Yükleniyor...

Cumhurbaskani Erdogan’in Antalya 6. Olagan Il Kongresi’nde yaptigi konusmanin tam metni

 

Antalya Olağan 6. İl Kongremizin teşkilatımız için, şehrimiz için, ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Antalya İl Teşkilatımızın tüm mensuplarına, kurulduğu günden bugüne kadar partimizin çatısı altında hizmet etmiş, ter dökmüş bütün kardeşlerime fedakârlıklarından ötürü şükranlarımı sunuyorum. Şüphesiz AK Parti’nin bugünlere gelmesinde onların çok büyük katkısı, emeği bulunuyor. Ayrıca bu kutlu çatı altında birlikte mücadele ettiğimiz, ancak daha sonra ahirete irtihal etmiş olan tüm dava kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Bu vesileyle bir kez daha vatanımız için, bağımsızlığımız için, milletimizin geleceği için canlarını feda eden tüm Antalyalı şehitlere Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Şehitlerimizin ailelerine sabr-ı cemil, gazilerimize Allah’tan sağlıklı uzun ömürler diliyorum. Onları Antalyalı Osman Yüksel Serdengeçti’nin şu ifadeleriyle yad ediyorum:

“Dedem kayıp olmuş Yemen çölünde

Amcam şehit oldu Urum elinde

Babamın ruhu Çanakkale’de

Beşikte bırakmış beni pederim

Elimde süngüm cenge giderim

Mübarek kaza, cenk, dövüş, sefer

Böyle buyurmuş Ulu Peygamber

Demiş ki: “Yurt için can veren erler

Mahşerde benimle beraber

Tanrının buyruğu buna ne derim

Elimde süngüm cenge giderim

Canlandı gözümde yeniden mazi

Ölürsem şehidim kalırsam gazi”

Evet, onlar terörle mücadeleden 15 Temmuz’a, El Bab’dan Afrin’e kadar sınırlarımızın içinde ve dışında kahramanlıklarıyla tarih yazdılar. Onlar tıpkı Çanakkale’yi yedi düvele dar eden ecdatları gibi devletlerimizin, devletimizin bekasına kast eden alçakları yurdumuza asla uğratmadılar. Şayet bugün minarelerimizden yükselen “Allahu ekber” nidaları gök kubbeyi süslüyorsa, bayrağımız yurdumuzun dört bir yanında gururla dalgalanıyorsa, bunda en büyük pay şehitlerimizdir. Bu topraklar Malazgirt’ten, 1071’den beri onca saldırıya, ihanete ve pusuya rağmen halen İslam’ın kalesiyse, bunu gözlerini kırpmadan şehit olan o cengâverlere borçluyuz.

Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın: Biz bugüne kadar beşer planında hiçbir gücün karşısında eğilmedik. Biz sadece ve sadece Allah’ın huzurunda rükûda ve secdede eğildik. Ve bundan sonra da eğilmeden istikamet üzere yolumuza devam edeceğiz.

780 bin kilometrekarenin her bir karışında huzur ve emniyet içerisinde eğer hayatımızı devam ettirebiliyorsak bunu önce Allah’a, sonra şehitlerimizin fedakârlığına borçluyuz. Rabbim hepsinden razı olsun. Yüce Mevla şehitlerimizi Sevgili Peygamberimize komşu eylesin.

Değerli kardeşlerim; Antalya’yı 5 Mart Pazartesi günü idrak ettiği fethinin 811. yılı hasebiyle ayrıca tebrik ediyorum. Sekiz asır önce bu toprakları İslam’la müşerref kılan Selçuklu Sultanı I. Gıyasettin Keyhüsrev’i ve onun kahraman askerlerini de minnetle, şükranla anıyorum.

