Yükleniyor...

Basbakan Erdogan’in Eskisehir Mitingi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Eskişehir, Yunus Emre’nin şehri Eskişehir, Şeyh Edebali’nin, Seyit Battal Gazi’nin, Aziz Mahmud Hüdayi’nin şehri Eskişehir, ömrü Sivrihisar’da geçmiş Nasrettin Hoca’nın şehri Eskişehir, Türk Dünyası Kültür Başkenti Eskişehir. Üniversitelerin şehri, sanayinin şehri, hızlı trenin şehri Eskişehir. Merhum Hasan Polatkan’ın, Adnan Menderes’in şehri, demokrasinin şehri Eskişehir.

Beylikova, Çifteler, Günyüzü, Han, İnönü, Mahmudiye; sizleri gönülden selamlıyorum. Mihalgazi, Mihalıççık, Odunpazarı, Sarıcakaya, Seyitgazi, Sivrihisar, Tepebaşı; sizleri muhabbetle selamlıyorum.

Hakk’tan gelen şerbeti içtik elhamdülillah. Şu kudret denizini geçtik elhamdülillah. Dirildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk. Artık denize dolduk, taştık elhamdülillah. Yunus Emre’nin…  Yunus Emre’nin şehri Eskişehir, pınardan ırmak olmuş, denizden okyanus olmuş, bugün taşmış elhamdülillah. Hamd olsun. Eskişehir, bugün bir başka güzelsin ya.

Şimdi birileri çıkacak, ne diyecekler biliyor musunuz? Aynen öyle, montaj diyecekler. Birileri çıkacak Eskişehir’deki şu muhteşem tabloya bakacaklar, fotoshop, bunu diyecekler. Şu tarihi heyecana bakacaklar, taşıma diyecekler. Şimdi soruyorum Eskişehir; burada montaj var mı? Burada fotoshop var mı? Bir kısım medya, burada fotoshop var mı? Hadi bir montaj da siz yapın, böyle demek lazım. Taşıma suyuyla değirmen döner mi Eskişehir? Gerçek bu, gerçek. MHP’nin, CHP’nin genel başkanları, onların yandaşı medya buraya montaj derse siz de deyin ki, nazar etme ne olur, çalış senin olsun, bunlara bunu demek lazım.

Şimdi bunlar tabii çıldırıyor. Dün Elazığ bir alem, geldik Malatya’ya bambaşka bir alem. Şimdi bunlar bunu görünce tabii çılgına dönüyor. Şimdi geldik Eskişehir’e burası da bir alem.

Kardeşlerim, bakın ben 13 Mart 2009’da Eskişehir’e geldim. Öncelerini söylemiyorum. Ne yaptım? Hızlı treni hizmete aldım. Şimdi soruyorum… Beyler, vallaha ben onu bunu bilmem, hanımlar var ya sizi katlıyor, bak rekabette geri kalıyorsunuz. Demokrasi rekabeti bu, sıradan bir olay değil. Maşallah, Allah nazardan korusun sizleri.

Bakınız 6 Ağustos 2010’da bir daha geldim. 28 Mayıs 2011’de bir daha geldim. 15 Temmuz 2012’de bir daha geldim. 23 Mart 2013’te yine geldim Eskişehir-Konya hattını açtım, Türk Dünyası Kültür Başkenti açılışını yaptım. İşte bugün bir kez daha Eskişehir’deyiz. Bu CHP’nin, bu MHP’nin genel başkanları acaba buraya kaç kere geldiler? Burada Belediyesi CHP olan Genel Başkan kaç kez geldi? Kaç kere burada açılış yaptı? Kardeşlerim, soruyorum sizlere; yapacakları açılış olursa gelecekler. Şu anda kaç dönemdir burada işte bir Büyükşehir Belediye Başkanı var değil mi? Şimdi ben Eskişehir’e sesleniyorum; siz oyunuzu hizmete mi vereceksiniz, ama o Hizmet değil karıştırma ha, o başka, o örgüt örgüt. O hizmet, örgüt o örgüt. Sakın hizmet deyince Pensilvanya’yla karıştırmayın. Bu Hakk için verilen hizmeti söylüyorum, halk için verilen hizmeti söylüyorum, bunları birbiriyle aman karıştırmayın, aman karıştırmayın. Biraz sonra geleceğim, sakın. Ve biz eser siyaseti üretiyoruz. Peki, şu andaki CHP’nin buradaki Belediye Başkanı Allah aşkına eser siyaseti olarak şurada kaç dönemdir Belediye Başkanlığı yapıyor, artık yorulmuş, bitmiş, yaşı 70’i aşmış, bundan sonra ne yapacak bu adam burada? Söyleyeyim, bunun demokrasiyle falan da alakası yok ha, biraz sonra belgelerle konuşacağım, belgelerle konuşacağım. Tanıyın bu insanları. Demokrasinin şehri Eskişehir’e bunlar yakışmıyor, bunu tanıyın.

Kardeşlerim, 4 yılda, 5 yılda bir Ankara’dan çıkıyorlar zorla, gönülsüzce gelip buralarda miting yapıyorlar, ondan sonra AK Parti mitinglerine montaj diyorlar. Montaj sizin işiniz ey CHP, montaj sizin işiniz ey MHP, montajı en iyi siz bilirsiniz ey malum medya, montajı en iyi siz bilirsiniz ey paralel yapı. Bizde montaj yok. Bizde burada görüldüğü gibi gerçek var. Bu aziz millet kendisine hizmet edeni her zaman bağrına bastı, her zaman kucakladı, her zaman coşkuyla, muhabbetle karşıladı. İşte bu aziz millet kendisi için eser üreteni, kendisi için hizmet üreteni hep gönlünde taşıdı, baş üstünde taşıdı.

