Basbakan Yildirim’in Okan Üniversitesi Dis Hekimligi Fakültesi açilis töreninde yaptigi konusmasi
İş artık dönülmez noktaya gelmeden tedavilerini oluyorlar, tedbirleri alıyorlar. Bu hem insanların sağlığı açısından güzel, aynı zamanda da ülkeye maliyeti azalıyor. Şimdi artık hastalık, diyelim ki bir kötü hastalık, dermansız bir dert kanser son evrelere gelince bunların hem tedavisi zorlaşıyor, hem de bunun çok daha büyük bütçelere mal oluyor. Hadi bütçeyi de bir tarafa bırak, kurtarma ihtimali gittikçe azalıyor. O yüzden bu aile hekimliği, koruyucu hekimlik, birinci derece, ikinci derece, bunlar çok önemli. Vatandaşlarımızın sağlığını asla ihmal etmemesi lazım, gereken hassasiyeti göstermesi lazım.
2003 yılında sağlıkta dönüşüm programını başlattık, bu program büyük bir gelişme kaydetti, şimdi yeni gelişim ve değişim programını da hayata geçiriyoruz.
Geçtiğimiz 15 yılda sağlığa ayırdığımız bütçe ne kadardı? 11 milyar. 120 milyar bütçemiz vardı, 11 milyarını sağlığa ayırıyorduk. Şimdi ne kadar var? 127 milyar, yani 2003 yılında Türkiye’nin toplam bütçesinin daha fazlasını sağlığa ayırıyoruz. Bu da tek başına Türkiye’nin nereden nereye geldiğini gösteren en önemli bir gelişmedir.
Evet, hastane sayısını da 156’dan 532’ye çıkarttık. 15 yılda 1840 adet birinci basamak sağlık tesisini inşa ettik. 2002 yılında 18 bin 934 olan nitelikli yatak sayısı 108 bin 170’e çıktı, bu yılsonu yatak sayısını 127 bine ulaştırmış olacağız, 10 kat artıştan bahsediyoruz. 112 acil istasyon sayısı 481’ken, bugün 2618 tane 112 acil istasyonumuz var. Ambulans sayısı, koca 80 milyonluk Türkiye’de 618 ambulans vardı. Bugün ne kadar var? 4922 tane ambulansımız var, hatta ambulans helikopterlerimiz var, ambulans uçaklarımız var, paletli ambulans araçlarımız var. Randevu sistemi yine bu dönemde hayata geçti, vatandaşlarımız hastaneye gitmeden de randevu alabiliyorlar.
Bir yandan Türkiye genelinde sağlıkta bu iyileşmeler sağlanırken, aslında diğer yandan da illerimizin ihtiyaçlarına göre planlama yapıyoruz. Şehirlerimizi dev sağlık külliyelerine kavuşturuyoruz, şehir hastaneleri yapıyoruz. Türkiye’nin sağlık sisteminde şehir hastaneleri yeni bir merhaleyi oluşturuyor. Bugüne kadar 4 ilimizde şehit hastaneleri yaptık, hizmete aldık, Yozgat, Mersin, Adana ve Isparta illerimizde. Toplamda geriye 24 tane daha şehir hastanesi yapacağız, hizmete alacağız.
Bunun faydası ne? Şehir hastanelerinde her şey bir arada. Adeta hasta girdiği zaman bütün ihtiyaçlarını oradan karşılıyor, her türlü muayene, MR burada, bizde bu cihaz yok git başka hastaneye, oradan onu yaptır şeklinde bir şey kalmıyor. Bu siteye girdiğiniz zaman refakatçinin orada konaklamasından tutu her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, hastanın A’dan Z’ye bütün tetkiklerinin, tedavilerinin yapılması halloluyor ve böylece büyük bir kolaylık.
Üniversiteler; üniversiteleri bütçemizde insan kaynağını nen önemli varlığımız olduğu bilinciyle Türkiye’nin yarınları için eğitime de aynı şekilde büyük kaynak ayırdık. Eğitim bütçesi de yine 2002’de 11 milyarken 2018’de 134 milyarla bir numara oldu; bu da eğitime ne kadar önem verdiğimizi gösteriyor.