Antalya, asırlardır yetiştirdiği alimler, kadılar, hocalar ve devlet adamlarıyla medeniyetimizin en önemli karargâhlarından biri olmuştur. Elmalılı Hamdi Yazır, Ahmet Hamdi Akseki, Seyit Cemalettin Hazretleri, Ahi Yusuf, Şeyh Sinan, Şengül Dede gibi birçok ilim ve gönül erbabı bu toprakları ilim, hikmet ve aşkla yoğurmuştur. Ben hepsine Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Antalya’nın aynı geleneği bugün de sürdürdüğünü görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Nasıl kökleriyle bağı kopan bir ağacın ayakta kalması mümkün değilse, medeniyet değerleriyle bağı zayıflayan bir milletin de varlığını sürdürmesi mümkün değildir. Din, ilim, ahlak ve adalet bizi millet olarak ayakta tutan taşıyıcı sütunlardır.

Bu millet asırlar boyu İlahi Kerimetullahı ve bunun sancaktarlığını yapmış bir millettir. Bu millet Efendimize hürmeten ordusuna Muhammed dememiş, Mehmetçik ismini verecek kadar Peygamber aşığı bir millettir. Niye Muhammed demedi? Olur ya orada Muhammed’e, Sevgili Peygamberimize yakışmayacak bir harekette bulunur diye Muhammed ismini kullanmamış.

Biz üç kıta yedi iklimde cenk meydanlarını Allah Allah nidalarıyla inletmiş bir ecdadın torunlarıyız. Biz Kudüs’e, Mekke’ye, Medine’ye hizmetkârlık yapmayı en büyük paye gören, en büyük şeref kabul eden bir milletin mensuplarıyız. Bu karakterimizle de daima iftihar ediyoruz. Bizi biz yapan, Türk milletini yüzyıllardır dimdik ayakta tutan asıl hasletlerin bunlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Nasıl biz bu gücümüzün farkındaysak, elbette hasımlarımız da bunun farkında. Biz nasıl hayat pınarlarımızı korumanın mücadelesini veriyorsak, onlar da bu pınarları kurutmanın çabası içindedir.

Son iki asırdır Türk milletinin can damarlarını kesmek için içeriden ve dışarıdan nasıl bir kampanya yürütüldüğünü sizler de gayet iyi biliyorsunuz. Türkleri savaş meydanında değil asıl tarihte yenmek gerektiğini söyleyenler doğrudan milletimizin değerlerine saldırmışlardır.

Senelerce ülkemizde belli kesimlerin ağızlarını her açışlarında din terakkiye, yani ilerlemeye manidir demeleri boşuna değildir. Osmanlı’nın gerilemesinin nedeni olarak başka unsurlar değil sadece ve sadece milletimizin inancının, itikadının mensubu olduğu medeniyetin gösterilmesi de sebepsiz değildir. Tek parti döneminde camilerimizin, mihraplarımızın öksüz, minarelerinin ezansız bırakılmasının nedeni de budur. Ne diyorlardı, bakın bu çok önemli, dikkat edin; “Ne mucize, ne efsun, ne örümcek, ne yosun, Çankaya yeter bize, Kâbe Arap’ın olsun.” Gençler, bu ülke bu tür putperestlerle doluydu. İşte bu mısralarla sembolleşen o karanlık zihniyet tüm çabalarına rağmen milletimizin dirayeti sayesinde başarılı olamamıştır. Bunların haşa bir sürü abuk sabuk ifadeyle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal’i istismar etme gayretleri de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. “Hakk Dini Kur’an Dili” tarzı abidevi eserler ortaya koyarak her düzeyde sorumluluk üstlenerek bu din ve millet düşmanlarının heveslerini kursaklarında bırakan Elmalılı Hamdi Yazır ve Ahmet Hamdi Akseki gibi alimlerimizden Allah razı olsun. Ecdadımızın mirasını yaşatmanın mücadelesini veren dava adamları çile çekmişler, bedel ödemişler, baskı görmüşler. Ancak milletimizin hayat pınarlarının kurutulmasına müsaade etmemişlerdir. Milletimiz de hamdolsun hiçbir zaman özüne, ruhuna ve karakterine yabancı ideolojilerin peşine düşmemiştir. Bir dönem Antalya’da yapılmaya çalışıldığı gibi, hatırlayın, hani Menderes Beyden önce oldu ya, bira festivalleri, hatırlıyorsunuz değil mi? Ve bu bira festivallerinden bir tanesinde de bir genç yavrumuz öldü hatırlıyorsunuz değil mi, iki genç yavrumuz öldü hatırlıyorsunuz değil mi? Şu anda bunu çatısı altında barındıranlar bunların hesabını sordular mı? Ölüleri yakma projelerine, başörtüsü düşmanlığına rağmen insanımız asla milli ve manevi değerlerinden taviz vermemiştir. Ve ne yaptı Antalya? Tekrar aslına rücu etti, mesele bu. FETÖ gibi ihanet çetelerini de devreye soksalar, Müslüman mahallesinde salyangoz satma girişimleri bugüne kadar hep başarısız olmuştur, bundan sonra da başarısız olacaktır. Türkleri İslamsızlaştırma projeleri hamdolsun insanımızın basireti, alimlerimizin gayretleriyle her seferinde akamete uğratılmıştır. Arif Nihat Asya’nın şu Dua’sı Allah’a şükür karşılıksız kalmamıştır:

“Biz, kısık sesleriz... Minareleri,

Sen, ezansız bırakma, Allah’ım!

Ya çağır şurada bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma, Allah’ım!

Mahyasızdır minareler... Göğü de

Kehkeşansız bırakma Allah’ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma, Allah’ım!

Bize güç ver... Cihâd meydanını,

Pehlivansız bırakma Allah’ım!”

Evet, bize düşen bu duaya milyon kere amin demektir.

Dün olduğu gibi bugün de ülkemizi ve milletimizi hedef alan oyunlar, senaryolar vardı. İşte onun için şimdi Afrin’deyiz değil mi? Evet, etkisiz hale getirilen teröristlerin sayısı, salona girerken sordum, 3213 oldu. Şimdi ordumuz muzaffer yürüyor, Yahya Kemal’in diliyle yürüyor. Ne diyor gençler, bunları iyi ezberleyin ha:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi

Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın

Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”

Evet, şu anda Mehmetçiğimiz Afrin’e yürüyor, Afrin’e girdi-giriyor. Bu niçin, zevk için mi, keyif için mi, toprakları işgal etmek için mi? Hayır hayır hayır. Sadece ve sadece ülkemize musallat olan bu teröristleri yok etmek için. Sonuna kadar, bunları son nefeslerine kadar kovalayacağız. Bizim milletimizin huzurunu kaçırmayacaklar. İster PKK, ister PYD, ister YPG, DEAŞ, ne olursa olsun bunları kovalayacağız ve bu topraklar huzur içinde insanca yaşamanın erdemine ulaşacaklar.

Şu anda 3,5 milyon mülteci bizim ülkemizde değil mi? Bizim böyle bir mecburiyetimiz mi vardı? Niye yapıyoruz bunu? Bizde vicdan var. Bizim dinimiz İslam bunu emrettiği için, sana sığınana kapını aç diyor ve biz de kapımızı açtık. Ve biz ensar kültürünü biliriz, biz muhacir kültürünü biliriz. Muhacir varsa, ensar vardır bizim kültürümüzde. Ve işte şimdi de bunun gereğini yerine getiriyoruz. Sevgililer Sevgilisi bunu yaşamadı mı? Yaşadı. İşte şimdi aynen bunu biz yaşıyoruz ve yaşatacağız.

Kardeşlerim, unutmayın er meydanında bileğimizi bükemeyenler, bizi madden ve manen esir alamayanlar köklerimize saldırmaya devam ediyor. 40 yıl boyunca sinsi bir yılan gibi milletimizin boynunda beslenen, din, hayır, hizmet, himmet gibi kavramları kullanarak devletimize ve toplum bünyemize sızan FETÖ bu saldırının en son örneğidir.

Ben tabii karıştırdım, Aksu’nun yanında mı olacağım, Serik’in yanında mı olacağım? Gelin şöyle yapalım: Ben de Antalya’nın yanındayım, anlaştık mı?

Sevgili kardeşlerim; El Kaide, DEAŞ gibi eli kanlı çeteler de aynı şekilde bu küresel projenin ürünleridir, araçlarıdır. Dikkat ederseniz bu örgütlerin hedefi sadece Müslümanlardır. Bu terör örgütlerinin saflarında savaşanlar neredeyse sadece Müslüman kanı dökmüşlerdir. Üstelik bir taraftan masum insanların kanını su gibi akıtırlarken, diğer taraftan da İslam düşmanlarına istismar edebilecekleri bolca malzeme vermişlerdir.

