Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in 9. Geleneksel Büyükelçiler Iftari programinda yaptigi konusmanin tam metni

 

Hepinize hoş geldiniz diyorum, sefalar getirdiniz. Afiyet olsun. 

Ramazan ayı, dünyadaki 2 milyara yakın Müslüman için yılın en önemli ve en mukaddes zamanıdır. Bu ay aynı zamanda yardımlaşmanın, dayanışmanın en güzel örneklerini de beraberinde getiren müstesna bir aydır. Barış, huzur, kardeşlik mesajlarına dünya genelinde büyük ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Bu akşam olduğu gibi farklı dinlere, kültürlere mensup insanların biraraya gelmelerine, birbirlerini daha iyi tanımalarına, anlamalarına da her zamankinden daha fazla bugünlerde ihtiyacımız var.

Değerli konuklar; günümüzde küresel çözüm gerektiren, insani krizler katlanarak büyüyor, özellikle yakın coğrafyamızda zor bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’deki terörle mücadele başta olmak üzere Suriye’de devam eden iç savaş 5. yılını doldurmuş bulunuyor. İnsani acılar her gün büyüyerek katlanıyor. Az önce gördüğümüz gibi insanlar canlarını kurtarmak için her türlü tehlikeye, her türlü zorluğa rağmen yerlerinden, yurtlarından, evlerinden başka bir bölgeye, başka bir bilinmeze yolculuk yapıyorlar. Bugün dünyada göçmenlerin, mültecilerin sayısı 55 milyona ulaştı, onlarca ülkenin nüfusundan fazla. Bu duruma özellikle insanlığın, Birleşmiş Milletler’in çok daha farklı şekilde yaklaşması, insanlık dramının mutlaka ve mutlaka çözüme ulaştırılması için bütün ülkeler olarak daha fazla gayret göstermemiz gerekiyor.

Suriye’deki felaket tablosu, gittikçe daha da kötüleşiyor, yarım milyonu aşan insan, masum-günahsız insan çocuk-büyük hayatını kaybetti. Ne uğruna kaybetti? Anlamsız bir savaş uğruna hayatlarını kaybetti. Ve milyonlarcası yerlerinden oldu, memleketlerinden oldu. 

Türkiye baştan beri Suriye’de gerçek bir siyasi çözümü hep savuna geldi ve savunmaya da bundan böyle devam edeceğiz. 30 Haziran 2012 tarihli Cenevre Bildirisi temelinde bir siyasi çözümün daha fazla ölümler olmadan, zaman kaybetmeden hayata geçirilmesi artık zorunlu hale geldi. Tabii bunun mevcut yönetimle olmayacağı aşikârdır. Türkiye, yalnız dostluk çemberini bütün insanlığı kuşatacak kadar genişletmek ister. Etrafımızda her zaman barış, huzur ve istikrarı görmek istiyoruz. Komşularıyla ilişkilerine de Türkiye hep bu açıdan bakmıştır. Bu bakımdan biz sınırlarımızda ne terör, ne tek yanlı oldu-bittilere asla rıza göstermeyiz. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye halkının ve onların haklı mücadelesinin yanında durmaya devam edecektir.

Bölgemizde barış ve istikrarın tesisi bakımından kilit konumunda olan ülkelerden biri de şüphesiz Irak’tır. Irak, etnik ve mezhepsel çeşitliliğiyle Ortadoğu’nun bir model ülkesidir. Dost ve kardeş Irak’ın bu etnik ve mezhepsel zenginliğini muhafaza etmesi, toprak bütünlüğünü, siyasi birliğini koruması, dış politikamızın önemli hedeflerinden birisidir. Aramızda tarihi, kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan koparılamaz bağlar bulunan Irak’ın güvenlik ve refahı, Türkiye’nin güvenliği ve refahı kadar önemlidir. Ülkemiz, Irak’ın DEAŞ, PKK, PYD gibi terör örgütlerini yenerek kalıcı güvenlik tesis etmesi için elinden gelen desteği vermeyi sürdürecektir. Bu vesileyle Ankara’ya gelerek görevine başlayan Irak Büyükelçisi Al-Alawi’ye siz değerli büyükelçilerin huzurunda teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Sayın Büyükelçinin görevini en etkili şekilde yerine getirmesi için her türlü desteği bölge ülkelerinin Ankara’daki tüm büyükelçilerine olduğu gibi kendisine de vereceğiz. 

