Yükleniyor...

Baskanlik sistemi için çalisacagiz

 

Davutoğlu, NTV özel yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Parlamenter sistem ve başkanlık sistemi olmak üzere iki tercih arasında bulunmadıklarını dile getiren Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Askeri müdahalelerle malul hale getirilmiş, çarpık bir yapıyla başkanlık sistemi arasında ve güç karmaşasına yol açan, yetki karmaşasına yol açan, insanları yoran, bizim ilişkimiz açısından söylemiyorum, Cumhurbaşkanını da Başbakanı da yoran, yani bu 12 Eylül’de Evren-Özal ilişkisinde, sonra Özal-Mesut Yılmaz ilişkisinde, Demirel-Erbakan ilişkisinde, Ecevit-Sezer ilişkisinde, bütün o ilişkilerde herkesi yoran bir sistem. Olabilecek şey, ya pür parlamenter sisteme dönüş ya da başkanlık sistemine geçiş. Ama bir kere, yine bu partilerin demokrasiye sahip çıkmaması sebebiyle 2007’de, çıksalardı, 2007 AK Parti beyannamesinde, Cumhurbaşkanı yetkilerinin azaltılması üzerinden parlamenter sisteme dönüş fikri vardı, 2007 ilk anayasa çalışmaları yapıldığında."

AK Parti’nin bu konuda bir dogması olmadığını belirten Davutoğlu, "Önemli olan millet iradesinin, siyasi sisteme yansıması. Şimdi Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmiş ve bu pratik başlamışsa doğru olan, bu sistemin, bu malul sistemin, başkanlık sistemi yönünde evrilmesi. Ama başkanlık sisteminin de çağdaş, demokratik, özgürlükçü niteliğiyle uygulanması" değerlendirmesinde bulundu.

"Başbakan olarak, içinde Başbakanın olmadığı bir sistem için oy isteyeceksiniz iki ay boyunca. Değişik geliyor kulağa" sözleri üzerine Davutoğlu, "Tam da bunu kastederek söyledim. Çünkü aslında bu etik olarak da saygı duyulması gereken bir durum olduğunu düşünüyorum. Niye 3 ay önce konuşmadığımın sebebi de bu. Yani hep ’Niye Başbakan bu konuda fikir beyan etmiyor?’ Ben başbakanlık görevini yaparken hakkıyla yaptım ve başbakanlık görevini yürütürken de Anayasa’nın bana verdiği, siyasi olarak da üstlendiğim sorumluluğu tartışma konusu yapmam" diye konuştu.

Davutoğlu, "Ama seçime gidiyorsam, onun için bir hafta önce bunu açıkladım, seçime gidiyorsam da doğru olan neyse onu söylerim. Yani Türkiye’nin şu anda bu sistemi yenileme ihtiyacı var. ’Başbakanım’ diye, ’Bu koltuğu koruyacağım’ diye bu ihtiyacı gözardı etmem. Ama başbakanlık görevini yaparken de bu görevi ne şekilde illetli kılacak olan, zayıflatacak hiçbir açıklamaya ya da tavra müsamaha göstermem. Bunu da çok açık baştan itibaren söyledim" dedi.

"Doğru şeyi, en doğru zamanlamayla söylememiz lazım"

Geçen sene kendisi Başbakanlık görevini devralırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, AK Parti’nin Olağanüstü Kongresi’nde, "Biz, buradan bir emanetçi Başbakan çıkartmayacağız. Güçlü Başbakan, güçlü Cumhurbaşkanı. İkisinin de çalıştığı bir sistem öngörüyoruz" dediğini anımsatan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Ben de ona cevaben dedim ki ’Biz siyaseten emanetçi değiliz. Dava emanetini üstlendik. Emanetiniz, emanetimizdir. Ama bilinsin ki Türkiye’de yeni bir restorasyon dönemine ihtiyaç var. Siyasal sistemin bütünüyle yenilenmesi lazım’. Şimdi ben bunu söylemiş biri olarak ve her şeyden çok ahlaki boyuta her zaman dikkati çekmiş biri olarak, (Başbakanlık koltuğuna oturdum) diye o koltuğa saplanıp kalmam. Hiçbir yerde de bu koltuğu düşünerek, şu veya bu fikrimi saklamam, gizlemem. Ama bu koltuğu eğer millet bana emanet etmişse, bu koltuğun hakkını da tartışma konusu yapmam. Dolayısıyla bu denge, iki ay, üç ay önce söylemiş olsaydım, dediğiniz sonuç doğardı. Yani ben başbakanlık görevini yürütürken demiş olurdum ki ’Aslında bu koltuk ileride olmayacak’. Ama şimdi seçime giderken, halka en doğru şeyi, en doğru zamanlamayla söylememiz lazım. Seçimden sonra çıkacak tablo ne olursa yine onun gereğini yaparız. Yani anayasa değişikliğine ulaşacak tablo olursa muhalefetle de konuşarak..."

