Basbakan Yildirim’in ITÜ Mezunlar Zirvesi’nde yaptigi konusmasinin tam metni
Saygıdeğer öğretim üyeleri, çok değerli mezunlar, değerli bakan arkadaşlarım; hepinizi sevgiyle, muhabbetle selamlıyorum.
Teknik Üniversite deyince tabii içimiz kıpırdıyor. Ta 70’li yıllar, öğrencilik yılları aklımıza geliyor. Gümüşsuyu’nda, Taşkışla’da, oralarda öğrencilik yıllarımızdaki hatıralarımız, hocalarımız aklımıza geliyor. Çok güzel bir anı tazelemesi oluyor. Teknik üniversite toplantılarını bu yüzden çok önemsiyorum ve mümkün mertebe de katılmaya gayret ediyorum.
İstanbul Teknik Üniversitesi, Türkiye’nin son 40 yılına hükmetmiş yönetimde siyasetçileri yetiştirmiş, Türkiye’nin imarında, kalkınmasında, bilim ve teknoloji alanında gelişmesinde önemli yeri olan, 244 yıllık geçmişi olan bir üniversite. Türkiye’nin yüz akı ve medarı iftiharı olan, benim de mensup olduğum üniversite. Dolayısıyla bu üniversitemizin mezunlarıyla birarada bulunmak beni gerçekten çok heyecanlandırıyor, bir kez daha hepinize hoş geldiniz diyorum.
Şu içinde bulunduğumuz bina da Teknik Üniversiteli bir Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü yapmış arkadaşımızın döneminde, Süleyman Karaman’ın, yine teknik üniversiteli girişimciler tarafından yap-işlet-devret modeliyle yapılmış bir tesis, güzel bir eser. Avrupa’da sayılı yüksek hızlı tren garlarından bir tanesi. Yap-işlet-devret modeliyle yapılan ve Ankara’ya kazandırılan bir tesis. Türkiye’nin her köşesinde, her yerinde Teknik Üniversitelilerin imzası olan eserler var, nereye gidersek, yollara gidersek görüyoruz, hızlı trenlerde görüyoruz, havalimanlarında görüyoruz. Tabii Türkiye’nin 1960’dan itibaren siyasi tarihine baktığımızda rahmetli Demirel, rahmetli Erbakan ve rahmetli Turgut Özal, bunlar özellikle son dönem siyasi tarihimizin unutulmaz simaları, onlar da birer Teknik Üniversiteli. Artısıyla eksisiyle ülkemize çok büyük hizmet hizmetler yaptılar, Allah mekanlarını cennet eylesin. Biz de daha sonraki kuşak Teknik Üniversiteliler olarak onlardan aldığımız memleketi, bayrağı biraz daha ileriye nasıl götürürüz bunun gayreti içerisindeyiz.
AK Parti iktidarının 15 yıllık döneminde bakan, başbakan seviyesinde 8 tane arkadaşımız kabinelerde görev aldı. Başbakan olduğum 65. Hükümette de benimle beraber 6 arkadaşımız kabinede görev aldı. AK Parti hükümetleri içinde en yüksek sayıda Teknik Üniversite mezunu arkadaşımız şu anda bakan olarak görev yapıyor. Onları tanıyorsunuz, ama ben de bir kez daha tanıtayım. Kalkınma Bakanımız Lütfi Elvan bizimle beraber. Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz, Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Bakanımız Ahmet Arslan, Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak ve önceki dönem Enerji Tabii Kaynaklar Bakanımız Taner Yıldız. Orman ve Su İşleri Bakanımız Veysel Eroğlu bugün aramızda yok, ama o da yine. Başka unuttuğumuz var mı arkadaşlar? Evet, Mustafa Tuna, bizim önceki dönem milletvekilimiz ve şu anda da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız, o da bir Teknik Üniversiteli. Profesör Doktor İsmail Demir Savunma Sanayi Müsteşarımız. Şu anda görebildiklerim. Suat Hayri Aka, Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarımız. TOKİ Başkanımız, diğer müsteşarlarımız var, Orman Su İşleri Müsteşarımız da, Akif Bey de burada. Daha belki ismini saymadığım çok arkadaşımız var. Bürokraside üst düzey görevde olan arkadaşlarımız var Türkiye’nin kalkınmasına, büyümesine büyük katkıları sağlamış olan, müteahhitlerimiz var. Duayen Teknik Üniversiteliler var; İdris Yamantürk, Ersin Arıoğlu, Avrasya Tünelinin inşaatçısı, imalatçısı, işletmecisi, Türkiye’nin yüz akı projelerinde.
