Cumhurbaskani Erdogan’in Global Girisimcilik Kongresi’nde yaptigi konusmanin metni
...küresel bir girişimcilik merkezi yapma hedefimize katkı sağladığına inandığım bu kongrenin bu hale getirilmesinde emeği geçen tüm arkadaşlarımıza, başta Ekonomi Bakanım olmak üzere Türkiye İhracatçılar Meclisimizi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizi, HABİTAT Derneğini tebrik ediyorum.
Dünyanın en kapsamlı girişimcilik ekosistem paydaş toplantısı olarak kabul edilen kongreye katılan, konuşmalarıyla değer katacak ve katan, etkinliklere iştirak eden herkese teşekkür ediyorum.
Türk milletinin dünyada girişimcilik ruhu en güçlü toplumlardan biri olduğuna inanıyorum; bunu yaşadım, yaşıyorum. Ülkemizin içinde ve yurt dışında sayısız defa elinde bir çantayla yola çıkıp, 5-10 yıl içinde çok ciddi cirolara ve varlıklara sahip işletmeler kurmuş, ticaret ağları oluşturmuş insanlarımıza rastladık. Her biri başarı hikâyesi olan bu örnekler istisna değil oldukça yaygındır.
İnsanlarımızın ruhunda zaten var olan bu girişimcilik mayasını doğru yöntemler ve yönlendirmelerle çok daha büyük başarılara dönüştürmemiz gerekiyor. Tabi biz aynı zamanda maalesef her işimizi el yordamıyla yapma, her şeyi sıfırdan inşa etme alışkanlığı olan da bir milletiz. Hâlbuki dünyada ve ülkemizde her konuda olduğu gibi, girişimcilik hususunda da çok ciddi bir birikim var, bu birikimi değerlendirmeyi öğrenmek mecburiyetindeyiz. Kongremizin bu bakımdan girişimcilerimiz için ben bir milat olacağına inanıyorum.
Değerli arkadaşlar; geçtiğimiz 15 yılda yaptığımız reformlarla ülkemizi demokraside ve ekonomide adeta sınıf atlattık. Bu sayede Türkiye sadece 2006 yılından 2017 yılına kadar yaklaşık 180 milyar dolarlık uluslararası yatırım çekmiş bir ülkedir. Bu tabi her şeyden önce bir güvendir, eğer bu güven olmamış olsa bu 180 milyar dolarlık yatırımı, küresel sermayeyi siz ülkenize çekemezsiniz. Bu başarının 2008 küresel finans krizine, Irak ve Suriye’de yaşanan hadiselere, 2013 yılından bu yana neredeyse kesintisiz bir şekilde maruz kaldığımız saldırılara 15 Temmuz darbe girişimine rağmen elde edildiğinin unutulmaması lazım. Şayet daha stabil bir gündemle bu dönemi geçirebilmiş olsaydık, inanıyorum ki uluslararası yatırım rakamlarını 2’ye, 3’e katlayabilirdik.
Ve yaptığımız yatırımların bir başka önemli yanı var, o da şu: Yatırımlar dünyadaki tüm yatırımlar içerisinde bakıyorsunuz örneklemede ilk 10’a giren yatırımlar var. İşte şu anda bunlardan en önemlisi, bu yılsonuna doğru açılışını yapacağımız havalimanımız İstanbul’da dünyanın bir numarası veya iki numarası olacak. Ve ilk açılışı itibarıyla yıllık yolcu potansiyeli buranın 90 milyon olacak, ikinci etap 2023’te orası bitecek, o bittiği zaman bu 150 milyon, hatta hatta 200 milyona kadar bir yolcu kapasitesine yıllık olarak ulaşabilecek. Herhalde dünyada bu şekilde bizim havalimanımızla birlikte 3 tane var.
Peki, bunu biz mi yaptık? Hayır, biz ufuk açtık, ama girişimcilik ruhunu verdiğimiz, girişimcilerimizi teşvik ettiğimiz, onlara adımı attırdığımız 5 tane girişimcimizi biraraya getirmek suretiyle onlar yaptı.
Biz zaten göreve geldiğimizde 15 yıl önce, dedik ki, biz devlet olarak tüccarlık yapmayacağız, biz devlet olarak artık ticaretin içerisinde olmayacağız, biz bu alandan çekiliyoruz, bu alanı tamıyla girişimcilerimize bırakacağız, onlar vasıtasıyla büyümeyi sürdüreceğiz ve bunu başardık ve bu oldu. İnanmayanlar vardı, ama başarıldı.