"2023 Sözleşmesi"

Anayasayı tek taraflı bir sözleşme olarak görmediğini, bunun çok taraflı bir sözleşme olduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Onun için seçim beyannamesine, ’2023 Sözleşmesi’ diye bir ibareyi de koymayı düşünüyorum. Cumhuriyetin kendini yenilemesi, kendi gençleşmesi, dirileşmesi, halkla bu anlamda buluşması. O sözleşmeyi oturur, Meclise giren herkesle bir mutabakat için yeni bir anayasa ve o anayasa için de konuşmaya hazırız. Getirsinler tekliflerini" ifadesini kullandı. Başbakan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama şunu demesinler; bu kadar 27 Mayıs’tan sonra yaşadığımız acı tecrübelerden sonra ’Türkiye’de mükemmel işleyen bir parlamenter sistem var. Biz bunu değiştirtmeyiz.’ demesinler. Teklifleri ne ise onu getirsinler. O zaman o tabloya tekrar bakarım, öyle bir irade ortaya çıkıp, hani millet iradesiyle referandum veya doğrudan şeyle başkanlık sistemine geçene kadar da Başbakanlık koltuğunun hakkını veririm. Sistem değişirse de değiştiği zaman, o konu neyi gerektiriyorsa onu yaparım. Ama hiçbir zaman kendi içimde, kendimle barışık olmayan bir konuyu savunmam. İçselleştirmediğim hiçbir fikri kim ne derse desin, kamuoyuna çıkıp da gündeme getirmem."

"Şimdi yine yeni anayasa iddiasıyla çıkıyoruz"

Davutoğlu, "7 Haziran’daki seçimin, diğer oylama karakterinin yanında, bir ’Başkanlık referandumu’ anlamı taşıyıp taşımadığı" sorusu üzerine, "Biz ’Yeni Türkiye’ ifadesini kullanırken, sistemin, siyasal sistemin, yargının, yürütmenin, yasamanın, bütünüyle bu işleyişin yenilenmesi teziyle ortaya çıktık. Dolayısıyla meydana çıkarken verdiğimiz sözlerden biri de yeni anayasa" dedi.

Aslında bu sözü 2007 yılında verdiklerini anımsatan Davutoğlu, "Eğer ulaşılmış olsaydı 2007’de, o güce ulaşmış olsaydık, muhtemelen şu anda tartıştığımız konuların dışında bir yapıya geçmiş olurduk ve doğru bir yere oturmuş olurdu. Ama o zaman engellediler" diye konuştu.

Bu tarihten sonra, anayasa hukukçusu Ergun Özbudun başkanlığında Anayasa Komisyonu kurulduğunu anımsatan Davutoğlu, "Ne oldu? Dağlıca baskınını yaptırttılar ve anayasa tartışması yerine Türkiye’de terör konuşulur hale geldi" değerlendirmesinde bulundu.

