Yükleniyor...

Basbakan Yildirim’in Türkiye Ekonomi Zirvesi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Ekonomi ve finans dünyasının değerli mensupları, değerli medya temsilcileri, hanımefendiler, beyefendiler; hepinizi en içten kalbi duygularımla selamlıyorum.

Bloomberg HT’nin düzenlemiş olduğu Türkiye Ekonomi Zirvesi Programının ülkemiz için, yatırımcılarımız ve ekonomimiz için hayırlı sonuçlara vesile olmasını Mevla’mdan niyaz ediyorum.

Değerli katılımcılar, bugünlerde finans piyasasında bazı hareketlilikler var, dolayısıyla bu şartlar altında öylesine bir toplantının yapılıyor olmasını da önemli buluyorum. Burada konuşulacak konular, verilecek mesajların Türkiye’nin geleceği için, ekonomisi için çok önemli sonuçlara vesile olabilecektir.

Bildiğiniz gibi Türkiye geçtiğimiz birkaç yıl içinde küresel ekonomik kriz dalgalarını gelişmekte olan tüm ekonomiler gibi fazlasıyla hissetti. Ama her seferinde de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Hükümetimizin zamanlıca ayağı yere basan kararlarıyla, politikalarıyla bu dalgalanmaları en asgari hasarlarla atlatmasını başardık. Son birkaç yıla baktığımızda Türkiye’ye giydirilmeye çalışılan ateşten gömlekleri ekonomimize kalıcı zararlar vermeden bertaraf edebildik. Türkiye üzerinde birtakım emellerini gerçekleştirmek için gayret gösteren küresel siyaset lobileri kaybetti, Türkiye ve milletimiz kazandı. Nihayet FETÖ terör örgütü aynı süreçte sahneye sürüldü. Uluslararası bir suç şebekesi olan bu cani örgüt 15 Temmuz gecesi 250 vatandaşımızı şehit etti ve 2194 vatandaşımızı da yaraladı, gazi oldular. 15 Temmuz darbe girişimiyle hedefledikleri kaos planını hayata geçiremeyenler hiç zaman kaybetmediler, Türkiye ekonomisi üzerinde istikrarı bozmak için algı operasyonlarına başladılar. Hatırlayın, o günlerde, hemen darbenin arkasında değerlendirme kuruluşları birbiriyle anlaşmış gibi art arda Türkiye’nin notunu düşürdüklerini açıkladılar. Arkasından döviz ve Türk parası üzerinde bir dalgalanma yaşadık. Bütün bu gelişmeler sonrası Türkiye ekonomisi 2016’nın üçüncü çeyreğinde 4.9 küçülmüş, ama yılsonu itibariyle beklediğimiz büyüme oranının biraz altında yüzde 3.2 büyümeyle tamamlanmıştır. Ve 2017 içinde büyük bir kriz senaryoları hayata geçirilmişti. 2017’nin çok kötü bir yıl olacağı, Türkiye ekonomisinin bozulmaya devam edeceği, artık Türkiye’de yatırım yapılamaz, büyüme sürdürülemez, ekonomik kriz kapıda diye açıklamaları yapmak suretiyle operasyonlar devam etti. Ama bugün tabloya baktığımızda ilk 9 ay Türkiye’ye giren doğrudan yabancı yatırım miktarı 7,5 milyar dolar. Sene sonu büyümemiz de en az yüzde 6 oranında gerçekleşmiş olacak. Makro göstergelerimiz sapasağlam. Yani Türkiye uluslararası yatırımcılar için güvenli bir yer olmaya devam ediyor. Türkiye dünyaya güven veren ender ülkelerden biri. Türkiye yatırımcının yüzünü güldüren ülkelerden biri.

Bütün bunlar tutmayınca bu sefer de Türkiye’nin notunu düşüren o bildik kuruluşlar artarda 2017 için tahminlerini düzeltme yarışına girdiler. Hatırlayın, üç sefer değiştirenler oldu. Şimdi de 2017’yi bıraktılar, 2018 için kaos ve ekonomik kriz senaryoları tekrar tedavüle sürüldü. İş alemimiz, vatandaşlarımız rahat olsun. Nasıl ki 2017’de oyunları ters-yüz ettikse, büyüme rekoru gerçekleştirdik ise, 2018’de de gerekli tedbirleri alarak ülkemizi kalkındırmaya, ekonomimizi büyütmeye devam edeceğiz.

