Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Referandumdan Bir Yil Sonra CHS panelinde yaptigi konusmanin metni

 

… bu icadın amacı ne? Milli iradeye cumhurbaşkanını seçtirmemek. Geçmiş yılların alışkanlığı var cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakın hep böyle vesayetin doruğa çıktığı şeydir. Hatırlayın 70’li yılları hatırlayın Fahri Korutürk’ün nasıl seçildiğini hatırlayın. Ahmet Necdet Sezer’in nasıl seçildiğini hatırlayın. Siyaset nerede parçalı hale gelmiş, nerede zayıflamışsa orada cumhurbaşkanlığı seçimi hep gündemde olmuş. Niye? Çünkü 50 darbesinden sonra ve özellikle 80 darbesinden sonra siyaset alanının sadece bir kısmını siyasetçiye bırakmışlar. Öyle bir kurgulama yapılmış ki belirli alanlar siyasetin, milli iradenin egemen olduğu alanlar. Belli alanlar ise gizli ortaklara ait. Tek başına iktidar olmanız bu durumu değiştirmiyor. Bunu yaşadık biz sevindik 363 milletvekiliyle geldik Ankara’ya güçlü bir iktidarız, milli idarenin tek temsilcisiyiz ama geldik hoş geldiniz biz sizin yeni ortaklarınınız diye hiç tanımadığımız, seçim meydanlarında karşılaşmadığımız, hiç ter dökmeyen birtakım insanlar, birtakım kurumlar geldiler bizimle masaya oturmaya çalıştılar. Biz de olmaz böyle şey kardeşim milli iradenin temsilcisi biziz, vatandaş bize yetki verdi size ne oluyor dediğimiz zaman da işler karıştı.

2007 ne yaptık? Madem seçtirmiyorsunuz biz de millete gidelim ve aynı yıl 21 Ekim’de cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından seçilmesini sağlayan referandumu gerçekleştirdik. Bu sefer bu vesayet sistemi taktik değiştirdi yargı üzerinden üzerimize gelmeye başladı. Düşünebiliyor musunuz bir tane savcı 900 tane 54 ilde 900 siyasetçiyi, üst düzey yöneticiyi dinlemeye alıyor. Bu fark edilince tabi bu sefer yargıda bir anayasa değişikliği süreci başladı, HSYK vesaire 2010’da da onu gerçekleştirdik ve ondan sonra da bu malum örgüt Fethullahçı terör örgütü o süreci çok iyi kullandı kendi adına ve kendine alan açmaya, alan genişletmeye başladı. Devam eden olaylar da gezi olayları, 17-25 Aralık bu FETÖ terör örgütünün sahada etkin olarak yer aldığı olaylardır. Bunlar sonuç alamayınca artık kurumlara da, bürokrasiye, orduya, kolluğa, polise, yargıya, iş hayatına, sivil toplum örgütlerine yeterince nüfus ettiğini düşündüğü için artık kendisini gizleme ihtiyacını duymadı 15 Temmuz’da kendi adına altın vuruşunu yapmaya karar verdi. 15 Temmuz FETÖ terör örgütünün açıkça seçilmiş Hükümete, seçilmiş Cumhurbaşkanına ve milli iradeye karşı devletin silahlarını, tanklarını, toplarını, uçaklarını çalarak giriştiği bir kanlı darbe kalkışmasıdır. Bunun da nasıl bastırıldığını hepiniz biliyorsunuz. Millet bir oldu, beraber oldu, meydanlara indi bu alçaklara geçit vermedi.

Şimdi ondan sonra da olaylar bitmiş değil, çünkü bu örgüt 165 ülkede faaliyetini sürdürüyor. Bunların üst aklı niteliğindeki ülkeler onlara pes etmeyin, vazgeçmeyin mutlaka kazanacaksınız diye telkin ediyor onlar da bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Sadece Amerika Birleşik Devletlerinde işlettikleri okullardan elde ettikleri yıllık para 765 milyon dolar. Daha birçok ülkede buna benzer faaliyetleri var. Ne yazık ki dost bildiğimiz birçok ülke sonuçta bundan iktidar olumsuz etkilensin diye Türkiye kendi iç meseleleriyle daha çok enerjisini harcasın diye destek oluyorlar, örtülü bir şekilde destek oluyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar bu temizliği Türkiye yapacak, yapmaya devam ediyor. Hukuk devleti kuralları içerisinde de yargıda hesaplarını veriyorlar şehitlerimizin hesabını veriyorlar.

