Yükleniyor...

Basbakan Yildirim, TGRT Haber’de gündeme iliskin açiklamalarda bulundu

 

Yıldırım, halk oylaması çalışmaları kapsamında 3 gününü İzmir’e ayırdığını, 2,5 aylık kampanya süresinde kente 4 defa geldiğini belirterek "İzmir’de kamp kurmadım. Anadolu’nun birçok şehrini dolaştık. İzmir’e daha fazla gelmem gerektiğini biliyorum ama memleketin her köşesinde vatandaşlarla buluşmamız gerekiyor. Memleketin her rengini, hoşgörüsünü yaşamamız gerekiyordu. Biz Iğdır’dan başladık İzmir’e kadar geldik. Bir kısmını Cumhurbaşkanımız, bir kısmı biz, bazı şeyleri de ortak yaptık. Ortak yaptığımız İstanbul, İzmir ve Ankara." diye konuştu.

"Bu bir referandum, bu referandumda İzmir ile ilgili beklenti var mı?" sorusunu yanıtlayan Yıldırım, "Bu bir halk oylaması, seçim değil. Partiler seçime girmiyor, adaylar yok, milletvekilleri, partiler yarışmıyor. Biz bir halk oylaması yapıyoruz." dedi.

Türkiye’nin geleceğine karar vereceğini ifade eden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Vatandaşımızın oluru, onayı alındıktan sonra inşallah biz güveniyoruz, bu halkoylamasının sonucu olumlu çıkacak, evet çıkacak. Ondan sonra yapılacak ilk genel seçimde 2019 3 Kasım olarak öngörülüyor. Bu seçimde artık yeni sisteme göre seçim yapılacak. İki sandık konacak, aynı günde konacak, birinde milletvekilleri seçilecek, diğerinde cumhurbaşkanı seçimi yapılacak."  

Yeni sistemde seçimlerin ayrı ayrı yapılmayacağını, yeni modelde garantili hükümet sisteminin geleceğini belirten Yıldırım, sistemin parçalı değil, mutlak iktidarı sağladığını ifade etti.

HÜKÜMETE GÜVENOYUNU VEREN HALK

Yıldırım, meclisin gücünün artacağını, milletvekillerinin daha bağımsız hale geleceğini ve yürütmenin yasama üzerindeki vesayetinin yeni yapıda kalkacağını söyledi. 

"Gensoru neden yok" sorusunu ise Yıldırım, "Çünkü hükümet sandıkta güvenoyu alıyor, hükümete güvenoyunu veren halkın kendisi." şeklinde cevapladı.

Yeni sistemde kuvvetler ayrılığının sağlanacağını, milletvekilinin bakan olamayacağını dile getiren Yıldırım, milletvekili bakan olduğu zaman hem yasamanın hem yürütmenin içinde yer aldığına, milletvekili ve bakan arasında haksız rekabet oluştuğuna dikkati çekti.

Şimdi yasama ve yürütmenin iç içe olduğunu belirten Yıldırım, bu durumun kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdığını kaydetti.

"Milletvekilleri artık bölgelerinin sorunlarıyla ilgilenmeyecek" yaklaşımının da doğru olmadığını bildiren Yıldırım, "Hiç alakası yok, daha çok ilgilenecek. Daha çok hesap soracak, buna daha çok vakti olacak. Bu konuda da yürütme, hükümet tarafı, meclis tarafıyla iç içe olmadığı için daha özgürce hesap sorma imkanı doğacak." dedi.

Kılıçdaroğlu’nun "tek adam" eleştirilerinin hatırlatılması üzerine Yıldırım, şöyle konuştu:

"Partiler var mı? Var. Seçim yapılıyor mu? Yapılıyor. İki dönemden fazla seçilemiyor cumhurbaşkanı, bu nasıl diktatörlük ben anlamadım. Anlayan biri bana anlatsın. Diktatörlükte nasıl seçim olur, seçim olmaz, süre dönem sınırlaması olmaz. İstediği zaman istediği şeyi yapar. Diktatörlükten siz ne anlıyorsunuz. Öyle bir şey yok, iki sefer seçim oldu üçüncüde gelmek istiyorsun, gelemiyorsun."

Patronun millet olduğu yerde tek adam ve diktatörlük olamayacağına işaret eden Yıldırım, vesayetin değil, milletin adamının geleceğini belirtti.