Tabii Teknik Üniversite sadece 244 yıllık geçmişiyle sadece teknik konularda değil sosyal alanlarda da sesini duyuran bir üniversite. Konservatuvarımızın dünya çapındaki saygın konumu herkes tarafından biliniyor. Konservatuvarlarımızda müzik, sinema, sanat dünyasının sayısız ismi yetişmiştir. Burada mühendislerin de edebiyatçı olacağını, hem de iyiler arasında yer alabileceğini gösteren merhum Oğuz Atay’ı da saygıyla yad etmek istiyorum. Merhum Oğuz Atay Teknik Üniversitenin bizim de hocalığımızı yapan ünlü hocalarından Profesör Mustafa İnan’ın da romanını yazmıştır. Bir Bilim Adamının Romanı, aynı zamanda Teknik Üniversite’nin de romanı niteliğini taşıyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi ve edebiyat deyince akla bir diğer isim daha geliyor, Orhan Pamuk. Her ne kadar üniversiteyi bitirememişse de veya bitirmemişse de Nobel Ödülü almış. İşte üniversiteyi bitiremeyenler Nobel Ödülü alıyor, bitirenlerin siz varın halini düşünün.
1973’te dersteyiz, 74 de olabilir, 74-75. Rahmetli Selim Palavan Hocamız vardı gemi makineleri dersine geliyor, aynı zamanda merhum Erbakan Hocamızın da hocalığını yapmış. Derste onun taklidini çok güzel yapardı. Yani yani de muhterem beyler, Necmettin Erbakan da fena bir adam değildir yani diye. Çok hoş bir şekilde anlatırdı. O da bütün ömrünü işte esarette geçirmiş, Kafkaslarda, Rusya’da esaret altında kalmış, büyük bir çileden sonra Türkiye’ye gelmiş ve Türkiye’de yıllarca genç mühendisler yetiştirmiş değerli bir hocamızdı. Bütün hocalarımızı, ahirete göçen ve bizim yetişmemizde, Teknik Üniversiteli arkadaşların, mühendislerin yetişmesinde emeği olan, akıl teri, alın teri olan bütün hocalarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Hayatta olanlara hayırlı, uzun ömürler diliyoruz.
Ve az önce Rektörümüzü dinledik, hakikaten üniversitenin geçmişi çok önemli, geçmişini bilmeyen, geçmişini değerlendirmeyen geleceğini inşa edemez. Osmanlı’nın kuruluş esası da budur. Dolayısıyla hem geçmişimizi bileceğiz, hem de geleceği okuyarak geleceğin değişimini de göreceğiz. Teknik üniversitenin bundan sonraki hedefi; gelişen teknoloji, bilim ve yenilikçi teknolojilerle ülkemizin 2023 100. yıl hedeflerini yakalayacak bilim adamlarını mühendislerini yetiştirmek olmalıdır. Bu yönde İstanbul Teknik Üniversitesi emin adımlarla devam ediyor.
Tekno park oldukça gelişti, şu anda Türkiye’de teknoparklar içerisinde en fazla ihracat yapan konuma geldi; bu tabi ki gurur verici bir şey. Esasına teknoparklarla ilgili son 10 yıl içinde Türkiye’de çok gelişme sağladık, şu anda 69 tekno parkımız var, bunların 57 tanesi faal ve burada 40 binin üzerinde tam zamanlı araştırmacılar var.