Değerli katılımcılar, tabi 2016 24 Mayıs’ta Partimizde bir değişiklik oldu ve 24 Mayıs itibariyle de Başbakan olarak ve Partinin Genel Başkanı olarak göreve başladık. Bu 24 Mayıs’ta da bizim ikinci seneyi devriyemiz tamamlanmış oluyor. Fakat bu süre kısa kısa olmasına rağmen AK Parti siyasi hayatında akılda kalacak birçok olayın yaşandığı bir süre olarak değerlendiriyorum. Mesela hemen iktidara geldikten kısa bir süre sonra 15 Temmuz’la karşı karşıya kaldık. 15 Temmuz darbe girişimi 65’nci Hükümetin en önemli sınavıdır ve ilk sınavıdır. Elhamdülillah Cumhurbaşkanımızın dirayeti, Hükümetimizin kararlılığı, halkımızın feraseti ve cesaretiyle bu alçak darbeyi bastırdık ve demokrasimizi kurtardık. Hemen sonra 24 Ağustos tarihinde Fırat Kalkanı Harekatını başlattık. Ve bir karar aldık dedik ki, artık terörle mücadelede yöntem değişikliğine gidiyoruz. Nedir bu yöntem değişikliği? Savunma esasına göre değil, taarruz esasına göre mücadele edeceğiz. Bekleyelim bize saldırırlarsa karşılık verelim yok, üstünü üstüne gideceğiz, ister yurt içinde ister yurt dışında.  Ve nitekim ondan sonra her tarafta aynı anda operasyonlara başladık. Fırat Kalkanı Harekatıyla kısa sürede 2 bin kilometrekarelik alanı DEAŞ’tan, PYD’den, YPG’den, PKK’dan temizledik ve şimdi orada 160 bin Suriyeli huzur içerisinde yaşıyor, çocukları okula gidiyor, ticari hayat başladı ve mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar.

Daha sonra Amerika Birleşik Devletlerinde Başkanlık seçimi oldu 8 Kasım’da ve bu seçimle birlikte dünyadaki bütün öngörüler altüst oldu, bunun sonucu da bir ekonomik dalgalanma oldu hatırlayın 2016’nın sonlarına doğru. Zaten biz 2016 Temmuz’u görmüş ve yüzde 4 küçülmüştük o çeyrekte. 2016 kayıp yıl olarak gözüküyordu, ancak 2016’yı biz bütün olumsuzluklara rağmen yüzde 3.2 büyümeyle tamamlayabildik. Nasıl oldu bu? Üçüncü çeyrekte yüzde 4 küçülen ekonomimiz, üçüncü çeyrekte yüzde 4.9 büyüme dördüncü çeyrekte büyüme sağlayarak bunu telafi etti ve böylece yılı 3.2 artıyla kapatmış olduk. Orada aldığımız tedbirler çok önemli, o tedbirler piyasayı canlandırmaya yönelik tedbirlerdi. Kredi hacmini büyütmeye yönelik tedbirlerdi, KGF’nin devreye girmesi, borçların yeniden yapılandırılması, iç tüketimi attıracak tedbirlerin alınması, konutta, mobilyada, beyaz eşyada, otomobilde, bütün bu tedbirleri aldık ve nihayet sonucunu da 2007’nin sonunda gördük. Türkiye G-20 içerisinde en fazla büyüyen ülke oldu yüzde 7,4 büyümeyi gerçekleştirdik.