Yıldırım, seçimi milletin yaptığını vurgulayarak şunları ifade etti:

"Bugün baktım Sayın Baykal, Sayın Kılıçdaroğlu efendim diyor ki ’Kaddafi, Esed, Saddam gibi tek adam’ Öyle bir şey olabilir mi? Bu Türkiye’ye, Türk halkına hakarettir, şiddetle reddediyorum. Siz nasıl Türkiye’yi 94 yıllık demokrasi deneyimi olan ve 1950’den beri de çok partili hayatı benimsemiş olan ve o günden bugüne 48 hükümet kurmuş, kuruluştan bu tarafa 65 hükümet kurmuş bir ülkeyi getiriyorsunuz Kaddafi, Esed, Saddam’la yan yana koyuyorsunuz. Bu bizim halkımıza hakarettir."

"Bu eyalet sistemi ve Türkiye’nin bölünmesinin ilk adımı, Türkiye bölünecek ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da federasyon ilan edilecek" şeklindeki iddialara Başbakan Yıldırım, "Bunlar da külliyen yalan, saçma. Çünkü anayasa değişikliğinin birinci maddesi, mevcut anayasada dokuzuncu maddeden başlıyor. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı. Türkiye’nin üniter yapıya sahip olduğu ilk 3 maddede yazıyor. İlk 3 maddede değişiklik yok. Daha birkaç gün öncesine kadar ’başkenti Ankara’dan başka yere taşıyabilir’. diyordu. Burada maddede yazıyor, 3. maddede Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, bölünür mü? Yalan, yalandan kim ölmüş." dedi. 

Başbakan Yıldırım, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) bir yargılama kurulu olmadığını sadece hakimler ve savcıların atamalarını yaptığını, görev yerlerini belirlediğini söyledi.

HSYK’nın idari bir kurul olduğunu kaydeden Yıldırım, "İdari kurul olması yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal edebilir anlamı taşımaz. Burada da ehil kanunlara göre, mevzuata göre hukuk devleti esasına göre görev yapacak insanlar olması lazım." dedi.

Başbakan Yıldırım, HSYK’nın mevcut halinde 22 üyenin olduğunu, anayasa değişikliğiyle oluşacak Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nda ise 13 kişinin yer alacağını belirtti.

Yeni kurulda adalet bakanı ve müsteşarın yine üye olacağını, cumhurbaşkanının 4 üye seçeceğini, meclisin de geri kalan 7 üyeyi belirleyeceğini kaydeden Yıldırım, şöyle konuştu:

"Mevcut sistemde yargı bürokrasisi hakimler, savcılar kendi aralarında seçim yapıyor, HSYK’ya üye veriyorlar. Bu ne oluyor, yargıçlar, savcılar arasında siyasileşiyor. Seçilebilmek için bu sefer onlar da siyaset yapıyorlar. Daha sonra bu siyaset aynı üniversite rektörlerinde olduğu gibi husumet devam ediyor, ayrışma devam ediyor, paralel yapı benzeri yapılar buradan kolayca oluşabiliyor. Biz ne yapıyoruz? Biz burada işte yargı bürokrasisini kendi arasındaki seçimlerini kaldırıyoruz, tamamını Meclise seçtiriyoruz. Altısı cumhurbaşkanı, yedi meclis. Meclis kimin, milletin, cumhurbaşkanı kimin, milletin, millet seçiyor. Milletin adına karar verecek yargı mensubunu da milletin kendisi seçecek. Gerçek yargı bağımsızlığı bu. Bu yapıyla paralel oluşumlar, paralel yapılar, yargı içerisinde bir takım gruplaşmaların önüne de geçilmiş oluyor."

Başbakan Yıldırım, "Bizimle paylaşabileceğiniz bir anket var mı?" sorusu üzerine şöyle konuştu:

"Anket çok, adam tıraş oluyormuş, saçım ak mı kara mı diye soruyor. Berber diyor ki önüne düşünce göreceksin, pazar akşamı belli olacak. Bizde bir laf vardır, etlik kuzu közde belli olur. Pazar günü sandıklar açılacak, sayılacak, gerçek anket milletin kararıdır. Bizim anketlerimiz filan var ama açıklamayı vatandaşın iradesine saygısızlık olarak görüyoruz. Yönlendirme yapmak bize yakışmaz, kararı millet verecek, milletin kararı da her kararın üzerinde olacak. Bizler onlar gibi ’evet’ verenleri hain ilan etmiyoruz, ’evet’ verenleri denize dökmekle tehdit etmiyoruz."