Türkiye bir istikrar adası olarak ekonomik gelişmesini sürdürmeye devam edecek. Az önce de ifade edildi, son 10 yılda küresel krize rağmen Türkiye büyümeye devam ediyor ve dünyada yapılan 10 büyük projenin 6’sını Türkiye gerçekleştirmeyi başardı. Doğru planlama, uygun projeler, sağlam finansman modeliyle Türkiye’ye birçok eser kazandırdık, bundan sonra da kazandırmaya devam edeceğiz.

Bakın bugün Türkiye gibi medeniyetlerin buluştuğu, Asya ile Avrupa’nın biraraya geldiği bu topraklarda 3 saat uçuşla 56 ülkeye ulaşabiliyorsunuz ve yine bu 56 ülkede 1,5 milyar nüfus yaşıyor ve 30 trilyon dolarlık bir gayrisafi milli hasıladan bahsediyoruz. Türkiye’yi bölgesinde ekonomik bir çekim merkezi haline getirmek en önemli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Transit ticaretin yakın gelecekteki adresi Türkiye olacak. Şu anda İstanbul’da yapımı devam eden ve seneye ilk etabını açacağımız dünyanın en büyük havalimanı bu hedefimizin itici güçlerinin başında geliyor. Havacılığın merkezi artık batıdan doğuya doğru bizim topraklarımıza geldi, bu tarihin tekerrüründen ibarettir. Bir zamanlar İpek Yoluyla, Baharat Yoluyla doğudan batıya zenginlik için göç yapılırken, şimdi artık zenginlik merkezleri batıdan doğuya doğru döndü her iki yönde de bu kervanların, bu göçlerin geçeceği, konaklayacağı yer Anadolu coğrafyası bizim topraklarımız.

Değerli misafirler, şartların bu kadar uyumlu ve başarılı dönmesi ve birçok badireye rağmen ekonomimizin sağlam temellerde emin adımlarla geleceğe ilerlemesi bazı çevreleri de doğrusu rahatsız ediyor. Durmadan Türkiye ekonomisi hakkında felaket senaryoları yazılıyor. Bugün döviz kurları üzerinde manipülasyonları görüyoruz. Türkiye ekonomisi sağlam temelleri ve istikrarıyla güçlüdür, şoklara, her türlü müdahalelere karşı dirençlidir. Bunu geçtiğimiz 15 yıl içerisinde çeşitli vesilelerle test edildi, gördük ve bu testlerden ekonomimiz başarıyla çıkmıştır.

Spekülasyonlar döviz kurlarında kısa vadede bir dalgalanmaya sebep olabilir, olmaktadır. Ama Türkiye bütün bu şoklara karşı direnç göstererek büyümesini sürdürüyor. Türkiye ekonomik reformlarla bundan sonra önümüzdeki yıllarda orta vadeli plan uygulaması çerçevesinde direncini daha da arttıracak. Uzun vadede felaket tellallığı yapanlar yine ters köşe olacak, hüsrana uğrayacak. Yatırımcılarımız, esnaflarımız, KOBİ’lerimiz, küçük, büyük, orta işletmelerimiz herkes müsterih olsun, yatırım planlarını değiştirmesin, ileriye daima ileriye bakmaya devam etsin. Çünkü gelecek Türkiye’nindir, gelecek milletimizindir.

15 yılda nice spekülasyonlara, faiz lobilerinin sıkıştırmalarına, küresel finans simsarlarının ayak oyunlarına rağmen biz Türkiye’yi 3’e katladık. 2003’ten, 2016’ya gelirken milli gelirimiz 300 milyar dolarlardan, 800 milyar dolarların üzerine ve kişi başı milli gelirde 3200 dolardan, 11 bin dolara yaklaşmıştır. Bizim işimiz söylentilere kulak asmak değil, yeni bir geleceğin inşası için icraat yapmaktır. Türkiye 2023 hedeflerine Gazi Mustafa Kemal’in bize gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine kararlılıkla ilerlerken laf üstüne laf koyan felaket tellallarına değil, taş üstüne taş koyan çalışkan bir siyaset anlayışına bugün düne göre daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Çok şükür ki bu anlayış 15 senedir Türkiye’ye birçok başarı kazandırdı. Türkiye ekonomisi her türlü şoka, manipülasyona karşı sağlam olduğunu her defasında ispatlamıştır.