Şimdi tabi her şey aslında Kasım ayının başında, ya 4 Kasım, ya 5 Kasım, Mustafa Bey daha iyi bilecektir, Sayın Bahçeli’nin 11 Ekim tarihinde bir açıklamasıyla başladı. Bu sürdürülemez bir şeydir, bir şekilde, tam cümlelerini hatırlamıyorum, ama dediği, bu fiili durum sürdürülemezdir, bunun meşrulaştırılması lazım, yani bunun değiştirilmesi lazım. Değiştirilme nasıl olacak? Biz bunu bir davet olarak kabul ettik, açık bir çağrı olarak kabul ettik ve nihayet Sayın Genel Başkanla Devlet Bahçeli’yle 10 Kasım 2016’da biraraya geldik ve bu işin başlangıcını yaptık, çerçevesini çizdik. 10 Kasım’la 9 Aralık arasında birçok görüşmemiz oldu, arkadaşlarımız, Mustafa Bey, Burhan Hocam, burada olmayan daha başka arkadaşlarımız var, yine Mustafa Kalayca, MHP’den diğer arkadaşlar var, arka planda bu teknik detaylar çalışıldı çalışıldı, gidildi-gelindi, genel başkanlardan, Sayın Cumhurbaşkanımızdan gerekli mutabakatlar, onaylar alındı ve bir aylık bir süre sonunda biz 18 maddeden oluşan anayasa değişikliğini hazırlayıp Türkiye Büyük Millet Meclisine verdik. Aşağı yukarı 1 ayda görüşülmesi komisyonlar dahil, 21 Aralık’ta zannediyorum komisyon toplantıları tamamlandı, görüşmeleri, Mustafa Bey Anayasa Komisyonu Başkanı olarak vaziyet etti, daha sonra da Genel Kurula geldi. Genel Kurulda da 9 Ocak eğer yanılmıyorsam, 9 Ocak mıydı? 9 Ocak tarihi itibarıyla başladık ve 20 gün içerisinde de bu süreç tamamlandı, böylece Ocak ayı içerisinde değişiklikler Mecliste kabul edildi, daha sorası malum kampanya dönemi ve 16 Nisan’da referandum gerçekleşmek suretiyle sistem değişikliği vatandaşlarımız tarafından onaylandı, şimdi süreç işliyor. Bir-iki maddesi hemen yürürlüğe girdi, Cumhurbaşkanımızın partisiyle ilişkisi kuruldu, daha sonra Olağanüstü Kongremizi yaptık, Genel Başkan olarak seçtik.

Ve HSK’nın oluşumu yürürlüğe girdi, onun dışındaki askeri yargı vesaire bunların kaldırılması, yüksek mahkemelerin yürürlüğe girdi, şimdi de yapılacak seçimlerde sistem topyekun olarak devreye girecek.

Evet, şöyle kısa tarihi geçmişini verdikten sonra söyleyeceğim şey şudur: Burada tevazua gerek yok, 15 yıllık AK Parti iktidarının en zor şartlarında iktidarımızın çok önemsediği büyük bir değişim, yönetim sistem değişikliği son 2 yılda gerçekleşmiştir. Bunun sebebi ne? Bunun sebebi, gerçekten bir şeyi isteyeceksiniz, kendinizi vereceksiniz. Yani bu değişiklik akamete de uğrayabilirdi süreç içerisinde, ama biz yılmadık, sabrettik, kararlılıkla üzerine gittik. Hatta beni tenkit edenler oldu, ya sen kendini yok eden bir sistem için kendini parçalarcasına çalışıyorsun, bu ne biçim iştir diye. Benim cevabım çok basit: Eğer ülkem kazanacaksa ben kaybetmeye hazırım, bir Ali değil bin Ali feda olsun dedim bunu, Mecliste de söyledim, burada da tekrar ediyorum. Ve kampanyamı da bunun üzerine kurdum, hatırlayın, ben eğer vazgeçiyorsam, demek ki ülkem için, milletim için bu faydalı bir şey, millete bunu söyledim, aynı şeyi söylemeye devam ediyorum.

İyi veya kötü iradenin tek olması lazım, tek adam anlamına gelmiyor. Milletin seçtiği irade yegane millet adına karar veren olması lazım. Tabi ki kurumlar işini yapacak, bürokrasi işini yapacak, yargı işini yapacak, kolluk işini yapacak, ama milli iradenin temsilcisi tekdir. Burada ne oldu? Şimdi eskiden yürütme, yasama birlikte seçiliyor, yasamanın içinden yürütme çıkıyor, yürütme-yasama ilişkileri iç içe. İktidar partisi ne derse o olur Mecliste, bu artık bir sır değil, bu biliniyor. Şimdi aslında bu iki irade ta sandıkta ayrıldı, yasama tarafı ayrı seçiliyor, yürütme tarafı doğrudan ayrı seçiliyor. Dolayısıyla 5 yıl boyunca kanun yapılacak, Meclis yapacak. Sadece bir istisnası var, Bütçe Kanununu hükümet adına cumhurbaşkanı teklif edecek, onun dışındaki bütün yasama faaliyetlerini Meclis kendisi yapacak.