Kurtuluş Savaşı’nda İzmir’de düşmanın denize döküldüğünü anımsatan Yıldırım, "Evet’ verenler bu ülkenin düşmanı mı?. ’Hayır’ verenler bu ülkenin düşmanı mı? Öyle bir şey olur mu, böyle bir nefret söylemi olur mu? İzmir bunun cevabını 9 Nisan’da Cumhurbaşkanımızın katıldığı mitingde verdi. 200 bin İzmirli heyecanla coşkuyla meydanda Cumhurbaşkanımızı, bizi karşıladı ve bence verilen cevap oydu. Orada vatandaş dedi ki ’Biz denizin kıyısındayız, buyrun gelin’ dedi. Son cevap pazar günü verilecek." ifadelerini kullandı. 

EVET ÇIKACAK, RAHATIM

"Evet’ sonucunun çıkacağı konusunda benim hiçbir tereddüdüm yok, rahatım." diyen Başbakan Yıldırım, "Rahat bir şekilde ’evet’ mi çıkacak" sorusu üzerine, "Orasını karıştırmayın. ’Evet’ dediğin 50 artı 1’dir, Allah ne verirse onun üstüne bin bereket versin." dedi.

Yıldırım, "Hayır’ oylarının oranının yüzde 53-60 bandında gittiği" söylentilerin olduğunun belirtilmesi üzerine, "Nereye gidiyormuş" diyerek şöyle konuştu:

"Balçova’da çiçek mezatı var, oraya gidince açık artırma ile bir yerden başlıyorlar.  2 saat boyunca, ’yok mu fazla veren’ diye soruyorlar. Milletin vereceği oyun hesabını CHP yapacağına, biraz daha çok çalışsın, millete doğruları anlatsın. Daha ciddi, aklı başında şeyler söylemesi lazım, söyleyemez, çünkü getirilen değişiklik milletin iradesini esas alıyor."

VATANDAŞIN KARARI NET

Kararsızların çok olduğunu zannetmediğini bildiren Başbakan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:: 

"Ben vatandaşın kararının net olduğunu görüyorum. Kararsız, belki paylaşmıyor kararını. Herkesin bir kararı var. Paylaşmıyor. Vatandaş da diplomat oldu. O kadar çok gelen giden var ki.. ’Ne için soruyor arkasında ne var, arkasından vergi memuru mu gelecek, o mu gelecek bu mu gelecek’, vatandaş haklı olarak tereddüt ediyor. Tabiri caizse anket manyağı olduk. Herkes ha babam.. tırnak içinde, böyle bir şey olur mu? Herkes anket, her şey anket, gece gündüz rahat yok millete. Bırak da millet uyku uyusun."

Yıldırım, Kürt seçmenin ne yönde karar vereceğini soruması üzerine, şöyle konuştu:

"Kürt, Türk, Laz, Çerkes, Alevi, Sünni, Zaza ne kadar mezhep, meşrep, etnik grup vasa hepsi Türkiye’nin baştacıdır, birinci sınıf vatandaşıdır. Herkes Türkiye’nin geleceğini, Türkiye’nin birliğini, beraberliğini devam etmesini isteyecek ve ona göre oy verecek. Biz Güneydoğudan iyi oy alacağımızı düşünüyorum. Güneydoğu çok kötü bir tecrübe yaşadı, özellikle 7 Haziran’dan sonra orada terör örgütü çukur siyaseti ile orada yaşayan vatandaşlarımıza çok büyük acılar yaşattı. Güvenlik güçlerimize büyük acılar yaşattılar. Ülkemize büyük zararlar verdiler ve orada yaşayan vatandaşlarımız bunu yapanları affetmeyecek, bunlara bir fatura kesecek."

Yıldırım, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ve sonrasında sadece İstanbul, Ankara, İzmir’in değil, Diyarbakır, Hakkari, Iğdır’ın da ayakta olduğunu, herkesin sokaklara koştuğunu belirtti.

Herkesin bayrağıyla koştuğunu ve ülkeye, demokrasiye sahip çıktığını söyleyen Yıldırım, milletin darbeyi böyle önlediğini ifade etti.

