Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Kocaeli Gençlik Kollari Il Kongresinde yaptigi konusmanin tam metni

 

Saygıdeğer Divan, sevgili Kocaelililer, sevgili gençler, değerli dava ve yol arkadaşlarım, kıymetli kardeşlerim, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Buradan Kocaeli’nin tüm ilçelerindeki, mahallelerindeki kardeşlerime sevgilerimi yolluyorum.

AK Parti Kocaeli Gençlik Kolları Kongremizin hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Kuruluşundan bugüne AK Parti Kocaeli Teşkilatlarında görev almış tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Ahirete irtihal etmiş kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum.

Kongremizde yeni görev üstlenecek arkadaşlarımıza başarılar temenni ediyorum.

Kardeşlerim, sözlerimin hemen başında 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan halkoylamasında Anayasa değişikliğine yüzde 57 oy oranıyla evet diyerek büyük ve güçlü Türkiye mücadelemize verdiğiniz destek için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Kocaeli, gençlik yıllarımdan beri girdiğimiz hiçbir mücadelede bizi yalnız bırakmadığı gibi halkoylamamızda da Türkiye ortalamasının üzerinde bir evet oranıyla yanımızda olduğunu göstermiştir.

Şimdi önümüzde 2019 seçimleri var, önce mahalli idareler, ardından milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kocaeli’nden bugüne kadarki oranların çok üzerinde bir destek bekliyorum. Buna hazır mıyız? Buna hazır mıyız? Çünkü 2019 çok önemli. Her şeyden önce 2023’ün adeta habercisi bir seçim yaşayacağız. Şayet 2019 virajını sağlam alamazsak gelecek zor olur. AK Parti tek başına iktidar olamayınca kimlerin ellerini ovuşturmaya, kimlerin göbek atıp oynamaya başladığını, kimlerin kibirlerinden yanlarına dahi varılamadığını hep birlikte gördük, yaşadık. Neyse ki milletimizin sağduyusu, irfanı, metaneti sayesinde bu sıkıntılı dönemi kısa sürede geride bıraktık ve Kasım ayından itibaren yeniden asli gündemimize döndük.

Daha önce 2013’te, 2014’te, 2015’te farklı yol ve yöntemlerle deneyip başaramadıklarını 15 Temmuz’da silah zoruyla başarmaya kalktılar. O güne kadar sözünü sandıkta söyleyen, gövdesini seçim meydanlarında gösteren milletimiz bir anda meydanlara, sokaklara ölümüne-ölümüne, caddelere dolun dediğimizde hamdolsun köprüleri, darbecilerin yuvalandığı her deliği FETÖ’cülere, hainlere dar etti bu millet.

Kardeşlerim, şu anda salonun dışında salonun içinin üç katı kardeşimizin olduğunu biliyor musunuz? Dışarıda miting var, mitingi yaptık, şimdi de kongreyi yapıyoruz, nasıl, iyi mi? Elhamdülillah, Rabbim bugünleri de bizlere gösterdi. Fakat Mart-2019 daha iyi olacak. Hele hele bu Afrin operasyon var ya, işte bak millet aynen 15 Temmuz gibi şimdi de Afrin’e yürüyor, Afrin’e yürüyor. İşte gittim gördüm, askerimizi gördüm, subaylarımızı gördüm, generallerimizi gördüm, Allah’ıma hamd ettim. Evvel Allah… Bu sabah itibariyle 394 terörist etkisiz hale geldi. Ve 20 şehidimiz var, ÖSO ve Mehmetçik olmak üzere. Eyvallah, “…” Rabbimiz ne buyuruyor: Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak bilemezsiniz buyuruyor.

Değerli kardeşlerim; işte bu müjdeye ulaşırcasına, bu müjdeye kavuşurcasına benim Mehmetim, Mehmetçiğim Afrin’e yürüyor, İdlib’e yürüyecek Allah’ın izniyle. Ve kardeşlerim, sınırlarımızı taciz eden, bu vatana ihanet edenler bedelini ödeyecekler. PKK’sı, PYD’si, YPG’si, DEAŞ’ı, hepsi bunu ödeyecek, FETÖ’sü, hepsi bunu ödeyecek ve onun için de bu mücadele kararlı bir mücadele.

