Cumhurbaskani Erdogan’in 1526 Muvazzaf Astsubay Adayinin Mezuniyet Töreni’nde yaptigi konusmasi
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kıymetli mensupları, Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun değerli yöneticileri ve öğrencileri, mezun olacak astsubaylarımızın kıymetli aileleri, hanımefendiler, beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum.
Bugün 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yeniden yapılandırılan Kara Astsubay Meslek Yüksekokulumuzun ilk mezunlarını veriyoruz. Bilindiği gibi 15 Temmuz darbe girişiminin ardından hızlı bir yeniden yapılandırma süreciyle tüm askeri okulları Milli Savunma Üniversitemizin bünyesinde biraraya getirmiştik. Kara, Deniz, Hava harp okullarımız, Kara, Deniz, Hava ve Bando Astsubay meslek yüksekokullarımızı, 10 ayrı enstitümüzü bünyesinde toplayan Milli Savunma Üniversitemizi 31 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçirmiştik. Esasen tüm askeri okulların aynı çatı altında toplanması düşüncesi eskiden beri vardı. Çeşitli sebeplerle bir türlü hayata geçirilemeyen bu reformu 15 Temmuz’un ardından süratle gerçekleştirerek ülkemiz askeri eğitim-öğretiminde yeni bir dönemi başlattık.
Darbe girişimi sebebiyle tamamı boşaltılan okullarımıza ara sınıflara öğrenci alınarak sistemin kesintisiz devamı sağlandı. Bu yıl da hazırlık sınıfına ve ilk sınıflara öğrenci alımıyla yeni sistem tam manasıyla işler hale getirildi. Okullarımızın müfredatı, ülkemizin ihtiyacı olan kaliteli ve kabiliyetli subay-astsubay yetiştirilmesini sağlayacak şekilde baştan sona yenilendi. Sayın Rektörümüzü ve ekibini kısa sürede elde ettikleri bu başarı için tebrik ediyorum.
Ekim ayında Özel Kuvvetlerde görev yapacak 155 teğmenimizi ve 168 astsubayımızı mezun etmiştik. Perşembe günü Ankara’da 855 teğmenimizin mezuniyet sevincini paylaştık. Bugün ise 1518 astsubayımızın mezuniyeti vesilesiyle sizlerle biraradayız. Yeni bir anlayışla ele aldığımız kurmaylık eğitimini de 23 Ekim’de başlattık.
15 Temmuz darbe girişimi öncesi askeri okullarımızda 10 bin 328 öğrencimiz eğitim görüyordu, şu anda askeri okullarımızda eğitim-öğretim gören öğrenci sayısı 10348’dir. Dolayısıyla hiçbir boşluğa ve zafiyete mahal vermeyecek şekilde bu reform süreci başarıyla tamamlanmıştır. Elbette bu önemli değişimi gerçekleştirirken çeşitli engellerle karşılaştık, ama kararlı tutumumuzla hepsinin de üstesinden geldik. İnşallah bundan sonra değerli Rektörümüz ve üniversite yönetimimizle birlikte aynı doğrultuda çok daha güçlü bir şekilde yolumuza devam edeceğiz.
Bugün mezun olup Türk Silahlı Kuvvetlerimiz saflarına katılan astsubaylarımızın her birini ayrı ayrı tebrik ediyor, alınlarından öpüyor, görev yerlerinde başarılar diliyorum.
Astsubaylarımızın ailelerini ülkemize böyle kahramanlar yetiştirdikleri için özellikle tebrik ediyorum.
Okulumuzun eğitim-öğretim kadrosunu da astsubaylarımızın yetiştirilmesinde verdikleri emekler için tebrik ediyorum.
Değerli misafirler, biz her fırsatta binlerce yıla sari medeniyet birikimimize, devlet geleneğimize ve kültürümüze atıfta bulunarak maziden atiye bir köprü kurmaya çalışıyoruz. Geçmişini bilmeyenin geleceğini göremeyeceği inancıyla ecdadımıza, tarihimize, kültürümüze sahip çıkıyoruz.