Üç temel alana bakalım. Kamu kesimi, bankacılık, reel sektör. Kamu maliyesi açısından Türkiye Avrupa’nın en güçlü ülkeleri arasında yer alıyor. Bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 2 civarında. Ocak-Ekim döneminde bütçe gelirleri 110 milyar, vergi gelirleri 510 milyar, vergi gelirleri 431 milyar olmuştur. Vergi gelirleri performansı da göstermektedir ki, ekonomi canlanmaya, canlı kalmaya devam ediyor. Eğer kazanç olmazsa, üretim olmazsa istihdam olmazsa vergi tahsilatı da olmaz. Vergi performansına baktığımızda, Türkiye’de üretimin, yatırımın, istihdamın devam ettiğini görüyoruz.

Bir değerlendirme kuruluşu ne diyor Moody’s, güçlü ekonomik büyümesi ve yönetilebilir kamu borcu göstergeleri kredi için kilit öneme sahip olup, bu diğer ülkeler açısından örnek alınacak bir niteliktir. Bunu kimin için söylüyor? Türkiye için söylüyor. Bunlara ne yaparsanız yapın böyle lafları kolay söylemezler, ama onlar söylemiyor, ekonomimiz söyletiyor, Türkiye’nin başarısı onlara bu lafları söyletiyor. Ama ne söylerse söylesinler biz önümüze bakacağız, işimize bakacağız.

Ülkenize güvenin arkadaşlar, milletinize güvenin. Efendim, dalgalanma oldu, şöyle oldu, böyle oldu, bunlar gelip geçicidir. Türkiye neleri gördü neleri gördü; yüzde 80, yüzde 100, yüzde 7500 faizleri gören bir ülke, enflasyon oranları çift haneli, onlarca devam eden bir süreçten bugünlere geldi. Birtakım konjonktürel ve kısa dönemli dalgalanmaları görüp, asla ve asla ümitsizliğe kapılmanızı istemiyoruz, çünkü göstergeler ortada. Ha, bizim döviz ihtiyacımız var, finans tarafında biraz problemlerimiz var, ama bunlar da hepsi çözülebilecek nitelikte. Ekonomimizin büyüklüğü içerisinde, ekonomimizin vaat ettiği gelecek içerisinde bu ihtiyaç bir sorun teşkil etmeyecek, bir krize asla neden olmayacak.

Bankacılık sektörüne bakalım, bankacılık sektörü 2007-2008-2009 finansal çöküşünde dünyaya örnek oldu, dayanıklılığını bütün dünya aleme ispat etti. Güçlü sermaye yeterliliği ve risklere karşı korunmuş bankacılık sistemimiz bugün de aynı şekilde devam ediyor. Burada arkadaşımız özet verdi, bankalar yüksek faizden hoşnut değilmiş. Elinizi mi tutan var? İndirin kardeşim, indirin. Vatandaş da hoşnut değil, istiyorsanız indirirsiniz. Eğer bir şeyi istemiyorsanız, muhakkak istemediğinizi terk etmek, istediğinizi elde etmek için bir azim ortaya koymak lazım, bir gayret ortaya koymak lazım, bir sarmala girmenin anlamı yok. Daha büyük bir sonuç için bazı küçük kısa vadeli menfaatleri terk etmesini ve ortak bir platformda buluşmasını finans piyasamız mutlaka başarmalıdır. Eğer siz burada birtakım yeni açılımlar ortaya koymazsanız, gelecekte tabi bunun olumsuz etkilerini en önce siz yaşayacaksınız. O bakımdan, burada finans piyasamız, Hükümetimiz hep beraber, Merkez Bankamız elbirliğiyle kendi yerli ve milli kaynaklarımızı harekete geçirerek bu süreçlerde üzerimize oynanan oyunları bozabilmeliyiz, bunu yapacak gücümüz ve kabiliyetimiz var. Biz Hükümet olarak tabi ki gereken her türlü tedbirleri alacağız, Merkez Bankası kendi tedbirlerini alacak, efendim Hükümet kendi tedbirleri alacak. 2017 için ne yaptık? Hemen gördük riski, kararlarımızı aldık, KGF’yi devreye soktuk ve çarkın dönmesini sağladık. Sağ olun, siz de bankalar olarak elinizi taşın altına koydunuz ve böylece 2017 için önümüze konan o felaket tablolarını ters düz ettik ve 2017’de dünyada parmakla gösterilen büyüyen ülkeler arasında yerimizi aldık.

