoruz ki; yeter, söz de, karar da milletindir. Bunun arkasında durduk, durduğumuz için Türkiye büyüyor. Ekonomisi büyüyor ve bu yılında inşallah 2013 olarak 4’e yakın bir büyümeyle inşallah bunu kapatacağız.

Bakın sevgili kardeşlerim, şu anda bu malum örgüt ve onun yol arkadaşları yolsuzluk iddiaları üzerinden güya bize saldırıyorlar. Şimdi ben önceki gün Ankara’da ilçe adaylarımızı açıklarken CHP’nin Genel Müdürüne bir çağrıda bulundum. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayınızın dosyasını açıklayın dedim, yoksa ben açıklayacağım dedim. 2 gündür hiç cevap yok. Bakın ben CHP Genel Müdürü gibi sahte belgelerle, kâğıt parçalarıyla, sahte elektronik postalarla konuşmuyorum. Elimde benim değil Cumhuriyet Halk Partisi’nin hazırlamış olduğu 2004 yılı Kasım ayında yayınlanan Şişli Belediyesi’ne ait Araştırma Komisyonunun raporu var. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi kurduğu Araştırma Komisyonu. Altında da yine kendi elemanlarının imzaları var değerli kardeşlerim. Mehmet Ali Özpolat, MYK üyesi İstanbul Milletvekili. İsmet Atalay, Parti Meclis üyesi İstanbul Milletvekili. Sırrı Özbek, İstanbul Milletvekili. Komisyonu bunlardan oluşturmuşlar ve çalışmayı da bunlar yapmış. Kardeşlerim, bu çalışma neticesinde 57 sayfalık raporda şu anda CHP’ye adayı olan kişiyle ilgili iddialar tüm belgeleriyle ortaya konuluyor. Şimdi birinciyi açıkladım. Bu komisyon raporunun kapağı. Arkadaşlar, bunları herhâlde aldık. Tamam? Değerli kardeşlerim, ikincisi yapı ruhsatı. Üzerinde çok sayıda yolsuzluk ve çok sayıda usulsüz oynama yapılmış. Bu oynama nedeniyle yüzlerce milyon lira usulsüzlük yapılmış, buyurun. Bu elektronik posta değil ha orijinal, orijinal bu.

Kardeşlerim, ben belediyecilikten geliyorum. Bunların hangi fırıldağı nasıl çevirdiğini çok iyi biliyorum. Ve güzel de bir oyun oynamışlar, aldıkları parayı da borç olarak aldığını söylüyorlar dışarıdaki bir mühendislik bürosu üzerinden. Bakın burada isim veriyor, filancadan borç olarak 300 bin dolar nakden aldım diyor. Alanın da isminde altı var, bu da beyefendinin yanındaki çalışan elemanlardan bir tanesi.

Şimdi geliyorum finale. Şişli Belediyesinde Belediye Başkanı olmak üzere şu anda ismi açıklanan kişi, kaçak inşaat yapımına sürekli göz yummuş, hatta yardımcı olmuş, gerekli kolaylıkları sağlamış. Bunların hepsi bu 57 sayfalık dosyanın içinde var. İnşaat mafyasıyla işbirliği yapmışlar. Rüşvet karşılığında inşaat sahiplerine olağanüstü rant temin etmişler. Belediye Başkanı baş sorumludur. Bunu kim diyor? Komisyon diyor, ben demiyorum. Yıllar önce İstanbul Belediyesi İSKİ Genel Müdürlüğü’nde yapılan yolsuzluk, yıllardır Partimize yönelik tek eleştiri olmuştur. Ben demiyorum, bu üç kişi diyor. Genel Başkanımız SHP-CHP birleşmesinden sonra Genel Başkan olunca ilk demeçlerinden biri de İSKİ’deki yolsuzluktan dolayı Türk halkından özür dilemek olmuştur. Ben demiyorum, komisyon üyeleri diyor. Kaldı ki İSKİ Genel Müdürü sonuçta siyasi kimliği olmayan bir bürokrattı. Bu olayların, yani Şişli Belediyesindeki yolsuzluk olaylarının siyasi sonuçlarının faturası ağır olacaktır diyor bu üç kişi. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olan Şişli Belediye Başkanı, ismini anmayacağım, tanıyorsunuz zaten ve Belediye Meclis üyesi B.Ö.’nün Cumhuriyet Halk Partisi’yle ilişkilerinin kesilmesi komisyonumuzca uygun görülmüş ve raporumuz ekleriyle birlikte Merkez Yönetim Kurulumuza arz edilmiştir diyor.