Geçtiğimiz yıl elde ettiğimiz yüzde 7,4 büyüme oranıyla G-20’de birinci, OECD ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldık. Türkiye geçmişte G-20 ülkeleri arasında yer alan bir ülke değildi, ama şimdi biz G-20 ülkeleri arasında ye alıyoruz. Avrupa Birliği ortalamasının yüzde 2.4 olduğu dikkate alındığında, Türkiye’nin büyüme başarısı daha da iyi anlaşılacaktır. 2003-2017 yılları arasında da ortalama yüzde 5,8 büyüme oranını elde ettik. Bu yıl kamu ve özel sektör yatırımlarının tutarı tarihimizde ilk defa 1 trilyon lirayı aşacak, bu da 2002 yılına göre yaklaşık 4 katlık bir artışı ifade ediyor. Milli gelirimiz de 4 kata yakın bir artışla 236 milyar dolardan 860 milyar dolara çıktı, bu nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından tabi çok önemli.
Bugün Türkiye gayrisafi milli hasıla bakımından dünyanın 17’nci, bunu bir de eğer satın alma paritesine göre değerlendirirsek 13’üncü sırada yer alan büyük bir ekonomi. Burada güven var, burada istikrar var, eğer bu istikrar, bu güven olmamış olsa küresel sermayenin de Türkiye’ye girmesi mümkün değil, kendi girişimcilerimizin de bu alanlarda adım atması mümkün değil. Şimdi küresel sermayede buraya giriyor, kendi girişimcimiz de rahatlıkla adımlarını atabiliyor. Bu bir başka önemli gelişmeyi de sağladı, o da şu: Kendi girişimcimiz üçüncü ülkelerde, üçüncü dünya ülkelerinde onlar da kendilerine ayrıca piyasa bulabilme, pazar bulma imkânını yakaladılar, çünkü güçlüydüler, karşı tarafa güven veriyordu, karşı taraf da onlara inanıyordu.
Tabi bu arada ihracatımız 36 milyar dolardan 160 milyar dolara, istihdamımız 19,6 milyon kişiden 28,3 milyon kişiye yükseldi, o da gelişiyor.
Turist sayımız 13 milyondan 32 milyon, turizm gelirimiz 12,4 milyar dolardan 26,3 milyar dolar seviyesine çıktı. Bu arada biraz tabi turizmde malum darbe girişimleri sebebiyle sıkıntılar yaşadık, ama onları da aştık, aşıyoruz, daha da iyi olacak, bundan hiç endişemiz yok. Ve bu yıl turizmde beklentimiz çok yüksek, turist sayısında inanıyorum ki 36 milyonu filan yakalayabiliriz. Şu anda özellikle ciddi manada tabi başka işaretler de geliyor 40 olur filan diye, biz şimdilik 36’ya bir defa kenetlendik, inşallah gökten ne yağar ki yer kabul etmez diyoruz, yola böyle devam edeceğiz.
Döviz rezervlerimiz, onlar da 17,5 milyar dolardan bir ara 130 milyar dolara kadar çıktı, ancak son dönemde bu rakam 110 milyar dolar seviyesine özellikle bu darbe girişimi ertesinde maalesef inmiş seviyede, ama bunu biz tekrar çıkarmaya muktediriz, o gücümüz var, buna inanıyoruz.
Tabi ülkemizi özellikle büyütürken, kamu mali disiplinini de elden bırakmadık. Kamu borç stokumuzun milli gelirimize oranını yüzde 60 seviyesinden yüzde 8,5’a kadar indirdik. Fakat biz bunlarla yetinebilecek bir ülke değiliz, çünkü ülkemizin potansiyeli çok daha büyüktür. Ciddi bir genç nüfusumuz var ve bu genç nüfusunuz dinamiktir, iyi yetişmiş bir genç nüfusa sahibiz ve bu genç nüfusu… Tabi ben sürekli söylüyorum, aramızdaki gençlerden birileri de tabi diğer gençleri kıskanmasın, diyorum ki bütün ailelere, en az üç çocuk istiyorum diyorum ülkem için. Niye? Çünkü genç, dinamik bir nüfusa ihtiyacımız var. Eğer genç, dinamik bir nüfusa sahip olmazsak, bak dünya yaşlanıyor, yarın biz de yaşlanacağız, yaşlı bir nüfusla da bir yere varmak mümkün değil.