Bu örgütlerin bir başka gayesi de, buraya çok dikkat edin; sahih İslam anlayışıyla Müslümanlar arasındaki o muhkem bağı kopartmaktır. Dinimizi tahkir edenler ile dinimizin kavramlarını bu amaçla kullananlar aslında aynı plana hizmet ediyorlar. Biri timsahın alt çenesi, diğeri de üst çenesidir. Ancak her ikisinin de hedefi Müslümanlardır.

Asırlardır bizi ayakta tutan kadim değerlerimizdir. Biz bunların çalışma usullerini, niyetlerini, perdelemeye çalıştıkları emellerini çok iyi tanıyoruz. Zira bunların nereden, nasıl talimatlar aldıklarını da gayet iyi biliyoruz. Bunların cibilliyetini değil ciğerlerini de iyi okuruz. Bu millet dinine, imamına, itikadına çelik halatlarla bağlı bir millettir. Hiç kimsenin, hiçbir sinsi planın bu bağı kesmeye gücü yetmez. Bizler 40 yıllık siyasi hayatımız boyunca olduğu gibi bundan sonra da inancımızı ve değerlerimizi hedef alan bu saldırılarla ve onların gerisindeki çevrelerle mücadeleye devam edeceğiz.

Gençler, 15 Temmuz yaptık mı? F16’lara karşı durduk mu? Helikopterlere karşı durduk mu? Tanklara-toplara karşı durduk mu? 251 şehidimiz oldu, ama şimdi yüzbinler cezaevlerinin içinde. Kaçan kaçtı, ama kovalayacağız. 28 Şubat döneminde olduğu gibi, ne diyorlardı? Bin yıl artık bu iş bitti diyorlardı değil mi, ne oldu? Bunu diyenler nerede?

Değerli kardeşlerim, bizim bir inancımız var, o da şu: Gençler, bazı yanlış örnek büyütülerek, köpürtülerek milletimizin inancına saldırı vesilesi haline getirilmesine de biz göz yummayacağız. Bu mücadeleyi yürütürken aynı zamanda milletimizin gönül dünyasını mamur eden ehli tarikin, ehli ilmin, hikmet erlerinin zarar görmesine de kesinlikle izin vermeyeceğiz. Altını çizerek söylüyorum; Türkiye’de artık insanların inancından, itikadından, meşrebinden dolayı horlandığı günler geride kalmıştır. Bu ülkede vatandaşlarımızın kılık kıyafeti veya dış görünüşü sebebiyle baskı gördüğü dönemler de son bulmuştur. Rabbim bize imkân verdiği sürece hiç kimsenin o dönemleri horlatmasına da, buna zemin hazırlamasına da müsaade etmeyeceğiz. Çünkü bizim sorumluluğumuz 81 milyon vatandaşımızın tamamına karşıdır. Hepsinin yaşamı bizim teminatımız altındadır. Attığımız her adımda bu sorumlulukla hareket ediyoruz.

Sevgili Antalyalılar, çok değerli kardeşlerim; tıpkı iman gibi millete hizmet etmek de nasip işidir. Biz vatanımızı da, milletimizi de büyük bir tutkuyla seviyoruz. Biz makam, mevki, rütbe, paye düşkünü değiliz. Biz insanımıza sevdalıyız, biz milletimize, ülkemize aşığız. Biz vatanımızın her bir karış toprağına, onun üzerine kurulmuş olan şehirlerimize tutkuyla bağlıyız. Biz 81 vilayetimizin tamamına hizmet etmek, onları büyütmek, huzura, güvenliğe, refaha kavuşturmak, imar ve inşa etmek için yollardayız. Nasıl aşgınan çalışan yorulmazsa, biz de sizlere, Antalya’ya hizmet etmekten yorulmuyor, yüksünmüyoruz.