Ah benim Eskişehirli kardeşim, Eskişehir’in merhum Menderes’in hayatında çok özel bir yeri var. Merhum Menderes 1 Mayıs 1948’de ilk demokrasi mitingini nerede yaptı? Eskişehir’de. Eskişehir’in neresinde yaptı? Çifteler’de. Bunları bilelim, hesabını da 30 Mart’ta ona göre soralım. Maalesef 12 yıl sonra son mitingini de 26 Mayıs 1960’da burada, Eskişehir’de yaptı. Burada, Eskişehir’de Valilik binasının balkonundan halka seslenecekti, ama ses sistemini bozdular. Belki kabloları kestiler, konuşmasını sabote ettiler, o gece Eskişehir’de kaldı. Sabah Kütahya’ya giderken de derdest edildi. Oradan da maalesef idama yürüdü. Kendisiyle birlikte Fatin Rüştü Zorlu ve Eskişehir’in evladı Hasan Polatkan da biliyorsunuz idam edilmişti. Onun için 30 Mart, aynı zamanda Menderes’in de, Hasan Polatkan’ın da, Fatin Rüştü Zorlu’nun da bugün on yıllardan sonra hesabını sorma günüdür, onun için önemsiyorum.

Kardeşlerim, merhum Menderes burada ne demişti biliyor musunuz? Muhalefetin çirkin tavrını eleştirmişti. Bir kısım medyanın kışkırtıcı tavrını eleştirmişti. Gençlerin sokağa dökülmelerini, tahrikleri eleştirmişti. Şunları söylemişti: Bu hadiseler seçim yoluyla değil fakat zorlama yolu ile iktidara gelmenin imkan dahilinde olup-olmadığını yoklamak isteyenlerin teşebbüs ve hareketleridir; bugün de aynısı değil mi? Bugün de sandıktan çıkamayacağını anlayan CHP iftiralarla üzerimize geliyor. MHP aynı şekilde.

Ben 1 yıl kadar önce Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin artık ismini anmayacağım demiştim. Fakat değerli kardeşlerim, son ahlaki olmayan iftiralarından sonra artık bu iş dayanılmaz hale geldi. Ve şimdi bunlara değerli kardeşlerim, başta çakma Kemal olmak üzere gereğini yapacağım, evet. Niye? Çünkü hep el ele verdiler şimdi. Bugün attıkları iftiralar yenilir yutulur değil. Bakın birkaç mitingimizde ben bazı belgeler gösterdim. Çakma diyorum ya, yalan dolan kimde görmeniz için bunu getirdim. Bakınız, ne diyor burada biliyor musunuz? Başbakanı dinleyen hangi derin devlet diyor. Peki bugün ne diyor? Senin beraber yürüdüğün paralel yapı Bay Kılıçdaroğlu, onlar onlar. Dün her türlü hakareti yapıyordun, şimdi seviyorsun, okşuyorsun. Bitmedi, bakınız bu da çok enteresan; yine bu Genel Müdürün. Burada da yine Kılıçdaroğlu, Başbakanın dinlenmesi çok vahim bir olay diyor. Peki, ya bizi kriptolu hatlardan dinleyen bu adamların o dinlemelerini sen hangi yüzle Anayasaya ve yasalara aykırı olarak şu anda çıkıp da Meclis’te Anayasa suçu işliyorsun, yasal suç işliyorsun ve meydanlarda bunları nasıl dinletirsin ya? Bunlar montajı da, doğru olanı da, yalan olanı da, hepsi sende var. Bak Kılıçdaroğlu, sen benim merhum anneciğimi ağzına dolayacak bir kalitede değilsin. Benim anacığımı ağzına dolayacak bir kalitede, evsafta değilsin. Senin karakterinin, cibilliyetinin ne denli bozuk olduğunu bu ifadeler zaten ortaya koyuyor. Ve sen benim evlatlarıma helal lokma yedirmediğim halde evlatlarıma da haramdan bahsedecek kalitede, evsafta da değilsin. Ve bu evlatlarım benim biraz sonra yine rakamlarla konuşacağım, senin yolsuzlukların her şeyin ispatıdır ve sen şu anda yanında taşıdığın Rahşan Affıyla çıktın, Rahşan Affıyla kurtardın. Eğer Rahşan Affı olmasaydı sen de içeride olacaktın. Ve sen montajların, dublajların, kasetlerin getirdiği bir Genel Müdürsün. Eğer o kasetler olmasaydı sen bugün yoktun. O kasetlerle önceki Genel Başkanının görüntülerle ortaya çıkarılmış olan o video kaseti sayesinde oraya geldin. Ama tabii halef-selef durumunda olduğun zat, o da tabii Allah selamet versin hala elindeki diyor belgeleri benim için açıklasın. Ben ne belgesi açıklayacağım ya, işte ortaya çıktı CD, yayınladılar ve o video kaseti bile yarım saat içinde Anayasa tartışmalarını yapıyoruz Parlamento’da, bizzat orada Bakanıma talimat vererek durduran insan benim. Bana teşekkür etmen gerekirken utanmadan kalkıp hala elindeki belgeleri açıklasın diyorsun. Bunu CHP’nin diğer adamları için de yaptık, MHP’nin diğer adamları için de yaptık. Hepsine elimden gelen bu desteği verdim. Neden? Çünkü inancımın gereği bu, bizim medeniyet anlayışımız bu da onun için.

Kardeşlerim, bakınız Eskişehir’de 27 Mayıs ihtilalinden sonra dağıtılan bir belge var. Bu belgede ne diyor biliyor musunuz? Çok enteresan, bakın bu 30 Mart seçimlerinde CHP mi diyeceksiniz, CHP’nin buradaki Büyükşehir Belediye Başkanı zatı mı oylayacaksınız, yoksa demokrasiyi mi oylayacaksınız, size onun belgelerini açıklıyorum. Bakınız çok enteresan. Değerli kardeşlerim, Ankara’daki bütün Hükümet erkanı ve Demokrat Parti başkanları yabancı memlekete kaçarken yakalanmışlardır diyor. Burası çok önemli; beraberlerinde 12 uçak altın mücevherat ve parayı kaçırmakta iken yakalandılar diyor. Sabık Başbakan Adnan Menderes ve sabık Reisicumhur Celal Bayar Askeri Kumandanlık tarafından tevkif edilmiştir diyor. Burası çok ama çok önemli; Matbaası olan herkes bu havadisi basıp yayınlamalıdır, vatanseverliğinize hitap ediyoruz. Ve devam ediyor; Demokrat Parti il, ilçe ve bucak başkanlarının kaçmalarına mahal vermeden tevkif edilmelerini ve askeri kuvvetler gelinceye kadar salınmamalarını rica ederim; Eskişehir Örfi İdare Komutanı Tuğgeneral Bedii Kireçtepe.