Değerli konuklar; tarihin akışının değiştiği önemli bir dönemde ülkemizde görev yapıyorsunuz. Türkiye’nin ne denli kararlılıkla insani vazifeler üstlendiğine her gün şahit oluyorsunuz. Türkiye, Suriye’deki insani krizin başından itibaren din ve etnik köken ayrımı yapmaksızın açık kapı politikasını izlemektedir. Bugün 3 milyona yakın Suriyeliye ev sahipliği yapan ülkemiz, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin rakamlarına göre dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumundadır. Dünyadaki birçok ülkenin nüfusundan daha fazla Suriyeli insanı misafir ediyoruz, ekmeğimizi paylaşıyoruz. Bu yükün paylaşılması, bütün dünya ülkelerinin asli görevlerindendir. Özellikle Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri bu yükü paylaşma konusunda daha fazla gayret göstermelidir. Çifte standartlarla daha fazla yol alamayız. 

Ülkemizdeki Suriyelilerin hayat şartlarının iyileştirilmesi hususunda Hükümet olarak gerekli tüm adımları atıyoruz. Az önce filmde de gördüğünüz gibi, Genel Başkan Yardımcımızın da ifade ettiği gibi, bu alanda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadık. Eğitimden sağlığa, meslek edindirmeden yaşam şartlarının iyileştirilmesine kadar birçok işleri büyük bir kararlılıkla, büyük bir istekle yapmaya devam ediyoruz. Bu çerçevede ülkemizdeki Suriyelilere çalışma hakkı tanıdık, ülkemizde bulunan Suriyeliler için vicdani sorumluluk gereği yaptığımız bugüne kadarki harcamalar 11 milyar doları buldu, helali hoş olsun. İnsan yaşatmak her şeyin önünde gelir. Bizim bir ilkemiz var; insanı yaşat ki devlet yaşasın. İşte bunun için biz kültürümüzden, geçmişimizden aldığımız bu hasletimizi evimizde bizimle ekmeğimizi paylaştığımız kardeşlerimize yapmakta asla ve asla tereddüt göstermiyoruz. Buna rağmen uluslar arası toplumun katkısının sadece 512 milyon dolar olduğunu da hatırlatmak isterim. Yani Türkiye’nin yaptığı harcamanın neredeyse 20’de 1’ine karşılık geliyor. Suriye’deki insani krizle mücadele etme yükümlülüğü, sadece komşu ülkelere havale edilecek bir iş değildir. Uluslar arası toplumun sorumluluk ve yükü mutlaka paylaşması gerekiyor. Sorumluluk paylaşması adına atılacak adımlardan birisi, yeniden yerleştirmedir. Daha fazla sayıda ülkenin bu programa dahil olmasını ve Suriyelileri kabul etmesini bekliyoruz. 

Ayrıca, insanların her gün ölüm tehlikesi altında yaşamlarına sebep olan göçün temel nedenlerine yönelik gerçekçi tedbirleri alma zamanı gelmiştir. Malumunuz Avrupa Birliği ve Suriyeli sığınmacılar ve düzensiz göçle mücadele için önemli bir işbirliği çerçevesi geliştirdik. Eylem planı ve 18 Mart tarihli Türkiye-AB mutabakatı, Ege’de ölümlerin önlenmesi, insan kaçakçılığı zincirinin kırılması ve yasa dışı göçün yasal göçle ikame edilmesini hedeflemektedir. Mutabakat kısa sürede somut sonuçlarını vermiştir. 

Özellikle 2015 Ekim ayında günlük 7 bini bulan Ege’de düzensiz geçiş, son dönemde 50’ye gerilemiştir. Geçişlerdeki bu çarpıcı azalma eğilimi yaz aylarında da devam ettiği takdirde Ege’deki NATO faaliyetlerinin devamı için operasyonel bir ihtiyaç artık kalmayacaktır.

Mutabakatla benimsenen bire-bir değişim programı çerçevesinde, Ege’de 5 adadan bugüne kadar 462 düzensiz göçmen alınmış, yeniden yerleştirme programı çerçevesinde de AB ülkelerine 511 Suriyeli gönderilmiştir. Mutabakat ve yük ve sorumluluk paylaşımı çerçevesinde AB’nin ülkemizdeki Suriyeliler için yardım sağlaması da bilindiği gibi öngörülmektedir. Yapılacak yardımlarla ülkemizdeki Suriyelilerin hayat şartlarının daha da iyileştirilmesi amaçlanmaktadır. 