Ekonominin temel taşı insandır. Bazen böyle ekonomide bize dersi verirken şöyle anlatırlardı: İnsan, emek, sermaye, yatırım. Tamam da, bu anlattıklarınızın hepsi birbiriyle çelişkili. Çünkü bunların hepsinin temelinde ne yatıyor? İnsan yatıyor. İnsan varsa emek var, insan varsa sermaye var, insan varsa yatırım var, insan yoksa bunların hiç biri yok. Yani diğerleri insanın türevi, İnsanın türevi olduğuna göre yatırımı nereye yapmamız lazım? Öncelikle insana yapmamız lazım. Öyleyse diyorum ki, genç nüfusa Türkiye’nin ihtiyacı var. Şimdi buradan tabi ben uluslararası camiaya da mesajımı vermiş oluyorum, insandan çekinmeyelim. Ve bütün bu girişimciliğin ruhunda da ne var? İnsan var. Öyleyse girişimci insanlara ihtiyacımız var ve bu girişimci insanları de el ele verip yetiştirmek durumundayız.
Türkiye sadece Asya’yla Avrupa’nın geçiş noktası değildir, aynı zamanda Türkiye ticaretten sanayiye, eğitimden sağlığa, turizmden tarıma kadar çok geniş bir alanda milyarlarca nüfusa ve çok geniş bir coğrafyaya hitap eden stratejik bir bölgesel merkezdir.
Hedefimiz bu konumumuzu en iyi şekilde değerlendirerek ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi haline getirmektir, bunun için daha çok yatırım yaparak, daha çok üreterek, daha çok ihraç ederek, daha çok istihdam oluşturarak yolumuza devam etme kararındayız. Büyük hedeflerin büyük reformlar gerektirdiğinin elbette farkındayız. Bunun için girişimcilere ve yatırımcılara çok önemli destekler, teşvikler sağlıyoruz.
Son birkaç hafta içinde önce yatırım ortamının iyileştirilmesiyle ilgili, ardından da stratejik yatırımların teşvikiyle ilgili çok önemli iki adım attık. Proje bazlı teşvik uygulaması kapsamında ilk etapta toplam yatırım tutarı 135 milyar lirayı bulan 23 projeye teşvik belgelerini bizzat verdik. Bu yatırımlar ihracatımıza 6 milyar 318 milyon dolarlık katkı sağlarken, ithalatımızın da 12 milyar 312 milyon dolar azalmasını temin edecek, aynı zamanda 34 bin doğrudan, 134 bin de dolaylı istihdam ortaya çıkartacaktır.
Vergi muafiyetlerinden arsa hibesine kadar geniş bir yelpazeye yayılan bu teşviklerin iş dünyamıza, girişimcilerimize doğrusu bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.
Yatırım ortamının iyileştirilmesi konusundaki düzenlemelerle de şirket kuruluşundan banka ipoteklerine kadar pek çok alanda yatırımcılara yeni kolaylıklar sağladık. Bu çalışmanın devamı var, inşallah tamamlandığında onları da süratle uygulamaya geçireceğiz.
Değerli arkadaşlar; dünyada hem siyasetin, hem de ticaretin odak noktaları değişiyor. Geçmişte küresel politikalar, küresel şirketler, küresel üretim ön plandaydı. Ancak dünyanın tek bir merkezden ve tek bir yaklaşımla yönetilemeyecek kadar büyük olduğu yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. Bugün artık giderek belirginleşen bir şekilde bölgesel ve yerel odaklı yaklaşımlarla hareket ediliyor.
Eski sistemin zaaflarından biri de ekonomiyle siyasetin birbiriyle çok fazla karıştırılmış olmasıydı. Ekonomide elde edilen gücün siyasi müdahalelere kadar varan sıkıntılara yol açması, devletleri ve toplumları çeşitli tedbirler almaya itmiştir. Türkiye olarak biz de bu sıkıntıyı yaşamış bir ülkeyiz. Ekonomimizi düzeltmek için IMF’le yaptığımız anlaşmaların adeta ülkemizin siyasi olarak vesayet altına alınması noktasına doğru gittiğini gördüm.
