Basbakan Yildirim’in Alevi Kanat Önderleri ile bir araya geldigi toplantida yaptigi konusma
Geç kaldık, bunun için sabrınızdan dolayı teşekkür ediyorum.
İdrak etmekte olduğumuz mübarek bayramınızı tebrik ediyorum. İnşallah birliğimiz, beraberliğimiz her zaman daim olur.
Değerli canlar, değerli dostlar; biz aynı inancın, aynı milletin mensuplarıyız. Anadolu toprakları binlerce yıldır bizim vatanımız. Hepimiz biriz, farklılıklarımız da bizim en büyük zenginliğimiz. Erzincan’da doğmuş, büyümüş biri olarak, bu birlikteliğin ne anlama geldiğini, hoşgörünün ne anlama geldiğini bilenlerden bir kardeşinizim. Hepimizin yolu, Hakk, Muhammed, Ali yoludur. Rabbimiz bir, kitabımız bir, Peygamberimiz birdir, aynı medeniyetin ortak mirasçılarıyız. Aramızdaki muhabbet bizi kardeş yapıyor. Kaderimiz de birdir. Bizim hamurumuz bu toprakların kültürüyle, sazıyla, sözüyle yoğrulmuştur.
Samimiyetle ifade etmek isterim ki, Alevi irfanından her insanımız gibi ben de feyz aldım. Aramızda bir şey varsa, o da muhabbettir. O muhabbeti korumak için birbirimizin sözüne can kulağımızı vermek, birbirimizi çok daha iyi anlamak gibi bir mecburiyetimiz var.
Ehlibeyt, hepimizin canı, cananı, en kıymetlisidir. Hazreti Fatıma-ı annemiz bilmeyen bizden değildir. Şühedayı, Kerbela için ciğerleri yanmayan bizden değildir. 12 imam, imamlarımızdır. Hazreti Mevla’nın aşkı sema ile kendini gösterir, Hazreti Hacı Bektaş-ı Veli’nin aşkı semah ile dile gelir, hepsi bizimdir, hepsi de gönüllerimizin sultanıdır. Yolumuz bir, maksadımız bir, maksudumuz bir, menzilimiz birdir, farklılıklarımız meşreplerdedir.
Aziz canlar; asırlardır bir gür ırmak gibi beraber olarak ummana doğru akıyoruz. Birimizin acısı diğerinin içini sızlatır, birimizin gönül neşesi diğerinin için serinletir. Biz beraber yaşadık, acılarda da, sevinçlerde de hep beraber olduk, aynı badirelerden geçtik, başımıza gelenlere beraberce tahammül gösterdik. Aynı cephelerde aynı sancağın izzetini korumak için beraber çarpıştık, yiğit evlatlarımız bugün şehitliklerde koyun koyuna yatıyor. Bu topraklarda asırlar boyu nice kültür, dil, inanç, mezhep, meşrep yan yana esenlik içinde, dostluk içinde icra ediliyor.
Değerli canlar; birbirimizin hukukunu koruduk, korumaya devam ediyoruz. Saygı duyduk, birlikte zengin olduk, zenginliğimiz farklılığımız oldu. Bugün de Cumhuriyetimizin bütün kazanımlarıyla beraber dünyanın güçlü ülkeleri arasına elhamdülillah ülkemizi getirdik. İçeriden veya dışarıdan bu kardeşliğe zarar vermeye yönelik tehditleri ancak ve ancak birbirimizle kenetlenerek aşacağımızı düşünüyorum.
Dün Tunceli’deydim, Tunceli’de çok coşkulu, çok heyecanlı güzel bir miting yaptık. Orada hemşehrilerimizle, canlarımızla biraraya geldik, hasret giderdik. İnanın, ben 2003’te de Tunceli’ye gitmiştim, Tunceli’nin o günkü haliyle bugünkü hali arasında korkunç fark var. Bir köy şeklindeydi Tunceli, bir kilometre bile bölünmüş yolu yoktu, sıcak asfalt hak getire. Ama hakikaten Tunceli şehir girişinden itibaren çok müthiş bir güzelliğe sahip olmuş. Neden? Çünkü terör korkusu ortadan kalktıktan sonra orada her şey daha güzelleşiyor.