"Sizi Türk bayraklarıyla karşılayan Doğu ve Güneydoğu halkı terörle mücadeleye devam edin, biz sizin yanınızdayız, üniter yapının yanındayız mesajı mı verdi?" sorusuna Başbakan Yıldırım, "Aynen öyle, biz etle tırnak gibiyiz, biriz, beraberiz, birlikte Türkiye’yiz. Herkesin dediği bu. Çünkü terör örgütü orada çok eza ceza yaptı millete. Çok çektirdi. Tekrar bu acıları bölge yaşamak istemiyor." yanıtını verdi.

Program sunucusunun, programa gelirken karşılaştığı bir kadının "Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sonra birisi gelirse, beklenmedik işler yaparsa ne olacak?" sorusunu sormasını istediğini belirtmesi üzerine Yıldırım, aynı şeyin Adnan Menderes, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan için de denildiğini anlattı.

"Bu sistem Erdoğan için değil, her doğan için." diyen Yıldırım, anayasa değişikliğiyle cumhurbaşkanına verilen yetki ve sorumluluklarına ilişkin bilgiler verdi.

"Türkiye’nin kararnamelerle yönetileceği" yönündeki eleştirilere ilişkin soruyu da yanıtlayan Yıldırım, kararnamelerin sınırlı durumlarda ve birçok şarta bağlı çıkarılabileceğini ifade ederek, "İzmir’in körfez geçiş projesini Meclis mi yapacak, cumhurbaşkanı ve kabinesi yapacak. Tayin ettiği bakan takip edecek. Burada işleri yapacak adamları, gerekli görüyorsa kurumları kuracak." diye konuştu.

Değişiklikle sıkıyönetimin anayasadan çıkarıldığını anımsatan Yıldırım, "Türkiye artık milletine, milletin kararlarına, basiretine güveniyor. Biz sıkıyönetimi kaldırıyoruz yeni teklifte. Eğer sıkıyönetim olsaydı, sıkıyönetim her şeyi yapardı. Her şeyi yapma yetkisi vardı." değerlendirmesini yaptı.

AKLA ZİYAN ŞEYLER

Kılıçdaroğlu’nun değişikliğe neden "hayır" denilmesi gerektiğiyle ilgili anlatacak bir şeyinin olmadığını, milletin aklını bulandırmaya çalıştığını söyleyen Yıldırım, şunları kaydetti:

"Anlatacak şeyleri yok, ellerinde malzeme yok. Milletin aklını bulandırmak için kahveler, lokantalar, taksiciler, minibüsçüler önlerine kim gelirse onlara korku salıyorlar. ’Evet derseniz lokantalar gitti, berberler, taksi durakları kapatıldı, taksilerin ruhsatları iptal oldu...’ İş adamlarına ’Fabrikanız bir günde elinizden alınacak, tapularınız elinizden alınacak...’

Ne oluyor kardeşim, sıkıyönetimlerde bile böyle olmadı. Darbe gördü Türkiye, iki tane doğrudan, iki dolaylı darbe ama bunların hiçbiri olmadı. Bu nasıl bir iştir, bu ne akıldır. 12 Eylül darbesinden sonra ne oldu? Elinizden malınız mı alındı, fabrikalar mı kapatıldı? Böyle bir şey olur mu? Akla ziyan şeyler. Ana muhalefet partisi genel başkanının daha sorumlu davranması lazım. Halka doğruları söylemesi lazım. Nitekim halk da ciddiye almıyor, kusura bakmasın. Bana göre ciddiye almıyor, benim değerlendirmem bu."

Milletvekili sayısının artırılmasına ilişkin soru üzerine Yıldırım, Türkiye’nin 50 milletvekilinin maaşlarıyla krize gireceği değerlendirmesini yapanların yıllık 2 milyon liralık telefon faturası olan milletvekilinin masrafını düşünmesi gerektiğini, bu bedelin 10 milletvekilinin 4 yıllık maaşına karşılık geldiğini söyledi.

CHP’nin 1995’te "600 milletvekili olsun" teklifi verdiğini, daha sonra bunu fazla görüp 550’ye çektiklerini dile getiren Yıldırım, "Kendi yaptıkları iş, ne zaman? 1995. O gün Türkiye’nin nüfusu 59 milyon, şimdi yurt dışıyla beraber 84 milyon. O günkü seçmen sayısı 29 milyon, şimdi 59 milyon. Bunda ne var? Bu bir temsil meselesi. Asıl sorgulanacaksa sen 450’yi 550 neye göre yaptın kardeşim? Biz onu da sorgulamıyoruz, bize göre lazım." açıklamasında bulundu.