18 Mart tarihli mutabakatın diğer bir unsuru olan Türk vatandaşlarına vize serbestisi tanınmasına yönelik AB taahhüdünün de gerçekleşmesini gecikmeden beklemekteyiz. 

Değerli konuklar, AB’deki son gelişmeler baktığımızda öne çıkan hususlardan biri 23 Haziran’da Birleşik Krallık’ta yapılan referandumdur. İngiliz halkının çoğu seçimini AB üyeliğinden ayrılma yönünde yapmıştır. Öncelikle demokrasi ve milli iradeye saygıyı esas alan bir yöntem olarak bu kararın İngiliz halkına, Birleşik Krallık halkına hayırlı olmasını dilerim. Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği için bundan böyle yeni bir dönem başlamıştır. Bu gelişme ilki teşkil etmesi açısından hayati öneme sahiptir. 

Tabiatıyla AB’nin önünde cevabı meçhul sorular ve sorunlar olacaktır. Birleşik Krallık esasen bu referandumda AB’ye bir mesaj vermiştir. AB’nin de bu mesajı iyi okuması, samimiyetle iç sorgulamasını yaparak daha kucaklayıcı bir vizyon ve gelecek arayışında olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu değişim, diğer bazı AB üyelerinin Birleşik Krallığı örnek almaktan alıkoyacak bir netice vermesi için de mutlaka gereklidir. 

Yıllardır AB üyeliği yolunda çalışan bir ülke olarak bu yöndeki görüşlerimizi çeşitli vesilelerle Birliğin çeşitli karar mercileriyle sürekli paylaştık. Türkiye olarak Birliğin güçlenerek devam etmesinden yanayız. Birleşik Krallığı’nın AB’den ayrılma kararının Avrupa’da doğurduğu en büyük risk; milliyetçi ve ırkçı söylemlerin daha da güç kazanma ihtimalidir. AB’nin bölgesinde ve ötesinde etkinliğini sürdürebilmesi, duvarlarını tahkim ederek kendi içine kapanmak yerine daha kapsayıcı bir politika izlemesinden geçmektedir.

Özellikle ifade etmek isterim ki; ırkçılık, İslam korkusu, İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı Avrupa başta olmak üzere bütün insanlık için yeni bir tehdit alanıdır. Şu günlerde bu tehdide Avrupa her zamankinden daha çok maruz kalmaktadır. İnsanlık adına bütün evrensel insani değerleri tehdit eden her türlü aşırılığa karşı uyanık olmak zorundayız.

Değerli konuklar, ülkemiz referandum sürecinde yürütülen kampanyaları çok yakından takip etmiştir. Hem çıkış, hem de kalış yönünde bazı politikacıların Türkiye’yle ilgili gerçekçi olmayan üzüntü verici ifadeleri kaygıyla izlenmiştir. Türkiye Birleşik Krallıktaki siyasiler tarafından tartışmanın odağına çekilmeye çalışmış, ancak ülkemiz böylesi bir süreçte vakarlı durumunu muhafaza etmiştir. Bu yeni dönemde AB’de kalıştan yöne olan yöneticilerin ülkemizin tam üyeliğiyle ilgili kullandıkları ifadeler hayal kırıklığı, üzüntüden öte ikircikli bir yaklaşıma işaret ederek güven eksikliğini de beraberinde getirmiştir. AB’nin yanı sıra Birleşik Krallığında yürütülen kampanyada kullanılan söylem ve tonun Avrupa’nın temel değerleriyle vahim bir şekilde çeliştiğini dikkate alarak gerekli toplumsal çabaları sarf edeceğini ümit ediyoruz. Türkiye bir Avrupa devletidir, Avrupa’yla bütünleşme sürecinin bir parçasıdır. AB’nin eşit bir üyesi olmak için çalışmalarını uzun yıllardan beri kararlılıkla sürdürmüştür, bundan böyle de sürdürecektir. 