Teknik Üniversiteliler ülkenin kalkınma, ilerlemesi yönünde büyük mesafeler kat etmesinde ciddi katkısı olan bir üniversite, bunu biz 15 yıllık dönemde çok açık bir şekilde verdik. Uzun yıllar görev yaptığım Ulaştırma Bakanlığı’nda yakın çalışma arkadaşlarım, özellikle altyapılarda, demir yollarında, yollarda, bölünmüş yollarda, oto yollarda hep teknik üniversiteli arkadaşlarımızla çalıştık, onların sorumluluğunda bu büyük projeleri Türkiye’ye kazandırdık. Eğer son 15 yılda Türkiye’de altyapıda yapılan ne varsa, 25 bin kilometreye ulaşan bölünmüş yol, bin 500 kilometreye ulaşan yüksek hızlı tren, 350 kilometreden fazla tünel ve dünyanın sayılı havalimanları, iletişim, yani Türkiye’nin gelecek yıllarını garanti altına alan bütün altyapı projelerinde diyebilirim ki teknik üniversitelilerinin imzası var. Müteahhidiyle, proje sahibiyle, sorumlusuyla hep gurur duyduğumuz bu irfan yuvasının mezunları burada görev aldılar, çok güzel eserleri ülkemize kazandırdılar. Hepsine huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Türkiye’nin kalkınması, refahı, huzuru da üniversitelerimizin bilgi ve değer üretmesine bağlı. Bu bilinçle gençlerimize hizmet üretmek, iyi bir gelecek sağlamak için 15 yıldır biz de milletimizden aldığımız güçle çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Herkesin eğitim hakkına sahip olması, eğitimde fırsat eşitliğini yakalaması için üniversitelerimizin gelişmesine gerçekten çok önem veriyoruz. Çünkü Türkiye’nin dünyanın güçlü devletlerarasında yer alma hedefini ancak ve ancak gelişmiş üniversitelerle tutturabileceğiz. Bu hedeflere doğru azim ve kararlılıkla ilerliyoruz.
2016, yeni rapor yayınlandı, bütçe içindeki eğitim harcaması 160 milyar liraya ulaştı; bu OECD’nin raporudur. Milli gelire oranı yüzde 6’nın üzerinde, yüzde 6.2, OECD ortalaması ise 5.2, yani OECD ortalamasının üzerinde eğitime kaynak ayırıyoruz. Bu, Türkiye’nin eğitime ne kadar önem verdiğini ve eğitime ne kadar büyük kaynak ayırdığını ortaya koyuyor.
Son 15 yılda milletle beraber çalışarak, üreterek Türkiye’yi tam 3 kat büyüttük. Her ilimizde en az bir üniversite olmalı dedik ve bugün 76’dan 186’ya üniversite sayımızı çıkarttık. Üniversite öğrencilerimizin sayısı 7 milyonu aştı, 7 milyon 200 bin üniversite öğrencimiz var. Bugün aşağı yukarı ortaöğretimde mezun olan her gencimiz esasında kapasite olarak bir üniversiteye girecek durumda. Geçmişten gelen beklemeleri saymazsak, lise mezunuyla üniversite kapasitesi birbirine eşitlenmiş durumda. Bundan sonra tabi artık daha kaliteye fazla önem vermemiz lazım, 158 bin akademisyenimiz gençlerimizi geleceğe hazırlıyor.
Üniversite öğrencilerimizin barınma, burs ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tarihi adımlar attık. Özellikle yurt kapasiteleri üniversitelerimizde son 10 yıl içerisinde 3 katının üzerinde gerçekleştirildi. Ülkemizin hayallerini gerçekleştirmenin peşindeyiz ve bu konuda önemli mesafeler kat ettiğimizi ifade etmek isterim.