BİR YANLIŞI DÜZELTİYORUZ

"Gençlere ’evet’ versinler diye seçilme yaşını 18’e indirerek rüşvet mi veriyorsunuz?" sorusuna cevaben bir yanlışı düzelttiklerini ifade eden Yıldırım, "Gençleri siz bu kadar küçümseyemezsiniz. Buna hakkınız yok. O beğenmediğiniz, ’apolitik, ülke meseleleriyle ilgilenmeyen’ dediğiniz o gençler 15 Temmuz gecesi en önce meydana indiler. Tankların önüne onlar yattı. Tankların içinden o alçakları onlar çıkardı. O gün şehit verdiğimiz insanlarımızın 39’u 18-25 yaş arasındaydı." ifadelerini kullandı.

CHP’nin bu konuda da "çarşafladığını", parti tüzüğünde genç kotasının bulunduğunu, bu partinin milletvekilinin seçilme yaşının 18 olması için kanun teklifi verdiğini anımsatan Yıldırım, şunları anlattı:

"CHP’nin parti tüzüğünü açın bakın genç kotası var. Parti tüzüğüne göre parti meclisine 18 yaşında girebilme imkanı var. O da seçimle geliyor. Sen parti meclisinde 18 yaşa izin veriyorsun, yetmedi 2011 seçimlerinde seçim vaadinde diyorsun ki ’Seçilme yaşını 21’e indireceğim’, yetmedi senin milletvekilin kanun teklifi veriyor, ’Seçilme yaşı 18 olsun.’ Bütün bunları yapacaksın, bugün hepsini unutup 18 yaşa karşı çıkacaksın. Demek ki 18 yaşı, 21 yaşı, 18-25 yaş arasını hem parti kurullarında hem milletvekilliğinde değerlendirmek istediler. Ama şimdi bu teklifi biz getirdiğimiz için karşı çıkıyorlar. Hiçbir haklı gerekçesi, tutar tarafı yok. Dökülüyorlar, bu kadar net."

Başbakan Yıldırım, "ABD’de olan FETÖ elebaşı ve diğer örgüt üyelerinin iadeleriyle ilgili bir beklenti var mı?" sorusu üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Yıldırım, "FETÖ’cülerin Almanya’daki faaliyetleri çok yaygın. Bu darbedeyken yurt dışına kaçan, yurt dışında olanlar, biliyorsunuz Almanya’ya sığınma başvurusu yaptı, Almanya şu anda onlara güvenli liman olarak görünüyor." dedi.

Amerika konusunda ise gerekli hukuki belgeleri ilettiklerini hatırlatan Yıldırım, sonuç beklediklerini ifade etti.

ABD’nin yeni yönetiminden bu konuda daha duyarlı hareket etmelerini beklediklerini vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunu her düzeyde kendilerine ifade ettik, kendilerine anlattık bütün ayrıntılarıyla. Benim kanaatime göre yeni yönetim, bu yapının bu darbeyle ilişkili olduğunu düşünüyor, önceki yönetime göre. Yeni yönetim bizim bu yaşadıklarımızı daha iyi anlıyor. Hatırlayın Trump kampanya konuşmalarında 15 Temmuz’u değerlendirdi zaten. ’Bu bir darbedir ve Recep Tayyip Erdoğan bu darbeyi bastırmıştır’ dedi. Dolayısıyla darbe olduğu konusunda bir tereddüt olmadığı gibi bu darbenin de Pensilvanya’yla ilintili olduğu konusuna uzak değil. Onu söyleyeyim. Ama henüz istediğimiz hızda ilerlemiyor. Hem hukuki yönden hem de hükümetler arası ilişkilerde bu konu bizim öncelikli konularımız arasında yer alıyor."

Başbakan Yıldırım, terörle mücadelenin kış mevsiminde de ara verilmeden sürdürüldüğünün anımsatılması üzerine, terör örgütünü Türkiye’nin gündeminden çıkartmak istediklerini bunun için yaz kış demeden teröristlerin peşlerinde olduklarını anlattı.