Valinin anlattığına göre, 4 tane Avrupa’dan tekstil markası Tunceli’de imalata başlamış ve şu anda 2500 kişi çalışıyor. Avrupa’ya doğrudan o bilinen markaların etiketlerini vurarak ürün ihraç ediyorlar. İnsanlar terörün baskısından kurtulmuş olmanın rahatlığı içerisindeler.
Terör bizim başımızın belasıdır değeli dostlar. Terör yüzünden bölgelerimizin gelişmesi gecikti, yatırımlar gitmedi, gençlerimiz gelecek umutlarını kaybetti. Bunu istismar eden bölücü terör örgütü o çocuklarımızı dağa yönlendirdi, kalem tutması gereken ellere silah tutuşturuldu ve binlerce masum insanın hayatı yok edildi, toplumda acılar yaşandı, husumetler gelişti, her yönden büyük zarar gördük. Enerjimizin bir kısmını 40 yıldır bu terör sebebiyle maalesef yok ettik. Meralarımıza, dağlarımıza sürülerimiz çıkamadı, insanlarımız gidemedi. Bölgeye yol yapmak istedik, onu yaptırmadılar, havaalanı yapmak istedik, havaalanın engellediler. Bizatihi şahidim, Yüksekova’ya havalimanı yaparken 99 kere şantiye basıldı, çalışanlar kaçırıldı, makineler yakıldı. Bu ülke bunları hak etmiyor.
PKK’nın, bölücü terör örgütünün esasında Kürtler diye bir sorunu da yok. Sorun nedir bilir misiniz? Kürtlerin de, Türklerin de en büyük sorunu, PKK’dır, bölücü terör örgütüdür, bunların ipi de başkalarının elindedir. Bunlar milli, yerli değildir, ancak gençlerimizin heyecanını, duygularını ifsat ederek onları da maalesef kullanmıştır. Ama güzel bir haber vereyim size, geçen yıldan itibaren dağa çıkışlar neredeyse bitme noktasına geldi, çünkü artık ay-yıldızlı bayrağımız yurdun her köşesinde dalgalanıyor. Dağında da, ovasında da, şehrinde de ay-yıldızlı bayrak var, devletin tam hakimiyeti var. Meralar, otlaklar açıldı, köylere insanlar rahatlıkla gidebiliyor. İnsanlar artık eski o kaos, korku dönemine dönmek istemiyorlar.
Aramızda ayrılık, gayrılık, ötekilik yok. Bizim insanımızın hepsi candır, her can da azizdir.
Değerli kardeşlerim; şu Sakarya’da yaşanan olayı görüyor musunuz? Yani bunu yapanlara ben insan demekten utanıyorum. Yani bu kadar zalimlik olur mu? O da bir can taşıyor. Bire alçak, sen onun ayaklarını nasıl kesersin, o cana nasıl kıyarsın? Bizim ecdadımız, bizim geleneğimiz karıncayı incitmeyi bile bir suç gören, gelenekten geliyor.
Bakın bunlar maalesef dönüyor, dolaşıyor eğitme geliyor, eğitim işin başı. Mutlaka her yönden eğitimi çok daha her yaşta geliştirmemiz lazım. Toplumda husumet duygularını değil, kardeşlik duygularını çok daha fazla işlememiz lazım, farklılıklarımızı hoşgörüyle karşılamanın yollarını bulmamız lazım. Birbirimize karşı hiddetlenirsek, birbirimize karşı önyargılarımızı geliştirirsek, bu toplumun huzuruna, kardeşliğine hizmet etmeyiz.
Zaman şimdi artık acıları küllendirme, geleceğe bakma zamanıdır. 1938 Dersim büyük bir acıdır. Dersim’le bu ülke yüzleşmelidir, çok açık söylüyorum. Hiçbir yanlışın arkasında durmak gibi bir lüksümüz yok. O dönem Dersim’i yapanların, bugün bunun bir şekilde özeleştirisini, hesabını vermelidir. Devlet yaptı, devlet yanlış yapabilir, yapmaması gerekir ama, yanlış yapılmıştır. Bir daha bu yanlışların olmaması için bu meselenin de ele alınıp açık, samimi bir şekilde toplumla paylaşılması gerekir. İdam etmek için yaşını büyütüp idam ettiğiniz o insanların zihinlerindeki acıları küllendirmenin, bir daha yaşanmaması için bu olayların açık kalplilikle konuşulması gerekir.