Şu anda mezuniyet töreninde biraraya geldiğimiz Astsubay Okulumuzun geçmişine şöyle bir baktığımızda karşımıza çıkan manzara dahi tek başına bu hassasiyetimizi teyit etmeye yetecektir. İnşallah bir başka mezuniyet töreninde bu alanı da böyle görmeyeceksiniz. İnşallah kapalı tribünleriyle, tartan pistiyle çok daha farklı bir burada tören alanı göreceksiniz.
1909 yılında astsubay okullarının ilk nüvesi olan küçük zabit mektepleri açılmasına karar verildiğinde, 7 bölgede faaliyet gösterilmesi kararlaştırılmıştı. Bu bölgeler; İstanbul, Konya, Selanik, Erzincan, Halep, Bağdat ve Yemen’di. Dikkat ederseniz sadece 1 asır öncesinden bahsediyor olmamıza rağmen bu 7 bölgenin 4’ünün bugünkü sınırlarımızın dışında kaldığını görürsünüz. Şimdi biz bu tarihi hakikatleri bilmezsek, Suriye politikamızı, Irak politikamızı, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya politikamızı nasıl oluşturabiliriz? Bu coğrafyaların hiçbiri bizim için yerlerden bir yer değildir, hepsi de canımızdan bir parçadır. İnsan vücudunun hangi organı zarar gördüğünde tepki göstermeden durabilir. Bölgemizde yaşanan hadiseler sebebiyle birilerinin çıkarları güçleniyor veya zayıflıyor olabilir, ama bizim canımız yanıyor. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’in ifadesiyle, Misak-ı Milli’yi bir kenara atabilir misiniz, soruyorum sizlere. Orada bizim şehitlerimizin kanı var, canı var. Öyleyse bizim de hem aklımız, hem ruhumuz var; bunu unutmayalım.
Daha dün bu astsubay okulumuzun bir benzerini kurmaya çalıştığımız yerler harap olurken, orada yaşayan kardeşlerimiz zulüm görürken biz onlara nasıl sırtımızı dönüp kendi işimize bakabiliriz? Fırat Kalkanı Harekâtının ne olduğunu acaba anlayabiliyor muyuz? Ve şu anda 2 bin kilometrekarelik alanda niye olduğumuzu anlayabiliyor muyuz? Evet, bizim oralara yönelik hassasiyetimizin altında işte bu tarihi gerçekler yatıyor. Elbette diplomasimizle, insani yardımlarımızla ve elbette gerektiği yerde askeri gücümüzle kardeşlerimize destek olacağız. Bir kardeşin bir kardeşe yardım etmesinden daha doğal ne olabilir? Tabii ki her iş bizim gönlümüzün istediği şekilde yürümüyor. Bu durumda da işin oluru neyse ona bakıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Soçi’de düzenlenen zirve, Suriye konusunda işte bu anlayışla insani trajedileri önlemeye ve bölgenin geleceğini mümkün olan en adil şartlarda oluşturmaya yönelik çabaların bir ürünüdür. Bir terör örgütü eliyle ve bu örgüt bahane edilerek yerle yeksan edilen medeniyetimizin kadim şehirlerindeki yıkımları durdurmak, oluk oluk akan Müslüman kanını engellemek için elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur. İşte buyurun, dün Cuma namazında Mısır’da DEAŞ terör örgütünün namazda yaptığı katliam. 250’yi aşkın Müslüman orada şehit edildi. Bunlara nasıl Müslüman deriz ya, bunlar katil, bunların İslam’la yakından uzaktan alakası yok; bu gerçekleri bilmemiz lazım. Ve işte bütün bu bölgede yeni terör oluşumlarının ortaya çıkmasını engellemek için de biz bu hamleleri yapmak mecburiyetindeyiz. Bizden gözümüzün içine bakıla bakıla 911 kilometre Suriye sınırı, 350 kilometre Irak sınırı boyunca bir terör koridoru oluşturulurken kenara çekilip beklememizi isteyenler olabilir. Onların ne istedikleri değil bizim ülke ve millet olarak ne istediğimiz önemlidir. Bunlarla ilgili kararı birileri bizim adımıza veremez. Bu kararı biz veririz. Onun için de bu kararı biz tüm üst yönetici kadrolarımızla, komuta kadrolarımızla oturuyoruz, değerlendiriyoruz ve adımlarımızı da buna göre atıyoruz.
Türkiye, Soçi Zirvesi başta olmak üzere bölgeyle ilgili tasarruflarını işte bu anlayışla yürütmektedir. Maruz kaldığımız çok yönlü saldırıların bizi oyundan çıkartıp yedek kulübesine bile değil sahanın tamamen dışına atmaya matuf hamleler olduğunun farkındayız. Varsın onlar kendi hesaplarını yapsınlar, biz ülkemize güvenimizle, milletimizin desteğiyle, ordumuzun gücüyle bu oyunu kendimiz ve kardeşlerimiz için en hayırlı neticeye ulaştıracak şekilde yönlendirmekte kararlıyız. Çünkü biz şairin o güzel ifadesiyle şuna iman etmiş insanlarız:
“Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır.”
Evet, kaderin üzerindeki kadere teslim olan bir millet için asla yenilgi yoktur, asla yeis yoktur, asla ümitsizlik yoktur.
Bugünkü Türkiye’yi 15 yıl öncesinin, 20 yıl öncesinin Türkiye’siyle karıştıranlar eninde-sonunda bu gerçeği kabul edecek ve ona göre kendilerine çeki-düzen vereceklerdir.
Değerli misafirler; yaşadığımız her hadise bize bir kez daha gösteriyor ki Türkiye güçlüdür, güçlü olmaya mecburdur. Siyasette, diplomaside, uluslararası ilişkilerde güçlü olmak zorundayız. Geçmişte en çok kaybettiğimiz alanların bunlar olduğunu görüyoruz. Geçmişte bize hep savaş alanlarında kazanıp masa başında kaybeden bir ülke olduğumuz söylendi, bunun doğru olmadığını biliyoruz. Ama artık kimsenin aklına böyle bir ihtimali dahi getirmemesini sağlamakla da mükellefiz. Uluslararası siyasette güçlü olmanın yolu güçlü bir ekonomiye ve yüksek teknolojinin imkânlarıyla desteklenmiş güçlü bir orduya sahip olmaktan geçiyor.
Türkiye geçtiğimiz 15 yılda güçlü bir ekonomi yolunda çok büyük mesafe kat etti. Milli gelirimizi üç kat artırarak Cumhuriyetimizin tamamında yapılan eğitim, sağlık, ulaştırma, enerji, konut ve diğer altyapı yatırımlarından kat be kat fazlasını gerçekleştirerek ülkemizi önemli bir yere getirdik. Şimdi hedefimiz, Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmektir, Allah’ın izniyle bunu da başaracağız.
Ordumuz, bizim tarih boyunca gurur duyduğumuz en değerli, en kıymetli varlığımızdır. Yahya Kemal’in o güzel şiirini duyup da yüreği kıpır kıpır olmayan acaba var mıdır?
“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!”
Bin atlıyla dev gibi orduları yenen, buna inanan bir ecdadın mirasçısı olarak ordumuzu daima güçlü tutmak zorundayız.
Maalesef geçmişte darbe, cunta ve vesayet gölgesi sebebiyle ordumuz çok yıprandı. Ordumuz zaman zaman siyasi tartışmaların tarafı veya hedefi haline getirildi. Bu konuda ordumuzu yönetenlerin sorumluluğu yanında, onlara bu ortamı sağlayanların da ihmalini sorgulamamız gerekiyor. 15 Temmuz, ülkenin yöneticileri ve milletimiz dik durduğunda darbecilerin, cuntacıların ne kadar aciz, ne kadar çaresiz olabildiklerini gösteren en çarpıcı örnektir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni 40 yıllık ince ve sinsi bir planla ele geçirmeye çalışan ihanet şebekesini, milletimizle birlikte bir gecede hamdolsun başarısızlığa uğrattık. Bu neticeyi elde etmemizde FETÖ ihanet çetesine mensup olmayan subaylarımızın, askerlerimizin gösterdiği sağduyu ve ferasetin çok önemli rolü olduğunu biliyorum. Aynı şekilde polislerimizin, güvenlik güçlerimizin çok önemli rolü olduğunu biliyorum. Pek çok yerde şehadeti göze alıp darbecilere fiilen karşı koyarak ele geçirilen emir-komuta mekanizmalarından gelen talimatlara uymayarak darbecilere direnen tüm subaylarımıza, tüm askerlerimize buradan şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Ömer Halisdemir astsubayımız başta olmak üzere, Bülent Aydın astsubayımız aynı şekilde, bu mücadelede şehit olan tüm askerlerimize, tüm vatandaşlarımıza Rabbimden rahmet niyaz ediyorum, yerleri Cennet olsun inşallah. Yaralanıp gazilik sıfatına erişen tüm askerlerimize, tüm sivillerimize, vatandaşlarımıza sağlık ve esenlik diliyorum.
Değerli dostlar, uluslararası siyasette, ekonomide ve savunma sanayinde çok daha büyük hamleler yapmamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin potansiyeli öylesine büyük, hedefleri öylesine iddialı ki sadece mevcudu korumakla arzuladığımız yerlere gelemeyiz. Onun için her alanda kimin ne dediğine bakmaksızın sürekli ileriye doğru adımlar atacağız. Dünyanın en güçlü ekonomilerinden birine, dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olmadan bize durmak, dinlenmek yok. Ecdadımız ülkemizi bize dönemin en kudretli güçlerini yene yene, topraklarımızı kanıyla yoğura yoğura vatan olarak miras bıraktı. Biz de bu vatan topraklarını alın terimizle ve elbette gerektiğinde kanımızla yoğurarak torunlarımıza emanet edeceğiz.
Dünya, maalesef haklı olmanın tek başına yetmediği, hakkını alabilmek için güçlü olmamızın da gerektiği bir düzenle yönetiliyor. Orman kanunları sadece hiçbir otoritenin olmadığı ücra köşelerde değil güç zehirlenmesine uğramış kurumların, devletlerin bulunduğu yerlerde de geçerli olabiliyor. Mağdurların ve mazlumların gözyaşları, acıları, feryatları üzerinde kurulan zulüm düzenlerinin hiçbir zaman kalıcı olmadığını biliyoruz. Ancak her şey harap olduktan, insanlık bir daha kapatamayacağı yaralar aldıktan sonra gelen adaleti adalet olarak kabul etmek mümkün değildir.
Biz mağdurları ve mazlumları mümkünse hemen, değilse olabilecek en kısa sürede huzura, güvene, refaha kavuşturmanın mücadelesini veriyoruz. Bu mücadeleyi başarıya ulaştırabilmemiz için önce kendimizi sağlama almamız, güçlü bir şekilde ayakta kalmamız gerekiyor. Hani bir söz vardır, kendisi himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede. Evet, şayet dostlarımıza, kardeşlerimize, kalbini ve ellerini bize açmış herkese yardım edeceksek, evvela kendimizi derleyip toparlayacağız. Milletin birliğini, ülkesinin bütünlüğünü sağlayamayan bir devletin bırakın başkalarına, kendisine bile faydası olmaz. İşte çevremizde bunun pek çok örneğini görüyoruz. Bunun için bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Başka yolumuz, başka çaremiz yok. Türkiye’nin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine yönelik her saldırı, bu iklimi bozmaya yönelik her söz ister içeriden olsun ister dışarıdan her tutum, her adım doğrudan bizi can evimizden vurmayı hedefliyor demektir. Ha ülkemizin ortasına bir atom bombası atmışsınız, ha milletimizin birliğine, beraberliğine yönelik bir fitneyi ateşlemişsiniz; bizim gözümüzde ikisinin arasında fark yoktur. Bunun için biz sınırlarımızın güvenliğine, sınır ötesindeki çıkarlarımızın korunmasına ne kadar önem veriyorsak, birliğimize, beraberliğimize, işte şu anda içinde bulunduğumuz kardeşliğimize o kadar önem veriyoruz. Birileri ısrarla milletimizin içine fitne sokmanın gayreti içinde olabilir, geçmişte FETÖ’den PKK’ya pek çok örgüt diğer hain eylemlerin yanı sıra bu yöntemi de denedi. Hepsinin de foyası ortaya çıktı. Milletimizden ve devletimizden hak ettikleri şamarı yiyip yerlerine oturdular. Şimdi başka birileri farklı görünümler altında aynı misyonu üstlenmeye çalışıyor. İnşallah onlar da başarılı olamayacak.
Bugüne kadar bu milletle, bu milletin değerleriyle, bu milletin sinir uçlarıyla oynayıp da iflah olan kimse hatırlamıyorum. Milletimizin hangi kökenden, hangi meşrepten, hangi görüşten olursa olsun mutabık kaldığı bizim bir Rabia’mız olarak ifade ettiğimiz şu dört ilke geleceğimizin en büyük güvencesidir:
Tek millet.
Tek bayrak.
Tek vatan.
Tek devlet.
Biz 80 milyonuyla tek milletiz, bizi kimse ayıramayacak.
İki; rengi şehidimizin kanı, hilal bağımsızlığımızın ifadesi, yıldız her şehidimizin ta kendisi, var mı böyle bir bayrak? Tek bayrak, bizi paçavralar ilgilendirmiyor, kimse de bunlarla karşımıza çıkmasın.
Üç; 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Bu vatan toprakları üzerinde kimse operasyon düşünmesin, aklından böyle bir şey geçirmesin. İşte o zaman Tendürek’te F16 oluruz, Cudi’de F16 oluruz, Beslerderesi’nde F16 olur, bombalarla onların üzerine yağarız. Ne dedik? Tek terörist kalmayıncaya dek teröristlerle ve terörizmle mücadelemiz devam edecektir.
Ve dört, tek devlet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bir devlet asla kabul etmiyoruz, böyle bir şeyi aramıza kimse sokamaz. Ve bir meseleyi Türk milleti böylesine topyekûn sahiplenmişse, artık önünde kimse duramaz. Bu millet söz konusu vatanı, söz konusu ezanı ve bayrağı olduğu, özgürlüğüne kastedildiği zaman İstiklal Marşı’mızda ifade edildiği gibi, kükremiş sel gibi bendini çiğner aşar, dağları yırtar enginlere sığmaz olur.
Bu düşüncelerle sözlerimi bitirmeden önce dün Mısır’da DEAŞ terör örgütünce düzenlenen terör eyleminden duyduğumuz derin üzüntüyü tekrar ifade etmek istiyorum. Kalleş saldırıda şehit olan tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. Mübarek Cuma günü ibadetlerini yerine getiren kardeşlerimizi hedef alan bu kalleş saldırı DEAŞ terörünün insanlık dışı, İslam dışı yüzünü bir kez daha göstermiştir.
Türkiye kardeş Mısır halkının yanındadır, acısını paylaşmaktadır. Bir kez daha milletimizin Cumhurbaşkanı, Devletimizin Başı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanı olarak sizlere çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Yüksekokul Yönetimini ve ailelerimizi bir kez daha tebrik ediyorum.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.