Terörle mücadelede asla rehavet olmadığına dikkati çeken Yıldırım, "Ama zorluğumuz ne, zorluğumuz Suriye’de, Irak’ta yaşanan savaş ve iç karışıklık yüzünden sığınmacılarla birlikte aralarına katılarak gelenler oluyor. Onlarla ilgili biraz sıkıntı yaşıyoruz ama Allah’a şükür büyük oranda olay kontrolümüz altında. Ama bitti de diyemiyoruz, çalışacağız. Çünkü bu yapı tek başına hareket eden bir yapı değil. Bunların öyle ya da böyle destek aldıkları dış çevreler var." ifadelerini kullandı.  

Kerkük’te Irak Kürt Bölgesel Yönetimine (IKBY) ait bayrağın indirildiğine ilişkin iddiaların hatırlatılmasının ardından bu konuya değinen Yıldırım, henüz bayrağın indirildiği bilgisinin teyit edilmediğini belirterek bu konuda görüşlerinin net olduğunu, bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini belirtti.

Yıldırım, Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ederek, bunun da yapılacağını dile getirdi.

EVET ÇIKMASI EKONOMİNİN BÜYÜMESİ DEMEK

Başbakan Yıldırım, halk oylamasında "evet" çıkmasının ekonomiye olası katkılarına ilişkin soruyu ise şöyle yanıtladı:

"Evet çıkması demek istikrar demek, öngörü demek, ekonominin büyümesi demek, daha çok dış yatırımcının gelmesi demek, daha çok iş aş demek. Zaten istihdam seferberliğiyle hedeflerimizin üzerine çıktık, 730 binleri bulduk, 2 yılda 12 ay boyunca şu anda neredeyse yarısına yaklaşıyoruz o iyi gidiyor. İhracatımız artıyor, 2016 büyümeleri iyi geldi, 15 Temmuz’dan sonra alelacele not düşüren değerlendirme kuruluşları tekrar döndüler, onlar da uyumlu açıklamalar yapıyorlar yani. Türkiye’nin yarını bugününden daha güzel olacak, ekonomisi gelişecek, istikrar sürecek, Türkiye büyümeye devam edecek."

Yıldırım’a, yoğun programları olduğu hatırlatılarak dinç kalabilmesi için hangi vitaminleri aldığı soruldu.

Herhangi bir vitamin kullanmadığını bildiren Yıldırım, en büyük vitamininin zamanını vatandaşla iç içe geçirmesi olduğunu dile getirdi.

Yıldırım, günde ortalama 4-5 saat uyuduğu bilgisini vererek, şunları kaydetti:

"Normal vatandaş neyle besleniyorsa, nasıl hayatını devam ettiriyorsa biz de aynısını yapıyoruz. Ben de herkes gibi bir beşerim yani bir farkım yok. Sorumluluğumuz bizi farklı yapmaz. Tek farkı var şu, yani bu görevde kendini denetimli serbestliği olan bir hükümlü gibi görüyorum. Çok fazla etrafta ekip var, koruma var, rahat hareket edemiyoruz, şöyle çıkayım sokağa tek başına kokoreç yiyeyim."

İstanbul’da Erzincanlılar buluşmasına beyaz klasik bir otomobille gittiklerinin anımsatılması üzerine Başbakan Yıldırım, kendisinin de bilgisinin olmadığını, oğlunun bir sürprizi olduğunu söyledi. 

Anayasa değişikliğinin TBMM’de MHP ile hazırlanmasına rağmen bu partinin tabanının buna destek vermediği, "hayır" oyu kullanacağı iddialarına yanıt veren Yıldırım, "Hiçbir ülkücü, milliyetçi, vatanını, milletini seven, ülkesini seven, ülkesinin birliğini beraberliğini canından önemli bilen hiçbir milliyetçi ülkücü kardeşimiz PKK terör örgütünün, FETÖ terör örgütünün safında yer almaz, bunu çok açık söylüyorum." ifadesini kullandı.