Kardeşlerim, işte bu Araştırma Komisyonu raporunun ardından da Şişli Belediye Başkanı CHP’den ihraç ediliyor. Biliyorsunuz CHP Genel Müdürü de Şişli Belediye Başkanı’nın yolsuzluk dosyası önünde objektiflere poz veriyordu. O pozu görenleriniz oldu mu, görenleriniz oldu mu? (“Evet” sesleri) Belki görenler olmayabilir, ben o pozu bir daha göstereyim. Bakın burada “Mustafa Sarıgül Yolsuzluk Dosyası” diyor, ben demiyorum Kılıçdaroğlu’nun kendisi diyor. Buyurun, o gün yolsuzluk yapan bu kişiyi ya şimdi ne oldu da temize çıkarıyorsun? Ne oldu da adayın yapıyorsun? Hani sen temizdin ya? Öyleyse niye ihraç ettiniz? İhraç ettiğiniz bu kişiyi neden şimdi aday gösteriyorsunuz?

Kardeşlerim, bakın burada bir konuyu daha açıklayacağım. Biliyorsunuz TMSF  kredi borcundan dolayı geçen hafta bu Şişli Belediye Başkanı’nın mal varlığına el koydu. Çıkmış diyor ki; seçimler yaklaşıyor diye bana bunu yapıyorlar. Geç o işleri, ne alakası var? TMSF’ye yeni bir belge ibraz edildiği için TMSF böyle bir adımı atmıştır. Bunu hemen bir komplo, bir mağduriyet vesilesi olarak kullanmaya kalkıştılar. Gene Genel Başkanı konuşamıyor ha, birileri vasıtasıyla bir şeyler demeye çalışıyorlar. Çünkü savunulacak hiçbir yanı yok. Şişli Belediye Başkanı ve arkadaşları 1998 yılında Bank Express’ten kredi alıyorlar 4 milyon dolar. Krediyle ilgili usulsüzlük diz boyu. Sonradan banka zaten TMSF’ye geçiyor. TMSF’ye şu geçtiğimiz Kasım ayında, yani 2013 Kasım ayında bankanın eski sahibi bir belge ulaştırıyor. Olay daha yeni, Aralık, Ocak, 2 aylık bir olay. Gelen bu yeni belgeyle birlikte TMSF de Şişli Belediye Başkanı’nın mal varlığına el koyuyor. TMSF’ye bu yeni belgeyi veren biz değiliz, Bank Asya’nın sahibi. TMSF kendi kendisine de hareket etmiyor. Oraya bir yeni belge veriliyor ve el koyma o yeni belgeden sonra gerçekleşiyor. O belgenin neden şimdi geldiğini de taraflar çıksınlar açıklasınlar, bizimle alakalı olan bir şey değil. Seçime 3,5 ay kala biz birileri gibi şantaj yapmayız. Şu anda 2 ay kaldı. Rakibimizle illegal yollardan değil siyaset yoluyla, hukuk yoluyla mücadelemizi yaparız.

Değerli kardeşlerim, bize yolsuzluk iftirası atanlar eğer hırsız görmek, hırsız hamisi görmek istiyorlarsa aynaya baksınlar, aynaya. Şurada bütün yatırımları gördünüz. Bakıyorum zaman zaman bunların Pravdaları, bunların yandaş medyaları eşimi bayağı zenginleştirmişler. Ben bile eşimin bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Bayağı hastane sahibi olmuş benim eşim, hastaneler onun, marka pastaneler onun, yani nerede bir açılışa katılmışsak orası muhakkak bizim veya oranın ortağız. Elinize, dilinize dursun ya. Yani bir Başbakan olarak, bir Başbakan eşi olarak bu tür sosyal aktiviteler içerisinde yer almayı oranın sahibi yapmak kadar komik bir şey olabilir mi? Maalesef işte bunların kurnazlığı sadece buraya yetiyor. Ya varsa elinizde bir belge, bir ciddi bu noktada delil, çıkın bunu açıklayın. Bu tür iftira tutmazsa iz bırakır mantığıyla yaklaşmayın. Artık bunları kimse yutmuyor, bu millet hele hiç yutmuyor. Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

CHP Genel Müdürü hakkında çok ciddi yolsuzluk iddiaları bulunan, yolsuzluk nedeniyle CHP’den atılan birini neden İstanbul’a aday yaptığını derhal açıklamalı, açıklayamıyor. Bir kaset operasyonuyla iş başına gelen CHP Genel Başkanına eğer bir yerlerden baskı varsa, emir, talimat varsa, şantaj varsa bunu bilmek ve üzerine gitmek isteriz. Zira yolsuzluktan atılan birini aday yapmak aklıselimin yapacağı bir iş değildir. Zaten ben İstanbullu kardeşlerimin de böyle bir kişiyle yola yürümek gibi bir derdinin olmadığını biliyorum. Ve ben yine biliyorum ki inşallah bu yolculuk tüm ilçelerimizde Kadir Topbaş kardeşimin Belediye Başkanlığında 30 Mart’ta gümbür gümbür sandıklarda AK Parti’nin ampulüyle aydınlanarak bu yollarda yürüyeceğiz.