2018 için de aynı şeyleri söylüyorum, bu durumlar gelip geçicidir, Türkiye 2018’de 2017’den aşağı kalmayacak, büyümeye devam edeceğiz, yatırıma devam edeceğiz, üretime devam edeceğiz, onun için durmak yok yola devam arkadaşlar.

Dolayısıyla beklentimiz, bankacılığımızda başarılan bu karlılıkla özellikle ihracata dayalı reel sektörümüzden daha fazla yararlanması yönündedir. Reel sektör 2017’de tarihi bir reform yapmış, başta KOBİ’lerimiz olmak üzere ihracata yönelik firmalarımıza KGF kapsamında tam 200 milyar liralık bir kredi hacmi oluşturmuştur. Bundan yararlanan firma sayısı 356 bine ulaşmıştır. Şimdi bunun dağılımına baktığımız zaman KOBİ’lerin payı yüzde 74’tür, yani öyle paralar büyük firmalara, büyük işletmelere verilmiş filan lafları var bunların gerçekle alakası yok ve daha çok da yeni projeler, yeniden yapılandırmalar için harcanan miktarlar da çok daha küçük oranları teşkil etmektedir.

İhracat verilerine baktığımız zaman olumlu gelişmeleri görmekteyiz. Bu yılın ilk 10 ayında geçen yıla nazaran yüzde 11 ihracatımızda artış var. Ekim ayı artışı son 9 yılın en yükseği yüzde 15,5. Ve geldiğimiz bu noktada yılsonu itibariyle 12 aylık dönemde bir önceki yıla göre yüzde 10.7 artış ve 154 milyar doların üzerinde bir ihracat rakamına ulaşmış olacağız. Ara malı ve sermaye malının ithalden almaya bağımlılığındaki azalma eğilimi de devam ediyor. Yani ihracatımızı oluşturan ithal ikamesi, ara malı ihtiyacı ve bunun yerli kaynaklar tarafından temin edilmesi yönünde de ciddi bir çalışma içerisindeyiz. Bunu yapınca ne olacak? İhracatımızın net katma değerini arttıracağız ve cari açığımıza da olumlu bir katkı sağlamış olacağız. Artık Türkiye ihracat odaklı büyümeyi başarma yolunda kararlı bir adım atmıştır ve bunu sürdürmektedir.

Reel sektöre sağlanan kredi teminatı imkanı ile krediye yönelmek üzere bankaların fonlama maliyetinde bir artış gerçekleşirken, kredi faizlerinde de yukarı bir hareket söz konusu olmuştur. Piyasaların canlanması ölçüsünde enflasyonda da bir kıpırdama der demez böyle bir sonuç ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin ekonomide altyapısı sağlam, reel sektör sağlam, bankacılık sektörü sağlam, kamu finansmanı, kamu borcu, milli gelire oranı yüzde 30’un altında. Toplam kamu-özel sektör borçların oranı milli gelirin yüzde 130’u civarında. Gelişmiş ülkelere bakıyorsunuz bu oranlar yüzde 400’e varan var, yüzde 300’e varan var, Avrupa’da yüzde 200’ün üzerinde galiba değil mi Mehmet Bey? Avrupa Birliği ortalaması milli gelirlerinin 2 katından fazla borçları var hiç telaş etmiyorlar biz niye telaş edelim? Bizimki onlarınkinin yarısı kadar. Bizde daha dinamik bir nüfus var, bizde daha üretken bir ekonomi var. Oralarda büyüme yüzde 2, yüzde 3’le gidiyor, bazılarında 0. Türkiye’de işte bugüne kadar 5’in üzerinde bir büyüme var, üçüncü çeyrekte muhtemelen çok biraz daha yüksek bir büyüme olacak ve yılsonunu öyle zannediyorum ki 6’dan aşağı inmeyecek diye düşünüyorum.