Fırat Kalkanı Harekâtında ilk örneğini verdik. Fırat Kalkanı Harekâtından sonra elhamdülillah bu Afrin mücadelesinde de kararlı bir şekilde şu anda Silahlı Kuvvetlerimiz, Hükümetimizle el-ele, omuz-omuza bu mücadeleyi yürütüyoruz. Unutmayın, bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Gençler, Anadolu toprakları bin yıldır olduğu gibi 15 Temmuz’da bir kez daha şehitlerimizin mübarek kanlarıyla yoğrulmuştur. Çünkü vatan şehit kanlarıyla yoğrulduğu zaman tarla olmaktan çıkar vatan olur. İşte böyle vatan yaptık bu toprakları ve tarih boyunca Sultan Alp Arslan’dan Osman Gazi’ye, Fatih Sultan Mehmet’ten Yavuz Sultan Selim’e, Sultan Abdülhamid-i Sani’den Gazi Mustafa Kemal’e kadar kesintisiz bir mücadeleyle vatanımıza sahip çıktık. Şimdi de vatanımıza sahip çıkıyoruz. Cumhuriyet tarihimiz boyunca da vatanımıza yönelik saldırılar, dolayısıyla verdiğimiz mücadele hiç eksilmedi. Terör örgütleri birbiri ardına üzerimize salınarak bin yıllık sahibi de olsak bu topraklarda rahat bırakılmayacağımız bize hep hatırlatıldı.

Kardeşlerim; terörle mücadelede verdiğimiz binlerce şehidimizin acısı hala yüreklerimizdedir. Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, mezarlıklarda dalgalanan bayrakları görürsünüz. Her bayrağın altında bir şehidimiz yatmaktadır. Rabbimiz şehitlerimizin ölmediklerini, onların yaşadıklarını az önce okuduğum ayeti kerimede bize haber veriyor. Ancak bunu bizlerin de göremediğimizi bildiriyor. Dolayısıyla bu mezarlar onların dünyadaki makamlarıdır. Şehitlerimiz Rabbimizin müjdesine mazhar olarak kendilerine tahsis edilmiş manevi makamlarında bizlerin canlarından vazgeçerek yaptıkları fedakârlığa layık olup olmadığımızı takip ediyorlar.

Şimdi gençler, size dönüyorum, sizden cevap bekliyorum; şehitlerimize layık olmak için çok çalışıyor muyuz? Gençler, şehitlerimizin emanetine sahip çıkmak için kendimizi en iyi şekilde yetiştiriyor muyuz? Gençler, kendimizi klasik eğitim yanında manevi eğitimde de en üst noktaya taşıyor muyuz? Mühendislik bilimleri, sağlık bilimleri, sosyal bilimler, hiç fark etmez hangi alanda eğitim görürse görsün her kardeşimden beklentim, kendini çok yönlü yetiştirmesidir. Öncelikle her biriniz kendi alanınızda en mükemmele ulaşmanın çabası içinde olacaksınız. Bunun için en az bir yabancı dili mutlaka bileceksiniz. Kendi alanınızda dünyadaki muadillerinizden asla geri kalmayacaksınız. En iyi mühendis, en iyi doktor, en iyi iktisatçı olacaksınız. Ama aynı zamanda ülkemizin ve milletimizin tarihini, kültürünü, güncel gelişmeleri de ihmal etmeyeceksiniz. Yıllarca ülkemizde insanlara, özellikle de gençlere siyaset kötü bir uğraş gibi gösterilmeye çalışıldı. Hâlbuki siyaset, ülkenin geleceği için söz söyleme, fikir belirtme, irade ortaya koyma sanatıdır. Bunun için tüm gençlerimizi AK Parti’de siyaset yapmaya davet ediyorum.

Seçme yaşını 18, seçilme yaşını 18 olarak yasal hale getiren hangi parti oldu? Biz olduk. Gençler, seçme yaşı 18’di, bak bunu unutmayın, seçilme yaşı 30’du. Gençler, bakınız Türkiye’de partimizin kuruluşundan önce seçme yaşı 18’di, seçilme ise 30’du. 30’u 18’e kim indirdi? Biz indirdik. Niye? Seçme yaşı 18 olur da, seçilme niye olmasın? Bir çağı kapatıp bir çağı açan Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethini bu yaşlarda gerçekleştirmedi mi? Bizler de Fatih’lerin torunları olarak bu adımı attık, seçme-seçilme yaşını 18’e indirdik. Öyleyse ben gençlerimizden bunu da bekliyorum. Herkesin kendi gayreti, emeği, birikimiyle siyaset kademesinde yer almasının en doğrusu olduğuna inanıyoruz.

Evet, herhalde bu mimari mi desek, mühendislik mi desek, bir harika da burada var.