Öte yandan yakın müttefik ve ortağımız Amerika Birleşik Devletlerinde başkanlık seçim kampanyası devam etmektedir. Bu kampanyada öne çıkan kimi nefret söylemlerini körükleyen İslam karşıtı söylemlerden de rahatsızlığımızı ifade etmek isteriz. Bu yaklaşımların seçim sürecinin ötesinde zemin kazanmaması ve etkin politikalarla dengelenmesi hayati öneme sahiptir. Esasen dünyanın çeşitli köşelerinde giderek artan keskin söylemlerini, hoşgörüsüzlüğün, yabancı düşmanlığının İslam karşıtlığının yol açtığı sarsıntıları hep birlikte gelişen terör olayları olarak görmekteyiz. Türkiye olarak yükselişe geçen ve önyargılardan beslenen bu eğilimlerle küresel düzlemde mücadele etmeye devam edeceğiz.

Değerli konuklar, Almanya Federal Meclisinin 2 Haziran 2016’da aldığı karar ve sonrasında kamuoyunda yer tutan tartışmalar konusundaki samimi düşüncelerimi de sizlerle paylaşmak isterim. Türk-Alman dostluğunun gereği olarak söz konusu kararın arkasında yatan niyetin ve neyin hedeflendiğinin farkında olduğumuzu en başından beri açıklıkla dile getirdik. Esasen Federal Meclisin söz konusu kararının tarihi gerçeklikten uzak, tarihin istismarı, tarihin siyasallaştırılmasına iyi bir örnek olduğu yönünde Avrupa’da ve hatta Ermenistan’da bile dahi makale ve yorumlar çıkmaktadır. Bu karar vesilesiyle Türkiye’yle ilgili bazı milletvekillerinin şahsi ve olumsuz gündemlerini 2015 olayları üzerinden     Federal Parlamentoya taşımış olmaları esef vericidir. Tabi bu arada Alman Federal Meclisinin çoğunluğunun alınan kararın oylaması sırasında mecliste bulunmadıklarını da önemsiyoruz. Geçmiş geçmiştir ve bizim hayatımızdan bugünümüzden uzaklaşmıştır. Adil olmak adına geçmişi sadece doğru anlamaya çalışmak bizim görevimizdir. Geçmişi yeniden kurgulamak adeta imkânsızdır.     Parlamentolar, mahkemeler tarihçilerin işini asla yapamaz ve tarihi yeniden yazamazlar.

Değerli konuklar, gelecek nesillere huzurlu ve müreffeh bir dünya bırakmak için birleştirici politikalara, dayanışmaya ihtiyacımız bugün geçmişten daha fazladır. Bugün uluslararası barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehditlerden biri bu emelleri hedef alan terörizmdir, teröristlerdir. Türkiye DAEŞ, PKK, DHKP-C gibi azılı terör örgütleriyle aynı anda amansız bir mücadele vermektedir. Ayrıcı yabancı terörist savaşçıların çatışma bölgelerine geçişini engellemek içini olağanüstü bir gayret sarf etmekteyiz. Dikkatinizi çekmek isterim ki, PKK ile YPG’nin komuta yapıları birdir, aynı merkezden yönetilmektedir. Nitekim PKK’nın intihar bombacıları sadece Irak’ta Kandil’de değil, Suriye’de YPG saflarında eğitim almaktadır. Kısacası, PKK ve YPG aynı örgüttür bu gerçeklerin dostlarımız tarafından artık bir an önce idrak edilmesini bekliyoruz. Biz PKK ile de diğer terör örgütleriyle de mücadelemizi özgürlük ve güvenlik dengelerini gözeterek hukuki zeminde sürdürmeye devam edeceğiz. Ulusal güvenliğimizi tehdit eden legal görünümlü illegal oluşumlarla da hukuk çerçevesinde mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor. Bu grubun gizli gündemi doğrultusunda devlet içinde yürüttüğü faaliyetler hiçbir demokratik ülke açısından asla kabul edilebilir nitelikte değildir. Dostlarımızdan terörle mücadelemize samimi desteklerini bekliyoruz. Uluslararası toplumun terörün her türüne karşı aynı kararlılığı sergilemesini arzu ediyoruz. Terörle mücadelede başarı için iyi terörist, kötü terörist ayrımının ortadan kalkmasının gereğine inanıyoruz. Türkiye teröre karşı gösterine çifte standartlı tutumlardan artık yorulmuştur. Terör karşısında açık, net, kararlı ortak bir tutum bütün insanlığın faydasına olacaktır uluslararası toplumun ihtiyacı da budur. Sizlerden beklentimiz, temsil ettiğiniz saygıdeğer makamlara Türkiye’nin terörün her türüne karşı verdiği büyük mücadeleyi en hakkaniyetli, en objektif ve en gerçekli bir şekilde yansıtmanızdır. Türkiye demokrasi ve hukuk devleti ilkesinden asla taviz vermeden terörle mücadele eden nadir ülkelerin başında gelmektedir. 