Artık gençlerimiz, insanlarımız dünyayı görüyor, internet var, sosyal medya var, her şey, hiçbir şey gizli kalmıyor, her yanlış ortaya çıkıyor. Dolayısıyla değerli dostlar; yapmamız gereken, bundan sonra ortak yönlerimizi daha çok ön plana çıkartmak, farklılıklarımızı bizi ayrıştıran değil, bizi zenginleştiren hususlar olarak görmek mecburiyetindeyiz.
Bakın ben size çok açık bir şey söyleyeyim: Din soyut bir iştir, din şurada olması lazım, herkesin başının üstünde olması lazım. Eğer dini ağzımız hizasına getirirsek yandık. Buraya geldiği zaman kavga Milli mis gibi, Avrupa’daki mezhep savaşları, bölgedeki mezhep savaşları, Kerbela’da Şii-Sünni çatışmasının da arasında dinin buradan buraya gelmesinde, sebebi budur. Din olduğu gibi kabul edilir.
Rabbim ne diyor? Bana gelen yol mu arıyorsunuz, Allah’a giden yollar kainatta nefes alıp veren bütün canlıların sayısı kadar. Dayatmaya giderseniz, benim dediğim doğrudur, senin dediğin yanlıştır dediğimiz zaman büyük bir felaketin kapısını aralamış oluruz. Bu topraklarda ırkçılık, nefret, ayrımcılık asla olmamalı. Kimse de bizlerin arasına tohum ekmemeli, buna da izin vermemeliyiz. Bizim doğduğumuz yerde Alevi de vardı, Sünni de vardı, biz birbirimizde bir fark görmezdik, kirve oluruz, otururuz babiko yeriz, bunları hep biz yaşadık. Benim ismimin nereden geldiğini de ben daha önce de anlattım. Binali Diyaroğlu benim üniversiteden arkadaşım.
Biz 16 yıldır 81 milyon vatandaşımızın her birini aynı muhabbetle sever görevimizi ifade etmeye çalıştık. Mutlaka eksiğimiz vardır, hiçbir şeyi mükemmel yaptık diye bir iddia içinde olmadık, ama her zaman ülkemizin kalkınması, milletimizin refahı için gayret ettik, koşturduk. Geçmişte yapılan haksızlıklara, adaletsizliklere, ayrımcılıklara son vermek için gayret ettik, ret ve inkar politikalarını ret ettik.
Değerli dostlar, değerli canlar; ne diyor Aşık Veysel:
“Yezit nedir, ne Kızılbaş,
Değil miyiz hep bir gardaş?
Bizi yakar bizim ateş,
Söndürmektir tek çaresi.” İşin özeti budur.
Önümüzde bir seçim var, 24 Haziran, bir hafta ülkemiz seçime gidiyor. Bu seçimin bir farklılığı var. Malum 2 yıllık bir Başbakanlık görevim var, 2 yılık Başbakanlık görevi çok uzun değil ama, herhalde gelecek yıllarda üzerinde çok konuşulacak bir dönem olacak, yazılması süresinden daha fazla sürecek diye düşünüyorum. Çünkü bu dönem hakikaten Türkiye’nin siyasi tarihini, demokrasisini ilgilendiren birkaç önemli husus da yaşadık, hep beraber yaşadık. Başbakan oldum 24 Mayıs’ta, 15 Temmuz’da alçak FETÖ terör örgütü darbesiyle yüz-yüze geldik. Ülkemizi, milli iradeyi yok etmek ve demokrasimiz yok etmek, ülkeyi işgal etmeye kalktılar.
Bu Feto niye verilmiyor biliyor musunuz, hiç merak ettiniz mi? Bu kadar ısrarımıza rağmen bu darbeyi yapanların başındaki verilmiyor. Bazı şeylerin ne olduğu ortaya çıkacak, bundan endişe ediyorlar, onun için vermiyorlar çok açık söylüyorum. Bu darbeyi onun yapığını bilmeyen yok, ama arka planı var bu darbenin. Sadece orada süklüm püklüm ağlayarak konuşan, sümüklerini çeken bir adamın yapacağı iş değil bu iş. Bu işin arkasında emperyal birtakım hesaplar var, bunlar eninde-sonunda açığa çıkacak, çok açık konuşuyorum. Sokağa gidin sorun, bu darbenin arkasında neler var neler yok, insanlar kanaatini ifade edecekler.