Davutoğlu, 2011’den sonra da Meclisteki siyasi partilerden eşit sayıda temsilcilerin katılımıyla kurulan Anayasa Komisyonunun çalışmalarında da bir yere gelinmediğini belirtti. Başbakan Davutoğlu, şunları söyledi:

"Şimdi yine yeni anayasa iddiasıyla çıkıyoruz. Şimdi ümit ederiz ki halkımız bize bu çoğunluğu verir. Verdiği zaman Anayasa’yı, tekrar söylüyorum, salt başkanlık sistemini değil, Anayasa’yı, yeni bir anayasa ve yeni anayasa içinde o anayasanın özüne, insan odaklı özüne uygun bir başkanlık sistemini gündeme getiririz. Bu güce erişirsek, ilk yapacağımız şey şudur; muhalefet partilerini bu konuda diyaloğa davet ederim. Tek başımıza tutup da bir... Anayasa bir sözleşmedir. Herkesi diyaloğa davet ederim. Bütün toplum kesimlerini diyaloğa davet ederim. Derim ki ’Bakın arkadaşlar, bakın ey siyasi partiler, ey entellektüeller, beraber yeni bir Türkiye inşa etmemiz lazım. Hangi görüşte olursanız olun. Herhalde hepiniz 12 Eylül’ü yaşadınız, 27 Mayıs’ı yaşadınız. Yaşı daha genç olanlar 28 Şubat’ı, daha genç olanlar e-muhtırayı yaşadı. Bir daha bunu yaşamamamız için, bir daha millet iradesinin üzerinde bir otoritenin egemen olmaması için zihninizde, eteğinizde ne varsa gelin koyun: ’Bizim eteğimizdeki şudur.’ Bu sözleşme mantığı içinde, elimizden geleni yaparız. Bir mutabakat hasıl olması durumunda, zihnimizdeki modeli tartışa tartışa olgunlaştırarak, özgürlükçü bir anayasayla başkanlık sistemine geçişin temel taşlarını dokumaya başlarız."

Başbakan Davutoğlu, "Eğer bu güce ulaşamazsak, ki inşallah ulaşacağız, buna inancım tam da hani her ihtimali gözetmeli, o zaman da yine ’Gelin buradaki aksak olan hususları beraber toparlayalım’ diye çağrıda bulunuruz. Ama ne benim, ne Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmiş birikimi ve sahip olduğu devlet ahlakı, şu sistem içinde de bir kriz yönetimine yol açmaz. Hep beraber anayasayı değiştirecek çoğunluk için çalışacağız. Onun için de başkanlık sistemi için çalışacağız. Onu gerçekleştirdiğimiz ölçüde mesafe alacağız. Değilse de sistemi en iyi şekilde işletecek siyasi olgunluğu göstereceğiz" ifadesini kullandı.

"Her halükarda ’Yeni Anayasa’ diyorsunuz" sözüne de Davutoğlu, "Tabi" karşılığını verdi.

"Başkanlık sisteminin biraz detaylarına girmek istiyorum. Bilmiyorum beyanname ne kadar içeriyor bunları. Kuvvetler ayrılığı tasarımınız nasıl? En azından zihninizdeki kuvvetler ayrılığı anlayışı nasıl" sorusu üzerine Davutoğlu, bu anlamda zaten esas olarak başkanlık sisteminin özgürlükçü dokusundan bahsederken, referansta bulunduğu noktaların bu olduğunu belirtti.

"Özgürlük, insan hakları ve insan odaklı çerçeveyi Anayasa’nın temel ilkeleri olarak ortaya koyduktan, vatandaşlık tanımını bu esasta tüm unsurlarıyla tanımladıktan sonra o çerçeve ve temel özgürlükler alanı içinde bu özgürlükleri yansıtacak bir siyasal sistem. Bakın başkanlık demiyorum daha, siyasal sistem. Bir form" diyen Davutoğlu, bahsettiği formun özgürlüğü koruyan unsularından birinin de hiçbir gücün denetimsiz olmaması olduğuna dikkati çekti.

Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Başbakan olarak parlamenter sistem doğru işlemiş olsaydı başbakan olarak şu anda görünüşte parlamenter sistemin tüm şeyine rağmen sorumlu benim. Hesabı her açıdan parlamento tarafından imza yetkisi bakımından da tümüyle sorumluluk başbakanın üzerindedir. Hesabı verecek olan odur. Denetim var yani. Denetimin olmadığı bir tabloyla karşı karşıya değiliz. Kaç bakanımız iki hafta içinde gensoruya muhatap oldu, yargı süreci var, her şey var.