Gençler, ben sizlere güveniyorum. Diğer taraftan elbette iyi bir mühendis olarak hesapta kitapta, iyi bir doktor olarak uzmanlık alanınızda, iyi bir sosyal bilimci olarak kendi sahanızda üzerinize kimseyi tanımayacaksınız. Ama aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’i en mükemmel şekilde okuyacak, ibadetlerinizden, ahlak ve değerlerinizden taviz vermeyeceksiniz. Eğer bunları yapamıyorsak, şehitlerimize layık olamıyor, onların aziz ruhlarını muazzep ediyoruz demektir.

Dikkat ederseniz size okulunuzda ve işinizde en iyisi olun derken kariyer fetişizmini değil, kariyerle birlikte ilkelerinize ve ülkenize sahip çıkmanızı, hizmet etmenizi tavsiye ediyorum.

Gençler, orada bir sıkıntı yok değil mi, bir sıkıntı var mı? Oradan hastamızı alalım, rahatsızlanan arkadaşımızı alalım. Şimdi Afrin’in kenar kıyılarına ben gittim, komutana sordum, ne durumdayız, ihtiyaç var mı? Şimdilik henüz yok dediler, olduğu anda beraber gideceğiz, beraber gideceğiz. Zira ne diyor şair:

“Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan…

Elde sensin, dilde sen…”

Bitti, işte bunu yapacağız. Bunun için gençlerle her buluşmamda Hazreti Lokman’ın oğluna yaptığı şu altın tavsiyeleri hatırlatıyorum. Gençler, burayı iyi dinleyin. Rabbimiz Hazreti Lokman’ın oğluna şu nasihatlerde bulunduğunu bakın nasıl buyuruyor: Allah’a şirk koşma, Allah en gizli işleri dahi görür, bilir. Rabbine şükrettiğin gibi annene ve babana da saygılı ol. Allah’a ortak koşmadıkları sürece annene-babana itaat et. Bak burası önemli, Allah’a şirk koşmadıkları müddetçe. Namazını dosdoğru kıl. İyiliği emret, kötülükten sakın. Başına gelenlere sabret. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, büyüklük taslama. Mutedil ol, sesini de yumuşat, alçalt. Ben yapamıyorum. Evet, her bir genç arkadaşımın bu öğütlerden kendine pay çıkardığına ve hayatını buna göre düzenlediğine inanıyorum.

Sevgili gençler, Türkiye tarihinin her döneminde kendi sınırlarının çok ötesinde sorumluluklar üstlenmiş bir ülkedir. Ecdadımız Güney Asya’nın uçlarından Afrika’nın derinliklerine, Avrupa’nın farklı köşelerinden Orta Asya’ya kadar her yerde bu sorumluluklarını yerine getirmenin gayreti içinde olmuştur. Bugün de bu mirası biz sürdürüyoruz. Suriye sınırlarımız boyunca yaşanan tacizler, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğine yönelik tehditler karşısında daha fazla sabretme imkânımız kalmamıştır. Zira bıçak kemiğe dayanmıştır. Bunun yanında ülkemizde yaşayan 3,5 milyon Suriyeli kardeşimizin kendi evlerine dönüp huzur içinde hayatlarını sürdürmelerini sağlamanın sorumluluğunu da üzerimizde hissediyoruz. Hatta daha da ötesi, Suriye toprakları içinde terör örgütlerinin tasallutu altında inim inim inleyen kardeşlerimizin yardımına koşmayı da görevimiz olarak görüyoruz. Zaman zaman tekrarladığım bir ifade var; ülkemizin fiziki sınırları başkadır, bizim gönül sınırlarımız bambaşkadır. Ah gençler, ah:

“Ellerin yurdunda çiçek açarken

Bizim İl’e kar geliyor gardaşım.

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?

Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.”

Bizim kimsenin topraklarında gözümüz yoktur, ama gönül sınırlarımız içindeki hiçbir kardeşimizin mahzun kalmasına, hele hele zulüm görmesine de seyirci kalamayız. Ülkemizden binlerce kilometre uzaktaki Arakan Müslümanlarına sahip çıkan bir Türkiye, Hatay’ın, Kilis’in, Gaziantep’in hemen karşısındaki Suriye topraklarında yaşayan Arap, Kürt, Türkmen kardeşlerimize nasıl sırtını dönebilir? Peki, 12 bin kilometre uzaklıktan buraya gelenlere ne demeli, soruyorum sizlere.