İşte bu anlayışla geçtiğimiz 15 yılda Antalya’ya 31 milyar, katrilyon liralık yatırım yaptık, 31 katrilyon. Bizden önce gelenler ne yaptı? Hikâye. Eğitimde 9 bin yeni derslik inşa ettik. 10207 yatak kapasiteli yükseköğrenim yurtları yaptık. Bu yıl Gazipaşa’da 500 kişilik, önümüzdeki üç yıl içinde de il genelinde toplamda 4 bin kişilik yükseköğrenim yurdunu daha Antalya’ya kazandıracağız.

Sporda 33 bin seyirci kapasiteli Antalya Stadyumu ile 10 bin seyirci kapasiteli kapalı spor salonunu gençlerimizin ve sporseverlerin hizmetine biz sunduk biz. Bundan önce burada CHP’nin belediyesi yok muydu? Niye böyle bir salon yapmadı? Stadı bile yaptırmıyordu, elinden gelse onu da yaptırmayacaktı, ama gücü yetmedi.

Sağlıkta 19’u hastane olmak üzere toplam 54 adet sağlık tesisini tamamladık. Finike Devlet Hastanesiyle beraber 4 adet sağlık tesisimizin inşası devam ediyor. Bin yataklı şehir hastanesi dahil toplam 39 sağlık kuruluşumuzla ilgili çalışmalar da sürüyor.

TOKİ aracılığıyla 3849 konutu hak sahiplerine teslim ettik.

2002 yılına kadar Antalya’ya 195 kilometre bölünmüş yol yapılmıştı, biz buna 15 yılda tam 409 kilometre daha ekleyerek Antalya’nın bölünmüş yol uzunluğunu 640 kilometreye çıkardık. İnşa ettiğimiz Aydın-Denizli Otoyolunu Afyon ve Antalya’ya kadar uzatacak projenin ihalesini bu yıl içinde yapıyoruz. Denizli-Burdur, Burdur-Antalya otoyollarının da proje çalışmaları devam ediyor. Geliyorum Antalya-Alanya otoyoluna; uzunluğu 155 kilometre olan bu projenin ön çalışmaları tamamlandı, inşallah en kısa sürede ihalesine ve inşasına başlanacak.

19 kilometre uzunluğunda ve 15 istasyona sahip olan Antalya Şehir Meydanı, Havalimanı, EXPO tramvay hattını tamamlayıp hizmete aldık. Antalya’yı yüksek hızlı tren ve hızlı tren hatlarıyla İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya ve ülkemizin dört bir yanına bağlıyoruz. Bununla ilgili projelerimizde son aşamasına gelindi. Antalya Havalimanını iç ve dış hatlar terminal binasını büyüterek yıllık –buraya dikkat- 35 milyon yolcu kapasitesine ulaştırdık. İkinci bir havalimanı olarak Gazipaşa Havalimanını Antalya’ya kazandırdık. Üçüncü havalimanı için de şu anda kolları sıvadık. 4 milyon yolcu kapasitesi ve 850 milyon lira yatırım bedeli olan Batı Antalya Havalimanını 2022 yılına kadar tamamlayıp hizmetinize sunmayı hedefliyoruz.

Kaş ve Alanya yat limanlarını hizmete açtık. Demre ve Gazipaşa Yat Limanlarının yapımı da sürüyor. Turizmimizin adeta başkenti olan Antalya için ayrıca Demre’de bir kruvaziyer limanı yapmayı da planlıyoruz.

2016 yılı Antalya turizmi için 15 Temmuz darbe girişimi bölgede yaşanan sıkıntılar gibi nedenlerle beklentilerin altında geçti. Hamdolsun 2017 yılında turist sayısı 2016’ya oranla yüzde 57’lik artışla 10,5 milyona çıktı. İnşallah Antalya için bu yılki turist hedefimiz 14 milyon, bunu yakalayacağız.

Demre Çağman Barajı ile Manavgat Çardak Barajının ihalelerini yaptık, inşallah yakında inşaatlarına başlıyoruz. Antalya’nın 2045 yılına kadar içme suyu ihtiyacını karşılamak için de ishale hattı inşa ediyoruz. Dim Barajından aldığımız suyu Alanya’ya ileterek oraya da memba kalitesinde içme suyu sağlayacağız.