Kardeşlerim, şimdi ne oldu, burası çok önemli. Bu iftira belgelerini Eskişehir’de dağıttılar. 12 uçak dolusu altın-mücevherat, düşünebiliyor musunuz? Şimdi CHP Genel Başkanı çıktı bu belge sahte dedi. Yardımcısı çıktı, bu belge sahte dedi. Şimdi ben burada Eskişehir’de bu bildiriyi kimin bastığını sizlere açıklayacağım. CHP Genel Başkanının, CHP Genel Başkan Yardımcısının tarihlerinden utanarak inkar ettikleri bu bildiriyi şu anda Eskişehir’in Büyükşehir Belediye Başkanı olan CHP’li zat kendi gazete matbaasında basmıştır. Bunların birbirlerinden haberi yok, bunların kendi tarihlerinden haberi yok.

Kardeşlerim, Eskişehir’in CHP’li Belediye Başkanı 27 Mayıs ihtilalinde burada gazeteciydi, darbecilerle işbirliği halindeydi. Şimdiki Belediye Başkanını 27 Mayıs sabahı askerler evinden aldılar sevinçle kucaklaştılar. Gece gazetenin matbaasını kendisi açtı, bu bildiriyi kendisi çoğalttı. Bu iftira dolu belgeyi de Eskişehir’de kendisi ve arkadaşları dağıttı. CHP’nin Türkiye siyasetindeki yeri 1950’den beri hep bu olmuştur. Kardeşlerim, CHP sandıktan çıkamayacağını bilir, milletin teveccühünü kazanamayacağını bilir, işte böyle iftiralarla, ithamlarla, yalanlarla, dolanlarla, montajlarla işi idare ederler.

Kardeşlerim, bakınız şimdi burada Zamanı Durduran Saat diye bir eseri var, üzülüyorum reklamı olacak tabii, sakın almayın. Yani ben burada şimdi bunu söyledim diye satın almayın, bir de para kazandırmayalım ha, aman. Şimdi sizlere az önce okuduğum dağıtılan şu tebliğ işte kendi kitabının içerisinde de var.

Şimdi bu demokrasi düşmanlarına kalkacağız, bu ihtilal yanlısı kişilere biz kalkıp da Eskişehir’de oy mu vereceğiz? Öyleyse ben sizlere bir şey söylüyorum, hanım kardeşlerim, gençler, beyler; 23 gün var, 23 gün gece-gündüz demeden çalışmaya var mıyız? Var mıyız?

Bakın, bu karşılıklı bir akitleşmedir, bir ahitleşmedir, çünkü bu demokrasi mücadelemizin 30 Mart’ta taçlandırılmasıdır. Bunu sizinle yapacağız, bunu sizlerle başaracağız, ben size inanıyorum, size güveniyorum. Bu can bu tende kaldıkça son ana kadar bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Demokrasi düşmanlarına bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz inşallah; buna var mıyız? Sağ olun, var olun.

Kardeşlerim, 27 Mayıs öncesi merhum Menderes’e nasıl iftiralar attıysa, Meclisi gerilime, toplumu sokaklara nasıl sürüklediyseler, bugünde aynısını yapmaya çalışıyorlar. Türkiye’yi karıştırmak için, Türkiye’yi gerileme, kaosa sürmek için ilginç ittifaklar kurmaktan kaçınmıyorlar; şu hale bakın. Pensilvanya’daki sözüm ona kainat imamıyla Cumhuriyet Halk Partisi aynı saftalar; şu hale bakın.

Merhum Savaş Ay’la biliyorsunuz bir röportaj yapıyorlar ve ne diyor Savaş Ay’a? Ben diyor hayatımda bir kere oy kullandım, Hazreti Cebrail gelse, parti kursa, ben Hazreti Cebrail’e bile oy vermem diyor; şu hale bakın.  Ve bu montaj filan değil, kendi ağzından, dilinden dinlediniz, bizzat Savaş Ay’ın kendisiyle yaptığı röportaj, yayınlandı izlediniz. Ve tabi tabanda bunlara gönül vermiş olan saf, temiz kardeşlerimiz var, maalesef üzülüyoruz. Ve diyoruz ki, kendinizi çek edin, başınızı iki elinizin arasına alın, Yarabbi, bu ne biçim bir yalandır, bu nasıl bir yaklaşımdır, bu nasıl bir din anlayışıdır?

Artık buna ben dini cemaat demiyorum, tam aksine bir siyasi örgüt diyorum. Çünkü bunlar şu anda Pensilvanya’dan ülkemizin huzurunu, ülkemizin refahını, maalesef ulusal güvenliğimizi tehdit etmek üzere çalışıyorlar. Yargının bir kısmında böyle, emniyette maalesef böyle, devletin kurumlarında böyle. Tabi şimdi gerekli olan adımları gerektiği şekilde attık. İyi niyetimizin kurbanı olduk. Ve şimdi bunlar CHP’yle yol arkadaşı oldular, bunlar şu anda MHP’yle yol arkadaşı oldular. İstediklerini yapsınlar, ne yaparlarsa yapsınlar, diyorum ya bunları inlerinden çıkaracağız, hiç endişeniz olmasın, çıkaracağız. Bir ileri, iki geri, ama çıkaracağız, hiç endişeniz olmasın. Çünkü, sizin bize verdiğiniz bir sorumluluk var, bu Türkiye’nin yürüyüşüdür, Türkiye’nin yürüyüşünü durduramayacaklar.

Kardeşlerim, onlar iftira üretecek, yalan üretecek, montaj, dublaj üretecek, hareket üretecekler, biz ise laf değil icraat üreteceğiz.