Davos’ta bir toplantı yapıyoruz, ismini vermeyeyim, o dönemin IMF Başkanı, onunla bir görüşme yapıyoruz. Kendilerine o zaman 23,5 milyar dolar borcumuz var. Ben hafıza kaydını öyle bir kenara itip konuşmam. Hafızamda ne varsa onu açık ve net konuşurum. Şimdi burada uluslararası camianın temsilcileri olduğuna göre açık konuşayım. Belki sizler bazı şeyleri yaşamıyorsunuz, yaşamadınız, ama ben yaşıyorum. Tabii kendisiyle konuşurken, 23,5 milyar dolar borcumuz var, ama onlar bizim ekonomimizle ilgili masaya oturup bunları konuşmuyor. Ya? Siyaseten de bizi idare etmek istiyorlar. Dedim ki; bakın şimdi siz Türkiye’ye belli bir borç verdiniz, teşekkür ederim. Taksitleri alıyor musunuz? Alıyorsunuz. Zaman zaman hesapları gelip kontrol ediyor musunuz? Ediyorsunuz, bunlar sizin doğal hakkınızdır. Ama siyaseten de idare etmek istersen bu ülkenin Başbakanı benim, kusura bakma ona karışamazsınız. Şimdi IMF’in ruhunda vesayetçilik var. Dünyanın zavallı o garip ülkelerinin birçoğu bunların bu vesayetçilik anlayışından bugüne kadar kurtulamadıkları için onları inim inim inletiyorlar. Biz dedim, size taksitimizi öderiz, ama siyasete asla karışamazsınız. Ve 2013, biz 23,5 milyar dolar borcumuzu IMF’e ödedik bitirdik. Ondan sonra ne oldu biliyor musunuz? 5 milyar avro bizden borç istediler. Arkadaşlar sordu, verelim mi? Verin dedim. Bunlar baktılar Türkler şaşırdı bu parayı verecekler, bu borcu almaktan vazgeçtiler. Biz de hayırlı olsun dedik. Şimdi biz yolumuza, onlar yoluna. Bizim şu anda IMF’e 1 kuruş borcumuz yok. Şimdi borcumuzu ödedik, anlaşmayı sonlandırdık.
Bunu niye söylüyorum? Girişimci ruhu olan devletler topluluğunun bu dünyada kendi kurduğu kurumları da çok iyi dizayn etmesi lazım. IMF’i kuran kim? Devletler. Mesela bir G-20 Toplantısında bir teklifim oldu, niye bu borçlandırmaları dolarla yapıyorsunuz, gelin buraya biz başka bir para birimini kullanalım. Ha ne olsun, mesela ben diyorum ki bu borçlandırmalar altınla olsun. Çünkü altının bu noktadaki ayarı hiçbir şeye benzemez. Biz dolarla sürekli olarak dünya bir kur baskısı altında kalıyor. Devletleri ve milletleri bizim bu kur baskısından kurtarmamız lazım. Altın, tarih boyunca hiçbir zaman bir baskı unsuru olmamıştır. Dolayısıyla da altınla bu adım atılsın. Bakın bazı emperyal ülkeler Afrika’nın o topraklarındaki altınları, elmasları ne yaptılar? Gittiler, oralardan topladılar. Oralara bir faydası oldu mu? Olmadı. İşte ben girişimci ruhunu insanlık için kullanan siz değerli dostlara da bunu özellikle hatırlatmak istiyorum. Buradaki dayanışmamız da çok önemli. Teknik anlamda elbette uluslararası kuruluşlardan destek alınabilir, ama bunun sınırının çok iyi belirlenmesi ve buna da riayet edilmesi gerekir.