Değerli katılımcılar, bugünlerde Türkiye üzerinde Amerika’da devam eden bir dava üzerinden birtakım dedikodular, birtakım spekülasyonlar, yalan yanlış laflar ortada dolaşıp duruyorlar. Bunu da fırsat bilen birtakım çevreler Türkiye ekonomisi üzerinde operasyon yapmaya çalışıyorlar. Amerika’da görülmekte olan davalar mesnetsiz, asılsız söylentilere ve yalanlara dayanmaktadır. Türkiye bugüne kadar ihracatında, ticaretinde hem kendi hukukuna hem de uluslararası hukuka aykırı hiçbir işlem yapmamıştır bu bakımdan ülkemiz rahattır. Biz Birleşmiş Milletlerin aldığı her türlü karara saygı gösteren, hukukun üstünlüğüne önem veren bir ülkeyiz. O bakımdan Türkiye’ye zorlama yoluyla birtakım istinatlarda bulunmak ve buradan finans sektörümüzü sıkıştırarak Türk ekonomisini zora sokmak gayretleri beyhudedir, asla sonuç çıkarmaz. Bu dava maalesef hukuki olmaktan siyasi bir yöne doğru evrildiğini görüyoruz. Biz diyoruz ki, Türkiye’de de, Amerika’da da bırakalım hukukçular işlerini yapsın, siyasete kendi işini yapsın, ama asla ve asla hukukçuların iki ülkenin ilişkilerini zehirlemesine de müsaade etmeyelim. Türkiye, Amerika itti müttefik devlettir, NATO’da beraberiz, yarım asrı aşan bölgede işbirliğimiz var. Her ne kadar son zamanlarda bizim canımızı yakan terör örgütleriyle iş tutuyor olsalar bile bunun geçici olduğu bir durum olduğunu kabul ediyor ve bu işin kısa sürede bu yanlıştan dönüleceğini ümit ediyoruz ve bekliyoruz.

17-25 Aralık’ta terör örgütünün yargı yoluyla gerçekleştirmeye çalıştığı darbe tutmayınca bugün Amerika’da görülen davaya FETÖ’cülerin bir şekilde sızmaları suretiyle tekrar denenmeye çalışılmaktadır. Bu davanın temelini hukuki dayanağı oluşturan deliller, bilgiler, belgeler FETÖ terör örgütünün 17-25 Aralık öncesi ülkemizde yaptığı kanunsuz, hukuksuz işlerin bir sonucu olduğunun bilinmesini isteriz. Hukuk devletinden beklenen delilleri sağlam, hukuki altyapısı sağlam bir davayla yargılamayı gerçekleştirmiş olması. Ne idiği belirsiz, üretilmiş, montaj, yapıştırma bilgileri delil olarak ortaya koymak hukuk değildir, hukuki bir düşünce tarzı değildir. Türkiye’nin başka ülkelerle yaptığı ticaret kimse kusura bakmasın Türkiye’nin işidir, Türkiye’nin vereceği karara bağlıdır. Bu konuda da kimseden icazet almaya ülkemizin ihtiyacı yoktur. Bazıları kendileri ambargo koydukları ülkelerle rahat rahat ticaret yapacaklar, aynı ülkeyle Türkiye ticaret yapınca bu suç olacak; buna kargalar güler. Daha yakın zamanda İran’la Amerika uçak satışı konusunda anlaşmaya vardılar, prensip anlaşmasına vardılar. Ondan sonra da kalkıp Türkiye ambargoyu deldi, ihlal etti gibi ipe sapa gelmeyen iddialar ortaya koyuyorlar, bunun neresinde hukuk var, bunun neresinde adalet var. O bakımdan eğer uluslararası hukuka uyulacaksa, buna bu iddiayı ortaya koyanların en önce kendileri riayet etmesi beklenir.

Değerli konuklar, Türkiye’nin ve söz konusu ülkenin hukuku derindir ve bu hukuku zedeleyecek birtakım spekülasyonlardan, birtakım sorumsuz beyanlardan kaçınılması mutlaka elzemdir, gereklidir. Türkiye’nin uluslararası ekonomik ilişkilerinde hukuka aykırı herhangi bir işlem ne geçmişte söz konusudur, ne de şimdi mevcuttur. Türkiye bütün kurumlarıyla sağlıklı bir şekilde çalışan bir hukuk devletidir. Her ülkede hatalar olabilir, hataları düzeltmek de hukuk devletinde yine ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde devam eden bu yargı ve burada gelişen olaylar Türkiye’ye ve ülkemizin küresel ölçekteki ekonomik ilişkilerine zarar verme noktasına gelmiştir. Bunun asla ve asla müsaade edilmemelidir. Davanın tarafları orada baskı altında tutulmakta, ülkemiz ve menfaatlerimiz aleyhine ifade vermeye zorlanmaktadır. Sanık olarak açtığınız dosya daha duruşma başlamadan tanığa dönüşmüştür, bunun adalet neresindedir? Bütün bunlar dünyanın gözü önünde cereyan etmektedir. Türkiye’yi zor durumda akılları sıra bırakacak ifadeleri almak suretiyle ve bu şekilde bir sonuca ulaşma gayretleri beyhudedir. Yapılan işin adı, insan hakları ihlalidir. Bu hukuk ayıbını suiistimal ederek Türk bankaları hakkında kriz söylentileri çıkaranlar, bunu yapanlar geçmişte olduğu gibi yine sükutu hayale uğrayacaklardır.