Kardeşlerim, bakın yarın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, işte yine söylüyorum, şimdiden Eskişehirli tüm hanım kardeşlerimizin Dünya Kadınlar Gününü tebrik ediyorum.

Yarın CHP Genel Başkanı çıkacak, utanmadan, sıkılmadan Dünya Kadınlar Gününü kutlayacak. Benim merhum anneme, anneciğime dil uzatacak, ondan sonra da çıkacak utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan, kızaracak yüzü yok zaten, o ayrı mesele, Dünya Kadınlar Gününü kutlayacak; yazıklar olsun.

Bizde, tasavvufta bir kaide vardır, edep ya hu. Kardeşlerim, gayet güzel bir yaklaşım, edep bir taç imiş Nuru Hüda’dan, giy o tacı, emin ol her beladan. İlim meclisine kıldım talep, ilim geride kaldı illa edep, illa edep.

CHP’ye ezkaza Başkan olursun, kasetle seni oraya montajlarlar, ama insanda hedef yoksa işte böyle rezil olur, işte böyle yüzsüz olur.

Bu CHP Genel Başkanının bir bayrak yarası var biliyorsunuz, bir kuyruk acısı var. Hakkari’ye gitti, orada miting yaptı, biriyle anlaştı, uzlaştı.  Ve değerli kardeşlerim, çok enteresan, şimdi size onu göstereceğim ve bir tane bile Türk Bayrağı açmadı Hakkari’de. Medya, buyurun, şöyle yakından bir çekim yapın, hadi bir de bunu yayınlayın.

Bak, Odunpazar’ındaki meydanda AK Parti mitinginde Türk Bayrağı’na bak. Bir de CHP’nin Hakkari mitinginde bir tane Türk Bayrağı var mı, bir de buna bak. Yok. Ta o günden bugüne söylüyorum, ama göstermezler, işlerine gelmez. Niye? Bizdeki bayrak aşkı bunlarda olmaz.

Ben büyük kızıma ilkokuldayken, baba dedi, bir şiir okuma yarışması var, ben hangi şiiri okuyayım? Ben de tabi şiir okumayı severim. Kızım dedim, Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri var, onu oku. Bu okudu birinci oldu. Çünkü bizim bayrak aşkımız ta oralardan geliyor.

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Şimdi ben Rabia diyorum ya, öğrendi, Rabia’yı öğrendi de, içeriğini öğrenemedi, öğrenemez, aklı almaz bunun. O onları acaba başka yere nasıl çekerim? Ama Rabia’yı öğrendi, o da öğrendi bizim için.

Ha, bizim Rabia’mızda ne var?

Bir; tek millet var. Ne demek bu? Biz Türk’üyle, Kürt’üyle, Tatar’ıyla, Roman’ıyla, Boşnak’ıyla, Arnavut’uyla, hep beraber tek milletiz, tek milletiz.

İki; tek bayrak. Ve bizim bayrağımızın rengi şehidimizin kanıdır, hilal bağımsızlığımızın ifadesidir, yıldız şehidimizin simgesidir, sembolüdür.

Ve tek vatan, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Bizde batı-doğu yok, kuzey-güney yok, 780 bin kilometrekarenin her yeri bizim için aynı.

Soruyorum ben buradan kardeşlerime, ah kardeşlerim, 10 yıl önce, 11 yıl önce Ağrı’ya, Kars’a, Iğdır’a, Şırnak’a havalimanı yapılacak dense inanır mıydınız? Bakın şimdi bunlar yapıldı.

Denseydi ki, Eskişehir’den yüksek hızlı tren geçecek, inanır mıydınız? Buyurun, yüksek hızlı tren geçti. Şimdi İstanbul inşallah bitmek üzere, böylece İstanbul’dan kalkacaksınız yüksek hızlı trenle, kitabınız, gazeteniz, neyse, hem çalışmanızı yapacaksınız, hem de gayet sakin bir şekilde hızla Eskişehir’e ulaşacaksınız.

Şu anda Ankara-Eskişehir ne kadar? Sabah kalkıyorsun, gidiyorsun, geziyorsun, tekrar Eskişehir’e geliyorsun. Bunlar bizim işimiz ya.

Bak şimdi inşallah şehrin merkezinde de ne yaptık? Yüksek hızlı treni yerin altına alıyoruz, o da kısa zamanda inşallah bitiyor. Biz büyük projelerin kadrosuyuz. Fakat, bütün engellemelerine rağmen Büyükşehir Belediye Başkanının bunlar yapıldı.

Dikkat ediyorum, ya buranın Büyükşehir Belediyesi, ya sen ne iş yaparsın? Ana arterlerde senin bir çalışman yok mu ya?

Kardeşlerim, ben de Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptım, elhamdülillah ve CHP’den aldım CHP’den Belediye Başkanlığını, 2,5 milyar dolar borçla devraldım, devrettiğimde 1.2 milyar dolar borçla devrettim. Ve yaptığımız yatırımların haddi hesabı yok. 4,5 senede bunun burada yaptığın birkaç mislini yaptım. Bu bir şey yaptığı yok.

Porsuk Çayı’na bugün baktım çamur akıyor, çamur. Böyle belediyecilik olur mu? Ana arterler berbat, çöpten geçilmiyor. Ana arterlerin sorumlusu büyükşehir belediyesidir. Ara arterler, yani sokak araları ilçe belediyelerinindir.

Ve biz burada, işte görüyorsunuz, şu dal-çık’ları yaptık. İstanbul’a bakın, İstanbul’da bu dal-çık’ların bile Büyükşehir Belediyesi tarafından yapıldığını görürsünüz. Ankara’da aynı şekilde bunu görürsünüz. AK Parti belediyeciliğinde bu var, ilçe belediyeleriyle kavga yok, iş var iş. Laf üretmiyoruz biz, iş üretiyoruz, iş.

