Basbakan Yildirim’in STK Temsilcileri ile Iftar Yemegi’nde yaptigi konusmanin tam metni
Hanımefendiler, beyefendiler; her günü ayrı bir bereketle yoğrulan, rahmeti, mağfireti ve cehennem ateşinden kurtuluşu müjdeleyen Ramazan-ı Şerifin hayırlara vesile olmasını Cenabı Mevla’mdan niyaz ediyorum.
Bu mübarek ayın ülkemize, milletimize, bölgemize ve bütün İslam dünyasına barış, huzur, mutluluk getirmesi duasını yüreğimde taşıyorum.
Böyle anlamlı bir günde sizlerle aynı çatı altında bulunmaktan duyduğum memnuniyeti sözlerimin başında ifade etmek isterim. Bu vesileyle, bu buluşmaların çoğalmasını ümit ediyor ve hepinize bir kez daha hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.
Sivil toplum camiamızın değerli temsilcileri, eğer siyaset büyük bir deniz ise, sivil toplum kuruluşları bu denizi besleyen zengin nehirlere benzer. Tabi ki sivil toplum dinamiklerinin tek görevi siyaseti zenginleştirmek değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumda artı değer üretmek ve farkındalık oluşturmak gibi bir görevi de var. Dünün dünyasında çok renkliliğe, çok sesliliğe yer yoktu, toplumlar ve bireyler zıt kutuplar arasında asgari düzeyde tercihlerini kendi varlıklarını ortaya koyma gayreti içerisindeydi. Günümüz dünyasında bu basmakalıp algılar tamamen değişti. Bugün çok daha işlevsel, çok renkli, çok sesli bir düşünsel yelpaze söz konusu. Bu anlamda sivil toplum kuruluşlarımız birbirinin tersi olan uçlar arasında gidip gelmiyor, insan odaklı yaklaşımlarla azami düzeyde düşünsel ve eylemsel seçenekler sunarak fikir ve eylem ikilisini geliştiriyor. Bu sayede kutuplaşan değil, kucaklaşan bir sosyolojik gerçeklik için sivil toplum kuruluşlarına her zamankinden fazla bugün daha fazla ihtiyacımız var.
Aynı zamanda, sivil toplum kuruluşlarının niteliği ve niceliğinin yüksek olması, o ülkedeki demokrasinin de gücünü gösterir. Bu manada AK Parti hükümetleri en baştan beri sizlere doğrudan temas kurdu ve birlikte çalışma yolunu seçti. Sizleri sadece seçim zamanlarında hatırlanan, bir dernek binası içerisinde kendi gündemiyle meşgul olan kişiler olarak görmedi, aksine hükümetlerimiz döneminde sivil toplum kuruluşlarını siyasete toplumun sesini ileten güçlü ve canlı kurumlar olarak hep gördük, buna göre hareket ettik. Bugün bu karşılıklı atılan adımların olumlu etkilerini birlikte görüyoruz.
Değerli misafirler, sivil toplum siyaset ve toplumsal farkındalık oluşturma konusundaki gayretini elbette duyarlılıklar konusunda da ortaya koymalıdır. Bu anlamda, bu salonda bulunan yüreği büyük, gönlü geniş bütün sivil toplum mensuplarına sizin nezdinizde şükranlarımı sunuyorum.
Çünkü Türkiye, mazluma sığınak, yolda kalana yoldaş, hastaya şifa, dertliye de her daim deva olmuş bir ülkedir, bir millettir. Türkiye’nin devlet olarak gösterdiği reflekslere sizler de her zaman kurumsal kimliğinizle destek oldunuz. Türkiye sizlerin katkılarıyla 21. yüzyılın tüm acımasız dayatmalarına karşın insanlık adına bir umut kapısı haline geldi. Bakın, yanı başımızda Suriye’de masum insanlar öldü, çocuklar öldü, çocukların yaşayamadığı bir dünyada biz neyi konuşacağız? Cansız çocuk bedenlerinin sahile vurduğu bir dünyada neyi nasıl anlatacağız? Afrika’da yeterli ve sağlıklı su kaynağına ulaşamadığı için saat başı hayatını kaybeden insanlar varken, hiçbir şey yokmuş gibi hayatımıza nasıl devam edeceğiz? Biz edemezdik, sizler de edemediniz.