Kardeşlerim; şüphesiz eser yapmak kadar bunların değerini, kıymetini bilmek de önemlidir. Antalya’ya kazandırdığımız prestij projemizden önde gelenlerinden biri de, 112 hektarlık arazi üzerine kurulan uluslararası EXPO-2016 Fuar Alanıydı. Yaklaşık 3 milyar lira, yani 3 katrilyon lira harcanarak tamamlanan bu projeyi şehrimizin tanıtımı ve ülkemizin uluslararası konumu açısından son derece önemli gördük. EXPO’ya aynı zamanda Antalya’nın turizm potansiyelini deniz-kum-güneş kısır döngüsünden de kurtaracak bir eser nazarıyla baktık. Her ne kadar hedeflerin çok gerisinde kalınmış olsa da yaklaşık 5 milyon kişinin ziyaret ettiği bu alanın Antalya’ya kazandırılmasını dahi bir kazanım olarak gördük. Fuar bittikten sonra da ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımızın bu projenin ürünlerinin yaşatılması hususunda gayret göstermeleri gerekiyordu. Bunun için gereken formüller üretilmeli ve fuarın bitmesini müteakip devreye alınmalıydı. Açık konuşmam gerekirse, şimdi yeni bir çalışmanın içerisindeyiz. Bu çalışmayla beraber ilgili Bakanlık ve Büyükşehir Belediyemiz müşterek bir çalışmayla bu adımı atacağız ve farklı işlev veya işlevler kazandırılmak suretiyle EXPO alanının inşallah Antalya’mıza ve ülkemize daha nice farklı hizmetler vermesini temin edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, buradan ben Ana Kademeye sesleneceğim, şöyle Ana Kademeyi bir göreyim: Ana Kademe bu kadar mı? Neredesiniz Ana Kademe? Vah vah vah. Şöyle Ana Kademe bir ayağa kalksın görelim bakalım. Kapı-kapı dolaşmaya, vatandaşlarımızın ellerini sıkmaya ve tüm bildiklerini bilmeyenlere anlatmaya hazır mısınız? Yok yok yok, bu Antalya’ya yakışan bir ses değil. Hazır mısınız? Böyle ya. Bak şimdi hanımlar sizi geçsin de görün.

Buyurun, şimdi Kadın Kollarını şöyle bir göreyim. Maşallah. Kadın Kolları; kapı-kapı dolaşmaya var mıyız? Antalyalı hanımların ellerini sıkarak gönüllerini gönüllerinizle birleştirmeye var mısınız? Sağ olasınız.

Şimdi geldik gençlere. Maşallah. Gençler; üniversitelerde, liselerde bütün arkadaşlarınızla gönüllerinizi birleştirmeye hazır mısınız? El ele, gönül gönüle vermeye hazır mısınız? Şimdiden gazanız mübarek olsun.

Durmak yok... Durmak yok... Durmak yok... Maşallah, Barekallah.

Bu düşüncelerle tekrar şurada, çok oturdunuz, yorgunsunuz biliyorum, ayağa kalkalım. Rabia’mız var biliyorsunuz.

Tek millet… Çok az oldu, yakıştı mı?

Tek millet; 81 milyon Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Yörük’üyle, Roman’ıyla, Arap’ıyla tek millet. Olmadı… Tek millet…

Tek bayrak. Bayrağımızın rengi ortada, hilal, yıldız malum.

Üç, tek vatan. 780 bin kilometrekareyle tek vatan.

Dört, tek devlet. Türkiye Cumhuriyeti’nden başka bizim devletimiz yok. Kim böyle bir sevdaya girerse inlerine gireriz. Cudi’de girdik, Gabar’da girdik, Beslerderesi’nde girdik, Kandil’de girdik, girmeye devam edeceğiz. İşte Cerablus’ta girdik, Afrin’de girdik, girmeye devam edeceğiz. Zira bu milletin huzurunu bozmaya kimse yeltenmesin.

Evet, hazır mısınız?

Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey Antalya’yı hatırlatıyor.

Günümüz kutlu olsun, kongremiz hayırlara vesile olsun inşallah.

Sağ olun, var olun.

join us icon
SEN DE ARAMIZA KATIL Gücümüze Güç Katalım.