Kardeşlerim, bu seçimlerde bizim önemli bir politikamız var, büyük medeniyet yolunda 3 başlık. Önce insan dedik, insan. İki, demokrasi. Üç, şehir. İnsan, demokrasi, şehir; bu 3 başlığı gerçekleştireceğiz.

Kardeşlerim, Adıyaman ziyaretimiz sırasında çok enteresan bir olay yaşadık. Bir kardeşimiz bana bir mektup verdi. Allah şifa versin, çok ilginç. Lenf kanserine yakalanmış. Uzun bir tedavi sürecinden geçmiş, inşallah iyiyim dedi, güçlüyüm dedi ve arkadaşımıza dedim ki, yani bak bunu dedim soruştur, sorgula, evet dedi iyi ve mektubu bana gönderdi. Bu kardeşimiz bu mektubunda özetle şunları söylüyor: Sayın Başbakanım, 10 yıl önce lenf kanserine yakalandım. Malatya Turgut Özal Tıp Fakültesinde teşhisim kondu ve tedavime başlandı. Uzun süre kemoterapi gördüm ve hastalık tamamen kontrol altına alındı. Daha sonra doktorlar hastalığım tekrar nüksetmesin diye ilik nakli olmamı önerdiler. Ama ilaçlar çok pahalıydı ve yurt dışından gelecekti. İlaçlar 250 bin avro gibi çok yüksek bir rakam tuttu. Kardeşlerim, hatta 1800 avro da kargo bedeli ile ilaçlarıma kavuşacaktım diyor. Tabii bu parayı vermem mümkün değildi. Durumu yetkili kurumlara ilettim. Sağ olsun ilgilendiler ve çok kısa bir sürede kuruş ödemeden ilaçlarım elime geldi. Nakil esnasında gerek doktorlarım, gerek hemşirelerime çok yüksek güler yüz ve hizmetlerinden dolayı ayrıca teşekkür ederim diyor. Mektup şu şekilde bitiyor: Sayın Başbakanım, benim size ve devletime maliyetim 1 milyon lirayı geçti. Bundan dolayı hakkınızı bana helal edin. Benim helal edecek bir hakkım yok, çünkü ben aracıyım. Ben sizin emanetinizi yerli yerinde kullanmakla görevliyim. Çünkü bu millete efendi olmaya gelmedik biz, hizmetkar olmaya geldik; farkımız bu. Şimdi mektubun sonu da şu: Ben şimdi siyasi partilere soruyorum: Bütün bu yapılanlara rağmen bu Başbakana oy vermeyeyim de size mi oy vereyim diyor. Altına da açmış ismini, Niyazi Doğan, Kuştepe Köyü merkez, Adıyaman. Buyurun, olay bu, olay bu. Peki, sormak lazım bu CHP’ye, MHP’ye. Ya sizin eseriniz ne, ne yaptınız?

Kardeşlerim, Şeyh Edebali ne diyor, Eskişehirli: İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diyor. Kardeşlerim, bu devlet milletinin hizmetindedir. Bu millet de devletine ve özellikle milleti devletiyle aradaki vefayı böyle tesis eder. Benim vatandaşım da lafa değil icraata bakar.

Kardeşlerim, bakınız eğitimde yaptıklarımız ortada değil mi? Kitaplarınızı ücretsiz alıyor musunuz? Kardeşlerim, bakınız göreve geldiğimizde 45 liracık burs veriliyordu. Şu anda 300 lira, ayrıca 200 lira da beslenme yardımı veriyoruz 500 lira. Kredi Yurtlar’da kalanlar 200 de beslenme yardımı alıyor, 500 lira. Ve bizden önce üç ayda bir veriyorlardı, biz aydan aya veriyoruz; aramızdaki fark bu. Ya bunların olduğu bir ülkede yolsuzluk olur mu? Kardeşlerim, biz geldiğimizde 76 üniversite vardı, 99 tane daha açıldı, şu anda 175 üniversite var Türkiye’de. 81 vilayette üniversite var. Ve değerli kardeşlerim, isteyene burs veya kredi muhakkak veriyoruz. Ve şu anda yaklaşık 1 milyon 300 bin üniversiteli burs veya kredi alıyor. Bunları yapan biziz ya. Kardeşlerim, bakınız aynı şekilde FATİH Projesi devreye girdi. FATİH Projesiyle birlikte şu anda geldiğimiz nokta ortada. Hızla şimdi ona biraz sonra değineceğim ve Eskişehir bizimle farklı renkleri zenginliğe çevirdi. Türk dünyasının kültür başkenti olmayı ziyadesiyle hak etti.

Eskişehir, özellikle de Kırım Tatarı kardeşlerimizin yoğun olarak yaşadığı bir şehir. Ve Kırım’daki gelişmeleri Eskişehirli kardeşlerimin çok yakından izlediğini biliyorum. Dışişleri Bakanımı gönderdim, gitti görüşmeler yaptı. Gerek Federal Hükümetle, gerekse Özerk Cumhuriyetle. Ardından ben de 3 gün önce Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Putin’le bir telefon görüşmesi yaptım. Ve bu telefon görüşmesinde oradaki tüm soydaşlarımızın, Tatar soydaşlarımızın Ukraynalılarla birlikte aynı şekilde bir hukuk içerisinde, demokrasi içerisinde onlara herhangi bir sıkıntı, zarar verilmeden onların haklarının korunmasını kendilerinden özellikle istedik ve yalnız bırakmayacağız onları. Kırım tatarlarını bugüne kadar yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Orada onlara okullar yaptık, orada onlara evler yaptık, orada camiler yaptık, o tarihi bütün oradaki eserleri restore ettik; biz yaptık bunları, biz. MHP’nin böyle bir derdi var mı? CHP’nin böyle bir derdi var mı? Yok canım, yok, hayatlarında olmadı.

Sevgili Eskişehirliler, işte eğitim noktasında da çok müstesna bir yere Eskişehir sahip. Şimdi Eskişehir’den bildiğiniz gibi bir Hocamızı Nabi Avcı’yı Milli Eğitim’in başına getirdik. Bu anlamlıdır, çünkü Eskişehir’in temsili bakımından da anlamlı. Eğitimde çok büyük reformlar gerçekleştirdik, bu süreç devam ediyor. Çocuklarımızın, gençlerimizin en iyi eğitimi almaları için elimizden geleni yaptık ve yapıyoruz.