Demokrasi vesayet unsurlarının elinde geçtiğimiz yıllarda maalesef bir oyuncak haline gelmişti. Bütün özgürlüklerin önünde engeller vardı. Ekonomik krizleri bir yandan aşa aşa bugünlere geldik, diğer yandan da ülkemizin, insanımızın arzu ettiği hizmetleri daha fazla geciktirmeden hizmetleri tamamlayarak ülkemizin daha üst sıralara yükselmesini sağladık.
Hem Türkiye’nin problemlerini çözdük, demokrasiyi geliştirmek için vesayetleri, darbeleri önlemek için erekli demokratik duruşu gösterdik, aynı zamanda da milletin ihtiyacı olan yatırımları, hizmetleri tamamlamanın gayreti içiresinde olduk. Türkiye’yi durdurmak isteyen, hızını yavaşlatmayan isteyen her türlü girişime karşı kararlı bir şekilde durduk ve Allah’a şükür en sonu 15 Temmuz olmaz üzere bütün darbe, vesayet girişimlerini Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihinin arka sayfalarına, geçmiş sayfalarına göndermiş olduk.
Özellikle son birkaç yıl içerisinde kaydettiğimiz büyüme dünya ortalamasının çok üzerinde gerçekleşiyor. Bu büyüme sadece devletin oluşturduğu imkanlarla değil, daha fazlası özel sektör yatırımlarıyla oluyor, işin güzel tarafı da bu. Yani Türkiye’de kamu bugün bir yatırım yapıyorsa, özel sektör 8 yatırım yapıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin büyümesi daha sağlıklı, geleceğe yönelik yatırımları, atılımları daha sağlıklı bir şekilde devam ediyor.
Üçüncü çeyrek büyümemiz dünyada bir rekor oldu, yüzde 11.1, bu hiçbir ülkede gerçekleşmeyen bir şey ve ülkemizde de son 6 yılda yakalanan en büyük büyüme oranı. Bu büyüme oranının tabi tesadüfi olmadığını da ifade etmek isterim. Bazıları bunu da tabi sulandırmaya çalışıyorlar ama, ne yaparsa yapsınlar bu büyümenin arkasında güçlü bankacılık sistemi var, sağlıklı kamu maliyesi var, dinamik, genç nüfus yapısı var, iş yapımına uygun birikim ve kültür var, mali teşvikler var.
Özellikle geçen yıl Kredi Garanti Fonu marifetiyle kredi genişlemesi ve işletmelerimiz, yatırımcılarımızın iş planlarını daha da sağlıklı bir şeklide gerçekleştirmeleri için 220 milyar liralık bir kredi hacmi oluşturduk ve bundan 360 bin işletmemiz istifade etti, bütün bunların sonucunda da ve 3’üncü çeyrekte yüzde 11’in üzerinde bir büyümeyi gerçekleştirdik. Yılsonu büyüme de yine dünyada en yüksek büyüyen ülkeler arasında Çin ve Hindistan’la birlikte yüzde 6,5-7 seviyesinde gerçekleşeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Türkiye 15 yıl önce 12-13 ili ihracatı biliyordu, şu anda 81 ilimiz ihracat yapar hale geldi, az veya çok her ilde ihracat yapılabiliyor. 81 ilimizde yatırımda, üretimde, istihdamda önemli ilerlemeler kaydediliyor.
Türkiye bugün satın alma paritesine göre dünyanın 13. büyük ekonomisi durumuna geldi, Avrupa’nın 5. büyük ekonomisi konumunda.
Dünyada küresel krizden sonra, 2008’den sonra sadece 10 büyük proje yapıldı, mega proje dediğimiz proje sayısı 10 son 10 yılda yapılan. Bakıyorsunuz, bu projelerin 6 tanesini Türkiye yapmış; Türkiye ekonomisi, Türkiye’nin gücü burada da ortaya çıkıyor.
Nedir bu projeler? İşte Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Kuzey Marmara otoyolu, aynı şekilde İzmir-İstanbul otoyolu, Osman Gazi Köprüsü ve diğer bir proje Marmaray, denizin altından trenlerin geçtiği asırlık bir proje.
