Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in 9. Uluslararasi Is Sagligi ve Güvenligi Kongresinde yaptigi konusma

 

Dokuzuncusu düzenlenen Uluslararası İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kongresinin çalışma hayatımız için, iş emniyeti için, iş sağlığı için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanımız başta olmak üzere bu önemli etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Değerli dostlar; iş sağlığı ve iş güvenliği çok önemli. Esasında iş hayatının tarihsel gelişimine baktığımızda iş kazalarının yüzde 80-85 insan hatasından, insan unsurundan kaynaklandığını görürüz. İnsan hatasını önleyecek bir makine hala bulunabilmiş değil. O yüzden yatırımı insana yapmamız gerekiyor. Farkındalık için, iş güvenliğinin önemini anlatmak için, iş sağlığının önemini vurgulamak için insana yatırım gerekiyor.

Bu konudaki, iş sağlığı-iş güvenliği konusundaki düzenlemelere bakarsak, gerek uluslararası, gerek ulusal düzeyde hep trajik büyük iş kazalarından sonra olmuştur. Mesela denizcilikte Titanik kazası bir milattır. Titanik’ten sonra denizcilikteki gemi inşaatındaki bütün ezberler bozulmuş, yeni baştan denizde can-mal emniyeti için kurallar geliştirilmiştir. Daha sonra 1948’de bu SOLAS diye adlandırdığımız Denizde Can ve Mal Emniyeti Uluslararası Sözleşmesine dönüşmüştür. Benzer şekilde madencilikte de, ağır sanayide de zaman zaman yaşanan büyük kazalardan sonra yeni kurallar gelmiştir. Yeni kuralların gelmesi, iş kazalarını ortadan kaldırmamıştır. İş kazaları olmaya devam etmiştir.

Hayatının büyük bir bölümünü ağır sanayide, gemi inşaat sektöründe geçirmiş biri olarak yaşayarak tecrübe ettiğim iş kazası ve iş sağlığıyla ilgili önemli anılarım var. Biz tersanede gemi yaparken çalışanlara baret giydirmek için alnımızın derisi çatlardı. “Bana bir şey olmaz.” Kardeşim, bana bir şey olmaz deme, canın bu kadar ucuz değil, çoluğun çocuğun var, geleceğin var. Yok, eldiven takmaz, baret giymez, güvertede çalışır kemer takmaz, sürekli peşlerinden koşacaksın, her an başında duracaksın. Bir tane mesela sac kaldıracak, şöyle bir plaka. Ona bir tane mapa yapıyor, aslında mapayı saca kesintisiz bir şekilde kaynatması lazım. Kaynatmıyor, bir punta atıyor sacı kaldırıyor. Soruyorum, niye böyle yapıyorsun kardeşim? Abi, merak etme bir punta 1 tondur diyor. Bu sacın ağırlığı da 300 kilo, rahat rahat kaldırır diyor. Daha yarı yolda sac düşüyor, ondan sonra olanları siz düşünün. Demek ki her şey insan, onun için biz ne dedik 15 yıl önce; insanı yaşat ki devlet yaşasın.  İnsanın olmadığı yerde hiçbir gelişme olmaz, her şey insanla başlıyor, insanla devam ediyor.

Sonra bir husus da, bu kazalar olduktan sonra tepki olarak düzenlemeler yapıyoruz, ipin ucunu da kaçırıyoruz. Halbuki bunu kazalar sonrasında değil uzun tecrübelerin birikimi olarak yapmakta fayda var. Tepkiyle yapılan düzenlemeler bazen iş hayatını içinden çıkılmaz sorunlara da sebep oluyor. Hem iş emniyetini, iş sağlığı tedbirlerini alacağız, hem de küresel rekabette geride kalmayacağız, prensip budur. Bunu başarmak için daha fazla eğitim, daha fazla tedbir, daha fazla farkındalık; buna ihtiyacımız var. Kuralları koymak meseleyi çözmüyor. Önemli olan, koyduğunuz kuralların uygulanabilir olması, uygulama kabiliyetinin olması ve uygulamanın dikkatle takip edilmesi.