Kardeşlerim, yola çıkarken önce eğitim dedik, bütçeden en büyük payı eğitime ayırdık. 12 yılda 205 bin yeni derslik açtık Türkiye’de. Osmanlı döneminden kalan, Cumhuriyet döneminde yapılan tüm dersliklerin yarıdan fazlasını biz 11 yılda yaptık. Eğitimde teknolojinin yaygın kullanılmasını sağladık. Okullarımıza 1 milyon bilgisayar gönderdik. Her okulumuzu internetle tanıştırdık. Şu ana kadar 163 bin kardeşlerim tablet bilgisayar gönderdik yavrularımıza. Bu ayın sonuna kadar 675 bin tablet bilgisayarı da öğrencilerimize gönderiyoruz. Toplamda 838 bin tablet bilgisayarı dağıtmış oluyoruz. Ne oldu biliyor musunuz? Bu paralel yapının gazeteleri dediler ki; çocuklar tablet bilgisayarları iade ediyor. Siz böyle bir şeye şahit oldunuz mu? Böyle bir şeyi gördünüz mü? Ama dedim ya bunlarda takiye var, bunlarda yalan var, bunlarda iftira var, bunlarda fitne var, bunlarda fesat var.

Kardeşlerim, biz tek millet diyerek, tek bayrak diyerek, tek vatan diyerek, tek devlet diyerek devletin içinde paralel bir devlete de müsaade etmeyeceğiz. İşte şu ana kadar 85 bin etkileşimli tahtayı değerli kardeşlerim sınıflarımıza yerleştirdik. 18 ay içinde 350 bin etkileşimli tahtayı okullarımıza kazandıracağız. Ve inşallah yüksek öğretimde de sessiz bir devrim gerçekleştiriyoruz. Kardeşlerim, bakın 175 üniversite şu anda Türkiye’de var. Yurtlarımızı artıyoruz. Ne yapıyorlar bu arada biliyor musunuz? Paralel yapı kendi evlerinde, kendi yurtlarında gece seansları yapıyor. Bu gece seanslarında Tayyip Erdoğan’a beddualar, ailemize beddualar, beddua seansları yapıyorlar. Bumerang gibi vuracak onları inşallah o beddualar. Kapı kapı dolaşıyorlar, öyle mi? Size de geldiler mi? Gelemediler. Gelenlere gereğini söylediniz değil mi? Onlara yalnız bir de şunu söylemeyi ihmal etmeyin: Biz yüksek hızlı treni bu iktidarda gördük, AK Parti iktidarında gördük. Biz okulların güzelliğini burada gördük, biz üniversiteleri burada gördük, bursları burada gördük, hastaneler, artık istediğiniz hastaneye gidiyoruz öyle mi? İstediğiniz eczaneden ilacınızı alıyoruz öyle mi? Ya sizin imamınız kainat imamı, başörtüsü füruattandır dedi. Ve ben yavrumu başörtülü olarak üniversiteye gönderemedim deyin onlara. Sen utanmıyor musun ya, başörtüsüyle benim kapımı çalıyorsun. Senin peşinde olduğun imam başörtüsü füruattandır diyor ya, utanmıyor musun, hangi yüzle bu kapıya geldin; bunlara bunu söyleyin. Ne oldu, bak şimdi başörtülü olarak artık kızlarımız üniversiteye gidiyor mu? Gidiyor. Devlet dairesinde çalışabiliyor mu? Çalışıyor. Artık Kur’an, siyer-i Nebi bütün okullarda seçmeli ders olarak okutulabiliyor mu? İmam hatipler açıldı mı? Siz ne istiyorsunuz ya, sizin derdiniz ne deyip bunları hemen gönderin. Ben de sizlerle gurur duyuyorum. Bir baba olarak ben de bu çileyi çektim, çünkü benim kızlarım da okulun kapısından geri çevrilmişti. Okulu bitirdiler. Hatta ben küçük kızımı İstanbul’dan kaçırdım Anadolu’daki bir imam hatipte okuttum başı açılmasın diye. Bunları yaşadık biz. Üniversiteyi okumadılar Türkiye’de, mecburen Amerika’ya gönderdim, orada okudu başörtülü olarak. Düşünebiliyor musunuz? öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya; bu muameleye tabi tuttular. Ne oldu şimdi? Uzaya füze gönderdiniz de benim kızlarımın başörtüsüne mi takıldı? Ama bunlara sorarsan her yol meşru, amacı için, gayesi için başörtüsü takmayabilirsin, yeri geldiğinde bir duble kadeh de atarsın; serbest, bunlarda serbest, evet evet, hepsini gayet iyi biliyoruz, hepsini gayet iyi biliyoruz. Tanınmamak için bunlarda takiye almış başını gidiyor. Teferruatına girmeyeceğim, çok bildiklerim var, ama onlara girmeyeceğim. Onun için şu anda benim başı açık, başı örtülü kardeşlerim ele ele üniversitede okuyor mu? Devlet dairesinde çalışıyor mu? İşte normalleşme bu, dayanışma bu, kardeşlik bu. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Ve 30 Mart’ın akşamında da inşallah Kahire’deki şehidemiz Esma kızımızın ruhunu da şad edeceğiz, o çok önemli, çok önemli. Ah ah. Said-i Nursi ne diyor? Zalimler için yaşasın cehennem diyor. Evet, biz de nerede hangi zalimler varsa, onlar için yaşasın cehennem diyoruz. Ve biz mazlumların yanında olacağız, mağdurların yanında olacağız, fakir-fukaranın, garip gurebanın yanında olmaya devam edeceğiz.