Bugün itibarıyla 112’si devlet, 68’i vakıf olmak üzere toplam 187 üniversitemiz var, ayrıca milli savunma, Türk-Japon, bilim teknoloji üniversitelerini de buna dahil edebiliriz. İstanbul’da da 32’si bizim dönemimizde olmak üzere 57 üniversite var. Türkiye’de bugün devlet ve vakıf üniversitelerimizin tamamında 99 tane tıp fakültesi var. Eskiden tıp fakültesi parmakla gösterilirdi, karaborsa. Türkiye’nin doktor ihtiyacı var, büyük bir ülkeyiz. Sadece Türkiye değil, bugün civarımızdaki coğrafya da umudunu Türkiye’ye bağlamış, birçok ülkeden hastalar var. Geçen Ankara’da bir hastaneyi ziyaret ettim, Afganistan’dan gelmiş kalp ameliyatı olmuş, böyle Libya’dan gelen var, Arabistan’dan gelen var, her taraftan akın akın Türkiye’ye geliyor. Duyulmuş, Türkiye’de sağlık hizmetinin ne kadar gelişmiş olduğu kulaktan kulağa yayılıyor, dolayısıyla bu da sağlık turizmi denen yeni bir alan, turizm alanını getiriyor. Yaptığımız Sağlık Bakanlığındaki reformla, düzenlemeyle bunu ayrı bir başlık altında ele alıyoruz. Sağlık Bakanlığı bünyesinde sadece yurt dışından gelecek hastaları takip edecek, onlarla ilgilenecek, onların tedavisini yapacak bir birim oluşturuyoruz ve böylece bu iş hem ülkemizin tanıtımı açısından, hem de ülkemize kaynak sağlamak bakımından, bir de komşu ve çevre ülkelerle ilişkilerimizin gelişmesi bakımından büyük katkı sağlayacak.
Aynı şekilde üniversitelerimizin 78’inde diş hekimliği fakültesi mevcut. Bu fakültelerimiz bir yandan hekim yetiştiriyor, bir yandan da aynı zamanda tedavi yapıyor, vatandaşın sağlığına katkı sağlıyor.
Bildiği üzere sağlık alanında çeşitli branşların da içinde olduğu 100 öncelikli alanda 2 bin öğrenciye doktora burs programı başlattık. Gelecek 10 yıl için güçlü nesiller yetiştirme projesi diye adlandırılan bu programla ülkemizin ihtiyaç duyduğu birçok alanda doktoralı insan kaynağı ihtiyacını gidereceğiz. Aslında bu konuda çok mesafe almıştık, ama bu alçak FETÖ’cüler bu alanı da istila ettiği için, burada birçok yetişmiş insanın kafasını zehirledikleri için bu kaynaklar heba oldu, şimdi yeni baştan tekrar bu eksiğimizi süratle gidermek için bir gayret içerisindeyiz.
Sözlerimi tamamlamadan önce kısaca bir hafta önce başlattığımız Afrin Operasyonu, Zeytin Dalı Harekatına da değinmek istiyorum. Harekatın 8’inci gününde çalışmalar planlandığı şekilde gidiyor, herhangi bir sıkıntı söz konusu değil. Bu harekat bir tercih değil, bir keyfiyet değil, bir mecburiyet sonucu yapıldı. Herkes bir şey söylüyor. Yani sizin İran’dan Akdeniz’e kadar bütün hudutlarınız ötesinde bir şer koridoru oluşacak, buraya bir terör sözde devleti yapılanması içerisine girişilecek, Türkiye de böyle hiçbir şey yapmadan bekleyecek; böyle bir şey olur mu? 35-40 yıldır bizim bu terör örgütüyle ne mücadele verdiğimiz, bizi ne kadar meşgul ettiğini bütün dünya biliyor. Şimdi Irak’ta olan bu mücadele, bu operasyonları Suriye alanına da yaygınlaştırmaya çalışıyorlar, yaptıkları bu. PKK Irak’ta konuşlanmıştı, orada emperyalistler desteğini veriyordu, şimdi yetmedi Suriye’ye de taşımaya karar verdiler. Maksat Türkiye’yi kuşatmak, Türkiye’nin enerjisini azaltmak, Türkiye’yi meşgul etmek, gelişmesini, kalkınmasını geciktirmek, plan çok açık, çok alçakça, ama Türkiye buna pabuç bırakmak, bu millet buna asla izin vermek. Nitekim Afrin Operasyonu başlar başlamaz millet 15 Temmuz’daki gibi kenetlendi. Her türlü farklı fikirde, farklı düşüncede, farklı siyasi tercihte olan vatandaşlarımız bir oldu, beraber oldu, kardeş oldu ve birlikte Ay-Yıldızlı Bayrağımızın altında birleştik. Ve çok şükür kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Mehmetçiğimiz, Özgür Suriye Ordusunun kahraman evlatları bu operasyonu başarıyla sürdürüyor.