Yıldırım, ülkücülerin, milliyetçilerin temel prensibinin önce ülke ve millet, sonra kendi nefisleri olduğunu söyledi. Ülkücülerin, milliyetçilerin bunu görerek ona göre karar vereceğini dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:

"Yani MHP, bu ülkenin birliğini, beraberliğini, kardeşliğini en önde savunan parti. Üniter yapının korunması, Türkiye’nin teröre karşı mücadelesinin kesintisiz devam etmesini ısrarla takip eden, bu konuda her zaman bize destek veren bir parti. MHP’den, MHP’ye gönül vermiş, ülkücü, milliyetçi kardeşlerimizden hatta Büyük Birlik Partisi alperen kardeşlerimizden nasıl böyle bir şey bekliyorsunuz? Böyle bir şeye ben ihtimal vermiyorum ama FETÖ maalesef her yere sızıyor yani maalesef ülkücüler ve milliyetçi kesim içerisinde de bütün partilerde olduğu gibi bir alan açmaya çalışıyor, böyle bir gayretleri var ama hiçbir milliyetçinin, vatan millet bayrak sevdası olan hiçbir vatan evladının, terör örgütlerinin çizgisine düşeceğine ihtimal vermiyorum."

Başbakan Binali Yıldırım’a, 15 Temmuz gecesi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumuyla ilgili tartışmalar ve onun "Asıl o gece Başbakan neredeydi?" sorusu hatırlatıldı.

Kılıçdaroğlu’nun o gece nerede olduğunun bilindiğini dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinde geceyi geçirdiğini biliyoruz ama o gece Recep Tayyip Erdoğan ve bu ülkenin başbakanı, o darbeyi bastırmak için ölümü göze aldı, saldırıya da uğradı, ateş de edildi. Başbakan’a da ateş edildi, Cumhurbaşkanı’na da edildi. Bizim nerede olduğumuzun yüzlerce şahidi var. Yaptıklarımızın da onlarca şahidi var. Onun hesabını biz fazlasıyla milletimize verdik, o geceyi dolu dolu geçirdik ve o alçakların, bu alçakça saldırılarının önlenmesi için yapılması gereken her şeyi yaptık. Hayatımızı da ortaya koyduk. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, biz, milletvekillerimiz, bakanlarımız ve her şeyden önemlisi milletimiz... Savcılarımızı, polislerimizi de unutmayalım, onları da unutmayalım. Medya da iyi iş gördü. Medya hiçbir telkin olmadan ülkeye sahip çıktı, hakkını teslim etmemiz lazım. Şimdi bu polemiğe, tartışmaya girersek Sayın Kılıçdaroğlu çok şey kaybeder."

Yıldırım, darbe girişimi sırasında Kılıçdaroğlu ile görüşüp görüşmediğine ilişkin soru üzerine şu ifadeleri kullandı:

"Görüştüm evet. Beni aramış görüşemedik, sonra kendisini aradım. Bana dediği şey şudur; ’Biz ne yapabiliriz? Bu bir darbedir.’ Ben de dedim ki yapacağınız şey, bu önemli bir şeydir, ’Sizin yanınızdayız, ne yaparız’, ben bunu duyduğuma memnun oldum, teşekkür ediyorum ama biz milleti meydanlara çağırıyoruz, siz de kendi parti mensuplarınıza aynı şeyi yapabilirsiniz. Bana dedi; ’Bunların güvenliğini kim sağlayacak?’ Dedim, millet artık ölüm kalım mücadelesi veriyor. Millet kendi güvenliğini sağlar. Bugün sokağa çıkmayacağız da ne zaman çıkacağız? Aramızda geçen konuşma bu.

Daha sonra Yenikapı’ya geldi. Yenikapı ruhunda bizimle beraber oldu. Sonra ne oldu ne bitti ne telkin oldu bilemiyorum. Biliyorsunuz içeri atılan FETÖ’cülere filan sahip çıkmaya kalktı. Kendi partisinden eleştiriler aldı, ondan sonra ’15 Temmuz tiyatro’ dedi. Sonra, ’kontrollü darbe’ dedi. Tiyatro olursa bir senaryosu da olması lazım kendi içinde tutarlı ama böyle bir şey yok. Ülke ölüm kalım mücadelesi verdi o gün. Vatandaşlarımız tanka, topa, tüfeğe, uçağa karşı göğüslerini siper etti. Bayrağı indirmedi, ezanları dindirmedi. Bu darbe girişimine bu tip isimler koymak, FETÖ’ye destek anlamına gelir, başka hiçbir anlam ifade etmez."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu iddiaları ortaya atarken FETÖ tarafından yönlendirildiği yolundaki söylemlerin anımsatılmasının ardından Yıldırım, "Öyledir, değildir bilmem ama söylem o yorumu kendiliğinden getiriyor." değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım, Kılıçdaroğlu’nun "Maillerim izleniyor mu?" tepkisiyle ilgili de "Bilmiyorum ben, o konuda fikrim yok." açıklamasını yaptı.