Kardeşlerim, bakınız 79 senede Türkiye’de 6100 kilometre bölünmüş yol yapıldı. 10 yılda Türkiye’de biz 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık. Burada yolsuzluk olur mu ya? Sen kalkıp Cumhuriyet tarihinde tek partili dönem ey CHP, ne yaptın ya, onu ortaya koy, onu. Bütün o tek partili dönemler senindi, yaptığınız iş 6100 kilometre. Biz ise 10 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık. Benim Eskişehirliye bunu anlatmama gerek yok ki, yolda zaten görüyor. Bütün bölünmüş yolları görüyor. Kardeşlerim ve hızla bunlar devam ediyor. Şimdi sizlere Eskişehir’le ilgili rakamları da vereceğim. Bakınız kardeşlerim; biz şimdi bunların yanında Eskişehir’e bir de şimdi üçüncü bir üniversitenin kuruluş çalışmalarını başlattık. İnşallah Eskişehir’e yüksek teknoloji üniversitesi kuruyoruz. Ve konuyla ilgili olarak Milli Eğitim Bakanımız konuyu yakından takip ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına yeniden başladığında kuruluş çalışmalarını da inşallah başlatacağız.

Üniversitemizin şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Kardeşlerim, gençler; demokrasi şehidimiz Hasan Polatkan’ın şehri Eskişehir’e Hasan Polatkan kültür merkezi yapmak için de çalışmalarımızı başlattık. Kültür merkezinin projesi hazır. İhalesini de inşallah en kısa zamanda yapıyoruz, bu yıl içinde inşaatına başlıyoruz. Merhum Menderes, merhum Polatkan ve merhum Zorlu’nun yargılandığı Yassıada’yı biliyorsunuz değil mi, orayı da biz şimdi yaslı ada olmaktan çıkarıyoruz ve onu yasal olarak Demokrasi Adası yaptık, Demokrasi ve Özgürlükler Adası.

İnşallah sizlere Eskişehir’i dünyada parmakla gösterecek, Roma’yla, Paris’le, Berlin’le yarışacak bir yüksek hızlı tren şehri haline getirdik. İşte 2009’da başladığımız Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Tren Hattına 2011 yılında Konya-Ankara’yı ilave ettik mi? İnşallah daha değişik hatları da buna ilave ederek Eskişehir-İstanbul hızlı tren hattını da çok yakında açıyoruz. Mevcut Konya, Ankara, İstanbul hatları yanında, Bursa, Kocaeli, İzmit, Afyon, Uşak, Manisa, İzmir, Kırıkkale, Yozgat, Sivas, Erzincan hızlı tren hatlarının hepsi Eskişehir merkezli olarak inşallah bir ağ oluşturacak. 2023 hedefleri içerisinde inşallah bunlar var.

Kardeşlerim ve bütün bunların yanında önemli bir adım daha atıyoruz. O da, Eskişehir bir stada ihtiyacı vardı. Onun için biliyorsunuz Eskişehirspor’umuza modern bir stadın temeli atıldı, inşaatı şu anda hızla devam ediyor. Fakat Eskişehir’de meydan yok. Burası Eskişehir’e yakışmıyor. Onun için de stat bittiği zaman şu andaki stadın yerini 50 bin metrekarelik bir Eskişehir meydanı haline getireceğiz, evet bunu da yapacağız. Ve bunu biz yaparız, bunlar yapamaz. Şu ana kadar bu Büyükşehir Belediye Başkanı niçin böyle bir şey yapmadı? Neden? Dert dert meselesi bu. Bunların derdi yok, bunlarda ufuk yok. Farklı bir iş bu iş, bu iş sevda işidir sevda. Derdin olacak derdin. Ben onun için diyorum işte, 23 gün var. Kardeşlerim, kalplere hep beraber yöneleceğiz, anlatacağız, bilmeyenlere bunları anlatacağız. Kardeşlerim diyeceksiniz, bunlar neler yaptı, biz ne yaptık. Bunları gösterin. Biz daha çok şeyler yapacağız. Kardeşlerim, aynı şekilde burada yer altından merkezde bu geçişin sağlanmış olması, yine Eskişehir’e ayrı bir zenginlik kazandırdı. Ve demiryolu fabrikasını TÜLOMTAŞ, ilk buharlı lokomotifimiz Karakurt’u yaptı. İlk otomobilimiz Devrim arabasını yaptı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatında ülkemize ambargo uygulanan yıllarda askeri malzeme üretti. Şimdi de milli yüksek hızlı trenimizi Eskişehir’de inşallah bu tesiste üretmek üzere kolları sıvadık. Üniversitelerimizle, bilim kuruluşlarımızla, sanayicilerimizle, Bakanlığımızla, Demiryollarımızla birlikte bunun kararını verdik. Artık projeler çizildi. 2017’de Türkiye’nin milli yüksek hızlı trenini Eskişehir’de üreteceğiz, yine Eskişehir’de inşallah hizmete vereceğiz.

Türkiye’nin en modern lojistik merkezini Eskişehir’de Hasanbey’e kurduk. Şu anda bölgedeki yükler burada toplanıyor, buradan dağılıyor.

Eskişehir’in kırmızı şimşeklerini unutmadık, unutmuyoruz. İnşallah 33 bin seyirci kapasiteli stadı da süratle inşallah bitirmiş olacağız.

TOKİ kanalıyla yaptığımız spor kompleksinde ayrıca 1000 seyirci kapasiteli bir kapalı yüzme havuzu ve İl Müdürlüğü Hizmet Binası da stadın yanında yapılıyor.

Bitmedi, daha yapacaklarımız var. Eskişehir’de dev bir sağlık kampüsü kazandırıyoruz. Toplam 1060 yatak kapasiteli bu şehir hastanesi 4 farklı hastaneden oluşuyor. Kamu-özel ortaklığıyla yapılan hastanenin maliyeti ne biliyor musunuz? 456 trilyon. Geçtiğimiz 12 yılda ve başladığı andan itibaren 30 ayda inşallah bitireceğiz. Geçtiğimiz 12 yılda bizim Eskişehir’e yaptığımız yatırım ne biliyor musunuz, hiç söylediler mi? 10 katrilyon Türk Lirası. Ulaştırma ve haberleşmede 3,2 katrilyon, üniversite dahil eğitimde 1 katrilyon 115 trilyon, toplu konutta 949 trilyon, tarım ve hayvancılıkta 841 trilyon, gençlik ve sporda 744 trilyon, aile ve sosyal politikalarda 315 trilyon, enerjide 593 trilyon, sağlıkta 182 trilyon ki bundan sonra çok daha büyük masraflar geliyor. Kardeşlerim, işte bu görülmemiş yatırımları biz kazandırdık.