Değerli konuklar, terörle mücadele bağlamında gündeme gelen dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin tartışmalara da kısaca değinmek isterim. Bu konuda bilgi eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bazı haksız yorumlarla, ithamlarla karşı karşıyayız. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin yakın zamanda yapılan anayasa değişikliği yasaman doğal bir takdiridir. Söz konusu değişiklik parlamenter demokrasinin gereği olarak milletvekillerimizin gizli oylaması sonucu kabul edilmiştir. Anayasada değişiklik yapmak açık bir şekilde Meclis’imize tanınmış bir haktır. Bu konuda Meclis’imizin yetkisi konusunda herhangi bir tereddüt asla söz konusu değildir. Esasen Parlamentoda temsil edilen bütün partiler bu oylama öncesi bu konu gündeme gelmeden dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde bir irade ortaya koymuşlar ve bunu da kamuoyuyla paylaşmışlardır. Üzerine basarak vurgulamak isterim ki, dokunulmazlıkların kaldırılmasının milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı ve ifade özgürlüğüyle asla ilişkisi yoktur. Terör örgütüne silah temininden, Çevre Koruma Kanununun ihlaline varıncaya kadar değişik suçları işlediği iddia edilen ve bu konuda dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında dava açılmasını mümkün kılan bir oylamadır. Bu şekilde sadece HDP değil, sadece CHP değil, sadece MHP değil, AK Parti’den de 150’nin üzerinde milletvekili hakkında iddialar söz konusudur. Yapılan değişikliğin muhalefet partilerini hedef aldığına dair dolayısıyla iddialar tamamen gerçek dışıdır. İktidar Partisi dahil az önce söylediğim gibi bütün milletvekilleri için aynı iddialarla dosyalar, fezlekeler mevcuttur. 

Değerli konuklar, uluslararası alanda meydana gelen gelişmelerin idaresi gittikçe daha karmaşık, zor bir hal almaktadır. Böyle bir ortamda Türkiye hem kendi bölgesinde, hem uzak coğrafyasında mevcut meselelerin çözümü için kararlılıkla çaba göstermeye devam edecektir. Türkiye Akdeniz, Balkanlar ve Karadeniz’de aynı coğrafyayı paylaştığı komşu ülkelerle dostluk, dayanışma, işbirliği gayretlerinin artıracaktır. Türkiye’yle İsrail arasında diplomatik ilişkilerin normale döndürülmesi için Roma’da yapılan görüşmeler bilindiği gibi mutabakatla sonuçlanmıştır. Yeni dönemin iki ülke için hayırlı olmasını diliyorum. 31 Mayıs 2010 tarihinde abluka altındaki Gazze’ye insani yardım taşıyan Mavi Marmara gemisindeki şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Bu vesileyle Türkiye’nin pozisyonunu bir kez daha net olarak ortaya koymak isterim. Daima adalet ve hakkaniyet temelinde insani ve insanlığı savunmaya devam edeceğiz. Herkesin iyiliğini istiyoruz Gazze’de ilaç bulamayan insanın hukukunu da Myanmar’da yoksulluğun pençesinde bırakılan insanı da Halep’ten sürgün eden masum insanların da yaşama hakkını dün sahiplendiğimiz gibi bugünde, yarında sahiplenmeye devam edeceğiz. İnsanlığın bütün sorunlarını çözüm yolu adalettir, devletlerarası sorunların reçetesi de sadece adalettir. İnsanlığın yükünü beraberce paylaşmaktan daha önemli bir meselemiz yoktur.

Değerli konuklar, sözlerime burada son verirken Ramazan ayının tüm insanlığa barış, huzur ve kardeşlik getirmesini diliyorum. Ve bugün geleneksel hale getirdiğimiz bu iftar sofrasını bizler için hazırlayan AK Parti Genel Merkez Dış İlişkiler Başkanlığına, Dış İlişkiler Başkanımız ve ekibine çok teşekkür ediyorum. Bu vesileyle hepinize iyi akşamlar diliyorum, gelecek bayramınız mübarek olsun diyor; hepinize saygılar sunuyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.