Ve bir başka proje Avrasya Tüneli, hemen onun yanından geçiyor araçlar için, bu da bir yap-işlet-devret projesi. Dünyanın mühendislik açısından hakikaten en başarılı projesi ve en kısa sürede yapılan projesi diyebiliriz. Denizin 106,5 metre derinliğinden bu kadar kısa mesafede geçebilen ve bu kadar sıfır neredeyse hatayla tamamlanmış bir projeden bahsediyoruz. İşte bu da Türk mühendisliğinin, Türk müteahhitliğinin bir eseridir yapı merkeziyle Koreli ortaklarının müşterek yaptığı Avrasya Tüneli yap-işlet-devret modeliyle bugün İstanbul’da hizmet veriyor ve güzel bir hizmeti ifa ediyor.
Bunun yanı sıra, dünyanın en büyük havalimanını yine Türkiye yapıyor, bunu da yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştiriyoruz. Neden Türkiye en büyük havalimanını yapıyor diye zaman zaman sorular soruluyor? Bunun bir tesadüf olmadığını, bunun bir nam, şan, şöhret işi olmadığını, bunun geleceği görmekle ilgili bir şey olduğunu biz anlatıyoruz.
Ben Ulaştırma Bakanı olarak göreve başladığımda Türkiye’nin dünyanın havacılıktan aldığı pay yüzde yarımın altındaydı, 0,40’tı, bugün yüzde 2’nin üzerinde Türkiye dünya havacılığından pay alıyor, yani Türkiye’nin bütün göstergeleri global göstergelerin yüzde 1’i civarındadır ortalama, yüzde 0,91’i civarındadır. Ama havacılıkta bunun bir kat daha fazlasına eriştik, işte o yüzden bugün 56 havalimanımız var, 33 milyon iç-dış hat yolcudan 200 milyona yaklaştık. Ve devreye alacağımız, ilk etabını 2018’de sonunda devreye alacağımız büyük İstanbul havalimanıyla birlikte artık dünyada havacılığın merkezi Türkiye’ye geliyor.
Bunu neden söylüyorum? 2002 yılında Türkiye’de transit hava trafiği 1 milyonun altındaydı, 700 bin transit yolcu vardı, şu anda 40 milyona çıktı. Önümüzdeki dönemde artık zenginlik dünyada Batıdan Doğuya doğru hareket ediyor, yükselen ülkeler Uzak Doğu Asya ülkeleri. Dolayısıyla geçmişte Doğudan Batıya devam eden o İpek Yolu, Baharat Yolu dediğimiz yollar şimdi artık Batıdan Doğuya doğru hareket etmeye başladı. İster Batıdan Doğuya, ister Doğudan Batıya olsun geçecekleri yer Türkiye. Türkiye o bakımdan gelecek onyıllarda, 30 yılda dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline geliyor her bakımdan. Niye? Çünkü Türkiye dünyanın merkezinde yer alıyor. Bunu da nereden çıkardın demeyin, küre zaten dünya, nereye parmağını koysan orası merkez, mühendislikte bu doğrudur. Ama okyanusun ortasına, Avustralya’ya da parmağınızı koysanız o da ben de merkezim der, ama bir şey ifade etmez. Sadece ülke içinde bir yerden bir yere gitmek için 7 saat uçmanız lazım. Ama Türkiye’de 3 saat uçarsanız 56 ülkeye ulaşıyorsunuz. 30 trilyon dolarlık bir yıllık gayrisafi hasılanın olduğu bir pazara erişiyorsunuz, 1,5 milyarın üzerinde nüfus olan bir coğrafyaya erişiyorsunuz, işte onun için Türkiye hakikaten 3 kıtanın buluştuğu dünyanın merkezi. Hem kültürlerin buluştuğu, hem Asya’nın, Avrupa’nın, Afrika’nın birleştiği, gelecek açısından çok büyük istikbal, çok büyük fırsatlar vaat eden bir ülke.