Efendim, bu operasyonu niye yapıyorsunuz? Bu operasyonu yapmamızın birkaç tane ana sebebi var.
Bir; 2 yıldan beri Fırat Kalkanı bölgesinden, Afrin bölgesinden ülkemize sayısız roket saldırıları oldu, terör saldırıları oldu, şehitlerimiz oldu, sivil vatandaşlarımız hayatını kaybetti, daha ne bekleyeceğiz? Milletimizin can ve mal güvenliğinden daha önemli ne var? Yetmedi, sınır güvenliğimiz, sınır güvenliğimizin teminat altına alınması lazım. Yetmedi, işte Fırat Kalkanı bölgesinde Cerablus-Azez arası, El Bab’a kadar 2 bin kilometrekarelik alanda bugün huzur var, sükunet var, 130 bine yakın insan, bizim topraklarımıza sığınan Suriyeliler döndü yerleştiler, sadece 160 bin çocuk eğitime başladı. Sağlık hizmetleri, belediye hizmetleri, her türlü hizmetler veriliyor, huzur geldi, barış geldi.
Ancak 2014’ten beri bu alçak PKK örgütü, PYD, YPG adı altında Afrin’de oradaki insanlara kan kusturuyor, zulüm yapıyor. Orada kim var? Araplar var, Kürtler var, Türkmenler var. Hani bunlar Kürtlerin haklarını savunuyordu? Kürtlerin çocuklarını, daha ufak ufak sabileri askere alıyorlar, zorla cepheye taşıyorlar, haraç istiyorlar, zorla vergi topluyorlar, iş yerlerini ellerinden alıyorlar, evlerini ellerinden alıyorlar, her türlü zulmü yapıyorlar.
Dünya şunu biliyor mu acaba: Bunların zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınan 350 bin Kürt var. Hani nerede Kürtlerin hakkını savunan? Bunlar katil, bunlar alçak, bunların işi öldürmek, savunmasız insanları öldürmek.
Şimdi bir de onlara DEAŞ karıştı. Nasıl karıştı? Rakka’da operasyon yaptılar hesapta, PYD’yle, YPG’yle beraber Rakka’ya girdiler, hop oradaki bütün DEAŞ’lıları davulla, zurnayla arabalarla, koruma da vererek PKK’lılardan yanlarına Rakka’dan çıkardılar, nereye gönderdiler? Afrin’e gönderdiler, Mısır’a gönderdiler, Türkiye üzerinden Avrupa’ya göndermek için yola çıkardılar. Bütün bunlar dünyanın gözü önünde oluyor, artık bunu bilmeyen de yok. Kendini avutuyor, efendim, biz mecburduk bunlarla iş tutmaya, işimiz bitince bırakacağız. Siz bırakacaksınız da, onlar sizi bırakacak mı; burasını niye düşünmüyorsunuz? Her neyse, onların işi bizi ilgilendirmez, ne yaparsa yapsınlar. Yani bir terör örgütüyle işbirliği yaparak, iş tutarak başka bir terör örgütü yok edilebilir mi?
Bu operasyon siyaseti de birleşti, hem Ana Muhalefet, hem Milliyetçi Hareket Partisi genel başkanlarına gelişmeleri, operasyonun detaylarını anlatma fırsatımız oldu. Tek ses, tek yürek olarak milletimizle beraber kahraman ordumuzun, Mehmetçiklerimizin başarısı için duamız, desteğimiz devam ediyor…