Gençler, Afrika’nın en ücra köşelerinde insanların yaralarını sarmanın, dertlerine derman olmanın çabası içindeki bir Türkiye, öz kardeşlerinin feryatlarına nasıl kulaklarını tıkayabilir? Terör örgütleri dünyanın başka yerlerinde eylem yapınca her türlü müdahaleyi, her türlü kınamayı, her türlü tepkiyi hak ediyor da, iş Suriye’ye gelince mi dokunulmazlık kazanıyorlar? İnsanlık vicdanı Suriye’de katledilen çoğu çocuk ve kadın 1 milyon insanın karşısında nasır tuttu ya, nasır. Biz kendi ahlakımızdan vaz mı geçeceğiz? Asla böyle yanlış bir yola düşmedik, düşmeyeceğiz. Amerikalı için, Avrupalı için, Çinli için, diğer ülkeler için Suriye, Irak, Kuzey Afrika coğrafyaları ve buralarda izledikleri politikalar günlük çıkarları bakımından elverişli gördükleri taktik bir araç olabilir. Ama bizim için bu coğrafyanın Karadeniz’den, Ege’den, Akdeniz’den, İç Anadolu’dan, diğer bölgelerimizden bir farkı yoktur. Annemiz-babamız, evladımız, kardeşimiz başka eve, başka şehre, hatta başka ülkeye taşındı diye nasıl onları kalbimizden silemez, yaşadıkları her acıyı yüreğimizde hissedersek, bu coğrafyalar da bizim için aynıdır. Bölücü terör örgütü bizim ne kadar düşmanımızsa, bu coğrafyalardaki kardeşlerimiz de o derece onların düşmanıdır. DEAŞ denilen İslam düşmanı bu örgüt buralardaki kardeşlerimizin ne kadar can düşmanıysa, bizim için de o derece büyük bir tehdittir.

Gençler, bize öz kardeşlerimizin politik hesaplara kurban edilmesine, soruyorum; göz yummak yakışır mı? Bize masum insanların bedenlerinin ve geleceklerinin masa başında hazırlanmış projelerin dolgu malzemesi gibi kullanılmasına rıza göstermek yakışır mı?

Gençler, biz koskoca bir coğrafyanın, adeta sınırsız bir coğrafyanın umudu olan Türkiye’yiz. Çünkü biz arkasında yüz milyonlarca kardeşinin duası olan Türk milletiyiz. Varsa bu onurlu duruşun bir bedeli, onu ödemeye de hazırız. Nitekim tarih boyunca olduğu gibi, dün çukur eylemlerinde, dün 15 Temmuz’da, dün Fırat Kalkanı’nda, bugün Zeytin Dalı Operasyonunda, yarın da neresi gerekiyorsa orada bu bedeli ödemekten asla çekinmeyeceğiz. Ne güzel söylemiş şair:

“Dağlarda kar olsa da bizim baharımız var.

Sahrada çöl olsa da serabımız var.

Siyah bir kâbus karartsa da,

Afaki yolumuza mihmandar hilalimiz var bizim.

Gür çıksa ne olur nadanın baykuş sesi,

Gök kubbeyi titreten ezanımız var bizim.

Namert elinde top tüfek olsa ne gam,

Mehmetçik namıyla serdarımız var bizim.

Aziz millettir ayağına vurulmaz pranga,

Hürriyete can veren şühedamız var bizim.”

Evet, Allah var, gam yok. Evet, her gecenin ardından bir sabah, her kışın ardından bir bahar mutlaka gelir. Yeter ki biz inancımızdan ve tarihimizden tevarüs ettiğimiz değerlerimize sıkı sıkıya sahip çıkalım. Yeter ki biz… Hazır mıyız, şöyle bir kalkalım bakalım.

Yeter ki biz hep birden bir olalım, iri olalım, diri olalım, kardeş olalım, hep birlikte Türkiye olalım. Bunu başardığımızda gerisi çok kolay.

Tek millet… Çok az geldi sesiniz.

Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. İşte 15 yılda böyle yürüdük, bu şekilde güçlendik. İnşallah şimdi 2019 Mart’ına yürüyoruz, inşallah 2019 Kasım’ına yürüyoruz. Ülkemizi 2023 hedeflerinin eşiğine kadar bu şekilde getirdik. Rabbim yar yardımcımız olsun inşallah.

Hepinizi Allah’a emanet ediyorum ve yeni heyete de şimdiden başarılar diliyorum.

Üstadın özlemle dile getirdiği gibi:

“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir” diyor musunuz? Kim var denildiğinde sağına-soluna bakmadan ben varım diyerek mücadelenin en önünde yer almaya hazır mısınız? Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koymaya hazır mısınız?

Hepinizi tebrik ediyorum, kutluyorum, hayırlı olsun inşallah.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.