Evet değerli dostlar; bu süre içerisinde darbeyi hamdolsun Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hükümetimizin ve çok daha önemli milletimizin cesaretiyle, ferasetiyle darbeye darbeyi vurduk, bayrağımız inmedi, ezanlarımız dinledi. Hemen sonra biliyorsunuz terörle ilgili çok ciddi bir karar aldık, Fırat Kalkanı Operasyonu başladı. Darbe görmüş bir Silahlı Kuvvetlerin kısa sürede toparlanıp yurt dışında başarılı operasyon yaptığı bir dönem geçerdik.
Daha sora tabi 15 Temmuz’un arkasındaki sebepleri irdelediğimizde, bir sistem değişikliği ihtiyacının olduğunu ördük, durup dururken gündeme geldi. Aslında 60 darbesinden sonra siyasette hep vesayet konuşuldu, hep darbe tehdidi konuşuldu, hatta 60’tan sonra 71 muhtırası var, 80 darbesi var, 28 post-modern darbe var. 2007’de cumhurbaşkanını seçemedik, bunun için referanduma gitmek zorunda kaldık, 363 milletvekiliyle cumhurbaşkanı seçtirmediler. Ondan sonra cumhurbaşkanını halk seçsin dedik, halk da kabul etti, seçti, 2014’te Cumhurbaşkanımızın seçtik. Ancak bu vesayetçiler yine rahat durmadı, farklı farklı kılıklarda, farklı farklı yöntemlerle hep karşımıza çıktılar.1 5 yıl boyunca bir yandan insanımızın hasretle beklediği hizmetleri yaparken, yollar, havalimanları, hastaneler, okullar, demir yolları, bütün bunları yaparken, bir yandan da bu kumpaslara, darbe girişimlerine, vesayetlere de kararlı bir şekilde karşı koyduk. Yani tabiri caizse, şeytan taşlamaktan hizmet yapmaya zor zaman bulduk. İstedik ki artık bunlar daha yaşanmasın, irade tek olsun, o irade de millet iradesi olsun.
Bu sistem ne getiriyor? Çok özetini söylemek gerekirse, sizler 24 Haziran’da sandığa gideceksiniz, bu ülkeyi kim yönetecek, kararı siz vereceksiniz, Ankara’ya bırakmayacaksınız. Sandık açıldı, ülkeyi yönetecek olan belli oldu, vekilleriniz de belli oldu. Yasama ayrı, yürütme ayrı, yargı ayrı, bağımsız ve tarafsız.
Şimdi ne var? çift başlılık var, başbakan güçlü, cumhurbaşkanı güçlü, ondan sonra başlıyor çatışma. Hatırlayın, bizde yok ama, her zaman böyle olacak diye bir garanti de yok. Ecevit rahmetli, Allah rahmet eylesin, ne yaptı? Kendi eliyle aradı buldu, bir Cumhurbaşkanı adayı Sayın Sezer’i getirdi, seçti, ilk önce kendisi onula bozuştu, o anayasa fırlatmaları, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik kriz, ödediği bedel, 23 banka gitti. 52 milyar dolar bir gecede yok oldu, gitti, Türkiye fakirleşti.
Bakın bir hesap yaptım, bu hesap çok hassas bir hesap, 1924’ten 2003’e kadar Türkiye ortalama yüzde 4.7 büyümüş. 2003’ten 2017’ye kadar yüzde 5.7 büyümüş, 1 puan. Yani AK Parti çok güçlü geldi de, ne var, yani 1 puan fazla büyümüş Türkiye her yıl, çok bir şey mi diye düşünebilirsiniz? Sonuç ne biliyor musunuz? Eğer 1924’ten bugüne 4.7 değil de 5.7 büyüseydi Türkiye, Türkiye bugün Fransa’dan sonra dünyanın 7’nci büyük ekonomisi olacaktı; işte fark bu, şu anda 17’nci ekonomiyiz. 2 trilyon 350 milyarla dünyanın 7’nci ekonomisi olacaktık. Niye olmadık? Çünkü darbeler oldu, krizler oldu, zayıf yönetimler oldu ve hep kaybettik. Bu anayasa değişikliğinin arkasındaki düşünce budur, yıllardan beri hep konuşulan bir konudur, onu da yapmak, milletin önüne getirmek bize nasıp oldu, siz de kabul ettiniz, şimdi 24 Haziran’da da kabul edilen bu değişikliği bir anlamda sandıkta tescil edeceğiz. Yani sürekli istikrar, sürekli güven, güçlü iktidar için sandığa gidiyoruz, hayırlı, uğurlu olsun diyorum seçimlerimiz.