CHP gibi bir partinin yıllarca kıyasıya eleştirdiği paralel ananasçı örgütle ittifakı da tabii değildir, aklıselimin neticesi değildir.

Teşekkür ediyorum gençler, sağ olasınız.

Eğer bir tehdit varsa bunu bilelim, bir şantaj varsa bunu bilelim. Eğer tehditle, şantajla değil kendi kendilerine bu ittifakları yapıyorlarsa CHP seçmenine çok yazık ediyorlar.

Herhalde Bank Asya ifadesini kullandım galiba, Bank Express, teşekkür ederim.

Kardeşlerim şurada bir pankart açtılar, kendilerine teşekkür ediyorum. Şundan özellikle: Oğlum Bilal’e yakıştırılmak istenen yafta, damadıma yakıştırılmak istenen yafta, bunların hepsi sadece bir iftiradır. Ve ne damadım, ne evladım asla ne rüşvete, ne yolsuzluğa bugüne kadar bulaşmamışlardır ve asla da haramda elleri, gözleri yoktur. Benim evladım ve evlatlarımın hepsi vakıf insanlar grubundadırlar, vakıf noktasında hizmetleri vardır ve bu noktada verdikleri hizmetlerle de kendileri gençliğin hizmetindedirler, gençliğin hizmetkârıdırlar; yaptıkları iş budur. Eğer bundan rahatsız olanlar varsa kendilerine o zaman çok farklı bir şekilde yasaları önlerine koyarız. Ve bugüne kadar bu ülkede birçok vakıflara, birçok bu noktada faaliyet gösteren vakıflara verilmiş olan yardımları nereye koyacaksınız? O vakıfların yönetimlerini nereye koyacaksınız? Türk Eğitim Vakfını, İstek Vakfını, Çağdaş Yaşam’ı, bütün bunları nereye koyacaksınız? Başkent Üniversitesi’ni nereye koyacaksınız? Bütün bunların aldığı araziler devletin tahsisi değil mi, bunları nereye koyacaksın? Bunlar meşru oluyor da, bu noktada milli, muhafazakâr değerlere sahip olanların attıkları adımlar, onların tesis ettikleri vakıflar gayri meşru mu oluyor? Değerli kardeşlerim, her şey yasalar içerisinde, kuralı içerisinde ve hayırseverlerin sahip çıkmasıyla yürüyen bir yolculuktur.

CHP seçmeni inanıyorum ki bu Genel Müdürü hak etmiyor, bu tür isimleri de hak etmiyor. Günlerdir siyasetin yargıya müdahale ettiğini iddia ediyorlar. Ya Allah aşkına soruyorum, böyle bir yargı tarafsız olabilir mi? Bağımsız, bağımsız, bağımsız diyorlar. Bağımsız yargı diyorsunuz da, tarafsız yargı niye demiyorsunuz? Ama ben diyorum ki; hem bağımsız olacak, hem tarafsız olacak. Hem bağımsız olacak, hem tarafsız olacak. Yargının içinde bir örgüt kuruluyor, bu örgütün mensupları millet adına değil örgüt adına, örgütün çıkarları adına kararlar veriyor, hükümler veriyor.

Kardeşlerim, başsavcı sen burada yanlış yapıyorsun diyor, elinden dosyaları alıyor, bir başkasına verecek. Çıkıyor beyefendi dışarıda adeta bizim üniversite yıllarımızdaki gibi bakıyorsunuz o gençler hani bildiri dağıtırlardı ya okulun önünde, bu da çıkıyor Adalet Sarayının önünde basın mensuplarına bildiri dağıtıyor. Ya dünyanın neresinde böyle yargı mensubu var ya? Bildiri dağıtıyor, böyle bir şey olabilir mi? Ve ondan sonra kendileri Avrupa’dan, şuradan-buradan kendilerine destek arıyorlar. Kardeşlerim, kim ne derse desin biz bir yerden emir alarak değil biz halkımızdan aldığımız emirle hareket ederiz. Bize lobiler emir veremez, özel mahfiller bize emir veremez. Bize emiri sadece halkımız verir. Ve biz halkımızın karşısına yerel yönetimlerde 5 yılda bir, genel seçimlerde de 4 yılda bir çıkarız, verilen karara da baş-göz üstüne der boyun eğeriz. Biz bunları dile getirince, bunlarla mücadeleye başlayınca Hükümet yargıya müdahale ediyor ve bunu da bakıyorsunuz dillerine pelesenk ediyorlar.