Petrolümüz yok, doğal kaynaklarımız yok, ama mukayeseli üstünlüğümüz var, dinamik nüfusumuz var, genç nüfusumuz var. Bence öbür kaynaklar yok olur gider, ama insan kaynağı, insan kapasitesi nesilden nesile ülkenin büyümesi, kalkınması için elinizdeki en güzel, en kıymetli kaynaktır. Amacımız, ülkemizin başını ağrıtan, enerjisini tüketen terörü de gündemden düşürmek ve bütün kaynağımızı, insan kaynak ve kapasitemizi ülkemizin kalkınması, gelişmesi için daha güzel işlerde kullanmak.
Bugün Türkiye dünyanın en yaygın dış temsilciği sayısı olan ülkesi oldu, dünyanın her tarafında 236 tane dış misyonumuz var, bu yılsonunda 241’e çıkmış olacak.
Vizesiz ziyaret edilebilen ülke sayısı 70’e ulaştı.
Ayrıca TİKA, Yurtdışı Türkler, Yunus Emre kültür merkezleri, Maarif Vakfı gibi kuruluşlarımızla dünyanın birçok yerinde, özellikle de daha az gelişmiş ülkelerde hem bayrağımızı dalgalandırıyoruz, hem de sosyal içerikli, eğitim içerikli, kültür içerikli projeleri orada insanlara sunuyoruz.
Son dönemde tarihi İpek Yolunu canlandırmak için büyük bir faaliyet içerisindeyiz. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz Ekim ayının sonunda daha önceki yıllarda başladığımız Bakü-Tiflis-Kars demir yolunun açılışını yaptık. Bu demir yolu önemli bir proje, bölgesel bir proje. Önemi şuradan kaynaklanıyor: Orta Asya’yla, Kafkaslar’la daha önce doğrudan demir yolu bağlantımız yoktu. Malum Ermenistan’la sınırımız kapalı olduğu için demir yolu da çalışmıyor, o yüzden bu demir yolu kesintisiz Çin’den ta Avrupa’ya devam eden tarihi İpek Yolunun demir hatlar olarak yeniden inşası, ihyası anlamına geliyor. Buna Marmaray’ı da dahil ettiğiniz zaman Çin’den ta Londra’ya kadar kesintisiz bir demir yolu bağlantısını sağlamış oluyoruz. Bu bağlamda Anadolu topraklarında da gerek doğu-batı güzergahında, gerekse onlara bağlantı olan kuzey-güney güzergahlarında da demir yollarını belirli bir plan içerisinde yenileme cihetine gidiyoruz ve bu konuda da çalışmalarımız devam ediyor. Bu şekilde önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye’de 100 milyar dolar civarında bir altyapı yatırımı söz konusu. Aynı zamanda IT enerji gibi konulara da, sanayi 4.0 gibi konularda da 100 milyar dolarlık ilave yatırım ihtiyacı var. Türkiye’nin bölgesel ve küresel bir aktör olma yönündeki çalışmaları her geçen gün artarak devam ediyor.
Bakın Amerika Birleşik Devletleri’nin geçtiğimiz günlerde tek taraflı aldığı Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapan karar Türkiye’nin öncülüğünde İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Olağanüstü Zirvesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bir kez daha ret edilmiş ve Doğu Kudüs Filistin’in başşehri olarak ilan edilmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde yapılan oylamada 14 Güvenlik Konseyi üyesinin yanında Amerika yalnız kalmış ve son çare olarak Genel Kuruldu Amerika aleyhine oy verecekleri tehdit edecek noktaya kadar gelmişlerdir. Eğer Amerika’nın aleyhinde oy verirseniz size mali yardım yapmayız, para vermeyiz, ayağınızı denk alın diyecek kadar işi zıvanasından Amerika Başkanı çıkartmış gözüküyor. Bir kez daha Amerika Birleşik Devletleri Başkanı şunu anlamalıdır. Ne kadar güçlü olursanız olun her ülke egemendir, kendi bayrağı vardır, bağımsız kararını verecek yetkinliğe sahiptir. Onun için, güçlü olmak haklı olmak anlamına gelmez. Her zaman haklı olan güçlüdür, adalet de budur. Onun için bu yanlışların mutlaka dünyanın vicdanında düzeleceğini, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa yakın gelecekte adil olmayan dünyadaki bu yönetişim şeklinin mutlaka düzeleceğini, bunun da öncülüğünü Türkiye olarak yapmaya biz gayret edeceğiz.