Doğu Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya kadar geniş bir alanda küresel planlamalarla siyasal değişimlere özellikle gidilmesi, ama hemen hepsi de bu art niyetler sebebiyle başarısız olmuştur. Bunun bedelini de dökülen kanlar, çekilen acılar, yıkılan şehirler olarak o ülkelerin insanları ödemiştir. Buyurun, şu anda Suriye’de yaşananlar. Şimdi Suriye’de yaşananları neyle izah edeceğiz? Suriye’de 7 yıldır bir süreç var. Bu 7 yıllık süreç içerisinde bu emperyal güçler acaba Suriye’den ne kadar insanı kendi ülkelerine çekip aldılar? Almadılar. Ama Türkiye 3,5 milyon insanı şu anda kendi ülkesinde barındırıyor, onlara misafirperverliğini gösteriyor. Peki, onlar ne yaptı? Onlar geldiler, kimyasal silah dediler vurdular. O çocuklar bize geliyor, o çocukların ne halde olduğunu ben görüyorum, ama diğerleri bunu görmüyor. Ve tutturdukları tek şey var; kimyasal silah kullanıldığı için vurduk. Ben de diyorum ki; niye sadece kimyasal silahı değerlendiriyorsunuz, konvansiyonel silahı niye değerlendirmiyorsunuz? Kimyasal silahla 1 kişi öldüyse, konvansiyonelle 10 öldü, 1’e 10. Dolayısıyla konvansiyonel silahlarla ölenleri bir kenara koy, sadece kimyasal silahlarla öldürülenlere bak, böyle adalet olur mu? Ve bunu uluslararası toplantılarla birçok kez gündeme getirdiğimiz halde kimsenin umurunda değil. Diğeri basit çünkü. Biz diyoruz ki; gelin bu dünyada yeni bir barışın temelini atalım ve böyle rasgele bu ülkelere bombaları yağdırmayalım, varil bombalarını yağdırmayalım. Ve bunun bedelini şöyle bir çıkarttığınız zaman, bu kadar büyük rakamların kullanıldığı, öbür tarafta sefaletin maalesef aşırı derecede yüzdüğü bir dünya bizim için reva mıdır? Ama lafa geldiği zaman barış barış barış. Nasıl barış? Gel vur burayı, ondan sonra barış de; olmaz olsun böyle barış. Dürüst olalım, samimi olalım. Şu anda biz 31 milyar dolar Türkiye’deki mülteciler için harcama yaptık. Peki, dünyadan size bir şey gelmedi mi? Söyleyeyim. Şu anda Avrupa Birliği’nin bize verdiği söz var, 3+3 milyar euro. Bizim hesaplara geçen, tabii bizim hesaplara derken bizim milli bütçemize girmiyor, UNESCO vasıtasıyla Kızılay’a, AFAD’a geliyor. Şu ana kadar gelen rakam 1850 milyar euro. Diyorlar ki, bir o kadar da şu anda geliyor, gelen bir şey yok, ben gelene bakarım. Ve bütün bunlara rağmen gelse de-gelmese de biz o mültecileri evimizde özellikle misafir etmeye devam edeceğiz.
Birçok tabii tekliflerimiz oldu, gelin bizim sınırımızda olabilir, Suriye tarafında olabilir, buralarda onlara yeni şehirler kuralım, güvenli bölgeler oluşturalım, ama bunlara da hiçbir zaman olumlu yaklaşmadılar. Ve buralarda çadırlarda kalmasınlar bu insanlar, konteyner kentlerde kalmasın bu insanlar? Bu insanları oralarda kuracağımız yeni şehirlerde iskân edelim; yanaşmadılar, ama bombaya gelince bombalar yağıyor. Bunun maliyeti ne? Bunun maliyetinin hesabını buradaki girişimci ruhuna sahip olan siz değerli dostlarım şöyle biraz düşünürseniz çıkartırsınız. Milyarlarca dolar bunda kullanılıyor. İşte Sayın Trump da ifade etti, trilyonlar konuştu. Ta eski Bush, yani baba Bush değil oğul Bush, göreve geldiğinde Amerika’nın başında oydu. İlk Irak’a vurdukları zaman onunla vurdular, oradan daha sonra Obama aynı şekilde devam, birçok şeyleri yine konuştuk, artık bu noktada epeyce bir deneyimli bir tecrübe hakikaten kitabımız oluşuyor, inşallah bu iş bittikten sonra bunları kaleme alacağız ve gerçekleri orada daha çok ortaya koyacağız, tecrübe edilmiş olarak ortaya koyacağız. İstiyoruz ki, dünya bunları bu girişimci ruhunda çok farklı bir şekilde yoğursun. Avrupa’nın mülteci göçü karşısında yaşadığı panik ve aldığı insanlık dışı önlemleri unutamayız. Bizim Suriye’de 911 kilometre sınırımız var. İlk vurdukları yer biz oluyoruz, kimse bize sus diyemez. Peki, 12 bin kilometre mesafeden buraya niye gelinir? Öbür taraftan bakıyorsunuz Avrupa’dan buraya vurmak için niye gelinir? Bunların hepsi düşündürücü. Ve kimseyi zalimlerin insafına veya denizlerde boğulmaya terk etmeden herkese kapımızı ve soframızı açtık. Ülkemize verilen sözlerin tutulmamasına rağmen bu insani tutumumuzdan asla taviz vermedik.