Ama bu arada memleketin işlerinin gecikmemesi için cumhurbaşkanına da kanuna eşdeğer kararname çıkarma yetkisi verildi. Ama bunun alanları belli, her alanda değil, birtakım konular var, açıkça anayasada tanımlanmış alanlar var, o alanlarda. Mesela yerel yönetimler, yeni il kuracaksınız vesaire, bunların kanunla olması lazım, yerel yönetimlerle ilgili, ben çıkardım, 10 tane ili birleştirdim, 81 ile 19 tane daha ilave ettim 100’e çıkardım, böyle bir şey yok bunlar Meclisin işi. Peki, cumhurbaşkanı ne yapacak? Cumhurbaşkanı ülkede yönetim süreçlerini hızlandıracak, zaman ekonomisini sağlayacak kararnameler çıkartıyor. Bakanlıkların sayısı 24’ten 14’e düşürülecek, bakanlıkların yetkilerini birinden alıp birine verecek, çakışmayı önleyecek, bürokrasinin daha hızlı çalışmasını sağlayacak düzenlemeler yapacak, birçok kurumların yeniden dizaynını yapmak gerekiyorsa onları yapacak, velhasıl memleketin işlerinin daha hızlı, daha verimli yapılması için lazım gelen düzenlemeler neyse bütün bu düzenlemeleri cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle gerçekleştirmiş olacak.

Ben bu sistemi özetle şöyle tanımlıyorum: Sürekli istikrar, güçlü tek başına iktidar.

Sürekli istikrar nereden geliyor? Yüzde 50’den fazla halk desteği alacaksın, yüzde 50’den fazla halk desteği alınca güçlü bir iktidar oluyorsun. Dolayısıyla tek vesayet sahibi kalıyor, millet, milletin dışında vesayetçileri tasfiye ediyorsun. Millet istediği zaman tekrar işe el koyabilir.

Meclis-cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi birbirini bir anlamda kontrol eden iki yapı oldu. Eğer Meclis tarafında işler zora sokuluyorsa, yokuş yapılıyorsa cumhurbaşkanının inisiyatifi var, eğer cumhurbaşkanı yönetim sistemi olarak hattan çıktıysa o zaman Meclisin inisiyatifi var. Bu neyi getiriyor? Aynı anda seçim olacağı için biri karar aldı mı, ya ben istemiyorum deme şansın yok, tıpış tıpış arkasından gidecek; Meclis aldıysa cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı aldıysa Meclis. Bu neyi getiriyor? Bazıları buna çok şiddetle karşı çıkıyor. Bu şunu getiriyor: Uzlaşacaksınız arkadaş, başka çareniz yok. Benim dediğim olacak diye bir şey yok, uzlaşacaksınız. Nerede uzlaşacaksınız? Memleketin geleceği konusunda, memleketin âli menfaatleri konusunda uzlaşmaktan başka çareniz yok. Biz yetkiyi verdik ama, 5 sene de deyip dolaşmayalım demiyoruz. Yasama organını tayin ettik, yasama organı da sizi gözetmeyecek, denetleyecek, yanlışlarınız varsa uyaracak, düzeltmenizi sağlayacak. Diğer taraftan da cumhurbaşkanına diyor ki, tamam, Meclis seni tıkamasın, önünü kesmesin, al sana da şu şu hakları veriyorum, bahane üretme. Vali mi atayacaksın, ata,  büyükelçi ata, üst düzey yöneticileri ata, bakanlıkların sayısını azalt, fazlalaştır. Efendim, işte önümü kestiler, Meclis yol vermedi filan diye bahanelerle gelme. Dolayısıyla herkese hak ettiğini veren bir yapı dizayn ettiğimizi düşünüyoruz, uygulamayı göreceğiz. Yani biz mükemmeli arasaydık iyiyi bulamazdık, mükemmel iyinin düşmanıdır. İyiyi bulmakla yetindik diye düşünüyoruz, bunu getirdik. İleride aksaklık olursa, bundan sonra gelen babayiğitler de onun gereğini yaparlar, biz bir adım attık. 94 yıllık alışkanlığı, yönetim alışkanlığımızı, darbelerle, vesayetlerle, müdahalelerle artık milletin gına getirdiği bir yönetim anlayışını değiştiriyoruz. 50’ye kadar sayma, zaten 50’ye kadar kapalı rejim, Cumhuriyet’ten devam eden 50’de ilk defa artık bir patlama olmuş, sıkışa sıkışa milli irade patlamış ve o da 10 yıl dayanabilmiş, 10 yılsonunda onu da hizaya getirmişler, daha ondan sonra bir daha 80’e kadar kıpırdanmalar, 80’de tekrar bir tokat, sonra 28 Şubat’ta tekrar bir balans ayarı, 15 yıllık AK Parti iktidarında birkaç teşebbüs daha var, bu sefer darbe FETÖ’cülerden geldi. Geleneksel vesayet odakları yoruldular, usandılar, FETÖ’cülere işi taşere ettiler, havale ettiler diyelim veya demeyelim, vazgeçelim, oradaki FETÖ’cüler tuttular oradaki alanı, boşluğu iyi değerlendirdiler, nüfuz ettiler ettiler ettiler, günün birinde kafayı kaldırdılar. Demek ki yani kurumlar, biz burada Cumhuriyet değerlerine karşı hiçbir yapılanmaya göz açtırmayız demeleri bir şey ifade etmiyor. Hatırlayın o geceyi, komuta kademelerinin nefes alışlarını bile takip eden adamlar yaka-paça götürdüler. Nasıl oldu bu? Onun da sorumlusu AK Parti iktidarı mı? Örgütün çalışma yöntemi burada ortaya çıkıyor. Örgüt damarlardaki mikrop gibi her tarafa nüfuz ediyor, kendini son ana kadar hissettirmiyor. Hiçbir ilkesi yok, hiçbir doğrusu yok. Sonuç almak için her şeyi mubah sayan, bütün değerlerimizi kutsallarımızı da yok eden bir örgüt. Maalesef bunu yaşadık.