Dün ben Bangladeş’teydim, Cox’s Bazar’daydım, oradaki insanlığın artık yok olduğu, bittiği manzarayı gördüm. 800 bin insan, hiçbir şey yok, perişan, barınacak yerleri yok, yiyecek yemekleri yok, sağlık hizmetleri yok, her şeyden mahrumlar. Ve insanlık adeta ölmüş, dünya sessiz, ilgisiz, onların sorunlarını da gündeme getiren ülke Türkiye oldu. Dünyanın dikkatine getiren yine Sayın Cumhurbaşkanımız oldu, 27 Ağustos’ta bu konuyu dünyanın gündemine taşıdık. Ve şu anda bir anlaşma yapıldı, Myanmar’la Bangladeş anlaştılar, belirli bir takvim dahilinde bunlar yerlerine dönecek. Ama bunun tabii ki uygulanıp-uygulanmaması Birleşmiş Milletler’in bu meseleye sahip çıkmasına bağlı. Türkiye olarak bu işin de bir yandan takipçisi olurken diğer yandan da oradaki ihtiyaç sahibi insanların hayata tutunması için kurumlarımızın büyük bir fedakarlıkla çalıştıklarını gördük, bayrağımızı orada dalgalandırdıklarını gördük. AFAD, Türk Kızılay’ı, TİKA’sı, çeşitli sivil toplum örgütleri örnek bir çalışma yapıyorlar. Ülkemize yakışan güzel bir çalışma yapıyorlar.
Evet, buradaki insanlık ayıbı inşallah kısa sürede sona erer ve esasında küresel terörden herkes şikayetçi. Ama küresel terörün ortaya çıkan nedenler konusunda da aynı duyarlılığı maalesef göremiyoruz. Esasında biz sonuçla uğraşıyoruz; DEAŞ bir sonuçtur, El Kaide bir sonuçtur. Asıl bu sonucu doğuran sebepler üzerinde bugün Birleşmiş Milletler’in, dünyanın bütün ülkelerinin daha çok kafa yorması ve terörü oluşturan nedenleri ortadan kaldırması için daha adil bir paylaşım, bölgesel kalkınma farklılıklarının aza indirilmesi ve dünyadaki mülteci sorununun giderilmesi. Şu anda ülkelerini terk ederek başka ülkelerde yaşayan insan sayısı 300 milyonu geçti. Mülteci konumundaki insan sayısı 65 milyon, yani dünyanın 21. en büyük ülkesi konumuna geldiler. Bu bir insanlık sorunu, bu bir küresel sorun. Bunun çaresi, duvarlarımızı olabildiğince yükseltmek değil. Bunun çaresi, buralarda barışı, huzuru, en temel hak olan insanın yaşam hakkını sağlayacak olan tedbirleri almak, anlaşmazlıkları körükleyerek değil, anlaşmazlık bölgelerinde rekabet içine girerek zemin kazanmak değil, o bölgedeki insanların gözyaşlarının ve yok olan hayatların önüne geçerek ancak huzuru, bölgesel barışı, küresel barışı sağlayabiliriz. Suriye, Irak, Afganistan, 3,5 milyon insana kucak açtık, 6 yıldır onları bağrımıza bastık, ev sahipliği yapıyoruz.