Avrupa Birliği Türkiye’nin 50 yıllık hedefidir ve bu hedefinde zerre kadar şaşma yoktur. Geçen gün Avrupa Birliği katılım öncesi yardımlarda kısıtlama kararı aldı. Sanki büyük bir işmiş gibi, büyük bir gürültüyle-patırtıyla kamuoyuna duyurdular. Neymiş? 105 milyon avro verilen katılım öncesi desteklerde kesintiye gitmiş. 105 avro nedir kardeşim? 105 milyon avro Türkiye’nin ekonomisi içinde ne anlam ifade eder? Türkiye’nin tek bir projesi 3 milyar avro. Türkiye artık eski Türkiye değil. Olsa ne olur, olmasa ne olur? Türkiye milyar dolarları, milyar avroları yatırım için, geleceği için harcayabilecek bir ekonomik potansiyele sahiptir. Bu bakımdan Türkiye bugüne kadar Avrupa Birliği hedefine ne kadar sadakat gösterdiyse, bundan sonra da aynı şekilde devam edecektir. Tabii bu tek taraflı olmaz, karşı tarafın da aynı şekilde vizyonunu, gelecek vizyonunu belirlemesi, hangi yönde gideceğine karar vermesiyle de ilgilidir. Türkiye’yle mi Avrupa Birliği yoluna devam edecek, yoksa kendi içine kapanıp yeni bir gelecek mi belirleyecek; bunu belirleme işi, bu karar bizim kararımız değil Avrupa Birliği’nin kararı olacaktır. Bu kararlarını verdiği anda da biz de ona göre hareket edeceğiz.

Son 1-2 yılda Avrupa’daki seçimler, Türkiye’deki referandum esnasında yaşanan gerginlikler sonucu ilişkilerimiz istediğimiz düzeyde olmadığını biliyoruz ve bunun geçici bir durum olduğunu da görüyoruz. Ve nitekim şimdi peyderpey ilişkiler normale dönmeye başlamıştır.

Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşımaya kararlıyız. Türkiye’yi 2023 hedeflerine emin adımlarla götürmeye kararlıyız.

Değerli katılımcılar; biliyorsunuz kısa bir süre önce Orta Vadeli Plan yaptık ve yürürlüğe koyduk. Orta Vadeli Planımızın esasını yatırım, üretim, istihdam ve ihracat oluşturuyor. Dört temel üzerinde bu orta vadeli planı oluşturduk. Dolayısıyla 2018, 2019, 2020 yılları için büyüme oranımız 5,5’un altında olmayacak. Faiz, enflasyon keza tek haneli rakamlara indirilmek için gerekli gayreti, çabayı göstereceğiz. Bu hepimizin işi, tek başına hükümetin işi de değil, tek başına sizin işiniz de değil. Finans sektörüyle, reel sektörle, kamu sektörüyle hep beraber işveren, işçilerimiz biraraya geleceğiz ve ülkemizin ali menfaatlerini esas alarak küçük vadeli hesaplarımızı erteleyeceğiz, ikinci plana atacağız. Ve böylece bölgemizde yıllardan beri büyük bir mücadele veren ülkemizin bir yandan bölgenin istikrarına katkı sağlaması, Suriye’de, Irak’ta, diğer bölgelerde akan kanın durdurulması, kalıcı çözüme buralarda ulaşılması için aktif katılımımız devam ederken, diğer yandan da ekonomik büyümemiz, refahımızın artması yönündeki çabalarımıza hız vermeden sürdüreceğiz. Türkiye olarak iş dünyamızın önünü açacak, sektörü bir anlamda güvenceye kavuşturacak toplumsal sözleşmelere imza attık, atmaya devam edeceğiz. Milletimiz 15 Temmuz’da demokrasinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha cümle aleme göstermiştir. Biz bu sorumlulukla küresel krize rağmen son 10 yılda ortalama her yıl yaklaşık 1 milyon vatandaşımıza iş-aş sağladık. Son 1 yılda istihdamda 1 milyon 300 bin vatandaşımıza iş bulduk. Avrupa Birliği üyesi 28 ülkenin genelinde gençlerin iş gücüne katılım oranı son 10 yılda yüzde 2,5 azalmışken, Türkiye’de ise bu 5.8 oranında artış göstermiştir.