Ve Eskişehir’de eğitim alanında FATİH Projesiyle ilgili, diğer yaptıklarımızı tekrar konuşmayacağım, FATİH Projesi kısmına şöyle geldiğimizde, 1131 sınıfa Eskişehir’de etkileşimli tahta kurduk. Şu ana kadar da bugün dahil Eskişehir’e gelen tablet bilgisayar sayısı ne oldu biliyor musunuz? Milli Eğitim Bakanımız buradan ya, biraz torpilli olmuş. 6941 tablet bilgisayar Eskişehir’deki yavrularımıza dağıtıldı.

Kardeşlerim, bütün bunlarla beraber Eskişehir’de ayrımcılığı eğitimle ortadan kaldırdık. Ve bütün bu adımlarımızı gayet hızlı bir şekilde attık, atmaya da devam ediyoruz. Ve özellikle Yüksek Hızlı Trenin şehri ikiye bölmemesi için o merkezden yerin altına alma işlemini yaptık. Bedeli ne olursa olsun dedik bunu böyle yapalım ve yaptık.

Değerli kardeşlerim, Büyükşehir söz verdiği geçitlerin hiçbirini yapmadı ve bunları da biz yaptık. Toplu konutta 9274 konut inşa ettik ve bölünmüş yol ne biliyor musunuz? Biz gelene kadar 90 kilometre bölünmüş yol yapıldı Eskişehir’de, biz buna 214 kilometre bölünmüş yol ilave ettik 10 senede. Son 12 yılda inşa ettiğimiz sulama projeleriyle Eskişehir’de 45 bin dönüm tarım arazisini sulamaya açtık. Ve 16 adet gölet ve sulamasıyla suya hasret 67 bin dönümden fazla araziyi de suyla buluşturduk.

Kardeşlerim, bütün bu adımları atarken tabii istiyorum ki bundan sonraki dönemde biz burasını bir kültür ve müzeler şehri olarak da dünyaya tanıtalım. Bakınız şimdi şu Türk dünyası olarak burada 400 eser kazandırıldı bu projeyle. Bunlar sıradan olaylar değil. Bu işlerin içinde Belediye yok, bunlar tamamıyla merkezi yönetimin işleri.

Şimdi diyoruz ki, 30 Mart’tan sonra burada biliyorsunuz yeni bir dönem başlatalım. Kardeşlerim, doğalgazı buraya getiren biz, öyle mi? Niye? İstedik ki benim Eskişehir’de yaşayan kardeşim doğalgazla artık o çile dönemini kapasın. 5 kat, 6 kat, 10 kat binanın bodrumundan kömür çıkaracaksın, bir odayı ısıtacaksın; öyle mi? Yapılan bu değil miydi anneler? Ama bunu tabii bizim gençlerimizin de iyi anlaması lazım. Ve şimdi evde hemen basıyorsun düğmeye bütün daire ısınıyor mu? Banyoya, mutfağa, her yere sıcak su geliyor mu? Yani, modern dünyanın elde ettiği bu rahatlıkları biz niye elde etmeyelim? Benim Ayşe bacım, Fatma Bacım, Ahmet’im, Mehmet’im buna layık değil mi ya? Yıllarca bu CHP bunları niye yapmadı? Doğalgaz icat olalı 10 yıl mı oldu soruyorum sizlere Eskişehir? Ama bunların böyle bir derdi yoktu. Bak göreve başladığımızda 9 vilayet, ama şimdi 72 vilayette doğalgaz var. 81’inde olacak, neden? Çünkü benim insanım buna layık da onun için.

Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Ama ben de diyorum ki 30 Mart akşamı hep birlikte gururlanalım inşallah. Onun için kapı kapı dolaşacağız, tamam? Durmak yok… Durmak yok… İşte sizlere genç, dinamik ve ticari hayattaki konumuyla, yeriyle Eskişehir’in bir evladı Harun Karaca kardeşimi aday olarak takdim ettik. İnşallah bu seçimde diyoruz Harun kardeşimle yerelde, biz de genelde el ele verelim ve Eskişehir’i layık olduğu yere ulaştıralım. Şu anda ben Eskişehir’i layık olduğu yerde görmüyorum. Onun için diyorum ki Harun kardeşimle inşallah bunu başaracağız, bundan hiç endişeniz olmasın, el ele bunları yapacağız.

Şimdi Odunpazarı’nı davet edelim, Tepebaşı’nı da davet edelim. Şimdi Nevzat Beyle de inşallah, iki önemli ilçe tabii, Odunpazarı ve Tepebaşı. Şimdi burada da özellikle Büyükşehir Belediyemiz Orhan Bey olsun, Nevzat Bey olsun hep birlikte bu merkezi çok daha güçlü hale getirecekler. Onun için çok gayret edeceğiz, çok çalışacağız ve merkezi hep birlikte ayağa kaldıracağız. Buna var mıyız? Aynı şekilde yine Orhan Beyle de bu süreci farklı bir şekilde ayağa kaldıracağız. Var mıyız? Ben hepinizden eminim, size güveniyorum, siz de bize güveniniz, hiç endişeniz olmasın.

Ve hazır mıyız şimdi? Hiç dağılmadınız, şu muhteşem katılımı sonuna kadar gördüm. Ama ahdimizi de beraber yapalım.

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bize her şey sizi hatırlatıyor, bize her şey Eskişehir’i hatırlatıyor.

Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Evet, Esma kızım, ruhun şad olsun. Ve inşallah 30 Mart akşamı bunu hep beraber yaşayacağız.

Sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.