Bir gün sanıyorum geçmiş yıllarda Beşiktaş maçıydı, Van depremi yeni olmuş, devletimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız var gücüyle bölgeye doğru gidiyordu. O günlerde Beşiktaş taraftarları dakikalar 65’i, Van plakasını gösterdiğinde Van üşümesin diyerek atkılarını sahaya attılar. İşte bu merhamet duygusu, devletin hassasiyeti, sizin de işin içinde bulunmazdan güç alıyor.
Buradan da bu sezonu şampiyon olarak kapatan Beşiktaş’ı tebrik ediyorum. Bu sene ülkemizi Avrupa’da en iyi şekilde temsil edeceklerine yürekten inanıyorum.
Van’da gösterdiğimiz hassasiyeti sınırlarımız ötesine de taşıdık; Afrika’da su kuyuları açtık, hastaneler kurduk, aşevleri kurduk, yetimhaneler, eğitim yuvaları inşa ettik, Suriye’den ülkemize gelen savaş mağdurlarına kol kanat gerdik. Aramıza çizilen yapay sınırlara aldırmadık, dünyanın neresinde zor durumda topluluk varsa yardımına koştuk. Sizlerin de yoğun gayretiyle Türkiye 21. yüzyılın umut ülkesi haline geldi. Gelecekte bu asrın tarihi yazıldığında, sınırlarında beklettiği mültecilere insanlıktan yoksun davranışlarla yaklaşanların utançları da kaydedilecek, onlara hiçbir engel tanımadan kucağını açan asil milletlerin davranışı da kaydedilecek. Ülkemiz ise tertemiz bir sayfayla insanlık onurunu ayakta tutan bir medeniyetin sahibi olarak tarihteki yerini geçmişte de almıştır, gelecekte de alacaktır.
Bugün bütün dünyada yaşanan asimetrik terörün bir sebebi de, uluslararası toplumun insanı merkeze alan yaklaşımlardan uzaklaşmasıdır. Terör belası, merhametin olmadığı, insanların adeta robotlaştırıldığı sistemlerin tetiklediği bir olgudur. Bugün memleketimiz doğru politikalarla terör belasını def etmek için Hükümetimiz olarak gayretle çalışmaktadır. Bölücü terör örgütüne katılımların sıfıra indirilmesi için güvenlik güçlerimiz bölge halkıyla iç içe olarak, onların da güven ve desteğini alarak başarılı bir çalışma yürütmektedir. Bölücü PKK terör örgütü tarihinin en ağır darbesini alırken, bölgedeki kardeşlerimiz de tarihin en büyük kardeşlik destanını yazıyor.
İçindeki militanlarını robotlaştırarak birer hain olarak yetiştiren FETÖ terör örgütüyle mücadelemiz sürüyor. Devletin içine sinmiş bu kan emicilerin kökü temizlenene kadar bize bir dakika, bir saniye durmak yok. Türkiye’nin bölgesinde ve içinde başlattığı bu kararlı mücadeleyi sizlerin de en üst perdeden desteklediğinizi biliyoruz, çünkü sizler katılımcı demokrasinin vazgeçilmez unsurlarısınız. Evet, insanı yaşat ki devlet yaşasın. 15 Temmuz’u elbette unutmadık, unutturmayacağız.
İnşallah yıl dönümünde 15 Temmuz’u memleketin her köşesinde, her ilin meydanında, her ilçenin meydanında beraber milletimizle aynı ruhla, aynı coşkuyla kutlayacağız, demokrasi bayramı olarak kutlayacağız, şehitlerimizi anacağız ve gençlerimizi, geleceğimiz olan gençleri zihinlerinde bu hatıraların daima yaşaması için gereken çalışmayı yapacağız.