Az önce Bakanımız Türkiye’de 15 yılda iş yeri sayısındaki, istihdam artışındaki oranları bizimle paylaştı. Gördük ki çalışan sayısının yüzde 177 artmasına rağmen iş kazalarında 100 bin kişi başına yüzde 38’lik bir azalma sağlamışız. Ancak bunu yeterli olarak görmemiz mümkün değil. Hedef, sıfır ölümlü iş kazası. Bu idealdir, mükemmel bir hedeftir, ama bunun için, buna erişmek için daha çok eğitim, daha çok tedbir ve insan unsurunun, insan hatalarının daha aza indirilmesi için gereken tedbiri alacağız.

Dört gün sürecek bu etkinlik esasen çeşitli ülke uygulamalarının masaya yatırılacağı, uzmanların görüşlerinin ortaya konacağı ve herkesin birbirinin bilgisinden, görgüsünden, tecrübesinden istifade edeceği uluslararası bir platformdur. ILO, yaptığı tespitlere göre iş kazaları ve meslek hastalıkları ülkelerin gayrisafi hasılasının yüzde 4’üne kadar bir ekonomik değeri oluşturuyor. Tabi yüzde 4 önemli bir oran, ama bir bakımdan da önemi yok, çünkü insan hayatının bedeli olmaz. Kaybolan malı, kaybolan serveti yerine getirebiliriz, ama kaybettiğimiz canı yerine getiremeyiz. O bakımdan daha dikkatli olmamız lazım. Bütün bu tedbirlere rağmen, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün, Uluslararası Sağlık Örgütü’nün ve diğer örgütlerin aldığı kararlar, tedbirler konvansiyonlara rağmen dünyada halen 2 milyon 300 bin kişi iş kazası yahut da meslek hastalığı sebebiyle hayatını kaybediyor. Bu hala çok yüksek bir sayıdır. Türkiye olarak son 15 yılda yüzde 38’lik bir iyileştirme yapmış olmamız, işin bittiği anlamına gelmiyor, daha fazla kat edeceğimiz yol var, bu alanda çok ciddi iyileştirmeye ihtiyacımız var. İşte bunun için hükümetlerimiz döneminde iş sağlığı, iş güvenliği konusunda önemli düzenlemeler yaptık.

2012 yılında İş Sağlığı, İş Güvenliği Kanununu Avrupa Birliği müktesebatına uygun hale getirdik. Ulusal iş sağlığı, iş güvenli politika belgemizi ve eylem planımızı bütün kurumlarımızla koordinasyon içerisinde yürütüyoruz. Ayrıca, iş sağlığı ve güvenliği bilgi yönetim sistemi çalışmalarını hızlandırdık.

Milli Eğitim ve YÖK’le koordinasyon içerisinde gerek ortaöğretimde, gerek üniversitelerde iş sağlığı ve iş güvenliğinin müfredata dahil edilmesini gerçekleştirdik.

Yakın zamanda da iş kazalarının az olduğu, hatta iş kazalarının hiç olmadığı iş yerlerine yönelik yeni bir teşvik sistemini de hayata geçireceğiz. Bunlar alınması gereken tedbirler. Ancak başta da söylediğim gibi ne kadar tedbir alırsanız alın, eğer farkındalık oluşturmasanız, insanların kendi hayatını önemser hale gelmesini sağlayamazsanız bunların hiçbir faydası yok. Cahil cesur olur, üslubunca iş tutarsanız kazalara davetiye çıkarırsınız. Onun için emniyet en önce gelir.