Tüm parlamenter sistemlerde böyledir. İngiltere’de de böyledir. Yargı denetimine de açıktır bu. Danıştay ve benzeri uygulamalar... Niye birçok bürokratı istemediğimiz halde çoğu zaman, beraber çalışamayacağımız halde tutuyoruz. Çünkü yargı denetimi var. Tüm bir otorite birikimi yok. Şu anda başbakanlığın kullanabileceği muhayyel güç belki başkanlık sistemindeki başkandan daha az değil. Onu kastediyorsanız doğru. Şu varsayım yanlış. Başkanlık sistemi otoriterliğe yol açar, parlamenter sistem demokratikliğe veya tersi. Onun için form diyorum. Özünü esas doğru dokumak ve herkesin o özde anlaşması önemli.

Ama şu olmayacak, daha doğrusu olması Türkiye’de demokrasinin geldiği olgunluk açısından da bu mümkün değil. Bugün Cumhurbaşkanımız için tartışılan bazı konular, yarın, 10 sene sonra başka başkanlık sistemi olması durumunda gündeme gelecek konular, bilinsin ki Türk demokrasisi içinde zaten olmayacak şeyler. Bunlar Cumhurbaşkanımız da muhayyel yani şu anda ne olacağı anlamında söylemiyorum, tartışmayı ona odakladıkları için Türkiye’de Asyatik tarzda bir başkanlık, Asyatik diyorum, Türk modeli demiyorum. Asyatik tarzda bir başkanlık modeli Türk demokrasisinin ulaştığı düzey bakımından zaten doğru değil. Asya’yı olumsuzlaştırma anlamında demiyorum ama bazılarının zihninde bazı modellemeler olduğu için söylüyorum. Türk demokrasinin ulaştığı düzey, başkanlık sistemi de olsa, başbakanlık, parlamenter sistem de olsa zaten toplumsal çeşitlilik, şu ana kadar gelmiş olunan özgürlükler alanının genişlemesi, sivil toplum formasyonu otoriterleşmeye zaten izin vermez. Zaten cumhurbaşkanı da dahil Türkiye’de kimse bütün gücü elinde tutacak yetki peşinde koşamaz, koşmaz da. Niye koşsun?"

"Nasıl bir Türkiye özlüyoruz"

Başbakan Davutoğlu, "Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na verilen teklif epey eleştirilmişti. Aynı mı, belki onun etrafında mı oluşuyor’’ sorusu üzerine, o teklifin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun tıkandığı yerde gündeme gelen teklif olduğunu anımsattı.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şu olabilse... Bagajlarımızı atıp dört parti lideri oturup, seçim sonrasında inşallah olur. Kaç parti girecek, ne olacak bakacağız. Bizim geleceğimiz. Bagajlarımızı bir kenara koyalım, hep beraber. Nasıl bir Türkiye özlüyoruz. Birisinin bir sisteme kişisel olarak karşı çıkması aslında oraya gelemeyeceği korkusuyla olduğunda nezdimde kıymeti harbiyesi yok. Başkanlık sistemi olursa bizden hiçbir zaman başkan çıkmaz diye bakıyorsa biri, ben buna saygı duymam. Başkanlık sistemi olursa hep bizden çıkar diye savunalım diye buna da saygı duymam. Parlamenter sistemi öyle bir dizayn edelim ki başkası gelmesin, zaten askeri müdahaleler hep bunu yaptı. Öyle dizayn edelim ki bizim istediğimiz gibi adamlar gelsin.’’

"Yani Anayasa Uzlaşma Komisyonu ile aynı olmayacak" sorusunu ise Davutoğlu, şöyle cevapladı:

"Uzlaşma Komisyonundaki fikirlerimiz muhtevi olarak kalabilir. Bu anayasal bütünü içinde bir yer oturacak onunla çelişen bir unsuru varsa o gözden geçirilir. Şimdi kayda bağlanmış, hemen bir mimarisi oturmuş bir şeyi telaffuz etmek istemiyorum. Çünkü o mimariyi hep birlikte şekillendirmeliyiz. Türk modeli derken de Türk tecrübesi içinden, Türk demokrasi tecrübemiz içinden... Onun için Asya tipi, Amerikavari gibi ayrım değil, biz kendi tecrübelerimizden bunu üretebiliriz. Keşke 2007’de, keşke 2003’te, 2004’te demokratikleşme süreçlerinin ivme kazandığı dönemde hep beraber oturup parlamenter sistemini doğru yere oturtabilseydik, bugün herkes kendisini bu anlamda eleştiriye tabi tutmak durumunda."