Devletin sahibi elbette millettir, onu hiç şüphe yok. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra yapılan Yenikapı mitingi bir sivil toplum hareketinin haykırışıydı, organizasyonuydu. 15 Temmuz gecesi meydanlara, havalimanlarına akın eden milyonlarca insan, sivil toplumu tepkisinin en belirgin örneğiydi. Bir ülkeyi toptan, tüfekten, silahtan çok, o ülkeye sevdalı, fedakar vatandaşları korur, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi. Tanklar da vardı, toplar da vardı, uçaklar da vardı, ama onun karşısında yüreği vatan sevgisiyle dolmuş aziz Türk milletinin evlatları vardı. Onlar o gece göğüslerini bütün kurşunlara siper ettiler, bu ay-yıldızlı bayrağı indirmediler, bu ezanları dindirmediler, Allah onlardan razı olsun.
Hain terör örgütünün elinde savaş uçakları, silahlar, tanklar, ama az önce söylediğim gibi memleketine sevdalı, duyarlı sivil irade onların hesaplarını altüst etti.
Değerli misafirler, yakın zamanda bir halkoylaması gerçekleştirdik, halkoylamasında yönetim sistemini milletimiz yüzde 51.4, 25 milyon 200 bin evet oyuyla kabul etti. Bu ne anlama geliyor? Önümüzde 2019’da yapılacak ilk milletvekili ve cumhurbaşkanı seçiminde yeni sistem devreye girecek.
Yeni sistem ne getiriyor? Bunları çok konuştuk, ama 4 cümleyle yeni sistemin ne anlama geldiğini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle Türkiye’de artık iktidar garanti altına alınıyor. Yani parçalı iktidar dönemi sona eriyor, millet sandıkta ülkeyi gelecek 5 yıl için kimin yöneteceğine karar veriyor. Vesayetçilerin ekmeği kesiliyor, seçim olsun da bir yerden devreye girelim, biz de sebeplenelim diyenlerin artık gelecekte yeri olmayacak.
İki; bu değişiklikle birlikte artık istikrar sürekli hale geliyor. Siyasi istikrar, yönetimde istikrar sürekli hale geliyor.
Yine bu sistemde ayrıca yönetim krizi ortadan kalkıyor, uzlaşma yönetimde hakim oluyor, çünkü hem Meclisin, hem de cumhurbaşkanının eşit güçleri var. Eşit iki tırnak içinde silah demek uzlaşma demektir, kriz çözme demektir. O yüzden de yeni sistem ülkemizin zaman kaybını ortadan kaldıracak ve geleceğimiz için, gençlerimiz için, gelecekteki büyük hedeflerimizin zaman kaybı olmaksızın gerçekleşmesi için ülkemize büyük bir fırsat sağlayacaktır.
İnşallah hep beraber siyasetle, sivil toplumla, ülkemizin bütün paydaşlarıyla bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, birlikte Türkiye olacağız.
Değerli misafirler, bölgede Türkiye’nin güçlü olması lazım, yaşadığımız bütün olaylar bize bunu gösteriyor. Örneğin son günlerde Körfez’de yaşanan gelişmeler bölgede yeni bir sorun alanının belirtileridir. Ümit ederiz ki, henüz Suriye, Irak, Yemen, Libya’da sorunlar çözülmeden, akan kan durmadan yeni bir sorun alanı oluşmasın. Bunun için başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Hükümetimiz ilgili ülkeleri sükunete davet etmekte ve yaşanan sorunların diyalogla, istişareyle, teenniyle çözümünü sağlamak için her türlü gayreti gösteriyoruz. Zira bölgenin yeni sorunları, yeni istikrarsızlıkları kaldıracak durumu yok. Acı olan da tabi Müslüman ülkelerin yoğun olduğu bölgede bu sorun alanlarının artmasıdır, bunu da inanç değerlerimiz açısından izahı zordur.
O bakımdan bu mübarek Ramazan ayının inşallah ülkemiz başta olmak üzere tüm İslam aleminin, bölgenin ve insanlığın huzuru, barışı, kardeşliğine vesile olmasını bir kez daha niyaz ediyorum.
Bugün bu iftar sofrasına, davetimize icabet ederek bizlerle birlikte olduğunuz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.
Bugün aynı zamanda Abdurrahim Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’nun da ölüm yıl dönümleri, edebiyat ve fikir alemimizin iki önemli insanını bu vesileyle ölüm yıl dönümlerinde rahmetle, şükranla yad ediyorum, Allah mekanlarını cennet etsin.
Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun.