Yükleniyor...

‘Yargi Reformu Stratejisi’ hazirliyoruz

 

Başbakan Ahmet Davutoğlu, NTV kanalında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

"Balyoz mağdurları ile görüşmeyi düşünür müsünüz?" sorusuna Davutoğlu şöyle cevap verdi: "Ben her bir vatandaşımla, her yerde bir araya gelirim, konuşurum, dertlerini dinlerim. Bunun için bir davada mağdur olmak da gerekmez. Bizi savunup savunmaması da gerekmez. Böyle bir ayrım da gözetmem, her an bir araya gelip, oturup sohbet edebiliriz. Bunların bir kısmı da benim Harp Akademilerinden derslerimde bulunmuş birçok subay da olabilir. Ben o konuda hiçbir ayrım gözetmem. Ama hukuki süreç, devam eden bir süreç bitti ama tam temyiz ve diğer şeyler tamamlanmadığı için söylüyorum."

"Yargı sistemin tuzudur, kokuyu yok edecek odur"

Türkiye’de siyaset dışında güç kullanmak isteyenlerin, kontrol etmek istedikleri şeyin hukuk olduğunun altını çizen Davutoğlu, "Yani; ’yargıyı kontrol edelim onun üzerinden güç kullanalım’. Bugün bu paralel yapının yaptığı bir iştir. Ondan önce 28 Şubat’ta yargı mensuplarını Genelkurmaya çağırıp brifing verenlerin yaptığı iştir. Ondan önce 12 Eylül’de Anayasa profesörlerini Ankara’ya çağırıp ’şu anayasayı yazacaksınız’ diyenlerin yaptığı iştir. Ondan önce 27 Mayıs’ta ’sizi buraya getiren irade böyle işliyor’ deyip, Adnan Menderes’i idam sehpasına gönderen yargı mensuplarının yaptığı iştir" diye konuştu.  

Yargının sistemin tuzu olduğunu ifade eden Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Kokuyu yok edecek odur. Ama maalesef Türkiye’de şu veya bu kesim, şu veya bu gerekçeyle yargıyı denetim altına almaya çalıştı. Biz bu denetim ortadan kalksın diye, 2010 referandumuyla ’bir kişi bir oy sistemini’ getirdik HSYK’da, ki herkes bir şekilde sisteme dahil olsun. Anayasa Mahkemesi onu listeye çevirdiğinde, bu yapı bütünüyle listeyi kontrol altına aldı."

"Yeni ’Yargı Reformu Stratejisi’ hazırlıyoruz"

Yeni bir ’Yargı Reformu Stratejisi’ hazırladıklarını bildiren Davutoğlu, bu çalışmanın geçen hafta Bakanlar Kurulu’na sunulduğunu, önümüzdeki günlerde de kamuoyuyla paylaşacaklarını kaydetti. Bu çalışmaların bir kısmının, AK Parti Seçim Beyannamesinde de yer alacağını açıklayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Yargıyı mutlaka bu tür konjonktürel müdahalelerin dışında tutmak lazım. Ama bu şu anlama da gelmiyor; 12 yıl içinde ’AK Parti iktidarları süt liman, hiçbir darbe teşebbüsünün olmadığı bir yerden gelerek bugünlere geldi, bütün bunların arkası yoktur’ da diyemez kimse. Mağdurlar vardır. Gerçekten bu mağdurların kapsamı genişletilerek bir kumpasa dönüştürülerek mağdurları arttıranlar vardır. Burada bir dizayn var. Ama şunu da bilelim ki biz yaşadık son 12 yılı. Ben Başdanışman olarak yaşadım. Dışişleri Bakanı olarak, şimdi Başbakan olarak, Genelkurmay Başkanımızla son derece seviyeli bir ilişkimiz var. Ama unutmayın ki 27 Nisan e-muhtırasını da yaşadık, ona da muhatap olduk biz. Bu şu anlama da gelmiyor: Bunun bir kumpas olması, Türkiye’de asker-sivil ilişkisinin son 12 yılda da hiç sorunsuz yürüdüğü anlamına gelmiyor. Bazı unsurların tümüyle masum olduğu anlamına da gelmeyebilir, bunu ben yargılayacak değilim. Bu ilişkileri rayına oturtmak kolay olmadı. Şu anki komuta kademesinde, başta Genelkurmay Başkanımız olmak üzere bütün arkadaşlara bu anlamda ben hep takdirlerimi ifade ettim."  

"Yargının herhangi bir etkiden bağımsız olması lazım"

Başbakan Davutoğlu, 28 Şubat döneminde Milli Güvenlik Kurulu toplantılarındaki oturma düzenini kendisini çok zedelediğini vurgulayarak, "Bir tarafta askerler hesap soran makamda, bir tarafta siviller hesap veren makamda. Böyle bir oturma düzeni ne zaman değişti? 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün, hepimizin de konuştuğu biçimde... Ne güzel oldu şimdi. Herkesin hakettiği yere verilmesi. Herkes bulunduğu yerde oturuyor. Bir askerin yanında bir sivilin olması. Bu devletin uyuştuğunu gösteriyor. Ama biz ilk MGK toplantılarını da hatırlarız. Benim katılmadığım ama psikoloji olarak aktarılan, şimdi buraya geldi hepimizin gayretiyle" dedi.

Bundan bir daha geri dönüş olmayacağını dile getiren Davutoğlu, yargının önce hükümetten veya yürütmeden bağımsız olması gerektiğini ifade etti. Davutoğlu, "Ama herhangi bir başka etkiden de bağımsız olması lazım. Şu mezhepten ya da bu mezhepten, şu kökenden ya da bu kökenden, şu cemaatten ya da bu cemaat karşıtı olandan değil, gerçek yargı mensuplarından oluşması lazım" diye konuştu.  

"Anayasayı küçük küçük şeylerle yamadık"

Davutoğlu, HSYK seçimleri için anayasa değişikliliğinin söz konusu olup olmadığına yönelik bir soruya, "Anayasa söz konusu olduğunda artık eklektik düşünmemek lazım. Şimdiye kadar eklektik düşündüğümüz için Anayasa’yı küçük küçük şeylerle yamadık, bir sonuca varamadık. Baştan itibaren sistemin bütününü soğuk kanlı biçimde, ideolojik kutuplaşmaya varmadan  hep beraber oturup konuşalım seçim sonrasında. Ümit ederiz yeni Meclis, temsil kabiliyeti bu anlamda yüksek bir Meclis olur. Hep beraber ama önümüzdeki yüzyılın Türkiye’sini düşünerek davranmamız lazım. On günün, on ayın, on yılın Türkiye’sini değil. Bir kere yapalım Anayasa’yı, bir daha değiştirmek zorunda kalmayalım. Ümit ederiz bu güne ulaşırız" karşılığını verdi.  

"Genelkurmay Başkanımızla görüşüyoruz"

"Balyoz davası mağdurları için iktidarın bir telafi girişimi olabilir mi?" sorusu üzerine Davutoğlu, "Bu konuları değişik vesilelerle Genelkurmay Başkanımız ile konuşuyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içinde bir işleyişi ve hukuku var. O süreçler neyi gerektiriyorsa, normal olması gereken neyse o olur. Onun dışında bir talebin gündeme gelmemesi, o işleyişi bozmamak lazım. Ama dediğim gibi, nihai kertede bir mağduriyet söz konusu olduğunda da bunu taraflarla rahatlıkla konuşabilmek lazım. Bu komutanlarımızın  büyük bir kısmıyla Dışişleri Bakanı ve başdanışmanken de çalıştım. Çok kıymetli insanlar. Ama ola ki içlerinde bu tür anti demokratik süreçler içinde olmuş olanlar vardır. Bunları bizim şimdi değerlendirmekten çok, sivil-asker ilişkisinin bir daha zedelenmeyecek demokratik bir temele oturtulması önemli. Şu anda bu temele oturmuştur. Süreci bu anlamda doğru eksende yürütmek lazım" ifadelerini kullandı.

Üç dönem kuralına takılanlar

Başbakan Davutoğlu, soru üzerine, üç dönem kuralı nedeniyle aktif siyasetten ayrılacak olan Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Ali Babacan, Mehmet Ali Şahin gibi isimler için de şu değerlendirmeyi yaptı:

"Bir kere yanımızdan ayrılmıyorlar. Koltuklar yan yana durur. Ama kişiler esas ise, o koltukta olsalar da yan yanadır, olmasalar da yan yanadır. Nasıl ayrılabiliriz şimdi Ali Bey ile Bülent Bey ile aynı şekilde. Beşir Bey’le çok daha öncesinden, entelektüel üniversite hayatından da birbirimizi tanırız. Bu makamlara bağlı ilişkiler değil ki birbirimizden ayrılmış olalım. Ne ayrılırız, ne ben kendimi yalnız hissederim. Bütün vatandaşlarımızın da buna dikkat etmesini rica ederim. Üç dönemle ilgili ne senaryolar çizildi. Küskünler grubu oluşacak, kırılacaklar, geçen hafta içinde ’AK Parti’de kıyamet kopacak’ diye manşet atanlar oldu. Hiç kıyamet koptu mu? Bence bu üç dönemlik arkadaşlarımın hepsi,  bir ahlak abidesi sınavı verdiler, bir ahlak abidesi olarak Türk siyasetine geçtiler."

"Siyasi tarihimize altın harflerle geçtiler"

Parti listelerinde yer alamayan Anamuhalefet partisi milletvekili aday adaylarına değinen Davutoğlu, "CHP’de en ufak bir kaymanın nasıl fırtınalara yol açtığını, ne tür tweetler atıldığını, son iki gün içinde CHP’nin omurgasında durduğu zannedilen insanların bir anda nasıl savrulduklarını gördünüz" diye konuştu.

AK Parti içinde de böyle kırgınlıkların olabileceğini ancak olmadığını ifade eden Davutoğlu, olsa da bunu insani olarak doğal göreceğini söyledi. Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Olmaması, bu mayanın sağlamlığını gösterir. Buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Üç dönemi doldurup da bu görevi onurla devreden arkadaşlar, göreve devam edeceklerden daha fazla bence siyasi tarihimize geçtiler. Göreve devam edecek olanların başarı ya da başarısızlığını şu andan bilemiyoruz. Ama onların hepsi onurla görevlerini yapıp, siyasi tarihimize altın harflerle geçtiler. Ama tarihe mal olmadılar. Dört yıl sonra hepsi yeniden milletvekili adayı olabilirler. Şimdi biz, 22-23. Dönem’den milletvekili adayları yaptık. Bu dört yıl içinde de benim en fazla güvendiğim, en fazla akıllarına başvurduğum, zor dönemde ’acaba ne yapsak doğru olur’ diye soracağım akil insan anlamında en yakın dostlarım devam edecek. Bir mekanizmayla onları devam ettirebilir miyim, bu da olabilir. AK Parti Olağan Kongresi var. AK Parti Olağan Kongre’de MKYK, MYK içinde yer alırlar, başka mekanizmalar içinde devrede olurlar. Ama kesinlikle süreçten düşmeyecekler."

"Dışarıdan Bakanlık ihtimal dışı değil"

Başbakan Ahmet Davutoğlu, üç dönem kuralı nedeniyle milletvekili adayı gösterilmeyen isimlerin dışarıdan bakanlık ihtimaline ilişkin soru üzerine, "Dışarıdan Bakanlık bizzat benim de yaşadığım bir süreç, bunlar ihtimal dışı değil. Seçimler yapıldıktan sonra da bir veya iki istisna için bu olabilir, oldu geçmişte de. Kabinenin dokusu bir taraftan da yeni siyasete girmiş arkadaşlara veya siyasette şu ana kadar bulunan iki dönemlik arkadaşlarda çok kıymetli arkadaş var. Onların da önünü açmak lazım. Teşkilatlar da büyük bir yenilenmeye sebebiyet veriyor" dedi.

"Paralel yapı kapsamında devlet ne kadar büyük bir tehditle karşı karşıya ve milletvekili listesi hazırlarken paralel yapı tarafından eleme yaptınız mı" sorusu üzerine, eleme yapıldığını ama bunun, sadece paralel devlet yapılanmaları anlamında değil genel bir değerlendirme kapsamında olduğunu söyledi.

İnce eleyip, sık dokumaya gayret gösterdiklerini vurgulayan Davutoğlu, "Özellikle siyasi etik bakımından geçmiş performansı nedir, şahsi referansı nasıl, bağlantıları, irtibatları var mı yok mu. Bunları düşünmek bizim görevimiz. Nihayet biz milletten oy isterken, ben sadece kendi adıma ’beni seçeceksiniz’ diye oy isteyemem, listedeki 550 kişi için de oy isteyeceğim. Bu 550 kişinin her birinin yaptıkları bize yazacak" diye konuştu.

Gücün doğru alanda kalmadığında yozlaştırıcı bir etki yaptığını, askeri müdahalelerin de bu şekilde olduğunu dile getiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sivil toplumdan hareketle bürokrasiyi kontrol ederek devleti ele geçirme, devleti yönetme, yani millete uğramadan, milletin önüne gitmeden, demokrasi çarıklarını giyip halkın önüne çıkmadan, sistemi by-pass ederek, devleti şu veya bu yolla yönetme çabasının her biri, darbe teşebbüsüdür ve devlete karşı bir teşebbüstür.

Bu ister üniformalı şekilde 27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de olduğu gibi bir iç cuntalaşma yoluyla olsun, isterse dini ya da laik, şucu ya da bucu hangi yapı olursa olsun, dışarıda yapılanıp devlet içine organize bir şekilde girmişse, rasyonel bürokrasi tercihleri yerine irrasyonel taraftar tercihi yapmışsa, sonra bunu daha ileriye götürüp memur alımlarındaki sınavlarda soruları çalmışsa bu devleti ele geçirme operasyonudur, bunun adını koymak lazım."

"Bir kez devlet bu şekilde ele geçirildiğinde..."

Devleti ele geçirme operasyonu yapan kim olursa olsun ona karşı tedbir almanın, devleti yönetenlerin asli görevi olduğuna işaret eden Davutoğlu, devlet, bir kez bu şekilde ele geçirildiğinde, artık milletin iradesinin değil veya tartışılabilir bir iradenin otoritesinin değil tartışılmaz bir otoritenin ve yapının egemen olacağını söyledi.  Davutoğlu, "KCK yapısı da böyle. Seçilmiş belediye başkanı var ama yanında başka birisi, başka bir yapı adına, paralel bir şekilde onu yönetmeye çalışıyor. Bunu kim yaparsa yapsın devlet buna tedbir alır, alıyoruz da" dedi.

KPSS’deki usulsüzlük soruşturmasına ilişkin gerekli adımların atıldığını ve tedbirlerin alındığını kaydeden Başbakan Davutoğlu, bu konuda özellikle MGK kararından sonra görevlendirilmiş kişilerin olduğuna dikkati çekti.

Davutoğlu, "Açık söyleyeyim bu yapı veya başka bir yapı, benim önüme biri bir isim getirdiğinde, şu veya bu bakanlıkta, eğer hesap vermek durumunda olan ben ve arkadaşlarım dışında bir güç onda belirleyici olmuşsa onu saf dışı etmek bizim görevimizdir" diye konuştu.  

Bu anlamda çalışmaların bulunduğunu, özellikle yargı sürecinin hızlandığını belirten Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

"Dikkat ederseniz MGK kararında özellikle devlete sızmış illegal paralel yapılanmalar... Kim yaparsa yapsın devlet buna izin vermez. Çünkü işlenen suç, küçük suçlar değil yani şöyle bir şey değil ’Ya ne olmuş bir kopya çekilmiş.’ Hayır ben bir hoca olarak baktığımda, en büyük ahlaksızlık, eşit şartlarda sınava giren iki taraf arasında etnik mezhebi ya da ideolojik şekilde ayrım yapılmasıdır. Ben çocuklarım arasında nasıl ayrım yapmazsam, bu nasıl varoluşuma aykırı bir şeyse öğrenciler arasında hayat boyu hiçbir zaman ayrım yapmadım, bunu öğrencilerim de bilir" ifadesini kullandı.

"İnsanların kaderiyle oynuyorsunuz"

"KPSS sınavında yapılan ahlaksızlık kadar beni derinden etkileyen bir başka şey yok" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Sınava giren vatandaşlarım arasında, isterse bana ertesi gün suikast tertip edecek birisi olsa o sınava girmişse ve diğeri sınava girmişse ben önce o sınavın neticesini kabul ederim, eğer öyle biri suikast yapacaksa onun hukukunu ayrıca değerlendirip engellerim. Çünkü insanların kaderiyle oynuyorsunuz. Birisinin girmesi demek, diğerinin girmemesi demek. Ne hakkınız var buna? Siz kader yazıcı değilsiniz, bizim hiçbirimiz kader yazıcı değiliz. Kaderi yazan belli, inanıyorsanız ki biz inanıyoruz. Siz oturduğunuz yerden şu isimler şu bakanlığa girecek, dolayısıyla şu sorular şuna verilecek. Sonra o kişiler personel olacak, o personel üzerinden şu kişiler şuralarda yükseltilecek. Onların yükselebilmesi için de şu kişilerin itibarları zedelenecek, onlarla ilgili tapeler çıkarılacak. Bunu yapan birine çok da masum bir şey yapıyormuş gibi muamele edilemez. Onu kesmek sadece devlet görevi değil insani bir görevdir."

Davutoğlu, "Ali Demir sizi derin hayal kırıklığına uğrattı diyebilir miyiz" sorusu üzerine "Kim bu işe karışmışsa kim bu işe bulaşmışsa kardeşimiz olsa affetmeyeceğimiz bir durumdur" ifadesini kullandı.

Milletvekili adaylarının belirlenmesi konusunda parti üst kurulunun çalışmalarına ve koydukları ilkelere değinen Davutoğlu, "Hukukçu arkadaşlara tam olarak tanımlayın dedim, akrabalık ilişkileri nereye kadar olacak diye. Objektif bir kriteri uyguladık. Bu sadece milletvekillerinin birbiriyle akrabalıkları değil, belediye başkanlarının milletvekilleriyle akrabalıkları da içinde olmak üzere, parti yetkililerinin de birbiriyle akrabalıkları anlamında. Burada bir şey yapmaya çalıştık" diye konuştu.

Gücün bir grup insanın elinde deveran eden bir şey olmaması gerektiğini belirten Davutoğlu, "Güç, bir grup insanın elinde dolaşmamalı. Dolaştığı zaman, o grup bir müddet sonra o güçle enaniyete ve yozlaşmaya yönelir" dedi.

Başbakan Davutoğlu, "Güç ne kadar çok el değiştirirse, ne kadar çok insan o gücü kullanır ya da denetlerse o ortak akıl bu şeyi tanımlar. Yeni unsurların taze kan olarak girmesi, geleneği sürdüren eskimeyen unsurların da burada bulunması bizim siyasi kültürümüzün gücünü gösteriyor. Bu bakımdan AK Parti farklı bir çizgiden geliyor, farklı bir çizgiye doğru da gidiyor, olgunlaşarak gidiyor’’ diye konuştu.

Seçimden sonra partinin olağan kongresini yapacağını belirten Davutoğlu, yeni bir siyasi kadronun yenilenerek devreye girmesi, bunun bir kartopu şeklinde kendi geleceğini dokuması gerektiğini ifade etti.

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Geçmiş tecrübelere baktığınızda Adalet Partisi, ANAP kadrolarına, bir nesilden sonra kadro kendini üretemez hale geldi ve o nesil hep Refah Partisi kadrolarından... CHP zaten böyle, 1970’li yıllarda ben üniversiteye giderken CHP’de siyaset yapanlar hala siyaset yapmaya devam ediyorlar. Allah uzun ömür versin, yapsınlar bundan şikayetçi değiliz, onların vereceği karar ama siyasetin kendini, dokusunu yenilemesine de izin vermek lazım. Bu konuda bizde bir sıkıntı yaşanmaz."

"Bu ortak akıl, erdem hareketidir"

Başbakan Davutoğlu, "Seçimden sonra ekonomi yönetimi ne olacak, Ali Babacan’ın pozisyonu çok merak edilen bir konu" sorusuna, "Niye dış politika yönetimi demiyorsunuz, siyaset yönetimi, eğitim yönetimi..." karşılığını verdi. 

"Orada siz varsınız" değerlendirmesi üzerine ise Davutoğlu, şunları söyledi:

"Hayır, hayır. Bir ülkede bir yönetim olur. O yönetimi de başbakan temsil eder. Ali Bey’e benim saygım sonsuzdur, yaptığı katkıyı her zaman gündeme getiririm. Milli Eğitim Bakanı Nabi Bey’e saygım sonsuzdur. Ekonomi yönetimi diye ayrı bir yönetim yok. Eğitim yönetimi, dış politika yönetimi diye de bir ayrı yönetim yok. Ben Dışişleri Bakanı iken görevimi yapıyordum ama yönetim Sayın Başbakan Erdoğan’ın yönetimiydi. Başarı çizgisi aynı şekilde devam eder. Yarın ben de olmayacağım, başka birisi devam ettirecek. Eğer biz şuna güvenemezsek, bir çizgi içinde devam etmiyor, sanki otonom bölgeler ve yönetimler, hayır böyle bir şey söz konusu değil. Biz bir ekibiz."

Başbakan olarak yaptığı her açıklamada sağında ve solunda bakanları bulundurduğunu belirten Davutoğlu, "Paket ya da politika açıklamasında hiçbir yerde tek başıma kürsüde konuşmadım. Çünkü ben o ekibe dayanıyorum, onlarla birlikteyim. Öyle kaygılar yayıyorlar ki birileri ve onu da nereye bağlıyorlar. Giderek Derviş dönemiyle irtibatlandırma kendilerince. Çok ucuz bir akıl bu" diye konuştu.

Davutoğlu, son 12 yıl içinde yapılan her şeyin AK Parti’nin ortak aklının ürünü olduğunu ifade ederek, şöyle dedi:

"Ali Bey’in de bakan olsun olmasın mutlaka katkıda bulunacağı tek bir yönetim vardır. AK Parti’nin çizgisi de böyle bir çizgi. Kimsenin de ’Şöyle olursa kriz doğar, böyle olursa kriz doğmaz’ gibi bir yaklaşımı sergilememesi lazım. Bizim birçok bakanlığımızda geçmişte değişimler oldu ama çizgi sürekliliği devam etti. Bu konuda bütün tecrübeli bakan arkadaşlarım, Ali Bey, Bülent Bey, hepsinin katkısını alacağız. Bu ortak akıl hareketidir, ortak erdem hareketidir. Kimse şu veya bu isimler üzerinden bu ekip içinde bir farklılaşma olduğu kanaatini yaymamalıdır."

"Bu yapının bütün bağlantıları incelenecek"

"Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın şehit edilmesi olayında örgütün taşeron olduğu yönünde yaygın bir kanaat var. Eğer böyle bir yanı varsa bu konuda bağlantılara ulaşılabildi mi" sorusu üzerine Davutoğlu, soruşturmanın derinlemesine sürdüğünü, bazı bulguları paylaşmak için erken olduğunu belirtti.

Davutoğlu, "Seçimlere giderken ya da kritik aşamalarda hep bu tür suikastler bir şekilde gündeme gelmiştir. Danıştay saldırısını hatırlarsanız. Hrant Dink’e yönelik yapılan saldırı. Birçok kritik süreçler bu saldırılarla neredeyse tetiklenmeye çalışılmıştır. Bu anlamda bu örgüt bir taşeron örgüttür dediğiniz gibi’’ dedi.

Dünyada bu tür yöntemlerle iktidar değişiminin mümkün olmadığını ifade eden Davutoğlu, şunları kaydetti:

"1970’li yıllarda böyle hücre tipi örgütlenmelerle Marksist devrimler yapılabileceği kanaati yaygındı. Bazı Latin Amerika ülkelerinde de olabiliyordu, birçok yerde de. Dış bağlantılarla da yönetiliyordu bunlar ama şu anda dünyanın hiçbir yerinde mümkün değil bu. Mümkün olsa, meşru anlamına gelmiyor bu. Buna rağmen bu yapılar muhafaza ediliyorsa, koruyabiliyorlarsa mutlaka dış unsurlar bunların günü geldiğinde kullanabilecekleri bir araç olarak gördükleri için varlıklarını sürdürebiliyorlar. Yoksa Türkiye’de toplumsal tabanda bir karşılığı olduğu için değil. Bir dönem uykuya çekiliyorlar. Sonra ’Hadi uyanın’ dendiğinde, tam da seçime giderken şimdi olduğu gibi, bir anda hücreler uyanıyor ve bu saldırılar gerçekleşiyor. Dolayısıyla bu yapının bütün bağlantılarını, hepsini en derinine kadar inceleyip gereken her türlü tedbir alınacaktır."

"Varsa başka bir tedbir akıllarında, onu getirsinler"

Başbakan Davutoğlu, "Bu konuyla adliyelerde güvenlik meselesini tartışır olduk. Avukatlar bu konuda bazı itirazlarda bulundular. Avukatların sesi size ulaştı mı" sorusu üzerine, kolektif suçlu diye bir şeyin söz konusu olmadığını belirtti.

Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Birisi avukat kisvesiyle adliyeye girmişse, ’Bütün avukatlar potansiyel suçludur’ diye ne ben söyledim ne bir açıklama oldu ne de böyle bir yaklaşımımız var. Bir kere avukatlarımızın bu anlamda içlerinin rahat ve mesleki itibarları bakımından da kendilerinden emin olmaları lazım. Hepimizin yakını, benim yeğenim de avukattır, herkesin evinde bir avukat vardır. Avukatlarımız hukuk sisteminin en önemli unsurları, dolayısıyla burada avukatlarımıza dönük kim suç yapıştırmak isterse onun karşısında önce ben dururum ama şunu da göz önüne almalı, bütün avukatlarımız, şu makamda kendileri otursa, iki terörist, avukat kisvesiyle aranmadan girmişler ve bir savcımızı şehit etmişler. O savcımız şehit edilirken çok sayıda avukat da ölebilirdi. Canlı bomba da olabilirdi. Ne tedbir düşünürlerdi, arama dışında? Hem diyeceksiniz ki devlet savcısını, yargı mensubunu korusun. Peki nasıl koruyacağız? Gözüne bakıp muhtemel terörist diye ayrım yapma şansımız var mı? Tek şey aramak. Başka bir yöntem varsa onu söylesinler."

"Savcı şehit edilmemiş" gibi davranamayacaklarını vurgulayan Davutoğlu, "Bir tedbir almamız lazım. Giren herkes aranacak ki kimse avukat veya savcı cübbesi altında bir şey sokmasın. Nitekim başsavcının yaptığı düzenlemelerde, savcıların da aranması, bu anlamda bir ayrım olmaması bildiğim kadar prensip kararına varıldı. Havaalanlarına girerken avukatlarımız nasıl kontrol kapısından geçiyorlar ve hiçbir şey söylemiyorlarsa niye adliyeye girerken bu bir sıkıntı olsun? Herkesten anlayış bekliyoruz" ifadesini kullandı.

Bu olayın yaşanmasından sonra bir tedbir alınmaması ve üzerine 15 gün sonra bir cinayet işlenmesi halinde tedbir alınmamasının sebebinin kendilerine sorulacağını ifade eden Davutoğlu, "Varsa başka bir tedbir akıllarında onu getirsinler. Desinler ki, aramayın da başka bir yöntemle. Benim aklıma bir yöntem gelmiyor. Başka bir yöntemle denetleyin. Daha uzaktan insanların taşıdığı şeyleri keşfedecek bir aygıt geliştirilmedi. Aranacak. Burada bunu avukatlara karşı yapılmış bir eylem, tavır gibi sormamak lazım. Bize yardımcı olsunlar. Onların canları, güvenliği için bunları yapıyoruz. Başka bir yöntem derlerse de dinlemeye hazırız" diye konuştu.

Bütün bu kritik, stratejik kurumlarda güvenlik anlamında tedbirler alınması gerektiğini belirten Davutoğlu, adliyelerde güvenlik konusundaki aksamaların denetleneceğini, bu kurumlarda özel güvenlik yerine nasıl bir tedbir alınabileceğinin de düşünüleceğini söyledi. Davutoğlu, "Bu da özel güvenlikte çalışan on binlerce, binlerce vatandaşımızın mağdur edileceği anlamına gelmiyor ama biz bir tedbir düşünmek durumundayız" dedi.

Başbakan Davutoğlu, "İskandinavya’da da olsanız, etrafında terör olmasa da Brevik, terörist yine aynı cinayeti işledi. Bizim bu konuda avukatlardan isteğimiz, talebimiz, bunu bir ideolojik tartışmaya, çatışmaya dönüştürmemeleri. Karşılıklı uzlaşı, anlayış içinde ortak güvenliğimiz, düzenimiz için ne yapılması gerekiyorsa, birlikte yapalım" diye konuştu.

"İşte sorumsuz siyasetçinin yapacağı budur"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekonomi ve sosyal politikalar ağırlıklı bir temayla seçimlere odaklanarak, emeklilere ekstra maaş vaatlerinde bulunduğunun hatırlatılması üzerine Davutoğlu, seçimlere giderken iktidar ve muhalefet partileri için iki tuzak bulunduğunu, Kılıçdaroğlu’nun "Nasıl olsa iktidarda değilim, yarın da olacağım belli değil. Bol keseden vaat edeyim" diyerek bu tuzağa düştüğünü söyledi. 

İktidar partileri için de seçim ekonomisi ve popülist ekonomi politikalarının bir tuzak olduğunu dile getiren Davutoğlu, AK Parti’nin hiçbir seçimde bütçeyi göz ardı etmediğini, uygulamalarında bütçe disiplinine önem verdiğini anlattı. Emeklilere yapılan 100 liralık seyyanen zammın çok ciddi rakamlar oluşturduğuna dikkati çeken Davutoğlu, "Çünkü emeklilerimiz çok geniş bir kesim, 11 milyon emekli var Türkiye’de. Yaptığımız en ufak seyyanen zammın getireceği olağanüstü şeyler oluyor, 1 milyarı buluyor, milyarlarla ifade edilen rakamlar ama biz bütçe dengeleri neyi gerektiriyorsa onu yaptık. 8 Haziran’da da bu görevi sürdüreceğiz, onu bildiğiniz zaman bütçe dengelerini rahatsız edecek bir adım atmazsınız" dedi.

Kılıçdaroğlu’nun iktidara gelme ümidi zayıf olduğu için kesenin ağzını açtığını, bol keseden vaatlerde bulunduğunu belirten Başbakan Davutoğlu, "Sanki kesenin başında o oturuyormuş gibi, hesabını o verecekmiş gibi, bol keseden vaatlerde bulunuyor. Keseyi bollaştıran biziz de kullanmaya kalkan o. 90’lı yıllarda ’iki anahtar vereceğiz’ dendi, biz hala o iki anahtar sebebiyle, o gün verilen vaatlerin sosyal güvenlik sistemine yaptığı yüklerin bedelini ödüyoruz. Kılıçdaroğlu, bu tuzağa düştü. İktidara gelirsem ’nasıl olsa AK Parti hazineyi doldurdu, Merkez Bankası rezervleri var, ekonomi iyi, 4 yıl içinde bunu halka dağıtırım’ diye düşünüyor. Halka dağıtsa neyse de belli hortumlar, haksız şekilde kullanırım, birilerini memnun ederim, sonrasına bakarız... İşte sorumsuz siyasetçinin yapacağı budur" değerlendirmesinde bulundu.

"Bizi tedirgin eden bir anket yok"

Başbakan Davutoğlu, öğretmen atamasına ilişkin soruya, "Kadroları yeni aldık, 15 bin atamayı ocak ayında yaptık, şimdi de yaz aylarında yapacağız" dedi. 

Seçimden sonra balkon konuşması yapıp yapmayacağına dair soru üzerine Davutoğlu, "Ben irticalen konuştuğum için her konuşmayı kafamda demlerim. Demlenme doğal serisi içinde olur, o gün yaklaştığında onu da demleriz inşallah. Bir hitap gerekir inşallah. İnşallah güzel, hayırlı netice hasıl olur da güzel bir hitapta bulunuruz" diye konuştu.

Davutoğlu, ekonomik anlamda Türkiye’yi düşük gelir grubundan bir üst sınıfa çıkaran iktidarın AK Parti iktidarı olduğunu vurgulayarak, iş adamlarıyla buluşmasında 81 vilayetten yeni organize sanayi bölgesi taleplerinin geldiğini, bunun ekonomik bir canlanmanın işareti olduğunu kaydetti. 

Yatırım ve istihdama yönelik açıklanan paketlerin çok büyük ilgi gördüğünü ifade eden Başbakan Davutoğlu, seçimden sonra ilk olarak mesleki eğitim konusunda yeniden yapılanmaya gidileceğini, iş dünyasıyla ortak hareket ederek ara elemanları nitelikli insan gücüne dönüştürecek reformlar yapılacağını bildirdi. 

Davutoğlu, "Üniversite eğitimi bağlamında da Ar-Ge ve yoğun teknolojiye dönük niteliksel sıçrama yapmamız lazım. Bunu yapmanın planlamaları içindeyiz. Seçim beyannamemizde ekonomideki yeni unsurlar bunlar olacak" dedi.

Başbakan Davutoğlu, Savcı Sayan’ın AK Parti’den aday olmasına ilişkin soru üzerine de şöyle konuştu:

"Savcı Bey’i tanıyorum. Şahsen de tanıyorum, televizyon programlarındaki performansıyla da tanıyorum. Hiçbir adayı tek başına değerlendirmedik. Çok geniş bir profil içinde bütün kadroyu, 550 kişiyi birlikte düşünerek kararları aldık. Savcı Bey de İzmir gibi önemli bir ilde, biz İzmir’de 7’yi çıkartacağız diye iddialı giriyoruz. Hiçbir ilde minimum ya da maksimum sınırlar koymadık. Savcı Bey’in katkısıyla biz İzmir’de 7’yi alırız. Onun dinamizmini orada görme ümidiyle bu şekilde düşündük, biz İzmir’de ikinci bölgede 7’yi alırız. Kılıçdaroğlu’nun karşısında en önemli güç, siyasi figür olarak da Savcı Bey’in performansına güvenimiz tam."

Seçim anketlerinden AK Parti için endişe duyulacak bir sonuç olup olmadığı sorusu üzerine Davutoğlu, "Kendinizle barışık olmanız, siyasetinizle barışık olmanız, halkla barışık olmanız önemli. Anketler daha değişir ama genellikle bizim bütün seçimlerde gördüğümüz anketlerin tempo arttıkça bizim lehimize değişme ihtimalinin daha yüksek olduğu. Bu anlamda bizi tedirgin eden bir anket yok ama öyle de olsa böyle de olsa bizim vazifemiz en doğru olanı gücümüzün yettiğince yapmak, sonrası da tevekkeltu alallah" diye konuştu.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.