Bakın buradan iş adamlarına da sesleniyorum, buradan medyaya sesleniyorum, buradan siyasi partilere sesleniyorum; bugün bize yapılan yarın dönecek size yapılacak bunu unutmayın. Nitekim yapılıyor da, kasetlerle partiler dizayn ediliyor. Gazeteciler hakkında keyfi hükümler veriliyor. Eğer gazetelerdeki haberlerle hareket edecek olursanız, tabi ki biz de gazetelerdeki haberle hareket ederiz. İş dünyası tehdit ve şantajla baskı altına alınıyor. Göreceksiniz bu tehditlerin, şantajların, baskıların ayrıntıları da ortaya çıkacak. Devlet içine sızmaya çalışan örgütün Türkiye’de nasıl tehlikeli işlere giriştiği ortaya çıkacak, hiç merak etmeyin. Biz bu örgütle mücadele edeceğiz, hiç endişeniz olmasın. Sadece bu örgütle değil, bu örgütü maşa gibi kullananlarla da mücadele edeceğiz. Ben buradan sesleniyorum, tüm hak sahibi olanlara sesleniyorum; durmayın, siz de dava açın, siz de bu mahfillere dava açın. Dava açın ki onlar da ne olduklarını anlasınlar, bütün bunların foyaları ortaya çıksın. Çünkü bunlar Türkiye’nin büyümesini, gelişmesini, 2023 hedeflerine ulaşmasını istemiyorlar. Ama bunu kimse engelleyemeyecek, bizim büyük projelerimizi hiç kimse yavaşlatamayacak. Bu yürüyüş büyük Türkiye’nin yürüyüşüdür. Bu yürüyüş bir milletin uzun ve kararlı yürüyüşüdür. Kardeşlerim, bu yürüyüş kutlu bir yürüyüştür. Hiç kimse bu milletin, bu ülkenin kutlu yürüyüşünü durduramayacak. İstanbul bu yürüyüşle kutup yıldızı olmaya devam edecek. İstanbul hem Türkiye’nin, hem de dost kardeş şehirlerin rehberi olmaya devam edecek. İnşallah Haliç Geçişi biliyorsunuz şimdi yakında açılıyor. Sayın Başkan Haliç’teki geçişimizin kesin tarihi belli oldu mu? Kardeşlerim inşallah Taksim Yenikapı, hatta daha 4.  Levent Ayazağa, oradan gelen raylı sistem biliyorsunuz Haliç Geçişi inşallah 15 Şubat’ta onun da açılışını gerçekleştireceğiz hayırlısıyla. Ey gidi CHP, sizin hayalinizde var mı bunlar ya? Bunlar hep bize nasip oldu Allah’a hamdolsun. İnşallah 30 Mart seçimlerine giderken İstanbullu bunları da görecek. İnşallah Eskişehir-İstanbul arasındaki yüksek hızlı treni de seçime kadar yetiştirmenin gayreti içerisindeyiz. İstanbul’un 30 Mart’taki vereceği karar, inanın sadece diğer 80 vilayette değil tüm dünyayla yankılanacak. Büyük İstanbul’un bir kez daha büyük karar vereceğine inanıyorum.

Kardeşlerim, burada bir şeyi sizlerle paylaşmam lazım, o da şudur: Tabi gece-gündüz demeden il teşkilatlarımızla Genel Merkezimiz yoğun bir çalışma yaptı ve bu çalışmalar neticesinde temayül yoklamaları yaptık. Temayül yoklamalarından sonra ilçelerimizde kamuoyu araştırmaları yaptık, kanaat önderleriyle görüşmeler yaptık, tüm bunların sonunda adaylarımızı tespit ettik. Bu adaylarımızın içerisinde bazı arkadaşlarımızın gönlüne, kafasına uygun olmayan adaylar olabilir. Çünkü herkesin bu isimleri paylaşıyor olması mümkün değil. Ama takdir edersiniz ki sonunda bütün aday adayların içerisinden bir tane seçilecek. İşte Türkiye genelinde 6145 adaydan, kardeşlerim aday adayından bunlardan 1300 küsur aday seçtik. Şimdi burada da İstanbul’umuzda 39 ilçe adayını yine yüzlerce adayın içerisinden seçtik. Burada artık bütün takdirler, bütün beklentiler hepsi bir kenara, şimdi belirlenmiş adaylar üzerinde hep birlikte ittifak edeceğiz. Bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve 30 Mart’ta hep birlikte İstanbul olacağız.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.