"Her yer Trabzon’dur. Anadolu’nun her yerinde de bir Fenerbahçeli vardır’’

"Fenerbahçe takımının otobüsüne yönelik saldırıyla ilgili iki kişi gözaltına alınmıştı. Serbest bırakıldılar. Bu soruşturma ne kadar zor’’ sorusuna Davutoğlu, üst kurul toplantısında bulunduğu sıralarda gerçekleşen olayın hemen kendisine iletildiğini, bunun üzerine toplantıya ara vererek İçişleri Bakanı ve Vali ile görüşerek olayın üzerine gidilmesi talimatını verdiğini belirtti.

Çocukluğundan bu yana Fenerbahçe’yi desteklediğini paylaşan Başbakan Davutoğlu, "Bir Fenerbahçeli olarak da şu anda da milli takım da tüm takımlar da bizim takımlarımız. O anlamda bir ayrım için söylemiyorum ama bunu hemen derinden hissederek de olaya müdahil oldum. Hangi takım olsa da müdahil olurduk" dedi.

Tüm takımların zihinlerde güzel bir izinin olduğunu, takımların başarılarıyla sevindiklerini, bu anlamda bir fark gözetmediğini anlatan Davutoğlu, bu olayın kendilerini ilgilendiren iki boyutunun olduğunu söyledi.

Ahlaka ve centilmenliğe dayanan spor boyutunda bu değerlerin korunması gerektiğini dile getiren Davutoğlu, bu amaçla Gençlik ve Spor Bakanı’nı çağırdığını, kulüplerle de temasa geçildiğini anlattı.

Başbakan Davutoğlu, "Hükümet olarak ne yapılması gerekiyorsa elimizden geleni yapalım, Türkiye’de sportif centilmenliğe zarar gelmesin, kaygımız bu. İkinci bir kaygı ise adliye saldırısı ve arkasındaki şeylere baktığımızda acaba özellikle spor üzerinde bir gerilim yaratarak kaotik ortam oluşturmak isteyen unsurlar var mı? Çünkü o maçtan dönerken olayın olduğu yerde tespiti zor bir alanda saldırı söz konusu oluyor" ifadesini kullandı.

Otobüs şoförüne de cesur davranışı dolayısıyla teşekkür ederek tebrik ileten Davutoğlu, şoförün dirayetli tutumunun daha büyük bir olayı engellediğini dile getirdi. Olayı yakından takip edeceklerini söyleyen Davutoğlu, kulüplere son yaptıkları açıklamalar ve gösterdikleri dayanışma dolayısıyla teşekkür etti.

Bu haftayı "sporda şiddete karşı dayanışma haftası" gibi herkesin sahiplenmesi gerektiğini dile getiren Davutoğlu, ’’Fenerbahçeli, Trabzonsporlu taraftarlara da sesleniyorum. Hepiniz bizim taraftarımızsınız. Heryer Trabzon’dur. Anadolu’nun her yerinde de bir Fenerbahçeli vardır. Mesele, bunları karşı karşıya getirmek isteyenlere karşı hepimizin sportif ahlakı ve seçimlere giderken de spor üzerinden gerilim yaratma çabalarına karşı da tüm taraflarımızı birlikte davranmaya, sporda şiddete karşı ortak tutum sergilemeye davet ediyorum" diye konuştu.

Davutoğlu, "Kaos ortamı yaratma arzusu, isteği ciddi bir olasılık mı" sorusunu şöyle yanıtladı:

’’Devlet nedir diye sorsanız, öncelikle tedbir derim. İbn Bacce’nin önemli bir risale siyaset klasiği vardır siyaset felsefesinde. Tedbirdir devlet. Devlet binde bir ihtimali dahi düşünemezse devlet olma vasfını kaybeder. Biz tüm ihtimalleri gözetmek durumundayız. Ümit ederim o sportif centilmenliğe taraftarlarımız sahip çıkar. Fenerbahçe’ye geçmiş olsun diyorum. Tüm kulüpleri de omuz omuza vererek Türk futbolunu ve onuru, ahlakını da korumaya davet ediyorum."

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.