Ülkemizin geleceği açısından, Cumhuriyetin 100. yılının hedeflerini gerçekleştirme bakımından bu seçim çok önemli, istikrar çok önemli, güven çok önemli, hem ekonomimiz için, hem terörle mücadele için, hem işsizliğin daha da aşağı çekilmesi için üreten, ürettiğini satan, ülke refahını büyüten, refahı adil dağıtan bir ülke için, bir Türkiye için sandık başına gidiyoruz. Darbelere, vesayetlere, ayrımcılığa hayat hakkı tanımayacak bir yönetim için sandığa gidiyoruz.
Değerli dostlar; tabi ki bütün toplum kesimlerinin sorunları var, yani sadece Alevi vatandaşlarımızın sorunu yok, herkesin sorunu var. Şöyle desek yanlış olmaz: Sorunu olmayan ölülerle delilerdir. Aslında onların da sorunları var da, biz belki de onların dünyasına giremiyoruz o yüzden sorunları torunlara bırakmayacağız, sorunları çözeceğiz, cesaretle üzerine gideceğiz, hiçbir şeyden çekinmeyeceğiz, ama doğru zeminde konuşacağız.
Alevi vatandaşlarımızla ilgili aslında meseleleri çözmek için biz zannediyorum, 9-10 tane çalıştay yaptık geçmiş dönemde, bu meseleyi cesaretle ele aldık. Orada bir şey gördüm, çok açık konuşayım; en büyük konu, sorunun tanımında anlaşamamak. Niye anlaşamıyoruz? Öyle bir farklılaşma var ki, Ali’siz Alevilikten tutun, yani Aleviliği tek başına din gibi ifade etmeye çalışanla kadar değişik değişik görüşler ortaya geldi. Ve burada maalesef bir ortak noktayı, herkesi tatmin edecek bir noktayı yakalayamadık, benim tespitim bu yönde, yanlış olabilir. Ancak makul olanı, imkansız olanı değil, makul olanı yapmak açısından her zaman elimizde fırsat var. Yani Alevi toplumunun inanç değerlerine en cesur şekilde fırsat vermek, bu bizim görevimiz. Bunun için irfan merkezleri ve cemevlerin statüsünü artık tartışma alanından çıkarmaya karar verdik ve bu şekilde inşallah uygulama, fiili durum, yani fiili durumu görmemiz lazım. Bu bir ihtiyaç olmasa cemevleri her yerde yapılır mı? Bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. O halde biz ne yapalım? Bize düşen, bu ihtiyacı görmek, ona göre hızlı hareket etmek. Geç de olsa önemi bir mesafe almış olmayı da ben ciddi bir kazanım olarak görüyorum. Ve inşallah bundan sonra daha fazla iç içe, daha fazla önyargısız, birbirimizle konuşarak, görüşerek bu mesellerin üstesinden geleceğiz.
Ben bu duygu ve düşüncelerle yapacağımız bu seçimlerin ülkemizin gelecek hedeflerine önemli bir başlangıç olmasını Rabbimden niyaz ediyorum ve ülkemizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize gösterdiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak için yapacağımız çok daha işimiz var, çok daha projemiz var, bu projeleri de inşallah en güzel şekilde gerçekleştireceğiz.
Rabbim birliğimizi bozmasın, muhabbetimiz daim eylesin. Allah birbirimizin hukukuna riayet eden kullarından eylesin.
Bütün Alevi kardeşlerimizi, Sünni kardeşlerimizi, bütün vatandaşlarımızı sevgiyle, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum, tekrar bayramınızı tebrik ediyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.