FETÖ ile mücadeleye dair 17 Nisan’dan sonra farklı bir projeksiyon olup olmayacağı ve yargı sürecine ilişkin soru üzerine Yıldırım, bu konuda 27 ilde 100’den fazla dava açıldığını ve kısa sürede de ilk kararların çıkmaya başlayacağını ifade etti. 

"Sosyal medya üzerinden dönem dönem FETÖ’nün yeni darbe girişimleri olacağı anlamı çıkarılan propagandalar yapıldığına" ilişkin hatırlatma üzerine bu konuya değinen Yıldırım, şunları söyledi: 

"Şimdi bakın bunlar böyle gizemli laflar, şifreli laflar, milletin kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Millet rahat olsun, biz nöbetteyiz. Millet işine gücüne baksın. Onlar yerine biz nöbet tutuyoruz. Onlar nöbetini tuttu, demokrasiyi kurtardı, bayrağı düşürmedi. 15 Temmuz’da ve devam eden 27 günde gerekeni yaptılar. Şimdiki durum, hükümet iş başındadır, kurumlar görevinin başındadır. Bu ve buna benzer dedikoduları yapmaya devam edecekler, bunu da biliyoruz. Amaçları milleti tedirgin etmek, milletin içine korku salmak ve böylece kendi gayrimeşru emellerini gerçekleştirmeye çalışmak ama o iş bitmiştir yani sonuna kadar gidilecek."

Başbakan Yıldırım, anayasa değişikliği halk oylamasında "hayır" sonucu çıkmasına ilişkin Avrupa’dan tahmin ve buna dayalı değerlendirmeler yapıldığının hatırlatılması üzerine, "Avrupa’dan hayır gelmez." ifadesini kullandı.

Avrupa’nın bu süreçte bütün değerlerini yerle bir ettiğini vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye’nin düşmanı ne kadar terör örgütü varsa onlara alan açtı. Bizim kampanyamıza da engel oldu. Şöyle söyleyeyim ’evet’in suyu mu çıktı? Evet varken niye ’hayır’ı konuşuyoruz? Evet daha güzel. En güzel işler evetle başlar. Milletimize güveniyoruz, ’evet’ çıkacağına da inanıyoruz. Şimdi kabuller yapıp onun üzerinden senaryolar üretmenin anlamı yok. Pazar gününü görelim. Sandıklar kapansın, sonuçlar çıksın. Ne dedik, ’Hayır da verirse evet de verirse başımız gözümüz üstüne.’ Söz de karar da milletin. O kararı görelim."

CHP ’KUZU TAKTİĞİ’ UYGULUYOR

Yıldırım, CHP’nin bu kampanya döneminde "hayır" çıkarabilmek için farklı bir taktik uyguladığını belirtti.

CHP’nin "kuzu taktiği"yle kampanyasını yürüttüğünü dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:

"Bu kuzu taktiği, böyle masum, mülayim, efendim çok sert olmayan eskisi gibi... (Eskiden) Cumhurbaşkanı’na çatar, bize çatar bilmem ne... (Şimdi) Hatta beni korumaya bile çalışıyorlar. ’Biz Başbakan’ı beğeniyoruz, seviyoruz. Onun için gitmesini istemiyoruz’ gibi birtakım toplumun hislerine hitap ediyor, aklı sıra milleti ikna edecek. Kardeşim sen bırak benim koltuğumu, ben koltuk meraklısı değilim. Ben memleket, millet sevdalısıyım. Eğer milletimin faydasına bir iş olacaksa bizim için makamlar önemli değil. Ben, bu iş ülkenin, milletin yararına olduğu için bu kadar canla başla çalışıyorum. Bencil olamayız, bencilik yapamayız. Milletimizin, gençlerimizin geleceği söz konusu. Yaşadığımız 15 Temmuz, bunu yok sayamayız. Onun için CHP’nin asıl eski kodlarına dönüp dönmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz."  

Başbakan Yıldırım, halk oylamasından "evet" çıkması halinde Kılıçdaroğlu’nun görevinde kalıp kalamayacağı tartışmalarına ilişkin, "Ben o konulara karışmam, kendi parti meselesi ama tabii ki delegelerin vereceği karardır. Kemal Bey de herhalde o konuda işi sağlam tutuyor." yorumunu yaptı.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.