Dolayısıyla lafı biraz fazla uzattım, kusura bakmayın. Bugün değerlendirilecek bu konu, konunun aktörlerinden Burhan Hocamız, diğer Mustafa Kalaycı Bey, Mustafa Şentop, Özlem Hanım ve bütün diğer arkadaşlarımız enine-boyuna bu konuyu değerlendireceksiniz; olmuş işin değerlendirmesi ne kadar olur, o da ayrı bir şey. Yani sistem gelmiş, bundan sonraki değerlendirmeler uyum sürecinin daha sağlıklı yapılmasına katkı sağlar. Yani değişikliği yaptık, bugünlerde tabii uyum süreci var. İşte Başbakanlık kalkıyor, onların kurumları ne olacak, nereye gidecek, bürokrasi nasıl şekillenecek, Parlamento-yürütme ilişkileri nasıl olacak, yerel yönetimlerle yürütmenin ilişkileri nasıl olacak, İç Tüzük meselesi nasıl olacak; bütün bunlar zaten kurulan komisyonlar marifetiyle çalışılıyor. Mutlaka bu panelde ele alınacak konular, değerlendirmelerde bu çalışmalara ışık tutacak. Buna da şüphe yok, bundan biz de istifade edeceğiz. Dolayısıyla Sayın Şentop Hocamıza böylesine gündemde olan bir konuda Marmara Üniversitemizde, asırlık üniversitemizde böyle bir toplantıyı düzenlemiş olmasından dolayı ayrıca teşekkür ediyorum. Marmara Üniversitesi bu önemli etkinliği ev sahipliği yapıyor, size de Hocam teşekkür ediyorum.

Bu arada, 2018 Ocak ayı işsizlik oranı da açıklandı, yüzde 10,8. Efendim diyorlar ki, işte 2017 Aralık ayı yüzde 10,4’tü, işte şimdi 10.8, 0,4’lük artış var. Doğru matematik olarak, yanlış değil, ama bunlar hep bir yıl önceki aynı döneme göre kıyaslanır. O zaman baktığımızda, 2017 Ocak’ta neymiş? Yüzde 13. 2018 Ocak’ta neymiş? 10.8, yani yüzde 2,2 işsizlikte düşüş var. 2017’den 2018’e daha iyi şartlarda girdiğimizi gösteriyor.

Ekonomiyle ilgili de maalesef bu ara fırsatı ganimet bilerek bazı jeopolitik belirsizlikler, küresel ve bölgesel riskleri fırsat bilerek Türkiye ekonomisi üzerinde de ciddi bir spekülasyon yapma gayretleri var; bunun farkındayız. Ekonomi yönetimiz olsun, Merkez Bankamız olsun gündemine hakimdir, ekonomiyle ilgili göstergelerimiz birçok bizim durumumuzdaki ülkelerden zaten iyi, gelişmiş ülkelerden de daha iyi konumdadır, dolayısıyla bunun bir bilimsel gerçekliği yok, tamamen dedikodular üzerine piyasa düzenini bozmaya gayret etme çalışmalarıdır, bunların hepsi de bugüne kadar sonuçsuz kaldığı gibi bundan sonra da aynı olacak. Tedbir almak gerekiyorsa anında gereken tedbirleri almaktan çekinmeyiz, bunu da ifade etmek istiyorum.

Ve bu duygularla tekrar beni sabırla dinlediğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

Düzenlenen panelimizin ülkemiz için, sistemimiz için, geleceğimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.

 

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.