Emniyet mühendislikle tanımı şöyledir: Emniyet kabul edilebilir risk seviyesidir. Bir başka tanımı, risk kabul edilebilir emniyet kadardır. Onun için ne yaparsak yapalım tedbiri elden bırakmayacağız, hayatımızı cesaretimizle karşılaştırmayacağız, hem iş yapacağız, hem de tedbiri alacağız. Bazen küçük tedbirler büyük felaketleri önlemesi için yeterli olabiliyor. Küçük tedbirsizlikler de büyük felaketlere sebep olabiliyor. Bir kıvılcım, bir ateş bir ormanı kül edebiliyor, bir o kadar canlıyı da yok edebiliyor.

Dolayısıyla değerli dostlar; önemli ve hayati bir konudan bahsediyoruz. Aslında iş güvenliği, iş sağlığı biraz da ülkelerin kalkınma seviyesine bağlıdır. Kalkınan ülkeler iş sağlığı konularında çok daha fazla tedbirler alıyorlar. Ancak iş sağlığının da bir maliyeti var, iş güvenliğinin de bir maliyeti var, bu maliyetin bazen rekabet nedeniyle göz ardı edildiğine de şahit oluyoruz. O yüzden gerek ticari hayatımızda, gerekse üretimde, sanayide tercihlerimizi yaparken iş sağlığı, iş güvenliği uluslararası çalışma kurallarına uygun olarak hareket edilip- edilmediğinin mutlaka göz önünde bulundurulması lazım. Eğer bu olmazsa iş sağlığını tehlikeye atacak hareketlere teşvik etmiş oluruz, bu da çok büyük bir sorumluluk, büyük bir vebal anlamına gelir.

Ülkemiz son 16 yılda 3,5 kat büyüdü. Bu nasıl oldu? Daha fazla üretmekle oldu, daha fazla akıl teri, alın teri ekonomiye katmakla oldu. 10 milyon son 10 yılda istihdam sağladık, ancak bunları yeterli görmüyoruz.

Önümüzdeki yeni dönemde 24 Haziran seçimleriyle Türkiye bir yönetim sistem değişikliğine gidiyor. Bu yönetim sisteminin en önemli özelliği, iradenin, millet onayının sandıkta belli olmasıdır. Parlamenter sistemde maalesef vesayet hevesleri zaman zaman ülkemizde demokrasinin kesintiye uğramasına sebep oldu. Geçtiğimiz 60 yıl kesintilerle, zayıf iktidarlarla kayıp yıllar olarak tarihe geçti. İstiyoruz ki, bundan böyle Türkiye kalkınma ve büyüme yolunda artık zaman kaybetmesin ve hak ettiği Cumhuriyetimizin 100. yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkacak hedefleri yakalasın, amacımız budur. Bunun için 81 milyon, 60 milyona yakın seçmenimiz 24 Haziran’da sandığa gidecek ve Türkiye’nin gelecek 5 yılının Meclisini oluşturacak ve hükümetinin onun başı cumhurbaşkanını seçecek, böylece milli irade sandıkta tecelli edecek. Seçim bittiğinde her şey belli olacak, ülkeyi yönetecek yürütme ve yasama milletin doğrudan tercihiyle, iradesiyle başlamış olacak.

Yeni sistemin tanımı kısaca nedir diye düşünürsek, sürekli istikrar, güçlü iktidar diye tanımlayabiliriz. İstikrarı sürekli hale getiren ve iktidarı yüzde 50’den fazla halkın desteğiyle güçlü hale getiren bir yönetim sistemi Türkiye, Türk milleti 24 Haziran’dan itibaren tanışmış olacak.

Yapılacak seçimlerin ülkemizin aydınlık yarınları, istikrarı için hayırlı, uğurlu olmasını dilerken, hayati öneme sahip bu etkinliğin, bu kongrenin çalışma hayatımıza, ülkemize ve üreten dünyaya, bütün dünyadaki ülkelerin refahına, kalkınmasına katkı sağlayan emekçilerin daha güvenli, daha sağlıklı çalışma şartlarının elde edilmesine vesile olmasını diliyor, bütün katılımcılara Cumhurbaşkanımız adına, ülkemiz adına tekrar teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.