Bununla kalmadık, ülkemize gelen mültecilerin sebebi olan, aynı zamanda Suriye topraklarından ülkemize yönelen tehditlerin kaynağı durumundaki terör örgütlerinin üzerine de kararlılıkla gittik.
Burada bir kez daha ifade ediyorum; Türkiye’nin kimsenin toprağında gözü yoktur. Yaptığımız operasyonların iki amacı vardır. Birincisi; ülkemize yönelik tehditleri ortadan kaldırmaktır. İkincisi; hayatlarını ülkemizde sürdüren mülteciler için Suriye’de güvenli huzurlu ve yaşanabilir bir bölge oluşturmaktır. Nitekim güvenli hale getirdiğimiz Suriye topraklarına 100 binlerce mülteci geri dönmüştür. Fırat Kalkanı harekâtında işte Cerablus, Bab, Rai’ye 160 bin mülteci geri döndü. Şimdi Afrin’de de en az onun kadar dönecek, bunu görüyoruz. Suriye’de sadece ve sadece Türkiye’nin kontrolündeki yerlere böyle bir dönüş şu anda yaşanmaktadır. Rejimin ve terör örgütlerinin baskıları zulümleri, cinayetleri devam ettiği müddetçe Türkiye’nin normalleşmesi mümkün değildir. Biz hem kendimizin, hem Suriye halkının, hem de Avrupa başta olmak üzere tüm dünyanın güvenliği için bölgedeki barış operasyonlarını sürdüreceğiz.
Değerli arkadaşlar; savunma sanayinde ciddi adımları olan bir ülkeyiz. Ve izlediğimiz politikalar ekonomideki tutarlı, istikrarlı, herkes için özellikle de bir teminat oluşturacak bu adımları ısrarla yürütmekte kararlıyız. Ve şu an itibariyle Türkiye olarak eskiden beri yaptığımız her siyasi ve ekonomik atılımın ardından bize de benzer çelmeler taktılar. Mesela silahlı insansız hava aracı istedik, insansız hava aracı istedik, bize batı hep şunu söyledi: Kongreden izin çıkmıyor dediler. Ama istediğiniz yere istediğiniz izni çıkarıyorsunuz, Türkiye’ye gelince çıkmıyor. Ve bu tür komşular bizi mülk sahibi yaptı, ev sahibi yaptı. Şimdi bunları biz üretir hale geldik. İyi oldu. Diğerleri de üretilecek. İnanıyorum ki Ali Sabancı artık Pegasus’unu gidip de yurt dışından almayacak, artık onları biz burada üretir hale geleceğiz. Ali Bey, mesela bu, bunun adımını da atmamız lazım. Girişimci diyoruz ya, bunu yapmamız lazım. Çünkü girişimci ruhu sıradan bir olay değil.
Şimdi yerli otomobil konusunda beş girişimcimiz adımını attı ve şimdi beş girişimcimizle yüzde 100 yerli otomobilimizi kendimiz üreteceğiz. Ama uçağımızı da üreteceğiz. İdealler büyük hayallerle gerçekleşir, bunu da gerçekleştireceğiz.
Ve ben tüm girişimcilerimize, İstanbul, Ankara, Ali Beyin özellikle işaret ettiği nokta-husus çok önemli, İstanbul bizim için gerçekten girişimcilik ruhunun Türkiye’de en önemli merkezi, dünyada en önemli merkezlerinden bir tanesi, ama bunun koordinasyonunda da tabii ki Ankara önemli bir merkez durumunda. Dolayısıyla bunların hepsi değerlendirmeye, takdire şayan tavsiyelerdir, bunları da biz değerlendireceğiz.
Ve devam edecek olan bu iki günlük çalışmanın tüm girişimcilik dünyamız için, ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sizlere güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum. Ama sadece buraya kapanıp kalmayın, İstanbul’umuzu gelip dolaşırsanız veya sizler de gezdirirseniz tabii ki çok daha isabetli olur diye düşünüyorum.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.