Değerli dostlar, İstanbul Teknik Üniversitemizin çok değerli mensupları, değerli hocaları; ifade ettiğim gibi Teknik Üniversite, ülkemizin bugüne kadar kaydettiği her türlü ilerlemede etkin bir şekilde yer alan, katkı sağlayan, emeği olan bir üniversitemiz. Bilimle, teknolojiyle Türkiye’ye öncülük ediyor. Bugün dünyadaki 100 üniversite arasında Teknik Üniversite, birkaç üniversitemiz daha var, ama Teknik Üniversite’nin 244 yıllık geçmişine baktığımızda 100. sıralarda veya 100’e yakın bir sırada yer alması çok da bizi mutlu etmiyor.
Şimdi Hocam, yeni bir hedef koyalım, mesela 2023’e kadar İstanbul Teknik Üniversitesi dünyada… “50.” 50 yine zayıf kalır. Bakalım mezunlar ne diyor? “35.” 35 diyorlar, daha yok mu aşağıya çeken? Mesela 2023’te 23. olsa nasıl olur? İstersek olur Hocam, Teknik Üniversiteliler bunu başarabilir yani, pekala başarabilir. Onun için yapacağımız, bu ilim-irfan yuvasına, hepimizin bugünlere gelmesinde büyük emeği olan, desteği olan bu Teknik Üniversitemize sahip çıkmak. Hem eğitim yönüyle, hem diğer yönlerde elimizden gelen bütün desteği sağlamak. Burada Teknik Üniversiteliler ve bu mensubiyeti taşıyan mezunlarımıza, müteahhitlerimize, siyasetçilerimize büyük sorumluluk düşüyor. Hocalarımız zaten elinden geleni yapacaklar, imkanlar verildiği oranda bunları gerçekleştirecekler.
Bir dünya markası, zaten Teknik Üniversite bir dünya markasıdır. Bu dünya markasının daha görünür hale getirilmesi bizim elimizde, bu bir mucize değil. Gayret edersek, daha çok mesai harcarsak inşallah bunu başaracağız. Bunu başaranların teknik üniversiteden çok daha büyük meziyetleri yok. İşte görüyorsunuz vakit ve nakit meselesi. Vakti olan vaktiyle, nakdi olan da nakdiyle katkı sağlayacak ve bunu birlikte inşallah başaracağız.
Üniversitemize sahip çıkma, mezunlarımıza destek olma konusunda duyarlı olacağınıza zerre kadar şüphem yok, bugün erken saatte buraya gelmiş olmanız ve bu heyecanı duymanız zaten bu anlamı ifade ediyor. Bu hassasiyetin yeterince bütün mezunlarımızda, genç, yaşlı, orta yaşlı herkeste olduğunu düşünüyorum. Üniversite aidiyeti önemlidir, aidiyet genelde önemlidir. Ülke aidiyeti, üniversite aidiyeti, meslek aidiyeti, aidiyet olmadan başarı olmaz. Ve Teknik Üniversiteliler gerçi Mülkiyeliler gibi değil, yani Mülkiyeliler bu konuda hiç kimse onların önüne geçemez, önce Mülkiye sonra Türkiye derler. Ama biz önce Türkiye, Türkiye’yle beraber Teknik Üniversite diyoruz.
Değerli mezunlarımız; daha çok şey konuşabiliriz, ama ben isterseniz burada toparlayalım.
Bugünkü toplantımız inşallah üniversitemiz için, ülkemiz için yeni ufukların, yeni fırsatların açıldığı başlangıcı olan bir toplantı olur diye düşünüyorum. Tekrar bu toplantıyı organize eden ve mezunları biraraya getiren İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörümüz Hocam Profesör Doktor Mehmet Karaca’ya ve arkadaşlarına bir kez daha teşekkür ediyorum.
Sizlere de bunca yoğun işleriniz arasında zaman ayırarak bugün burada biraraya gelmemize vesile olduğunuz için ayrıca teşekkür ediyor, daha nice güzel günlerde, güzel başarılarda biraraya gelme arzu ve ümidiyle hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.