 Yılın ilk yarısında yüzde 5.1’lik büyümenin 3.9’u yatırımlardan ve ihracattan gelmektedir. Bu neyi gösteriyor? Büyümenin kalitesini gösteriyor. 2017 başında bir ihracat seferberliği başlattık ve Eximbank’ın sermayesini 10 milyara çıkarttık. Bunun anlamı, ihracatçı sayısı daha artsın, ihracat miktarımız daha artsın, pazar çeşitliliğimiz daha da fazlalaşsın. Sonuçları ortada, ihracat artamaya devam ediyor ve inşallah geçmiş yıllardaki 156 milyar doları yakalamayı hedefliyoruz, bu sene en azından o rakama erişmiş olacağız.

Bugün dünyanın en büyük 250 müteahhitlik kuruluşu içinde 45 Türk firması ve bu sayıyla Çin’in ardından ikinci sırayı işgal ediyoruz. Türkiye’nin kabiliyetini gösteren bir başka gelişme de şudur: 2016 yılında müteahhitlik sektöründe proje hacmi bakımından dünya devleri Almanya ve Japonya’yı da geride bıraktık.

Turizm tekrar toparlanıyor, yılın 9 ayında bir önceki yıla göre yüzde 29’luk artış sağladı, hala 2015 öncesi noktaya gelmiş değiliz, bunun için gayret ediyoruz.

69 adet teknoloji geliştirme bölgesi ilan ederek bunların 55 tanesini faaliyete soktuk. Türkiye artık katma değeri yüksek teknoloji üretebilen güçlü bir ekonomiye geçsin istiyoruz.

Demir İpek Yolunun Bakü-Tiflis-Kars hattını geçtiğimiz günlerde hizmete aldık, bu sayede ulaşılacak pazarın büyüklüğü 31 trilyon dolardır. Uzak Doğu’dan Avrupa’ya açılan ulaşım koridorunda orta koridor diye nitelendirdiğimiz bu güzergah tam da Türkiye üzerinden geçiyor.

Milli savunma sanayinde yerlilik oranlarını yüzde 60’ın üzerine çıkarttık.

Türkiye’ye yaptığımız bölünmüş yollar, otoyollar yanı sıra şimdi de yerli otomobil yapmak için yine Türk firmaları işbirliği içerisine girdi, birlikte bu sorumluluğu üstlendiler.

Enerjide dışa bağımlılığı azaltacak hamleleri de gerçekleştiriyoruz. Nükleere dayalı Mersin Akkuyu Nükleer Santrali inşallah bu yıl başlamış olacak ve 2023 hedeflerimiz içerisinde 4480 megavat ilave bir güçle hizmete alınmış olacak.

Bütün bunları saymakla bitmez, birçok alanda, sağlık alanında, eğitim alanında Türkiye 2023 hedeflerinin birçoğunu şimdiden yakalamış gibi gözüküyor.

Değerli misafirler, değerli dostlar; Türkiye güven veren, yatırım fırsatları ve yükselen yıldızıyla oluşturduğu cazibe merkezi yapısını korumaya devam edecek, böylece bölgede istikrar unsuru kalmaya devam edecektir.

Yarınlarımızın bugünden daha da güzel olacağını bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum.

Sözlerimi burada tamamlarken, böylesine güzel ve önemli bir toplantının bir kez daha ülkemiz, ekonomimiz ve yatırımcılarımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum, böylesine verimli bir programın, etkinliğin hazırlanmasında emeği geçen başta Ciner Grubu, Bloomberg HT olmak üzere katkı sağlayan bütün kuruluşları tebrik ediyorum.

Hepinizi bu vesileyle sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, sağ olun, var olun, hayırlı akşamlar diliyorum.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.